Danyal Peygamber kabartması bulundu
Gündem
Danyal Peygamber kabartması bulundu
Konya'nın Doğanhisar ilçesinde bir inşaat sırasında bulunan Danyal Peygamber kabartmasının yer aldığı taş müzeye teslim edildi.
Yeni Şafak
Korona günleri
Korona günleri
Evvelde, yani sanatın sanat, zanaatın zanaat olduğu demlerde tekkelerde sufiyân, medreselerde talibân üç kuruş harçlık kazanmak’çün okkayla diviti ellerine alırlarmış da hat levhaları yahut dualar yazarlarmış ki onları cömert kimeslenere satalar.Ol dem, demlerin hası imiş ki bir kimesne dara düşecek olsa hemeninde sokağındaki tekkeye koşarmış da sufiyânın yazdığı bereket duasını alır imiş. Bir kimesnenin gönlü bunalsa sekine duası peşine düşer imiş. Bebesine beliğine nazar erişse nazar ayetleri yazılı levhalar alırmış da evceğizinin görünen yerine asar imiş.Şol esnaf olsa “Er rızku alâ’llAllah” yazdırıp da asarmış dükkânına. Şol âlim olsa “hikmet müminin yitiğidir, onu nerede görse alır” hadisini seçermiş aradan.Çün bilirmiş ki “dua da tedbire dâhildir.”Bir kez daha yazmıştım. Adına genel olarak “tekke işi” denilen böylesi eserlerin hastasıyım. O kusurlu güzellikleri beni benden alıyor her gördüğümde. Ve tabii nerede görsem sahibi olmaya çabalıyorum.Böyle iki tane “tekke işi” karşıma geçen yaz Ayvalık’ta çıktı. Güzel mi güzel bir antika esnafının anlattığına göre kadim Ayvalık’ta Müslüman evi pek azmış ama Müslüman evlerinden böyle tekke işleri çok çıkarmış.Şimdi ofisimde, masamın hemen yanında asılı bu tekke işlerinden birinde Hz. İdris (a.s.)’ın meşhur duası yazılı. Tabii ki yazan sufî yahut talebe kâğıdı altlı üstlü boş bırakmamış. Üzerine duanın ne amaçla okunması gerektiğini belirtmiş, altına da duanın hangi kanalla bize ulaştığını anlatmış. Şöyle yazmış duanın altına: “İdris aleyhisselamın duası. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular: Her ne niyet için okunursa kabul olur ve fena ahlaklı insanlara öğretmemelidir.”İkinci duanın açıklaması ise şöyle: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadis-i şerifinin aynı olan bir dua-ı şerifedir.”Korona günlerindeyiz ya. Çalışan arkadaşların tamamına izin vermiş bulunuyorum ya. Ofiste melül, mahzun, yalnız şekilde otururken bu ikinci duanın ne olduğuna bir bakayım istedim. Duanın son cümlesine meftun oldum: “Zehebe hemmi ve ğammi.”“Hem”, yani “üzüntü…” “Ğam”, yani “keder…”Efendimiz(sav)’in bu olağanüstü güzel duasının Türkçesi aşağı yukarı şöyle: “Allah’ım, ben senin kulunum. Bir erkek ve bir kadının oğluyum. Perçemim senin elindedir. Benim hakkımda senin hükmün geçerlidir. Benim hakkımda ne hüküm verirsen ver sen o hükümde âdilsin. Allah’ım kendini isimlendirdiğin veya kitabında indirdiğin veya yarattıklarından bir kimseye öğrettiğin veya kendi katında saklı tuttuğun bir ismin hürmetine Kur’ân’ı kalbimin neşesi ve baharı; göğsümün nuru; üzüntümün cilası; üzüntü ve kederimin gitmesinin sebebi kıl.”Bu iki dua ile hemhal olunca o inşirah geldi de iniverdi kalbime. Mahzunluğumu da, yalnızlığımı da, sebepsiz kaygılarımı da aldı götürdü. Bir sükûnet anına komşu oldum.Şöyle hissettim: “Tedbire sarıl ve duaya tutun. Çıkış orada. Kurtuluş orada. Sükûnet orada.”Şimdi, fevkalade rahatlamış bir kalbim var. Daha doğrusu bir kalbim var. Onu hatırladım.Ahval böyledir sevgili dostlar. Ahval böyledir.
Tarihte tekerrür eden şey nedir?
Yasin Aktay
Tarihte tekerrür eden şey nedir?
Kur’an’ı daha iyi anlama, hatta vahye ilk muhatap olanlar gibi, en doğru şekilde anlama arayışının götürdüğü duraklardan birisi onu ayetlerinin indiği sıraya göre okumak oluyor. Bu amaçla iniş sırasına göre mealler, tefsirler ayrı bir literatür oluşturmuş durumda. İzzet Derveze’nin Et-Tefsirü’l-Hadis: Nüzul Sırasına Göre Kur’an Tefsiri (Ekin Yayınları), Mehmet Ali Baltaşı’nın İlk Mesajlar’ı, Tuncer Namlı’nın Kur’an Aydınlığı: Kronolojik Kur’an Mesajı (Fecr Yayınları) isimli hepsi birbirinden değerli tefsir ve meallere ilaveten yakınlarda Mana Yayınları tarafından yayınlanan Muhammed Abid el Cabiri’nin “Fehmü’l Kur’an: Nüzul Sırasına Göre Tefsir”i, Kur’an’ı siyer eşliğinde anlama çabasının güzel örneklerinden.Kuşkusuz Peygamber Efendimiz’in siyerini anlamanın bir yolu olarak, Kur’an’ı iniş sırasına göre yeniden düşünmek çok anlamlı ve tarihsel olarak da en etkili ve en sağlam bilgiyi verdiği gibi Peygamber ve ashabının yaşadıklarıyla Kur’an arasındaki canlı diyalogu bugün yeniden hissedebilmek açısından çok değerli. Bu hem Kur’an’ı daha iyi anlamayı sağlıyor hem de onu bir insan hayatı içinde en ideal biçimde temsil eden Peygamber ve ashabının tecrübesini.Ancak bu okuma biçiminin verimliliği dahi Kur’an’ın neden indiği sıraya göre değil de elimizdeki mevcut hale göre tertip edildiği sorusunu daha fazla uyandırıyor. Üstelik en sahih olarak kabul edilen görüşe göre bu tertip de tevkifi, yani vahiy kaynaklıdır, rastgele veya Peygamber(s)’in bir içtihadı neticesi değildir.Böyle olduğuna göre nüzul sırasına göre okumakta ısrar etmenin bir anlamı olur mu? Elbette, nüzul sırasına göre okumayı veya o sırayı takip etmeyi yasaklayan hiçbir şey yok, üstelik siyerin ruhunu anlamak açısından böyle bir takibin faydaları tartışılmaz. Tabii bu, nüzul sırasına göre alternatif bir tertip ikame etmemek şartıyla. Öbür türlüsü yine vahyin sahibi tarafından yani yine bir vahiyle verilmiş bir kararı görmezden gelmek anlamına geliyor.Ancak nüzul sırasına göre okumanın ardındaki başka bir fikre değinmiştik. O da Kur’an etrafında bir Müslüman topluluğunun doğuş tecrübesini tekrar yaşama veya hissetme düşüncesi. O noktada durup şunu sorduk: Neyi tekrarlıyoruz, nasıl tekrarlıyoruz? Sünnete tabi olmak bir tekrar mıdır? Bir tecrübe aynı şekilde başkaları tarafından nasıl tekrarlanır?Tarihin bir tekerrür olduğu bir gerçek. Ancak bu tekerrürün bizim zihnimizdeki hikayeye uygun şekilde gerçekleştiğini vehmetmemek gerekiyor. Tarihte tekrar eden şey nedir? Ve sünnette tekrar ettiğini görebileceğimiz, dolayısıyla bizim de katılmamız gereken bu tekrar nedir?Esasen Kur’an ardı sıra bir çok peygamberin ve salih insanların kıssalarına değinir. Onların hepsinin çok farklı tecrübeleri, farklı şartları, farklı sorunları, tarihleri ve toplumsal ortamları var. Ancak hepsinde de ortak olarak tecrübe edilen, tekerrür eden bir boyuta dikkat çekiliyor. Hepsinin de tecrübesinde cahiliyeye karşı, kula kulluğa karşı bir mücadele var. Bu mücadelede yaşanan diyaloglar birbirine, tekerrür hissini verecek kadar benzer. Ama aynı zamanda tarihin her döneminde kula kulluk da insanın sürekli tekrarlayan bir eğilimi. Kula kulluğu doğuran cahiliye ve onun bütün nitelikleri tarihin ve dünyanın her yanında görülüyor. Onlara karşı verilen mücadele de bütün peygamberlerin mücadele tarihinde kendi kendini tekrarlıyor ama farklı biyografilerde ve farklı hayatlarda.O yüzden bugün Kur’an ayetlerinin nüzul sırası üzerinden anlamaya çalıştığımız Peygamberin hayatında Kur’an ayetlerinin sürekli önceki peygamberlerin çok farklı tarihlerdeki mücadelelerinden örnekler getirdiğini görüyoruz. Yeryüzünü gezip önceki kavimlerin neler yaşadıklarını ve başlarına nelerin gelmiş olduğunu bilerek kendi tecrübeleri için bir ibret almaya davet ediyor. Önceki kavimlerin, Hıristiyan, Yahudi veya müşriklerin yaptıkları hatalar, geçmişte kalmış, bir daha tekrarlamayacak davranışlar olarak zikredilmez. Aynı hataları tekrarlama ihtimali hiçbir zaman yok olmayacağı için anlatılır. Müslümanların Müslüman olmak dolayısıyla bir garantileri yok yani. Aynı hataları yapma istidadı herkeste vardır.İniş sırasına göre okumanın ardında Peygamberin tecrübesini bire-bir yaşama, tekrarlama, isteği de olabiliyor. Buna sevk eden varsayım yaşadığımız dünyanın da başa dönmüş olduğu ve yeniden ve baştan bir Kur’an’ın nüzulünü gerektirdiğidir. Yeniden canlanış, nahda, ihya bunu gerektirir. İman eksikliği vardır ve Mekki surelerle önce imanın temelleri atılmalı. Sonra adım adım Medine’ye, Medine’de inen ayetlerin eşliğinde yürümeli.Oysa Kur’an’ın ilahi bir takdirle kararlaştırılmış olan bu tertibinin ardındaki hikmetlerden biri, Allah daha iyisini bilir, bir tecrübenin bu şekliyle hiçbir zaman başka bir yerde aynı şekilde tecrübe edilememesi gerçeğidir. Mutlaka bütün insan tecrübelerinde tekerrür eden bir şey vardır, ama bu tekerrür zihnimizde önemsediğimiz veya tespit ettiğimiz şeylerin tekerrürü değil. Neyin tekerrür ettiğini de bize vahiy bildiriyor aslında. Peygambere ve bize farklı tarih tecrübelerinin hepsinde tekerrür edenleri ayetleriyle gösterdiği gibi.Sünnete tabi olmak elbette Peygamber’in tecrübesini tekrar, o tecrübeye katılma isteğinin ifadesidir. Ancak bu tecrübenin içinde gerçekten neyin tekrarladığını da iyi görmek gerekiyor. Tekrar eden ve bizim de tekrarlamamız gereken, zaten katılmak suretiyle tekrarlamakta olduğumuz şeyler üzerine düşünmek gerekiyor.Peygamber ve ashabının Mekke’den Medine’ye doğru yaşadıkları tecrübenin bir daha aynı şekilde tekrarlaması imkansızdır. Tıpkı Hz. Musa’nın Firavun’la ve İsrailoğulları’nı özgürleştirme yolunda yaşadığı tecrübelerin aynı şekilde tekrarlamasının imkansız olması gibi. Veya Hz. Nuh’un, Hz. Süleyman’ın, Hz. Şuayb’ın, Hz. Yusuf’un veya tüm diğerlerinin siretlerinin biricik, kendine özgü, tekrarlanamaz olması gibi. Ancak her bir biricik tecrübe içinde Kur’an’ın dikkat çektiği tekerrür edenin ne olduğunu iyi görmek, iyi anlamak gerekiyor.Kur’an’ın nüzulundan sonra dünya artık eski dünya değildir, Kur’an’ın müdahalesine uğramış bir dünyadır ve işi başa döndürmenin bir imkanı da bir anlamı da yoktur.
Mevlânâ: Peygamberimiz (s.a.) hakkında
Mevlânâ: Peygamberimiz (s.a.) hakkında
Biz yolumuzun ışığı olan mukaddes Kitab’ımızdan bilyoruz ki, Allah’ın sevgisine mazhar olmanın anahtarı sevgili Peygamberimizdir. “Allah’ı seven ve Allah tarafından sevilmek isteyenler Peygamberimizin peşine düşer, onun kulluk hayatını örnek alırlarsa bu kutsal amaçlarına ulaşacaklardır”.Video: Mevlânâ: Peygamberimiz (s.a.) hakkındaBu hakikati en iyi fark eden ve yaşayanlar Allah’ın has kulları, hak erenlerdir. Bunlardan biri olduğuna inandığımız Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinin pek çok yerinde Peygamberimizi bağlılık ve aşk ile anmış, onun örnekliğinin önemine dikkat çekmiştir. Bu yazıda bunlardan birkaçını naklediyorum:Ahmaklar baş oldular da akıllılar başlarını kilime çektiler. Peygambere bu yüzden “Ey kilime bürünen, ey korkup kaçan kilimden çık, kilime baş çekme, yüzünü örtme! Çünkü alem şaşkın bir beden sen ise bu aleme akılsın. Kendine gel de davaya kalkışanlardan arlanıp gizlenme; çünkü sen de vahiy mumunun ışığı var. Kendine gel de geceleri kalk; çünkü ey Peygamber, mum, geceleri ayakta durur. Senin nurun olmadıkça aydın gün bile gecedir. Sana sığınmadıkça aslan bile tavşan kesilir. Ey Mustafa, bu nur denizinde kaptanlık et; çünkü sen ikinci Nuh’sun. Akıllara bir yol gösterici lazım; hele yol deniz yolu olursa. Kalk da yolu vurulmuş kervana bak; her yanda kaptan kesilmiş gulyabanileri gör. Sen vaktin Hızır’ısın, her geminin imdadına yetişen sensin. Ruhullah gibi yalnız yürümeyi adet edinme. Bu topluluğun önünde gökyüzündeki ışık gibisin, güneşe benziyorsun. Bunlardan gizlenmeye, halveti bezemeye kalkışma! Halvet zamanı değil, topluluğa gel ey Peygamber, hidayet Kaf dağına benzer, sense Hüma’sın. Dolunay gökyüzünde geceleri yürür. Köpeklerin sesi yüzünden yürüyüşünü bırakmaz. Kınayanlar senin dolunayına karşı köpeklere benzerler; sana karşı ürüyüp dururlar. Bu köpekler “Susun, dinleyin” emrine karşı sağırdırlar. Ahmaklıklarından senin dolunayına karşı havlayıp durmaktadırlar. Ey şifa, hastayı terk etme! Sağıra kızıp körün sopasını bırakma! Sen demedin mi ki: ‘Körü yolda tutup yeden Allah’tan yüzlerce ecir alır, yüzlerce sevaba girer. Kim bir körü kırk adım yederse günahları bağışlanır, doğru yolu bulur.’ Doğru yolu gösterenin işi budur, sen de doğru yolu gösterensin. Ahir zamanın yasına neş’esin sen! Ey takva sahiplerinin imamı, bu hayallere kapılanları yakin makamına kadar götür! Kim gönlünden sana karşı bir hile, bir düzen düşünürse onun boynunu ben vururum, sen tasalanma, neşeli neşeli yürü! … Alemdeki erkek fillerin ayaklarına göre Türkmen’in kara çadırı nedir ki! Ey benim en ulu Peygamberim, onun mumu kasırgama karşı nedir? Derhal korkunç sur sesiyle kalk da binlerce ölü topraktan çıksın! Sen vaktin İsrafil’isin, doğruca kalk da kıyametten önce bir kıyamet kopar! Kim ‘Hani, nerede kıyamet’ derse a güzelim, kendini göster, ‘İşte kıyamet benim’ de!...” (IV, s. 88 vd.)Peygamber Mekke’yi fethe uğraştı diye nasıl olur da dünya sevgisiyle itham edilir. O, öyle bir kişiydi ki, imtihan günü (yani Miraç’ta) yedi göğün hazinesine karşı hem yüzünü gözünü yumdu, hem gönlünü kapadı. Onu görmek için yedi kat gök uçtan uca hurilerle, meleklerle dolmuştur. Hepsi kendilerini onun için bezemişti; fakat onda, sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir heva ve heves nerede ki! O Allah ululuğuyla, Allah celaliyle öyle dolmuştu ki, bu dereceye, bu makama Allah ehli (veliler) bile yol bulamaz. “Bizim ne bir şeriat sahibi peygamber erişebilir, ne melek, hatta ne de ruh.” Dedi, artık düşünün anlayın. “Göz Allah’tan başka bir yere şaşmadı, meyletmedi sırrına mazharız, karga değiliz, alemi renk renk boyayan Allah sarhoşuyuz, bağın bahçenin sarhoşu değil” buyurdu. Göklerin, akılların hazineleri bile Peygamber’in gözüne bir çöp kadar ehemmiyetsiz görünürse, artık Mekke, Şam, Irak ne oluyor ki onlar için savaşsın, onlara iştiyak çeksin! Ancak kalbi kötü olan, onun işlerini kendi bilgisizliğine, kendi hırsına göre mukayese eden kişi onun hakkında böyle bir şüpheye düşer. Sarı camdan bakarsan güneşin nurunu sapsarı görürsün. O gök ve sarı camı kır da eri ve tozu gör. Atlı bir er atını koştururken tozu dumana katar, etrafta bir tozdur kalkar, sen onu Allah eri sanırsın. İblis de tozu gördü, “Bu topraktan doğmuştur, benim gibi ateş alınlı birisinden nasıl üstün olur?” dedi. Sen azizleri sıradan insan gördükçe bil ki bu görüş İblis’in mirasıdır. (I, s. 235-236).
Peygamber Efendimiz'in Kabe'de yıkmak istediği yer
Hayat
Peygamber Efendimiz'in Kabe'de yıkmak istediği yer
Kâbe'nin kuzeybatı duvarının (Irakî ile Şamî köşelerinin) karşısında bulunan bu kısma sonradan alçak bir duvar yapılmıştır, yerden 1.25 m yükseklikte yarım daire şeklinde olan bu duvara “Hatîm" denir. Peygamberimiz'in açıklamalarından anlaşılan odur ki, halk İslam'a yeni girdiği ve henüz eski inançlarından psikolojik olarak da tamamen sıyrılmayanlar bulunduğu, Kâbe'yı yıkıp Hatîm'i de içine alacak şekilde yeniden yapması halinde bunun bazı kimselerin inancına zarar verebileceğini düşündüğü için binayı yıkıp tam olarak yapmaktan vazgeçmiştir.
Yeni Şafak
Peygamber sofrasından tarifler
Hayat
Peygamber sofrasından tarifler
Peygamber Efendimiz yeme içmesine çok dikkat ederdi. Asla aşırı yemek yemez ve sade sofralara otururdu. Biz de bu hafta “O’nun sofrası”ndan iki yemek tarifi paylaşıyoruz.
Yeni Şafak
Hicretin mucizevi dağı: Sevr
Hayat
Hicretin mucizevi dağı: Sevr
Mekke'deki hacı adayları, son peygamber Hazreti Muhammed'in Medine'ye hicreti sırasında müşriklerden saklanırken Hazreti Ebubekir ile üç gün geçirdiği Sevr Dağı'nı ve mağarasını ziyaret ediyor.
AA
Şoförün şehit annesine hakareti kadın savcıyı da ağlattı
Gündem
Şoförün şehit annesine hakareti kadın savcıyı da ağlattı
Adana’da halk otobüsü şoförü tarafından 2.5 lira ücret yüzünden hakarete uğrayan şehit annesinin görüntülerini izleyen kadın savcının da ağladığı ortaya çıktı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.