Glovo, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 4 ülkeden çıkıyor
Ekonomi
Glovo, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 4 ülkeden çıkıyor
İspanya merkezli talep bazlı teslimat girişimi Glovo, Türkiye’nin de içinde bulunduğu dört ülkede operasyonlarını durdurma kararı aldığını açıkladı. Kararın gerekçesi olarak ise kaynakların kısa vadede kârlılığa erişebilecek bölgelere kaydırılması olarak gösterildi.
Diğer
Sokrates’in gölgesi
Sokrates’in gölgesi

Sokrates, felsefi tefekkürüne dair yazılı hiçbir eser bırakmadığı halde, öğrencisi Platon’un kendi felsefi tefekkürünü, diyalog esaslı eserlerinde, onun üzerinden nakletmesiyle felsefe tarihi içinde müstesna bir mevki kazanmıştır.

Platon’un diyaloglarında dile getirdiği felsefi tefekkürün ne kadarının kendisine, ne kadarının hocası Sokrates’e ait olduğu bilinmemekle birlikte, her ikisinin hayatına ve tefekkürüne dair malzemeler de yine ancak diyaloglarından devşirilebilmekte. Diğer bir söyleyişle, hoca olarak Sokrates ile öğrenci olarak Platon’un hayatına ve tefekkürüne dair bilgiler, Sokrates diyaloglarında iç içe geçmiş bulunmaktadır.

Platon’un bunları ve bu şekilde Sokrates’i baş role oturtarak, diyaloglar yoluyla vermesi de oldukça ilginçtir. Zira, Oğuz Haşlakoğlu’nun belirlemesiyle diyaloglar bir sahneye sahiptir ve bu sahne “diyalogların kendi iç bütünlüğünde anlaşılmasını sağlayacak ‘asli görsel mimetik’ unsurdur.”

“Bu açıdan bakıldığında’ der Haşlakoğlu, “Diyalogların sahnesi, tıpkı bir tiyatro sahnesinde olduğu gibi, her şeyden önce izleyicisini muhatap alan belli bir mekandan ve içinde ‘sahneye koyulan’ belli bir oyundan oluşur. Bir sahne, izleyici yoluyla anlamını bulan bir temaşa anlamında theoria mekanıdır, çünkü sahneyi bir tiyatro (theatron) kılan özellik onun ‘nazari’ (theoria) esasından gelir. Öyle ki tiyatro izleyicisi de bu nedenle ‘nazari bakışında sahneyi kuşatarak temaşa eden’ anlamında theorian adını alır. Demek ki izleyici, sahneyi seyrediyor olması sebebiyle aslında oyunun vazgeçilmez bir parçası olarak oyuna esas bakımından dahildir. Ne var ki bu katılımın koşullarına baktığımızda şu sınırlayıcı durumla karşılarız: sahne her şeye rağmen bir mekan olarak yalnızca oyuncu içindir, çünkü oyun seyirci için oynansa da bunu sağlayan asli öğe oyuncudur. Dolayısıyla bir oyun, gerçekleşebilmek için, elbette seyirciye hitap etmek zorundadır, ancak yine de yalnızca oyuncu vasıtasıyla oynanabilir.” (Platon Düşüncesinde Tekhnê, Sentez Yayınları, İstanbul 2016)

Haşlakoğlu’nun bu değerlendirmesi esasında asıl ilginç olan theo, theoria, theorian kelimelerinin kökdeşliğinde gelişen Sokrates diyaloglarının, bir sahne imgesi olarak hâlen sahneden temaşa edilebilme özelliğini taşıyor ve dolayısıyla kendisini bu manada da halen sürdürüyor olmasıdır ki bunu (Platon’un mağara istiaresine göndermede bulunarak söyleyecek olursak), Sokrates’in (ve Platon’un) asırlar önce bedenen yokluğa karışmalarına rağmen, birer gölge halinde, felsefi tefekkürleriyle aramızda bulunuşlarında pekiştirmemiz de mümkündür.

Zira Sokrates, Nietzsche’nin kelimeleriyle, tıpkı yaşadığı zamanlardaki gibi bugün de hayat sahnesinde yine baş rolde, “Felsefi görevlerini yerine getirmekte, soru sormakta, bizar eden bir atsineği gibi insanları canından” bezdirmekte ve “İnsanın elde edebildiği en büyük mutluluk (olarak) erdemi ve başka konuları” her gün tartışmakta (halen tartışılmasına neden olmakta) değil midir? (Platon Öncesi Fiozoflar, çev.: Nur Nirven, Pinhan Yayınları, İstanbul 2018)

Sokrates diyaloglarının imgesel olarak sahnelenmede sürekliliğini, imgeden esere tevdi ederek teyid eden bir deneme de var üstelik:

Paul Valéry’nin (1871 – 1945) dilimize Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler adıyla çevrilen eseri (Çev.: Alp Tümertekin, Janus Yayıncılık, İstanbul 2018).

Bu kitapla ilgili Fransız yayımcının Notu’nda şu bilgiler verilmektedir:

Eupalinos’un ardından yazarın gençken kaleme aldığı ve L’Ermitage dergisinin 1891 Mart sayısında yayımlanan, ancak daha sonra hiç yayımlanmayan bir parçasını okumak ilginç olacaktır; bu parça mimarlığın ve sorunlarının yazarın hep ilgisini çektiğini göstermektedir.

Bu parçanın son satırları aleksandrin olarak kaleme alınmış ve Pierre Louys’un girişimiyle Conque dergisinin 3. sayısında (1 Mayıs 1891) Orphée başlığıyla sone biçiminde yayınlamıştır.”

Valéry, bir önceki yüzyılın büyük şarilerinden biri. Aynı zamanda mütefekkirdir ki, zaten büyüklüğü bunu zorunlu kılar.

Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler’i edebi planda “Fransız üslûbunun” oluşmasında mimarlık, iç dekorasyon, resim, heykel ve gravür çalışmaları cihetinden bir etki taşısa da, asıl Sokrates diyloglarının günümüzde de sürdürebilirliğini göstermesi bakımından önemlidir; zira ayrıca sone biçiminde yayınlanmış da olsa başlı başına bir diyalogdur.

Sokrates ile Phaidros arasında diyalog tarzında kurgulanan eser, Platon’un güzellik, aşk, belagat konularını işlediği Phaidros’un devamı gibidir.

Bu nasıl mümkün olmuştur; bakalım inşallah...

140 yıl önce Ayasofya’nın içi: 6 farklı kareden oluşuyor
Hayat
140 yıl önce Ayasofya’nın içi: 6 farklı kareden oluşuyor
1880 yılında 6 farklı kareden oluşturularak hazırlanan panoramik Ayasofya fotoğrafı, Pierre de Gigord Fotoğraf Koleksiyonu'ndan çıktı. 140 yıl öncesine ışık tutan fotoğrafı çeken kişi ise bilinmiyor.
Yeni Şafak
İtalyan devden Yapı Kredi açıklaması: Çok iyi bir banka, memnuniyet duyuyoruz
Ekonomi
İtalyan devden Yapı Kredi açıklaması: Çok iyi bir banka, memnuniyet duyuyoruz
Türkiye'de Yapı Kredi ile ortaklığı bulunan İtalya'nın önde gelen bankalarından Unicredit Bankası’nın CEO'su Jean Pierre Mustier, Yapı Kredi Bankası’nın çok iyi bir banka olduğunu ve performansından memnuniyet duyduklarını söyledi.
AA
Ekrem Dağ ve Webo Okan Buruk'un yardımcısı oldu
Spor
Ekrem Dağ ve Webo Okan Buruk'un yardımcısı oldu
Eski futbolcular Ekrem Dağ ve Pierre Webo, Medipol Başakşehir'de yardımcı antrenör olarak göreve başladı.
IHA
Babasının oğlu: ​Sydney van Hooijdonk Hollanda'yı sallıyor
Spor
Babasının oğlu: ​Sydney van Hooijdonk Hollanda'yı sallıyor
Fenerbahçe ve Hollanda futbolunun efsane golcüsü Pierre van Hooijdonk'un oğlu Sydney van Hooijdonk babasının performansını aratmıyor.
Diğer
Webo Türkiye'ye dönüyor
Spor
Webo Türkiye'ye dönüyor
1. Lig ekiplerinden Menemenspor, 37 yaşındaki Kamerunu golcü Webo'yu kadrosuna katmaya hazırlanıyor.
DHA
Affet beni Piyer
Affet beni Piyer

Hayatı boyunca insana kaç defa kitap ithaf edilebilir? Makul ölçüler içinde ve normal oda sıcaklığında değerlendirecek olursak, alınacak cevap çok fazla değildir. Hiç kimseye her hafta, her ay, her sene –bile– bir kitap ithaf edilmez.

Video: Affet beni Piyer


Epey vakit önce, değerli kardeşim Pierre Kartoon (Ben ona düz hâliyle “Piyer Karton” derim) “Türk Aydını” üzerine bir kitap yazdı.

Yazmakla kalmadı, bir de yayınladı. Eh, hakkıdır; elinde mi tutsaydı?

(Aslında ben ona yazı-çizi işlerinden uzak durmasını, bu işlerde pek ekmek olmadığını söylemiş, eğer hakikaten ekmek ve yanında peynir de kazanmak istiyorsa, revaçta olan sektörlerden birine -mesela inşaat- girmesini tavsiye ettim. Bilhassa iç dekorasyon konusunda yeteneği olduğunu fark etmiştim. O da sözü yabana atmadı sağ olsun. Yürüdü gitti. Sonradan adı markalaştı.)

*

Konuyu dağıtmadan kitaba dönelim. Kitabın ilk sayfalarından birinde, tam olarak beşinci sayfada, benim için çok değerli olan şu satırlar yer alıyordu:

“Bu kitabı Pierre Kartoon’a destek veren iki kişiye, Mehmet Şeker ve Asım Gültekin’e ithaf ediyorum.”

Bendeniz bu ithaf sayfasına baktım, baktım, duygu seline gark oldum.

Öyle ki “Helal olsun be” derken buldum kendimi. Aslan dedim, can dedim…

*

Ne var ki hemen sonrasında kitap uçtu. Aynı gün bile olabilir o uçuş.

Ara tara yok. Söylemesi bile sıkıntılı.

Biri alıp götürdü, satamadan getirdi.

Ne var ki, aradan çok zaman geçmişti, köprülerin de altından çok sular…

Fena halde mahcup oldum.

Bugün yarın derken, sular sellere döndü.

Bu kusuru gidermek için “Şu patırtı geçsin, bu seçimi hayırlısıyla bir atlatalım” demelerin sonu yok.

Kadir kıymet bilmemenin burada doğrudan cezası hissedilmiyor belki.

Ama aklı yerinde olana onun ayıbı yeter. Gecikmeli de olsa telafi etmeye çalışmak gerekir.

O yüzden Piyer’den özür dileyerek, selâm ve sevgilerimizi, teşekkürle karıştırarak sunalım.

Belki böylece vefasızlar kervanından ayrılmış oluruz.

Yarınımız daha güzel olur bakarsınız.

*

Kimdir bu arkadaş?

Bilen bilir, tanıyan tanır ama bilmeyenler için takdim edelim.

Pierre Kartoon, 1945’te Paris Merkez Mahallesi’nde muhtarlığın arka sokağındaki evinde dünyaya geldi. 19 Mayıs 1972’de İstanbul’daki Alman Hastanesi’nde ihtida edip Suavi Kemal Yazgıç adını aldı. En sevdiği üç yazar Werner Hugo, Molla Kasım ve Ulvi Alacakaptan olan yazar, hayatında hiç röpdöşambr giymedi. Öksürük şurubundan ve çilekli pudingten hoşlanmayan Pierre Kartoon, Gerçek Hayat ve Cafcaf dergisinde arzı endam etti. Ayrıca 200 civarında dergide kullandığı Suavi Kemal Yazgıç müstearıyla Sebepsiz Serçe, Taş Suya Değince ve Heves isimli üç şiir kitabı, Kırk Gri Hırka adlı bir öykü kitabı ve Avrupa Birliği isimli bir araştırma kitabını kaleme aldı.

*

Yazdığı her satırda kendi sustu, yeteneğini konuşturdu. İyi de etti. Zira yeteneği çok iyi konuşuyordu.

Kısaca “Türk Aydını” dediğimiz kitabın tam adı biraz uzunca:

“Horkhaymır’dan Alzhaymır’a Türk Aydını / Bir Ecnebinin Gözüyle Türkler”.

İzahı da var konuya ısındırmak için.

Şöyle anlatıyor vaziyeti:

Türk münevverinin “Tercüme Odası”nda doğması Cemil Meriç’ten beri tekrar edilen bir tespittir. Gel gelelim bu tespitin eksik biryanı var. O da önce münevver, sonra aydın ve en nihayetinde entelektüel olan söz konusu yüce şahısların aradan geçen onca zamana rağmen “Tercüme Odası”nda kalmakta ısrar ettiği gerçeğinin bu tespitte yer almıyor olmasıdır.

Tercüme Odası’nı bir kuvöz gibi kullanan aydınlarımız kuvözünden çıkmamakta ısrarlıdır. Onun kırmızı çizgisidir Tercüme Odası. Hatta “Vatan Yahut Silistre”sidir. Hatta sine qua non’udur (ne demekse demeyin, “olmazsa olmaz” anlamına geldiğini o odadaki herkes bilir). Tercüme Odası’ndaki kuvözünde bütün gıdası tercüme gıda olan Türk aydını için Frankfurt Tekkesi’nin hocalarından Horkhaymır derin bir feyz kaynağıdır.

Aydınlarımız hocanın özellikle “Akıl Tutulması” namlı kitabının tutkunudur. Dedesinin yazdığı kitabı, elifi görünce mertek bile zannedemediği için okuyamayan bir münevver taifesinden bahsediyoruz burada. Batıya baka baka boyun ağrısı illetine yakalanan aydın şahsiyet personalarımızın, daha kuvözden çıkmadan alzhaymıra yakalanma başarısı rekorlar kitabının daimi dekoru olacak bir rekordur vesselam.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.