Çeçenistan'da meydana gelen kuvvetli fırtına 11 kişinin yaralanmasına neden oldu
Dünya
Çeçenistan'da meydana gelen kuvvetli fırtına 11 kişinin yaralanmasına neden oldu
Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti'nde kuvvetli fırtına çok sayıda evin çatısının uçmasına neden oldu. Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov, fırtına nedeniyle 11 kişinin yaralandığını açıkladı.
DHA
İstanbul Müftüsü'nden cemaatle namaz açıklaması: Belki önümüzdeki hafta diğer üç vakitte de cemaatle namaz kılabileceğiz
Hayat
İstanbul Müftüsü'nden cemaatle namaz açıklaması: Belki önümüzdeki hafta diğer üç vakitte de cemaatle namaz kılabileceğiz
İstanbul Müftüsü Mehmet Emin Maşalı, normalleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi halinde gelecek haftalarda camilerde 5 vakit cemaatle namaz kılmaya başlayabileceklerini belirtti. Maşalı, yaz Kuran Kursları'na ilişkin de, "Belki bu yıl süresi dar olacak. Mümkün mertebe tatilin son dönemlerinde olacaktır diye düşünüyorum" dedi.
AA
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’
‘Din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiğine inanmak şirk midir?’

Bu Ramazan kadar bereketli bir Ramazan yaşadığımı hiç hatırlamıyorum. Şüphesiz bunda koronanın da etkisi var. Hamdolsun, otuz Ramazan’da otuz beş canlı yayın yaptık, ‘Ayetler Işığında Ramazan Sohbetleri’ gerçekleştirdik. Yapımcı aile efradımız bu sohbetleri Youtube hesabımıza koydular, koyuyorlar. Seviyeli bir takipçi profilimizin olduğunu anladık. Takip edenlerin teşviki ile bundan sonra haftada bir, ‘Kur’an ve Fıkıh’ gibi bir başlıkla Youtube üzerinden canlı bir ders sürdürme kararı aldık. Dua ve destek bekliyoruz.

He gün sohbetimizin sonunda gelen soruları cevaplamaya çalıştık. Çok anlamlı ve seviyeli sorular geldi. Bunlardan birini bugün yazımıza başlık yaptık. Bakalım ne diyebiliriz?

Sorunun laiklikle alakası olduğu belli. Dolayısıyla buna farklı açılardan ve farklı laiklik anlayışlarına göre cevap verilebilir. İslam tabiatı gereği, varlığı bir bütün olarak görür, dinle dünyayı birbirinden ayırmaz. Buna bağlı olarak bilgiyi de dinî ve dünyevî diye ayırmaz. Varlığın hakikatine uygun her bilgi ilimdir, teşvik edilir.

Din dünyayı ahiretin tarlası sayar. O halde tarlasız yaşanmaz ve tarlayı ekip biçenlerin önemli olmadığını, onu başkaları da ve hangi tohumla ekerlerse eksinler dinin yine din olacağını söylemek abes olur. ‘Din muameledir’. ‘Hüküm Allah’ındır’ ifadesi sadece ahireti anlatmaz. Hüküm, egemenlik demektir ve egemenlik ilahi bir öze sahiptir. Bu sebeple yönetenler kendilerini hep en üstte görürler. Yönetici sistemler ya da şahıslar daha üst bir hüküm koyucu kabul etmezlerse kendilerini ilah sanırlar ve egemenliklerini asla paylaşmak istemezler. Tabii olarak Allah da egemenliğini paylaşmaz, paylaşılmasını kendisine ortak, yani şirk koşma olarak isimlendirir.

Bu sebeple devlet işlerine din karıştırılmamalıdır demek, biz hükmümüzde ortak kabul etmeyiz, Allah bile bize karışmamalıdır, O’nu bizim işimize karıştırmaya kalkanları müşrik sayarız ve onlara hayat hakkı tanımayız, cehenneme atarız demektir. O halde Allah’ın da böyle diyeceğini düşünmek anlamlıdır.

Egemenlik kadar vaz geçilemeyen bir başka erk yoktur. Ancak şirk olan, hükümde Allah’a ortak tanıma, O’nun hükmünü reddetme, hatta hükme Allah’ı hiç ortak etmemedir. Ama Allah’ın hükmünü uygulamamakla onu kabul etmemek ayrı şeylerdir. Bunu başaramadığı için yapamayanlar ki, fert fert hepimiz aynı konumdayız, müşrik olmaz.

Ancak burada Müslümanların kendi içlerinde halletmeleri gereken pek çok meseleleri vardır. Bilindiği gibi fıkhın, yani İslam hukukunun oluşturulacağı bilginin yüzde onu naslar, yüzde doksanı o naslardan anlaşılan beşeri içtihatlardır. İçtihatların Allah’ın hükmüne isabeti zannîdir, bunun için de çok farklı içtihatlar doğmuş ve bu farklılıklar da mezhepleri oluşturmuştur. Şimdi İslamî bir yönetim bu mezheplerin hangisiyle hükmedecektir? Mecelle’nin Osmanlı’yı kurtaramamasının bir sebebi de bu problemin aşılamaması değil midir?

Buna bağlı olarak ikinci mesele; düşünce ve içtihat özgürlüğü temel haklardan olduğuna göre, muhammen bir İslam devleti bütün mezheplere aynı uzaklıkta olmalı değil midir? O zaman bunun adına ne diyeceğiz? Üçüncü mesele, tebeanın ya da bugünkü kavramıyla vatandaşların, çoğunluğunun istemediği bir yönetim, şeriat da olsa zorla uygulanabilir mi? Yönetim saltanata dönüştükten sonra bile halifelerin biate onca önem vermelerinin hikmeti nedir? İlk halife Hz. Ebubekir’in tek kişinin bile biat etmemesinden rahatsızlık duyması nedendir? Açıktır ki, Müslümanların bu konularda henüz sistem belirleyici net fikirleri yoktur, çünkü tarih boyunca saltanatların baskısı sebebiyle bir yönetim fıkhı geliştirememişlerdir.

İşin bir başka boyutu da şudur: İslam, kendi ölçüleriyle adil olmayan bir ülkede tam yaşanamayacağı için, Müslümanlar, nasıl başaracaklarını tam bilmeseler bile, yönetime hep talip olmak zorundadırlar. Böyle olunca İslam ülkelerinde ‘tam’ dedikleri anlamda ne bir demokrasi, ne de yine ‘tam’ dedikleri anlamda bir laiklik gerçekleşebilir. Çünkü Müslüman bulduğu her fırsatta hükmün sürekli Allah’ın olmasını isteyecektir. Bu da erki elinde bulunduranları rahatsız edecek ve dine baskı yapmaya, onun devletin temellerini değiştirmesine asla müsaade etmemenin yollarını aramaya itecektir. Sonunda hayal ya da iddia ettikleri gibi, bütün inançlara eşit mesafede bir laiklik ve demokrasi hiç olmayacak, İslam sürekli baskı altında tutulacaktır. Cuma günü gördük, zorunluluk sebebiyle namaz okul bahçesinde kılınınca Cumhuriyet Gazetesi bunu bile laikliği delme olarak duyurdu.

Heyecanlıyız: Kafe ve restoranlarda hazırlıklar başladı
Koronavirüs
Heyecanlıyız: Kafe ve restoranlarda hazırlıklar başladı
Salgınla mücadele kapsamında kapatılan kafe ve restoranlar, yeniden açılmak için hazırlanıyor. Birçok kafe ve restoranda hummalı bir temizlik çalışması başlatıldı. İşletmeler, iş yerlerinin açılacağı tarih olan 1 Haziran’ı heyecanla bekliyor. Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği Genel Başkanı Ramazan Bingöl, “müşterilerimize hizmet vermek için sabırsızlanıyoruz” dedi.
Yeni Şafak
Erdoğan'ın açıkladığı açılış tarihi heyecanlandırdı: 1 Haziran için hazırlık yapılıyor
Ekonomi
Erdoğan'ın açıkladığı açılış tarihi heyecanlandırdı: 1 Haziran için hazırlık yapılıyor
21 Mart'tan beri sadece paket servis hizmeti veren restoranların yeniden açılacak olması işletme sahipleri ve milyonlarca çalışanı sevindirdi. Açılış için sabırsızlandıklarını bildiren sektör temsilcileri işletmeleri pazartesi gününe yetiştirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Açılış öncesi

Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) ise restoran ve kafeler için "standart" önerilerini paylaştı...

AA
Bayramda akaryakıt satışı yüzde 90 düştü
Ekonomi
Bayramda akaryakıt satışı yüzde 90 düştü
Ramazan Bayramı'nda Türkiye'nin 81 ilinde uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması nedeniyle akaryakıt satışındaki düşüş yüzde 90'ı buldu. Bayramın ilk gününde motorin satışı 6 milyon, benzin satışı ise 1 milyon litreye kadar geriledi.
AA
Bayram sabahı yaşlı adamın gasp edildiği anlar kamerada
Gündem
Bayram sabahı yaşlı adamın gasp edildiği anlar kamerada
Beyoğlu'nda, geçtiğimiz Ramazan Bayramı'nın ilk günü, kedilere mama vermek için sokağa çıkan yaşlı adamın 3 kişi tarafından gasp edildiği anlar güvenlik kameralarına yansıdı.
DHA
Şevval’de altı gün oruç
Şevval’de altı gün oruç

Şu kuralımızı tekrar hatırlayalım: Dinin akide ve ibadet alanı akılla belirlenemeyeceği için sabite alanıdır ve bu alandaki içtihat faaliyeti sadece naslarda var olanı anlama içtihadı olabilir, yeni bir şey getiremez. Bidat da buna göre tarif edilir. Dinin usulünde/esasında, yani bu sabite alanında sonradan yapılan her türlü ekleme ve çıkarmalar bidattir ve bütün bidatler dalalettir.

Her çeşidiyle oruç bir ibadettir ve bu konuda da inşa içtihadıyla, yani akılla yeni bir şey söylenemez. Var olanı anlamaya çalışırız o kadar.

Müslim’deki bir hadisi şerifin manası şöyledir: ‘Kim Ramazan orucunu tutar sonra da Şevval’den ona altı gün daha eklerse bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur’. Zamanlarla ilgisi kurulan ibadetler için en güzel kaynak İbn Recep el-Hanbelî’nin ‘Letâif’ adlı eseridir. Bu konuda orada söylenenlerin bir kısmını verip, varılan hükmü söylemeye çalışacağız.

Ona göre bu hadisi şerife ‘mevkûf hadis’, yani Resulüllah’ın sözü değil, sahabe sözü diyenler de vardır. Muhtemelen hadisi şerifteki bu tereddütlü durumdan ötürü İmam Sevrî, Ebu Hanîfe, İmam Ebu Yusuf ve İmam Malik böyle bir orucun mekruh olduğu kanaatindedirler. İmam Malik fıkıh ve hadis ehlinden bu orucu tutan kimseyi görmediğini söylermiş, ama kendisi de kimseye sezdirmeden tutarmış. Avam insanlar mutlaka tutulması gereken bir oruç olduğunu zannetmesinler diye böyle yaparmış. Ebu Hanife de Ehlikitap gibi dinin esasına ilave yapılır endişesiyle bunu mekruh görürmüş. Bunlardan müçtehit âlimlerin dinin asıllarının, olduğu gibi korunması konusunda nasıl titizlik gösterdiklerini de anlamış oluruz.

Ama Hanefiler dâhil, sonraki âlimlerin çoğu bu hadisi şerifi böyle bağlayıcı olmayan bir konuda amel etmeye elverişli görmüşler ve sözü edilen duyarlılığa dikkat ederek bu orucu tutmanın sakıncasının bulunmadığı, hatta müstehap olduğu kanaatine varmışlardır.

Bu bilgilerden çıkan sonuç şudur: Şevval’de tutulan altı gün orucunun, Ramazan’ın peşinden, Ramazan havası içinde, ona denk bir değerde tutulması mekruhtur. Çünkü bu uygulamada bu orucun Ramazan orucuna benzetilmesi anlamı vardır. Oysa Ramazan orucu bununla kıyaslanamayacak kadar önemlidir. Ama meseleyi bilen insanların Şevval ayında altı gün oruç tutmaları müstehaptır. Çünkü bu haberden en azından böyle bir anlam çıkar.

Nasıl tutulacağına gelince, bazılarına göre hemen bayramın peşinden tutulması daha güzeldir. Bazıları da bu orucu anlatan hadiste bir ayırım söz konusu olmadığına göre, Şevval içerisinde tutulduktan sonra nasıl tutulursa tutulsun, istenen şey yerine getirilmiş olur kanaatindedirler.

Hatta Ramazanın devamı sanılmasın diye aralıklarla tutulmasının daha evla olduğu görüşünde olanlar da vardır. (İbn Recep, age. s. 390 vd.)

Yani, müstehap olan bu altı gün orucunu tutmak isteyenler bunu peş peşe tutabilecekleri gibi aralıklarla da tutabilirler. Bunların birini diğerine üstün kılacak dini bir delil yoktur.

Hikmetine gelince, Ramazan orucunun insanları fazla yormaması ve en rahat tutulabilmesi için dinin sahibi bizi Ramazan öncesinde, Recep ve Şaban’da oruca teşvik etmiştir. Böylece Ramazan’a aniden girilmemiş, alışa alışa başlanmış olur. Ramazan bitince de altı gün daha tutarak oruç yine birden bırakılmamış böylece beslenme alışkanlıkları keskin zikzaklarla değiştirilmemiş olur. Şevval’in altı gün orucunun eğer böyle bir hikmeti varsa o zaman bu orucu peş peşe tutmak yerine, önce daha az, sonra daha fazla aralıklarla tutmak daha uygun olmalıdır.

İkinci bir hikmeti de şu olabilir: kadınların Ramazan’da tutamadıkları oruçlarının vakit kaybetmeden hemen Ramazan’ın ardından tutulmasına teşvik edilmiş ve bu oruçta kadın erkek ayrılmadan onu erkeklerin de tutması, bu yolla kadınlara destek olmaları sağlanmış olur. Böylece kadınlar Ramazan’da tutamadıkları oruçlarını Şevval’de kaza ederlerse, hem borçlarını ödemiş, hem de Şevval’de altı gün oruç tutmuş olurlar.

Sonuç olarak, Ramazan’dan sonra, Şevval ayı içerisinde altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu orucu Ramazan’a denk gibi görmek ve bu özenle tutmak ise uygun değildir. Peş peşe, ya da aralıklarla tutulması konusunda dini bir tercih sebebi yoktur. Kaza borcu olanın bu ayda öncelikle kazasını tutması daha güzeldir. Kazasını bu aya denk getiren de Şevval’de yine altı gün oruç tutmuş olur. Kadınlar da Ramazan’da tutamadıkları orucu bu ayda tutup altı günlere sayabilirler. Çünkü önemli olan bu ayda altı gün oruç tutmaktır. Zaten altı gün olmasının bir hikmeti de kadınların ortalama âdetlerinin altı gün olmasıdır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.