Tarım ve  gıda, bir millî güvenlik meselesidir artık!
Tarım ve gıda, bir millî güvenlik meselesidir artık!
Modernite, insanı tanrılaştırdı, Descartes’ın “buyruğu”na uyarak “tabiatın efendileri ve sahipleri” olma azmanlığı sergiledi ve tabiatı delik deşik etti.Modernite, insanın tanrılaşmasının adıdır; postmodernite ise ruhsuzlaşmasının ve yok olmasının.Batı uygarlığı, modernite ile girdiği yolculukta, postmodernite ile geldiği noktada insanın önce Tanrı’yla ilişkisini, sonra tabiatla ilişkisini ve son olarak da hakikatle ilişkisini bozdu.Batılılar her şeye hâkim oldular ama kendilerine, kendi hırslar...
Rönesans Holding’den yurt dışında ‘bağış’ iddialarına yalanlama
Ekonomi
Rönesans Holding’den yurt dışında ‘bağış’ iddialarına yalanlama
Rönesans Holding’den yapılan açıklamada, “Rönesans ve hissedarları bahsi geçen şirketlerden hiçbirisi Ilıcak ailesi üyeleri haricinde hiçbir kimseye veya kuruma bağış, karşılıksız edinim ya da her ne nam ya da şekil altında olursa olsun bir fon aktarımı yapmamıştır” denildi.
IHA
Türk Rönesansı
Türk Rönesansı
Türk Rönesansı oluşturma fikrini ilk telaffuz edenlerden Hilmi Ziya Ülken ve Talat Sait Halman… Hilmi Ziya Ülken ile ilgili kitap yazmış olan Profesör Mehmet Vural’ı hafta sonu Türk Kahvesi’nde konuk etmiştim Bugün için de bu çabanın yeniden diriltilmesinin önemli olduğuna inanarak aldığım notları paylaşmak istiyorum.HİLMİ ZİYA ÜLKEN Hilmi Ziya Ülken Türk Rönesansı’na kaynaklık etmek üzere İslam Felsefesi ve Türk düşünce tarihi ile yakından ilgilenmiş, Ortaçağ İslam düşünürlerinin ve Tanzimat so...
Rönesans Holding’den hastane satışı iddialarına yalanlama: Satış ya da devir söz konusu değil
Ekonomi
Rönesans Holding’den hastane satışı iddialarına yalanlama: Satış ya da devir söz konusu değil
Rönesans Holding’den yapılan açıklamada, bazı basın yayın organlarında yer aldığı gibi hastanelerin satışı ya da devrinin söz konusu olmamakla birlikte Rönesans Sağlık Yatırım (RSY) Grubu’nun, ilgili şehir hastanelerinin yatırımcısı ve Sağlık Bakanlığı nezdinde ana muhatabı olmaya devam ettiği bildirildi.
IHA
İstanbul’un fethi kimi rahatsız etmektedir?
İstanbul’un fethi kimi rahatsız etmektedir?

İstanbul’un fethi Doğu’nun Rönesans’ıdır. Fatih de onun baş mimarıdır. Endülüs’ün batmakta/batırılmakta olduğu bir devirde Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip Doğu’da yeni bir medeniyetin ışıklarını yakmıştır. Bu sayede İslamiyet’i ve Türklüğü temsil eden Osmanlılar asırlarca nizam-ı âlemin yani dünya düzeninin sahibi olmuşlardır. Sürdürülebilir olmasına rağmen, zamanla fikri erozyona uğrayan bu medeniyetin mensupları, maalesef Batı Rönesans’ının oluşturduğu dünya düzenine mahkûm olmuşlardır.

Osmanlı Medeniyeti, yönetimde “adalet, maneviyat ve akıl”; Batı Medeniyeti ise “güç ve akıl” üzerine bina edilmişlerdir. İnsanlık bugün bir yol ayrımındadır. Kafalar karışıktır. Herkes yeni arayışlar peşindedir. Oysa insanlık tarihi yukarıdaki iki eksende gelişmiş ve başka alternatif de bulunamamıştır. Bu yüzden insanlık, ya güç ve aklın hükmettiği bir dünya düzeni; ya da adaleti merkeze oturtmuş maneviyat ile beslenen aklın üreteceği nizamı takip etmek zorundadır.

Akıllar karıştı dedik ya.. Bu akıl karışıklığı da diğer mevsim hastalıkları gibi dönemseldir. Mesela dünya tarihinin en önemli dönemeçlerinden olan İstanbul’un fethi yıldönümlerinde, dünyanın hemen her yerinde psiko-tarih atakları görülmektedir. Fethe, zulüm diye bakanlar, sonuçlarından utananlar, inkâr edenler, bu sayede yeryüzünde cennet kuranların hemen hepsi atak geçirmektedirler. Ancak üç güruh vardır ki; iflah olmazlar. Her yıldönümünde leh veya aleyhte ürettikleri aforizmalarıyla âlemi ifsat ederler. Birincisi, nihilist eğilimlerdir. Onlar, ardında maneviyat bulunan bir medeniyetin başlangıcına tahammül edemezler. İkinci gurup, bu fethi Türk milletine yakıştıramayanlar ve üçüncüsü de kendini bilmez şöhret budalalarıdır. Maalesef bunlar her milletten; akılcı-pozitivist, hümanist, İslamcı, liberal, milliyetçi, mütedeyyin, âlim, cahil vs. olarak görülebilirler. Ancak unutulmamalıdır ki, gerçekte hiçbiri bu kategorilerin temsilcileri değildirler. Ürettikleri düşünceleri bir ırka, bir millete, bir dine veya anlayışa hatta bir ideolojiye doğrudan hamletmek yanlıştır. Onlar sadece kendilerini veya akıllarını kiralayanları temsil ederler, fakat tehlikelidirler.

İstanbul’un fethi -kimse hop oturup, hop kalkmasın- Mekke’nin fethinden aşağı değildir. Hz. Peygamber’in elinde fethedilen Mekke, İslamiyet’i evrensel bir mesaja taşımıştır. Aynı şekilde İstanbul’un fethi de Batı’dan dışlanan ve hatta yok edilmesine ramak kalan İslam medeniyetini, Fatih’in bayraktarlığında ayaklandırıp Haremeyn’e hizmetin yolunu açmıştır. Bu yüzden kimi Batılı kaynaklar bu fethe, “dünyanın son günü” adını vermişlerdir. İstanbul’un fethiyle ortaya çıkan yeni medeniyet; sadece Müslümanlara değil, Balkan Hristiyanlarına, bugünkü Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan muhtelif din ve ırklara birlikte yaşamayı, ötekini anlamayı ve kabul etmeyi öğretmiştir. Sırplar ile Boşnakları bir arada yaşatmış, Ortodokslar ile Katolikleri barıştırmıştır. Bu tarihi hakikat, aklıselim sahibi bütün tarihçiler tarafından itiraf edilmiştir. Bu yüzden bu fetihten, iz’an sahibi Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler rahatsız olmamışlardır.

Fethin karşısında duran nihilist çağrıları anlamak mümkündür. Lakin Osmanlılık veya Osmanlıcılık ya da Araplık ve İslamiyet adına fetih yıldönümlerinde atak geçirenleri anlamak mümkün değildir. Bu insanlar, İslam toplumlarının temel değerlerine sülük gibi yapışmasalar ve sözde

hakikati ifşa iddiasıyla ön safta yer almasalar böyle bir yazıya da asla konu olmayacaklardır.

İki örnek vereyim. Bir içeriden bir de dışarıdan olsun. Hayatını ve şöhretini Osmanlı tarihini ve sultanlarını övmek üzerine kuran biri (E.B.E.) fetih kutlamalarından rahatsızlık duymuştur. Doğruluğu tartışmalı bir ifadeye istinaden, sözde Sultan Abdülhamid’in vasiyetine sadık kalmak adına, -sosyal medya üzerinden- Fatih’in mirasına ihanet etmeyi tercih etmiştir. Oysa bu zat, Osmanlı’yı ve sultanlarını Ehl-i Sünnet çizgisinde oldukları, Şiilik ve Selefilik (Vehhabilik) karşısında yer aldıkları için seviyordu. Peki, şimdi mevsimlik ataklarına sebep olan şey nedir?

İkincisi de Osmanlı devletinin izni ile kurulan ve bugün bir refah devleti olan Kuveyt’te yaşamaktadır. Konforlu mekânlardan yayın yapan (S.A.), sözde Mısır’dan tarih doktorası almış bir isimdir. O da, bütün İslam dünyası tarihçilerinin üzerinde ittifak ettikleri Fatih’i zemmetme ve İstanbul’un fethini tezyif etme sevdasına düşmüştür. Bu zavallı da, yaptığı tv ve video yayınlarıyla, Hz. Peygamber’in müjdelediği fethin gerçekleşmediğini ve övdüğü kumandanın da Fatih olmadığını ileri sürmektedir. İddiasını babasının Fatih’i “şirke vesile olan vahdet-i vücud gibi bir düşünceye sahip Bayramiye tarikatı şeyhlerinden Akşemseddin’in terbiyesine vermiş olmasına” dayandırmaktadır. Yani İstanbul’un fethi müjdesinin “müşrik biri olan” Fatih’e yakışmadığını ve söz konusu fethin hâlâ yapılmadığını ileri sürmektedir.

Peki, bunu kim adına yapmaktadır. Birinci iddia sahibinin şiddetle karşı olduğu Selefilik adına. Yani ayrı noktalardan hareket eden safsata ile batıl düşünce aynı hedefte buluşmaktadır. Neyse ki, sadece kendilerini temsil eden bu safsata ve batıl inançlara cevap verecek tarihçi, ilahiyatçı ve sosyal bilimciler mevcuttur.

Meseleyi onlara bırakalım. Fethin 567. yıldönümü bütün İslam âlemine kutlu olsun.

Etiyopya'nın mucizesi: Büyük Rönesans Barajı
Dünya
Etiyopya'nın mucizesi: Büyük Rönesans Barajı
Etiyopya-Mısır-Sudan üçgeninde yeni bir Afrika açmazı olan Büyük Rönesans Barajı, 74 milyar metreküp su tutma ve 6000 megavattan fazla hidroelektrik üretme kapasitesine sahip olacak. Sudan–Etiyopya sınırına 40 km uzaklıkta bulunan ve Afrika'nın en büyük barajı olacak Rönesans barajının yapımının 2022'de tamamlanması bekleniyor. Çin kredileriyle finanse edilen 5 milyar dolarlık bu proje ülkenin sosyoekonomik kalkınma anlamında dönüşüm yaşamasını sağlayacak.
Yeni Şafak
Aşağılık kompleksinin tarihi
Aşağılık kompleksinin tarihi

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in 17 Ekim 2016 yılında İstanbul Üniversitesi’nde verdiği açılış dersi sadece öğrenciler için değil, aynı dertle dertlenen İslam dünyasının tamamına idi.

Özetleyerek hatırlayalım;

İkinci yüzyılın yani miladî 8’inci yüzyılın coğrafyasında İslam dünyası batıda İberik yarımadasını içine almakta, Kuzey Afrika’da Atlas Okyanusun’a dayanmakta, doğuda Hindistan’ın büyük kısmına sahip bulunmaktaydı.

Çok geniş bir coğrafyada bu ikinci yüzyılda, yani miladın 8’inci yüzyılında İslam kültür dünyasında, daha evvelki kültür dünyalarında yazılan kitapların

Arapçaya çevrilmesi işine İslamın dördüncü yüzyılının ortalarına kadar devam eden çok sıkı bir çeviri devresi başladı.

Çeviriler büyük bir çoğunluğuyla Yunancadan, kısmen Süryaniceden, Pehleviceden (yani İslam öncesi Farsçadan), Sanskritçeden yapılıyordu.

İslamın bu ikinci yüzyılını biz genelde alma ve özümseme çağı diye görebiliriz.

**

Sadece İslam dünyasının değil, inancıma göre bütün bilim tarihinin en akıllı ve en verimli şahsiyetlerinden biri bu yüzyılda yaşamıştı.

Bununla Câbir b. Hayyân’ı kastediyorum.

Câbir kimya bilimi ile başlamıştı, zamanla devrin bütün ilimlerine uzanmıştı.

Ünlü kimya tarihçisi İngiliz Holmyard onu 18’inci yüzyılda, yani bin yıl sonra yaşamış olan Lavoisier ile kimya tarihinde aynı yükseklikte görüyordu.

**

İslamın ikinci, miladın sekizinci yüzyılında Bağdat, Bizans, Mısır ve Asya’dan bilim adamlarının ve kitaplarının akın ettiği bir merkez olmuştu.

**

İslamın 3’üncü yüzyılının ilk çeyreğinde üç cebir kitabı birbirlerine çok yakın zamanda yazıldı.

Bunlardan muhtemelen ilki Halife el Me’mûn’un astronomlarından ve coğrafyacılarından el-Hwârizmî idi.

Cabir ve Harizm’in yazdığı iki kitap Latinceye çevirileriyle Avrupa’da tanınan ilk matematik kitaplarıdır.

11’inci yüzyılın ikinci yarısında, dönemin en büyük matematikçilerinden biri olan filozof ve şâir Ömer Hayyâm kubik denklemlerin genel bir tanıtımını gerçekleştirdi.

Timur’un torunu El-Kâşî İslam kültür dünyasının en büyük astronom ve matematikçilerindendi.

Araplar 711’de İber Yarımadası’nı ele geçirip 20 yıl içinde çok büyük bir kısmını hükümleri altına aldılar.

9’uncu yüzyılda İslam bilimleri Endülüs’e hemen hemen yerleşmişti.

Mesela büyük matematikçi ve astronom Naşîreddîn et-Tûsî’nin kitapları 13’üncü ve 14’üncü yüzyılda Farsçadan Yunancaya çevrildi

Bunu bazı Avrupa’lı bilginler yeni bir Rönesans, bazende «Fars Rönesansı» diye adlandırdılar.

**

Rönesans anlayışını felsefe tarihçisi Fransız E. Gilson 1955’te yazdığı kitabında “profesörler rönesansı” diye alaya alıyor.

Demek istiyor ki, bir kaç profesör bir gece toplantısında böyle asılsız bir düşünceye geldiler.

Tekrarladılar, tekrarladılar, kendilerini de inandırıncaya kadar.

**

Coğrafya tarihiyle uğraştığım bir sırada bizim tanınmış Kâtip Çelebi’nin inanılmaz bir hükmüne rastladım.

Onun dile getirdiği düşünce Avrupalıların, Yunanlılardan coğrafya bilgisini alıp dikkat ve beceriklilikle besledikleri tamamıyla bir yanlış tasarımın ifadesiydi. Müslümanlar M. 11’inci yüzyılın başlarında el-Biruni’nin matematiksel coğrafyayı kurmasına şahit olmuşlardı.

18’inci yüzyıla kadar Avrupalıların ellerindeki bütün doğru haritalar, doğru eylem-boylam cetvelleri İslam dünyasından geliyordu.

**

Acı gerçek şudur ki bütün bu haritaların 18’inci yüzyıla kadar İslam dünyasından geldiklerini Müslümanlar da, bu arada Kâtip Çelebi gibi bir bilgin de, bilmiyorlardı, coğrafya tarihi ile uğraşmamın ilk on yılında ben de bilmiyordum.

Beşerî coğrafyada Müslümanlar daha 10’uncu, 11’inci, 12’nci yüzyılda Avrupalıların 19’uncu ve 20’nci yüzyılda ulaşacakları düzeyde bulunuyorlardı.

Bu gerçeği Kâtip Çelebi’nin de bilmemiş olmasını bir dereceye kadar kabul edebilirim ama onun bu bilgisizliği sunumu, Osmanlıların daha 17’nci yüzyılın ilk yarısında Avrupalılara karşı bir aşağılık duygusu içine düştüklerini gösteriyor.

**

Hafta içinde Mimar ve Mühendisler Grubu MMG tarafından düzenlenen Ar-Ge İnovasyon zirvesinde Merhum hocamız Prof Dr Fuat Sezgin’i anlatan konuşmacıları dinledikten sonra bir kez daha anladık ki; bizi geri bırakan şey geçmişimizi unutmak ve tembellik.

İstanbul'a 1.4 milyar dolarlık imza
Ekonomi
İstanbul'a 1.4 milyar dolarlık imza
Ceyhan Endüstri Bölgesi’nde inşa edilecek Polipropilen Üretim Tesisi yatırımının resmi ortaklık ve lisans anlaşmaları için imzalar atıldı. Rönesans Holding’in Cezayirli Sonatrach ve G. Koreli GS E&C ile birlikte yapacağı 1,4 milyar dolarlık yatırım Türkiye'nin cari açığını yılda 250 milyon dolar azaltacak.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.