Bildirilerin dünyâsı
Bildirilerin dünyâsı
Bildiriler modern siyâsal kültürlerin dikkât çekici bir boyutudur. Esas olarak, üniversitelerde Siyâsal Propaganda derslerinde okutulduğunu söylemeliyim. Batı dillerinde buna “manifesto” deniliyor. Bizde ise eski Türkçe ifâde edersek, büyük ölçüde “tebliğ” karşılığı kullanılıyor. Kelimenin elbette dînî bir kökü var. Peygamberler arz kürede ilâhî hakikât ve kelâmın tebliğcileridir. Lâkin tebliğ burada esas olarak şifâhîdir. Daha çok bir dâvet ve uyarı niteliğindedir. Metin bundan bağımsızdır. Me...
(Haftanın filmleri: 22 - 29 Eylül) Oscar ödüllü Russell Crowe 'Dengesiz'le beyazperdede
Hayat
(Haftanın filmleri: 22 - 29 Eylül) Oscar ödüllü Russell Crowe 'Dengesiz'le beyazperdede
Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 2'si yerli olmak üzere 4 film vizyona girecek. Derrick Borte'nin yönetmen koltuğunda oturduğu, Oscar ödüllü Russell Crowe, Caren Pistorius, Gabriel Bateman, Anne Leighton ve Jimmi Simpson'un başrolleri paylaştığı "Dengesiz", sinemaseverlerle buluşacak.
Yeni Şafak
Kendi gölgesinden küçük
Kendi gölgesinden küçük

“Bana kimse değer vermiyor” dedi kederle yanından gelip geçen kalabalıkları izleyen biri, “Kendim bile!”

“...kendisine tutkun olan birisi, usta ressamlara gösterilen saygıyı görünce resim yapmaya başlayabilir, ama ressamlık onun için bir amaca ulaşma aracından başka bir şey değildir; bu işin tekniğiyle hiçbir zaman ilgilenmez. Aslında her konuya kendisiyle ilgisi açısından bakar. Bunun sonucuysa, beklediği alkışlar yerine, alaylar, başarısızlık ve hayal kırıklığıdır” diye yazmış Bertrand Russell, ‘Mutlu Olma Sanatı’nda.

Önemli olmaya ilişkin abartılı her gayretin altında derin bir önemsizlik hissi var. Hayatını kayda değer meşguliyetlerle geçiren insanların önemli olmaya çalışmak gibi bir gayretleri olmaz. Onlar dünya hayatındaki vakitlerini anlamı olan bir şeylerle doldurduklarını bilirler. Bunu yapamayanlar, o eziklikle, o değersizlik hissiyle, kendilerini önemli gösterecek suni çözümler arar, kestirme yollara yönelirler. Yaşadığımızın en yaygın duygusal arızası buymuş gibi görünüyor. O kadar bariz bir durum ki bu; insanın zayıflıklarını sömürerek para kazanan mekanizmalar, bu arızayı kazanca dönüştürmek için koca koca sektörler oluşturdular. İnsana kendini önemli hissettirme endüstrisi... Bu çarkın içine düşenler, önemli olmak için yaptıkları her şeyle, kendilerini günden güne daha da önemsizleştiriyor farkında olmadan. Çünkü önemli olmak için kurgulanan stratejiler, davranış kalıpları ve kısa yollar, esasen insanları önemli kılacak gerçek değerler ortaya çıkarmaya yetmiyor. İnsanların kısacık zamanlar içinde kendilerini önemli hissetmelerini sağlayacak sanılar oluşturuyor. Gerçeklerden kaçmaya imkân veren bir tür küçük doz uyuşturucu bağımlısı olmak gibi ‘önemli hissetme’ bağımlılığı, histerisi üretiyor bütün bu şuursuzca yönelimler sadece. Hayal kırıklığı, tatminsizlik ve değersizlik hissi derinden derine büyümeye devam ediyor. Sonu ya kısa zamanda felaketlere bağlanıyor bu yolun ya da sızım sızım, alttan alta bütün bir ömre yayılarak hayatını kemiriyor kişinin.

“Kimse belirli bir şey yapmakla tatmin olmuyor, herkes hiç değilse yeni bir kıtayı keşfetmiş olma kuruntusuyla, gururunun okşandığını hissetmek istiyor” diyor ‘Kahkaha Benden Yana’ isimli eserinin bir yerinde Soren Kierkegaard.

Kendi güzelliğinden şüphesi olmayan biri neden hiç durmadan aynalara baksın! Neden hiç durmadan, yadırganmayı, ayıplanmayı, antipatik bulunmayı göze alarak kendi meziyetlerinin altını çizsin! Neden her yaptığı şeyin değerini başkalarının belirlemesini, insanların bir şekilde kendisini takdir etmesini beklesin! Neden sürekli alkışlanma, beğenilme, yüceltilme ihtiyacı içinde olsun! Neden insanlar kendi başlarına ürettikleri bir güzelliğe ille de insanları şahit tutmak istesin! Bütün bunlar herkeste az çok bulunan takdir edilme ihtiyacının su yüzüne çıkması gibi görünüyor. Ama derinlerde bu çok daha acıklı bir şey... İnsanın derin sevilme ihtiyacı ve dolayısıyla kendi hayatını dolduracak ‘anlam’ı bulamaması üzerinden düşünmek gerekiyor muhtemel ki bu meseleyi.

Bir de şunu düşünün; dallarına hiçbir kuşun konmadığı bir söğüt ağacı ne hisseder?

“Bazen karanlıktır, göz gözü görmez” dedi meczup, “bazen karanlık değildir, öz özü görmez!”

14 yaşındaki İlker, 4 kilo ağırlığında, 65 santimetre boyunda
Gündem
14 yaşındaki İlker, 4 kilo ağırlığında, 65 santimetre boyunda
Bursa'da yaşayan İlker Bayrak (14), 4 kilogram ağırlığı ve 65 santimetrelik boyu ile görenlerin ilgisini çekiyor. Doğuştan Silver-Russell sendromu (büyüme ve gelişme geriliği) hastası olan İlker Bayrak'ın en büyük hayali ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fenerbahçe'nin eski kalecesi Volkan Demirel ile tanışmak.
DHA
İngiliz milletvekilleri terör örgütü YPG/PKK'ya ziyaret etti
Dünya
İngiliz milletvekilleri terör örgütü YPG/PKK'ya ziyaret etti
İngiltere'de iktidardaki Muhafazakar Parti ve ana muhalefetteki İşçi Partisinden siyasetçiler, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kentinde bulunan YPG/PKK'lı teröristleri ziyarette bulundu. İngiliz siyasetçiler, terör örgütü temsilcilerine destek sözü verdi.
AA
Aile, Endüstri Devriminden bu yana darbe alıyor...
Aile, Endüstri Devriminden bu yana darbe alıyor...

Son günlerde aile bitiyor, yok oluyor feryatları daha bir aşk ile yükseliyor. Sanki aile son otuz yıldır yara alıyormuş gibi ...

Tarihe nostaljik olarak bakma konforundan vazgeçmeyenler kendi ideal aile profilini, tarihin bir dönemine yerleştirme hürriyetine sahip elbette. Ne ki bu hürriyet ile söylenmiş hamasi sözlerin toplumsal gerçeklik içinde kendine anlamlı bir yer bulması mümkün değil.

İçinde bulunduğumuz şartları iyi değerlendirebilmek için öncelikle doğru önermelerden yola çıkmamız gerekiyor.

Aile kurumunu nereye gittiğini kavrayabilmek için en az 300 yıl geriye gitmek şart. Neden 300 yıl?

Aile, Endüstri Devrimi’nden bu yana darbe alıyor. En büyük darbeyi de babalar aldı.

Endüstri Devrimi ucuz iş gücü olarak çalıştırılan çocuk gerçeğini ortaya çıkardı. Sosyal politikalar ile çocukların sömürülmesinin önüne geçilmesi, mecburi eğitimin her çocuk için şart koşulması, fakir çocukları devletin besleyip büyütmesi ile birlikte “babasız çocuk büyütmek daha mı iyi sorusuna” cevap arayan bir takım felsefi argümanlar ortaya atılmaya başlandı.

Komplo teorilerine yaslanmadan şu gerçeğin altını evvela kalınca çizelim: Endüstri devriminden bu yana ailedeki babalık kurumu zayıflamıştır.

Çatışmanın odak noktası tam burasıdır: İslamiyet ailenin korunmasından ve değerlerin aktarılmasından kavvam olarak erkeği/ babayı mesul tutmuştur.

Endüstri Devrimi’nden bu yana babanın rolü ve elbette hakları elinden alınmış, babanın rolünü devlet üstlenmiştir.

Batı dünyasında babanın azalan rolü üzerine pek çok çalışma var. Bizde babanın azalan rolü üzerine çalışmalar yeni yeni yapılmaya başlandı. Ama tuhaf bir şekilde İslamcı aydınlar ailenin bütün mesuliyetini kadınlara yükleyerek erkeği ailenin dışında tutan Batılı filozoflarla aynı şeyi savunmuş oluyorlar. Aynı şeyi savunuyorlar ama niyetler başka.

Ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın diye size İngiliz filozof Bertrand Russell (1872-1970) Evlilik Ve Ahlak kitabından notlar sunacağım.

Evlilik ve Ahlak kitabı Türkçe ‘ye 1963 yılında tercüme edildi. Russell kitabında uzun uzun babasız çocuk yetiştirmenin çocukların lehine olacağından bahsediyor.

Muhtemelen bu görüşü kendi hayat hikayesinden çıkardı. Malum kendisi dört defa evleniyor, ve ikinci kadın birincisi ile henüz evli iken hayatına giriyor.

Ünlü mantıkçı ve filozof B. Russell’ın satırlarıyla sizi baş başa bırakıyorum.Buyurun:

“...Babanın rolünün gerekli olup olmadığı üstünde düşünmeliyiz” (s.96)

“Aileyi yeşerten köylü ve tarımcı toplulukların ekonomik şartlarıydı. Çoğu kimseler için esir çalıştırmak mümkün değildi. Bu yüzden biricik çare işçi yetiştirmekti.” (s.98)

“Küçük çocuklar fabrikalarda çalıştığı sürece ailenin geçim kaynağı idi...Fabrika kanunu bu gibi sömürmeye son verdi. Çocuklar bir geçim kaynağı olmaktan çıktı, yük olmaya başladı.” (s.101)

“Günümüzde aile ,Devletin son kalesine kadar zayıflamıştır. Aile şaşaalı günlerinde, yaşlı bir dede, bir sürü yetişmiş oğul ,karılar, çocuklar-hatta belki torunları da- hepsi bir evde yaşardı, hepsi ekonomik bir birlik içinde işbirliği yapardı, hepsi dış dünyaya karşı günümüzün militaristtik uluslarının vatandaşları kadar cephe almış durumdaydı. Günümüzdeki aile, ana, baba, bir de çocuklardan ibarettir ama çocuklar bile Devletin kararıyla zamanlarının çoğunu okulda geçiriyor, orada Devletin kendileri için neyi uygun bulduğunu öğreniyorlar, anne babalarının neyi uygun bulduğunu değil...Devlet sağlığını koruyor, ana baba yoksulsa çocuğu besliyor. Babanın ödevi böylece iyiden iyiye azalmış oluyor, çünkü görevlerinin çoğunu Devlet üstüne almış bulunuyor.” (s.102)

“Bugün babanın en önemli yeri, orta sınıf halkta; çünkü yaşadığı ve iyi bir gelir sağladığı süre, çocuklarına pahalı bir eğitim sağlayabilir.” (s.102)

“Babanın çok geçmeden ortadan kaldırılması mümkündür,-hiç de olmayacak bir şey değil bu- zengin sınıflar bir yana (onları da sosyalizm kaldırmazsa). O zaman kadınlar çocuklarını belli bir babayla değil, Devletle paylaşacaktır, istedikleri kadar çocuk sahibi olabileceklerdir, babaların hiçbir sorumluluğu olmayacaktır.”

“Aslında bir babanın çocukları üstündeki psikolojik faydası nedir?(...) Babaları bebekken ölen çocuklar, bildiğime göre, ötekilerden daha kötü olmuyor. Şüphesiz ideal bir baba hiç yoktan iyidir, ama babaların çoğu ideal olmaktan o kadar uzaktır ki, var olmamaları çocuk için olumlu bir faydadır.” (s.111)

“Babaların olmadığı bir toplumun çocuklar için-her ne kadar az diyorsak da-boşanması sık olan bir toplumdan daha iyi olduğunu sanıyorum.”

B. Russell’ın 1950’lerde dile getirmiş olduğu görüşlerini okudunuz.

O dönemde Russell henüz Platon’un çocukları anasız, babasız büyütmesi görüşüne uzak duruyor olsa da yaşasaydı bugün Platon ile hemfikir olabilirdi...

Cem Yılmaz: Kral olmak iyidir
Hayat
Cem Yılmaz: Kral olmak iyidir
Cem Yılmaz daha önce Son Umut filminde rol aldığı ve 55. yaşına giren Russell Crowe'u sosyal medyadan kutladı. "Kral olmak iyidir" diyen Yılmaz'a Crowe, "Sana ve harika ülkendeki tüm arkadaşlarıma sevgiler. Seni görmeyi dört gözle bekliyorum" dedi.
Yeni Şafak
Russell Crowe: Yeni Zelanda ve Avustralya birleşsin
Dünya
Russell Crowe: Yeni Zelanda ve Avustralya birleşsin
Yeni Zelanda doğumlu Hollywood yıldızı Russell Crowe, "Yeni Zelanda ve Avustralya birleşmeli, Başbakan da Jacinda Ardern olmalı" diye teklifte bulundu.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.