Sağlık Bakanı Koca'dan Dr. Yavuz Kalaycı paylaşımı: Mücadelesi için minnettarız
Gündem
Sağlık Bakanı Koca'dan Dr. Yavuz Kalaycı paylaşımı: Mücadelesi için minnettarız
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybeden Dr. Yavuz Kalaycı'yı sosyal medya hesabından paylaştığı bir video ile andı. Bakan Koca paylaşımında, 'Dr. Yavuz Kalaycı. 1964, İstanbul doğumlu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 1989 mezunu. İlk hizmet yeri Mardin'di. Hastalığa, sonradan kendi adı verilen Nişanca Aile Sağlığı Merkezi'nde yakalandı. Hayatta en çok hastalarına ve iki küçük kızına yakındı. Mücadelesi için minnettarız' ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Rumları Yavuz korkusu sardı: Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de durdurmak için çare arıyor
Gündem
Rumları Yavuz korkusu sardı: Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de durdurmak için çare arıyor
Yavuz sondaj gemisinin Doğu Akdeniz'de çalışmalarına başlamasıyla paniğe kapılan Rum yönetiminin, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çalışmalarını durdurmak için çare aradığı ortaya çıktı. Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis'in bu konuda Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis’i görevlendirdiği duyuruldu.
DHA
Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran: İngiltere'nin sağlık malzemelerini iade edeceği iddiası yalan
Gündem
Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran: İngiltere'nin sağlık malzemelerini iade edeceği iddiası yalan
İngiltere'nin yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadele için Türkiye'den ithal ettiği 400 bin tıbbi malzemeyi iade edeceği iddiasına yalanlama geldi. Resmi anlamda kendilerine intikal etmiş hiçbir bilgi ve veri olmadığını söyleyen Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, "Türkiye'nin sattığı veya hibe ettiği tıbbi malzemelerde hiçbir sorun yok. İnanıyoruz ki İngiliz yetkililer de bunu (iddiaları) en kısa sürede düzeltecektir" ifadelerini kullandı.
AA
Suudilere Reddiye: Haremeyn ve Sultanlar-1
Suudilere Reddiye: Haremeyn ve Sultanlar-1

Eve kapanmadan kısa bir sure önce bu sütunda kaleme aldığım bir yazıda, bu yıl haccın iptal edilmesinin gündeme gelme ihtimalinden söz etmiştim. Yaşanan gelişmeler bu sonuca doğru gidildiğini göstermektedir. İslam dünyasının ve Müslümanların her yıl dört gözle bekledikleri ömürlük ibadetlerini bu yıl yapamayacakları endişesi koronavirüsün oluşturduğu tehditten büyük olduğu bir gerçektir. Lakin bu konuda ciddi bir hazırlığın olmaması, bu yıl haccın erteleneceğinin göstermektedir. Veya en azından buruk bir hac mevsiminin yaşanacağına işarettir.

Diğer taraftan ekonomisi eksiye doğru giden Suudi Arabistan da 12 milyar dolarlık bir hac gelirinden mahrum kalacaktır. Petrol fiyatlarının gerilemesiyle bütçe dengeleri alt üst olan ülkenin maliye bakanı da halkın önüne çıkarak, bu güne kadar yaşanmamış acı bir reçetenin uygulanacağı ilan etmiştir. Bu görüntü bir yana, 2030 vizyonun ile gündeme gelen ve inşası hızla süren MBS’nın saplantısı Neom kenti etrafındaki tartışmalar; hatta mücavir alanda arazisini vermeyen bir aşiret mensubunun öldürülmesi gibi haberler Suudi halkı üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmiştir.

Taha Kılınç’ın dünkü yazısında dile getirdiği ve bugünlerde Suudi Sosyal medyasını işgal etmeye başlayan “Osmanlı Revakları” meselesinin arka planında yatan gerçek; yaşanan memnuniyetsizlik ve aslında SA’nın bir yol ayrımında olmasından ibarettir. Nitekim revakların Osmanlılara değil; Hz. Osman’a ait olduğu iddiası da kamuoyunun dikkatlerinin başka yöne çevrilerek gerçek sorunların ötelenmek istenmesinden başka bir şey değildir.

Uzun zamandır Türkiye ile yaşanan bölgesel rekabette kullanılan Osmanlı aleyhtarlığı yeni bir boyuta taşınmıştır. Öyle ki, dünyamızın geçtiği bu karanlık tünelde, başka hiç bir konu yokmuş gibi, Selahhadin-i Eyyubi’den sonra Hadimulharemeyn (İki kutsal beldenin hizmetçisi) ünvanını kullanan Osmanlı Sultanları’nın Kabe’ye hizmetleri tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır. Oysa, Suudilerin bizzat kendi araştırmaları ile de bu hizmetler defalarca tescil edilmiştir. Bu konuda son yıllarda resmi tarih kurumları olan Daretül Melik Abdülaziz tarafından hazırlanmakta olan Hac Ansiklopedisi’nde -zorunlu olarak- en çok bu hizmetlere yer verilmiştir.

Bu konuda Türk araştırmacıların dışında, hem Arapların ve hem de diğer gayrimüslim tarihçilerin ciddi çalışmaları vardır. Ayrıca danışmanlığımda yapılmış yüksek lisans ve doktora tezleri de bulunmaktadır. Başka bir ifade ile Osmanlıların Haremeyn’e hizmetlerini tarih tescil etmiştir. Sosyal medya rüzgarı bu hakikati değiştiremeyecektir. Ancak zihinlerin bulandırılması ve tarih üzerinden iki ülke arasına sokulan husumetin tamiri uzun yıllar alacaktır. Mesela; bir çok dilde bulunan Suraiya Faroqhi’nin (Süreyye Faruki) Hacılar ve Sultanlar adlı eseri Osmanlı Sultanları’nın hac ve Haremeyn hizmetlerini yıllarca önce ortaya koyarak bugünkü hezeyanlara cevapları hazırlamıştır. Yine benim bir çok yazım dışında 2017 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İlmi Araştırmalar Dergisi’nde yayımladığım, “Hac ve İktidar: Haremeyn’de Erken Dönem Osmanlı İmar Faaliyetleri” başlıklı geniş makalem de bu hizmetleri belgeleriyle ortaya koyaktadır.

Madem böyle bir tartışma başlamıştır ben de üstüme düşeni yaparak burada yayımlayacağım bir kaç yazıyla bu hizmetleri bir kere daha hatırlatacağım. Osmanlıdan günümüze kalan miras tartışmalarını ve sonunda Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdülaziz b. Suud’un vadettiği “hac idaresi” meselesini ele alacağım.

Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılındaki Mısır Seferi sırasında Mekke ve Medine’yi (Haremeyn) içine alan Hicaz bölgesi de Osmanlı idaresine girmiştir. O sıradaki Mekke Şerifi II. Berekat, oğlu Ebu Numey ile bir heyeti Kahire’de bulunan Sultan’a gönderip gönüllü olarak Osmanlı Devleti’ne bağlılığını bildirmiştir. Hatta bugün yine sık sık gündeme getirilen kutsal emanetlere konu olan emanetler de bizzat Ebu Numey tarafından Sultan’a hediye edilmiştir.

Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti Haremeyn ile sadece Müslümanların kıblesi olduğu için ilgilenmemiş; bilakis idaresindeki bir yerin ve halkının sorumlusu olarak davranmışlardır. Yavuz Sultan Selim daha Mısır’da iken yaptığı düzenlemeler ve yardımlar ile Haremeyn’in iktisadi kalkınmasına önemli katkılar sağlamıştır. Ayrıca bugün çoğu tahrip edilen Mekke’nin tarihi alt yapısıyla Kabe ve çevresinin yeniden imarını başlatmıştır. Osmanlı Sultanı, Hicaz’ın Osmanlı idaresine girmesinin hemen ardından, eskiden var olan vakıflara ilave olarak, yenilerini kurup Mısır’daki bazı gelirleri de bu vakıflara tahsis etmiştir. Mesela, Sultan Mısır seferinden dönmeden önce sadece Kâbe’nin kisvesi (örtüsü) için dokuz köyün gelirlerini vakfetmiştir. Kendisinden önceki adil sultanlar gibi Haremeyn’e hizmet etmeye başlayan Yavuz Sultan Selim, aynı zamanda Hadimü’l Haremeyni’ş-Şerifeyn ünvanını kullanan ilk Osmanlı padişahıdır. Yavuz Sultan Selim’den itibaren de Haremeyn’e hizmet ve hac islerini düzenini sağlamak sultanlığın mutlak görevleri arasına girmiştir.

Yavuz Sultan Selim, Hicaz’dan Kahire’ye gelen biat heyetini, Haremeyn ahalisine hediye olarak dağıtılacak 200 bin altın dinar verip geri göndermiştir. Nitekim o yıl 12 bin kişiye dağıtılan yardımlar ile Hicaz halkının ve hacıların gönlünü kazandığı gibi Haremeyn’e hizmeti de bir miras olarak bırakmıştır.

Neden bu hale düştüler?
Neden bu hale düştüler?

6 Nisan’da Cumhuriyet Gazetesi’nin eki olarak çalışma masama konan Le Monde Diplomatique Türkiye’nin korona analizi dikkatimi çektiği için alıp çekmecemde saklamıştım.

Şimdi o yazıdan yararlanma zamanı.

“Bir sonraki kıyamete kadar” başlığını taşıyan yazı, dünyanın gelişmiş ülkelerindeki sağlık sistemlerinin kovid-19 karşısında verdiği kötü sınavdan kapitalist ekonomi modelini sorumlu tutuyordu.

“Kemer sıkma politikaları sağlık sistemini salgına karşı zayıf düşürdüğü” için böyle olmuştu.

Renaud Lambert ve Pierre Rumbert imzalı yazının çekmecemizde kendisine yer bulmayı hak etmesinin asıl nedeni, içeriğinde Avrupa ve ABD’deki sağlık sisteminin 40-50 yıllık zaman dilimi içerisinde nereden nereye gerilediğini gösteren çarpıcı verilere yer vermiş olması ve bu kötüleşmeyi hayli dikkat çekici şekilde gerekçelendirmesi.

Yazıdan iki paragraflık alıntımız var:

“1980’de Fransa’da her bin kişiye 11 hastane yatağı düşüyordu. Eylül ayında Macron yanlısı bir sağlık bakanının zaten kıt olan kaynağın tahsisinden sorumlu ‘yatak yöneticilerine’ emanet ettiği bu sayı 6’ya indi. 1970’te ABD’de bin kişi başına düşen 7,9 hastane yatağı 2016’da 2,8’e geriledi.

Parola her yerde aynıydı: Maliyetler asgariye çekilsin!”

“2008 kriz uygulamaları, çalışan ve kamu için kemer sıkma politikası şeklini aldı. Daha az yatak mı, dediniz?

Evet, çünkü bankaların kurtarılması gerekiyordu.”

Burada anlatılanlar ne anlama geliyor?

Çok anlama geliyor ama en basitinden yarım asır boyunca kimsenin dönüp de “Sağlık sistemimiz ne durumda, hastaneler ihtiyaca cevap veriyor mu” diye sormamış olmaları ve korona salgınıyla bu illüzyona yol verenlerin bir nevi ‘suçüstü’ yakalanmış olmaları anlamına geliyor.

Geçenlerde yazmıştım.

Fransa’da tedavi olmak için hastaneyi arayanlara ısrarla “Evde kalın, gelmeyin” denmesini, “Morarma var mı” sorusuyla, hastaneye kabul şartının ne olduğunun ortaya konmasını.

“HASTANELERE BAŞVURUN. BİZ BİR İSPANYA BİR AMERİKA DEĞİLİZ”

Bu böyle iken, son bir hafta içerisinde meydan okuyucu niteliği olan iki haber karşımıza çıktı.

İlki sözlü, ikincisi eyleme dayalı idi ama ikisi de, içinden geçtiğimiz şartlarda tarihe not düşme adına kıymetliydi.

Sözlü dediğimiz meydan okuma Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya ait.

Koca, hasta kabulü için “Morarma var mı” diye soranlara nazire yaparcasına, Türkiye’de yaşayıp da korona belirtisi olan herkese “Hastanelere başvurun” çağrısında bulundu:

“Hastanelerimizin çok yoğun olduğunu düşünüp belirtilerinizi göz ardı etmeyin, başvurun. Size hizmet verecek güce, şartlara sahibiz. Tedavi için geç kalmayın. Geç kalmanız akciğer iltihabına yol açabilir, yoğun bakım ve entübasyon desteğini zorunlu kılabilir. Halen yoğun bakımda olan hastalarımızın şikayeti olduğu halde geç başvurmuş kişiler olduğunu unutmayın. Biz bir İspanya, bir Amerika değiliz. Hastalığa erken müdahale etme imkanlarımız, klinik şikayeti olan hastamızla ilgilenme gücümüz var. Teşhis konan biri ile temasınız olmuşsa hiç vakit kaybetmeyin.”

İkinci haber dün gelişti.

İsveç’te sağlık sisteminin dışladığı, hastaneye kabul etmediği bir Türk vatandaşı (Emrullah Gülüşken) için ambülans uçak kaldırıldı.

İsveç’teki Türk hastayı taşıyan uçak, öğleden sonra Ankara’ya iniş yaptı.

Eskiden, bir Fransız vatandaşı Türkiye’de hastalansa, yaralansa, Paris’ten uçak kalkar gelir o hastayı, yaralıyı alır gider biz de biraz da boynu bükük halde şaşırır kalırdık, “Adamlar neler yapıyor” diye.

Şimdi roller değişmiş görünüyor.

Onlar kendi hastalarına doğru düzgün bakamazken, biz kendi hastamızı gidip alıp gelebiliyoruz.

  • “Kızlarım küçük, bakarsınız değil mi?”
  • Günlük tablolar…
  • İyileşenlerin sayısı..
  • Günlük vaka sayısı…
  • Toplam vaka sayısı…
  • Günlük test sayısı…
  • Bir günde hayatını kaybedenlerin sayısı…
  • Sürekli rakamlarla uğraşıp duruyoruz.
  • Burada bir tehlike var.
  • Sürekli istatistiklerle uğraşmak yaşanan dramlara karşı bir tür kayıtsızlık getirebilir.
  • Geçen gün tam da böyle rakamlar üzerinden okumalar yapmaya çalışırken, cep telefonuma düşen bir haber tokat gibi yüzümde patladı.
  • Dr. Yavuz Kalaycı’nın son sözlerine dair idi gelen haber.
  • Hastalarını tedavi ederken koronasirüse yakalanan bir doktor, önce yoğun bakıma alınıyor.
  • Yoğun bakımda nefes sorunu artınca uyutulmasına karar veriliyor.
  • Doktor Kalaycı’nın uyutulmadan önce arkadaşlarına söylediği ‘son sözlerini’ okuyunca bir süreliğine her şeyi bıraktım.
  • Hüzünlendim, gözlerim doldu.
  • Şöyle diyordu doktor Kalaycı:
  • “Kızlarım küçük, bakarsınız değil mi?”
Koronavirüs nedeniyle vefat eden Dr. Kalaycı'nın ismi görev yaptığı aile sağlığı merkezine verildi: Bakan Koca bu sözlerle duyurdu
Hayat
Koronavirüs nedeniyle vefat eden Dr. Kalaycı'nın ismi görev yaptığı aile sağlığı merkezine verildi: Bakan Koca bu sözlerle duyurdu
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle yaşamını yitiren Dr. Yavuz Kalaycı'nın ismi, görev yaptığı aile sağlığı merkezine verildi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "Birkaç gün öncesine dek, bu tabelada, İstanbul Eyüpsultan Nişanca Aile Sağlığı Merkezi yazıyordu. Hastalarına son olarak burada hizmet eden doktor arkadaşımız Yavuz Kalaycı’yı Kovid-19 sebebiyle kaybedene dek" ifadelerini kullandı.
AA
Kızlarıma sahip çıkarsınız değil mi? Koronavirüsten ölen Doktor Yavuz Kalaycı’nın vasiyeti
Koronavirüs
Kızlarıma sahip çıkarsınız değil mi? Koronavirüsten ölen Doktor Yavuz Kalaycı’nın vasiyeti
Kovid-19’dan vefat eden doktor Yavuz Kalaycı geride yürek yakan bir vasiyet bıraktı. Kalaycı’nın mesajını meslektaşı Doç. Dr. Erdinç Nayır paylaştı: Bugün bir arkadaşımız koronovirüsten hayatını kaybetti. Aynı sebeple annesi, babası ve kardeşini kaybeden Dr. Yavuz Kalaycı’nın son mesajı: ‘Kızlarım küçük, sahip çıkarsınız değil mi?’ oldu.
Yeni Şafak
Rumlar'ın Yavuz paniği: Derhal durdurun
Gündem
Rumlar'ın Yavuz paniği: Derhal durdurun
Kıbrıs Rum yönetimi, milli sondaj gemimiz Yavuz'un yeniden Doğu Akdeniz'e açılmasını kınadı. Doğu Akdeniz'de tek taraflı olarak doğalgaz arayan Rum Kesimi yaptığı açıklamasında, "Yavuz'un çalışmalarının yasadışı olduğu ve derhal durdurulması gerektiği" iddia etti.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.