Türkiye’ye karşı 3’lü cephe: Hedefleri Kızıldeniz’de Türk varlığı olmasın!
Gündem
Türkiye’ye karşı 3’lü cephe: Hedefleri Kızıldeniz’de Türk varlığı olmasın!
İsrail ile Sudan arasında ‘normalleşme’ olarak duyurulan ihanet anlaşması, Mısır’ın da katılmasıyla Türkiye karşıtı bir cepheye dönüşüyor. Mısır, İsrail ve Sudan’ın üst düzey askeri yetkililerinin toplantısında Kızıldeniz’deki Türk varlığının kısıtlanması planları ele alınacak. Mısır, Türkiye’nin Somali’deki varlığından ve Sevakin Adası anlaşmasından rahatsızlık duyuyor.
Yeni Şafak
Sevakin adası neden önemli?
Sevakin adası neden önemli?

BAE ve Suudî Arabistan’ın, Türkiye’nin Doğu Afrika’daki etki ve nüfuzunu kırmak, gelecekte oluşabilecek bölgesel direnç alanını şimdiden çökertmek için paranın gücü ile sahada değişiklikler yapmaya çalıştığı biliniyor.

Video: Sevakin adası neden önemli?

Daha üç beş yıl öncesine kadar BAE ve Sududî Arabistan’ın Doğu Afrika’da yaşanan kıtlık, kuraklık, iç çatışma ve bunları takip eden açlıkla ilgilenmediği de biliniyordu. Somali’de yaşanan insanî felaketler, Sudan’ı bölünmeye zorlayan iç karışıklıklar ve diğer bölgesel sorunlar karşısında duyarsız kalan bu iki ülke, Türkiye’nin bölgedeki varlığından rahatsızlık duymakta gecikmedi. Hâlbuki Amerika ve İsrail’in Doğu Afrika’daki faaliyetleri BAE ve Suudî Arabistan’da herhangi bir rahatsızlık uyandırmamıştı. Sudan’ın küçük bir adası olan Sevakin’de birtakım düzenlemeler yapmaya başladıktan sonra Türkiye’den rahatsızlık duyulmasının anlamı üzerinden durmamız gerekir. Bu, sadece Kızıldeniz’in hâkimiyeti ile alakalı bir sorun mudur yoksa sömürge sistemine karşı çözüm üretilmesinden duyulan endişenin sahaya yansıması mıdır?

Kızıldeniz’in, Sudan’ın, Somali’nin önemi her zaman biliniyordu. Yemen’in önemi de biliniyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan hâkimiyet sisteminde İslam coğrafyası bağlamında Suudî Arabistan’ın önemli bir konumdaydı. Bu ülkenin petrol zenginliğine sahip olmak Batı için hayatî idi fakat en az bunun kadar önemli diğer bir husus ise aynı ülke özdeşleşen düşünme biçimiydi. Düşünme biçiminin önemini Irak’ın işgalinde ve 15 Temmuz darbe girişiminde gördük. Bu iki olayda din bir araca dönüştürülmüştü. Suudî Arabistan’ın temsil ettiği düşünme biçimi, bütün bir İslam coğrafyası açısından daha büyük bir rol oynadı. En son örneği Mısır’da yaşadık. Suudîlerin güdümündeki dinî gruplar Sisi’ye destek verdi. FETÖ okullarının da Sisi darbesine destek verdiği biliniyordu. Suudîlerle örtüşen dinî düşünme biçimi coğrafyanın çözülmesinde ve sömürgeye hazır hâle getirilmesinde önemli bir rol oynadı ve bu devam eden bir süreçtir. Bu durum FETÖ için de geçerlidir. Coğrafyanın direnç adaları bu türden gruplar eliyle çözüldü ve her türlü müdahaleye açık hâle getirildi.

Türkiye’nin temsil ettiği düşünme biçimi ise tam aksi yönde bir inşa faaliyeti anlamına gelmektedir. Sudan’da bir adanın yeniden inşası aynı zamanda sembolik bir anlam da taşıyor. Sevakin adası örneğinde Türkiye’nin temsil ettiği bağımsızlıkçı düşünme biçimi ile Suudî Arabistan, BAE ve FETÖ gibi bağımlı unsurların temsil ettiği köleci düşünme biçimi arasındaki fark ortaya çıktı. Doğu Afrika örneğinde olduğu gibi belirli bir temel üzerinde oluşan istikrar nispî bir zenginlik üretiyor. Bunun son derece küçük ama önemli bir zenginlik olduğu konusunda şüphe yok. Gelecek açısından taşıdığı anlam büyüktür.

Yüz yıl önce Osmanlı emperyalizme karşı bütün coğrafyanın mücadelesini vermişti. Şerif Hüseyin ve benzerleri Osmanlı’nın bu amansız mücadelesine omuz vermesi gerekirken İngilizlerin yanında yer aldı. Onlar bir düzen kurdu ve biz yüz yıldır Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan bu düzeni yaşıyoruz. Amerika, bu sistemin çözülmesini istemiyor. Batı’nın coğrafyamızda ve bütün dünyada oluşturduğu sömürü sistemine karşı çok daha karmaşık bir dinamizmin oluşması gerekiyor. Somali, Sudan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve diğer ülkelerin bölgesel güç merkezleri olarak ayakta kalmaları çok önemlidir. Bu ülkelerin her biri kendine yeter ülkeler olabilirler. Onların Amerika, İsrail, İngiltere ve Fransa’ya boğun eğmeleri zorunlu değil. Şu an için Sudan’ın ve Somali’nin büyük zenginlik ürettiğini söyleyemeyiz ama üretebileceğine dair çok güçlü emarelerin belirmediğini de söyleyemeyiz.

Türkiye’de gündem üzerinde yoğun bir baskı uygulandığı açıktır. “İslamîlik Endeksi” gibi sömürge zihniyetinin vahşî niteliklerine dönüş anlamını taşıyan bir metin bile günlerce baskı unsuru olarak kullanılabiliyor. Amerika, İngiltere, İsrail’in Suriye ve Irak’ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı koridor Körfez, Doğu Akdeniz, Suveyş ve Kızıldeniz üzerindeki kontrol ile doğrudan alakalıdır. Yer altı ve yer üstü zenginliklerin paylaşımı uğruna verilen mücadele bölgesel devletler, örgütler, dinî gruplar ve diğer sosyal yapılar üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu baskı, bütün coğrafya üzerinde dönüştürücü bir etkiye sahiptir. Türkiye, coğrafya üzerinde oluşan baskıyı kırabilmek için Sevakin adası ile temsil olunan bölgelerde yeni bir düşünceyi inşa etmeye çalışıyor. Fakat ilginçtir, en sert tepkiler içeriden geliyor.

Körfez’in ve Mısır’ın gözü Sevakin’de
Dünya
Körfez’in ve Mısır’ın gözü Sevakin’de
Mısır, BAE ve Suudi Arabistan üçlüsü, Sudan’ın 99 yıllığına Türkiye’ye tahsis ettiği Sevakin adasını kıskaca aldı. Sudan’a bir dosya gönderen Sisi, Sevakin ile ilgili anlaşmanın iptalini ve adadaki Türk varlığının sonlandırılmasını istedi. BAE ve Suudi de Hartum’a baskı yapıyor. BAE’nin kirli işlerini yapan Muhammed Dahlan, birkaç gün önce Sudan’a giderek Devlet Başkanı Ömer el Beşir’i deviren cuntayla biraya gelmişti.
Yeni Şafak
Türkiye düşmanları Sevakin yalanına sarıldı
Gündem
Türkiye düşmanları Sevakin yalanına sarıldı
Sudan'da ordunun 11 Nisan'da darbeyle yönetime el koymasının ardından 30 yıllık Ömer el-Beşir dönemi sona erdi ve yönetim Askeri Geçiş Konseyi'ne geçti. Darbenin ardından Türkiye'nin bölgedeki nüfuzundan rahatsız olan bazı odaklar da kolları sıvadı. Sudan ile Türkiye arasında Sevakin Adası'na ilişkin anlaşmanın iptal edilebileceğine dair belli odakların yaptığı algı çalışmaları bizzat Türk Dışişleri tarafından yalanladı. Bölgeye hakim kaynaklar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilen ve Türkiye’de de faaliyet gösteren kimi medya organlarında bu tür haberlere daha sık rastlanılabileceği uyarısında bulundu.
Yeni Şafak
Ankara gözünü ayırmasın
Gündem
Ankara gözünü ayırmasın
Türkiye’nin Katar ve Somali ile birlikte Sudan Sevakin’de kurmak istediği askeri üs, bölgenin istikrarını korumayı hedefliyor. Ancak Sudan’daki darbeyle yeni dengeler oluştu. Uzmanlar, “Şu an için görünen yönetimin barışçıl bir yol izlemek istediği. Bunun sabote edilmesine izin verilmemeli. Türkiye, burada aktif diplomasi yürütmeli” diyor.
Yeni Şafak
Sevakin anlaşması Sisi’nin devrilmesini de kapsıyor mu?
Sevakin anlaşması Sisi’nin devrilmesini de kapsıyor mu?

2010 yılı sonlarında, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri, Mısır, Libya, Tunus, Bahreyn. Yemen, Cezayir, Sudan ve Suriye’de sarsıcı değişimlere neden olan Arap Baharı üzerinden yaklaşık 9 yıl geçti. Bu süreçte Sudan, Cezayir ve Suriye haricindeki diğer ülke liderleri koltuklarını ve bazıları da hayatlarını kaybederken, Cezayir Suriye ve Sudan Devlet Başkanları Abdülaziz Buteflika, Ömer El Beşir ve Beşar Esed koltuklarını korumuşlardı.

Video: Sevakin anlaşması Sisi’nin devrilmesini de kapsıyor mu?


Bu kez Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı sarsan Arap Baharı’nı atlatan Cezayir ve Sudan Devlet Başkanları son 9 günde ardı ardına ülkelerinde halkın sokaklara dökülmesi ve iç karışıklar nedeniyle koltuklarından oldular. Suriye lideri Beşar Esed koltuğunu Rusya desteği sayesinde korurken ülkede iç karışıklıklar ve çatışmalar küresel ve bazı Batılı ülkelerin teröre verdikleri açık destekle hala devam ediyor. Cezayir ve Sudan Devlet Başkanları’nın Arap Baharı’ndan yaklaşık 10 yıl sonra iktidarlarını kaybetmeleri Arap Baharı devam mı ediyor tartışmalarına neden olmuştu. Yoksa günümüz konjonktüründe yaşanan çeteleşmiş bazı haydut devletlerin bölgede hakimiyet kurmaya yönelik provokasyon ve manipülasyonları mı söz konusuydu? Bu kez de emperyalist güç odakları tarafından yönetilen ve yönlendirilen işbirlikçi körfez çetesi mi devreye sokulmuştu? Türkiye’nin bilhassa son dönemdeki Afrika açılımı hegemonik güç ABD ve İsrail’i ve kontrollerindeki Körfez çetesini neden rahatsız etmişti? (Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn)

1956 yılında bağımsızlığını kazanan Sudan Cumhuriyeti devletini ilk tanıyan ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Kadim dostluğun bir nişanesi olarak da her iki ülke karşılıklı olarak başkentlerinde büyükelçilikler açmışlardır. Fakat Türkiye ve Sudan arasında kurulan bu temel düzeydeki angajman iki ülke arasındaki ilişkileri istenilen düzeye getiremedi. Bunun iki temel nedeni var: Birincisi, 400’ün üzerinde etnik ve dini yapının mevcut olduğu Sudan devletinin, 56 yıl boyunca devam eden İngiliz sömürge yönetiminin de mirası olarak yıllarca iç savaşlarla mücadele etmiş olması. İkincisi ise Türkiye’nin 1980’li yıllara kadar Sudan ve genel olarak Afrika’ya yönelik kapsamlı bir strateji geliştirmemiş olması. Dolayısıyla bahsi geçen dönemde iki ülke arasında kayda değer bir angajman kurulamadı. Ancak 1980’li yıllarla birlikte iki ülke arası ilişkilerde bir hareketlenme, 2000 yılından itibaren de bir artan bir ivmeye tanık olundu. Öte yandan Türkiye’nin AK Parti hükümetleriyle birlikte hızlanan Afrika açılımı ve diplomasisi, çok yönlü ve “dostunu dostuna kırdırmama” temel çizgisinde, onların idari ve sivil alt yapılarını geliştirerek kalkınmalarını sağlayacak bilgi aktarımı ve kamu diplomasisi faaliyetlerini hayata geçirme çerçevesinde şekillendi. Türkiye’nin Sudan’daki faaliyetleri ülkenin siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel alanlarda kalkınmasına önemli ölçüde katkıda bulunurken, ikili ilişkilerin çok boyutlu olarak daha da gelişmesi için fırsatlar da sunuyordu.

2017 yılı Aralık ayında Çad, Tunus ve Sudan’a resmi ziyaretler- de bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika açılımının en önemli nedenlerinden ilki Türkiye’nin küresel ve bölgesel politikaları açısından taşıdığı önemden ileri gelmektedir. Nitekim Afrika Boynuzu olarak isimlendirilen bu bölgeye özellikle son yıllarda birçok bölgesel ve küresel aktörün ilgisi artmıştır. Bunun başlıca nedeni bölge ülkelerinde olası bir istikrarsızlığın küresel ticareti ciddi biçimde sekteye uğratma potansiyeli barındırıyor olmasıdır. Afrika açılımının ikinci önemli nedeni ise FETÖ’nün Afrika’daki faaliyetlerinin sonlandırılması üçüncü neden ise bu coğrafya ile ekonomik ilişkileri çok daha üs seviyeye taşıma amaçlıdır. Nitekim Erdoğan Sudan’da gerçekleştirdiği temaslar da bu bağlamda değerlendirilebilir. 22 alanda yapılan iş birliği anlaşmalarının önemli bir kısmı karşılıklı ticaretin artırılmasını hedeflerken iki ülke liderleri 10 milyar dolarlık bir ticaret hedefi koymuşlardır. Öte yandan ziyaretin dikkat çeken bir başka noktası da Sudan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Sevakin Adası’nı 99 yıllığına Türkiye’ye tahsis etmesi olmuştur. Osmanlı devletinin gücünün zirvesinde olduğu dönemlerde Sudan’ın en önemli limanı olan Sevakin Adası 20. yüzyılın başlarında İngiltere’nin Port Sudan Limanı’nı inşa etmesiyle birlikte kaderine terk edilerek eski önemini giderek kaybetmiştir. Bu tarihsel arka plan ışığında değerlendirildiğinde Kızıldeniz jeopolitiği açısından stratejik öneme sahip bir ada olan Sevakin, Türkiye’nin bu coğrafyada daha etkin bir aktör olmasının önünü açabilecektir. Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandour’un Türkiye’nin Sevakin Adası’nda askeri gemilerin bakımının yapılabileceği bir liman inşa edeceğini açıklaması Ada’ya yönelik planların çok daha derinlikli olduğunu akıllara getirmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandour 24 Aralık’ta Hartum’da bu konuda anlaşmaya vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’ye belirli bir süre için Sevakin’de turistik bölge ve Kızıldeniz üzerinden Mekke’ye geçen hacılar için konaklama merkezi inşası izni verildiğini, Sevakin ve diğer alanlarda Türkiye’nin yapacağı projelerin toplam tutarının 650 milyon doları bulacağını açıklamıştı. Türkiye, Sevakin anlaşmasından 3 ay önce de Somali’de de 50 milyon dolarlık bir askeri eğitim üssü açmıştı. Bu gelişme bazı kesimlerce, Ankara’nın Afrika’nın bu bölgesinde ekonomik, siyasi ve askeri etkisini artırma çabalarının parçası olarak yorumlanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sudan’dan dönüşünden yaklaşık 1 ay sonra Sudan Kahire Büyükelçisi’ni geri çağırmıştı. Sudan Dışişleri Bakanlığı bu kararın sebebini açıklamamıştı. Mısır İstihbaratı’nın Darfur’da muhalifleri desteklediği gerekçesiyle iki ülke arasındaki gerginlik SEVAKİN anlaşmasıyla çok daha üst boyutlara taşınmıştı. Zira Mısır medyası Türkiye ile Sudan arasında imzalanan SEVAKİN anlaşmasında adada bir donanma üssü kurulması ve Mısır’ın darbeci lideri SİSİ’nin devrilmesi olduğu iddialarına yer verilmişti. Katar Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aynı tarihte Hartum’u ziyaret etmiş olması da Mısır medyasında, Kahire’ye karşı kurulduğu iddia edilen komploya kanıt olarak gösterilmişti.

Korkunun ecele faydası yok kılıçla gelen kılıçla gider. Darbeyle gelen de darbe ile gider.

Sevakin’de sona gelindi
Gündem
Sevakin’de sona gelindi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sudan ziyaretinde Türkiye’ye tahsis edilen Sevakin Adası’nda TSK üssünün konuşlanacağı yer belirlendi. Üssün tesisi ve güvenliğin sağlanmasıyla birlikte imar ve restorasyon başlayacak.
Yeni Şafak
Sevakin’e dev yatırım
Ekonomi
Sevakin’e dev yatırım
Sudan’ın aslına uygun olarak inşa edilmesi için Türkiye’ye tahsis ettiği Sevakin adasına dev yatırım geliyor. Katar, 4 milyar dolara malolacak Sevakin Limanı rehabilitasyon projesini finanse etme kararı aldı. Sudan ile anlaşan Katar limanda yüzde 49 pay sahibi olacak.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.