Bilim Seyyahları İstanbul tamamlandı şimdi rota Balkanlar
Gündem
Bilim Seyyahları İstanbul tamamlandı şimdi rota Balkanlar
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin yürüttüğü İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Zemin İstanbul ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün ortaklık yaptığı “Bilim Seyyahları” projesi, hafızalardan silinmeyecek güzel anılarla tamamlandı.
Yeni Şafak
Seyyah Haldun Çelebi
Hayat
Seyyah Haldun Çelebi
Haldun Taner’in bu kitabının en önemli özelliklerinden biri de sadece Batı’ya yönelik bir rota izlememiş olmasıdır. Yazar, Batı ülkeleri içine, birinci sırada gelen Almanya, Fransa, İngiltere , İtalya yanıda Yugoslavya, Belçika, Polonya, Romanya, Çekoslovakya, İsveç gibi ülkeleri eklediği gibi Doğunun İran, Mısır, Hindistan, Rusya, İsrail gibi ülkelerini de katar. Hindistan’da Budist ve Hintli kültürün felsefesine dalar, onları en anlaşılır kelimeler ve dille önümüze serer.
Yeni Şafak
Yollar çeşitlenir durur, usul usul yeryüzünden iç yüzüne…
Yollar çeşitlenir durur, usul usul yeryüzünden iç yüzüne…
Seyahat etmenin en verimli yanlarından biri sana kendi kendine yeterli olma fırsatı vermesi. Artık her adımda birilerine bağımlıyız çünkü. Kablo bozuldu ustayı çağır. Pantolon paçaları kısalacak terziye ver. Tez yazılacak parayla satın al. Çocuk bakılacak nitelikli bakıcıya ver. Vesaire.Video: Yollar çeşitlenir durur, usul usul yeryüzünden iç yüzüne…Fakat bu küresel tüketimle doğru orantılı giden bağımlılık sektörleri öylesine tatminsiz ki bizzat arz yaratarak bize talep ettiriyor velev ki konu eğitim veya sağlık olsun. Gittiğiniz doktor misal sizi diğer doktorlara da sağlık taraması ve tedbir adına her yönlendirdiğinde prim alabiliyor hiç çekinmeden.İşte böyle bir kibar sömürü döneminde tek başınıza seyyah olabiliyorsanız hayatın görünmez dehlizlerine dalacak bir özgürlüğünüz var demektir. Tek kişilik valiz. Bütün dünyanız!***Evet seyahat etmek manevi yolculuğunuzun bir merhalesi olmaya başladıkça eşyaya doğaya tanımadığınız kişilere, kimsenin görmediği şekilde bakabilir veya olmadık bağlantıları kendi maharetinizle kimseye bağımlı kalmadan kurabilirsiniz. Arz ve talep ihtiyacınızı kendiniz yönetebilirsiniz.Bir keresinde baharın ilk günlerinde Batı Şeria’dan altı bin yıllık Eriha şehrine gidiyorduk. Boz tepeler, susuz vadiler, taş, sarp kayalar geçtik, derken palmiyelerin gölgesinde serinlerken mevsimin en taze meyvelerini bulunca susuzluğumuzu gidermek acılı çileli toprakta bir kıymet bilmeye, bir ibadete dönüşmüştü.Taşın, ağacın şükrünü eda etmenin çile ile, sabır ve gayret ile ilişkisini kurmak uçsuz bucaksız yollarda daha kolay oluyor. Bir kere de Güneydoğu’da sınır köylerinden birinde boz tepelerin ıssızlığında rüzgâra yoldaşlık ederken gidip de dönmemenin, kimsesizliğin, yetimliğin sırrına daldıkça sapsarı doğanın ortasında masmavi bir testinin susuz yolcuları beklediği su kuyusunu görünce evet hararetin giderilmesinin somuttan soyuta binbir yöntemi olduğunu fark etmiştim.***Herhangi bir paket turla değil, münferit olarak seyahat ediyorsanız, vaktin size nasıl emanet verildiğini algılamanız da kolaylaşıyor. Uçakla hedef noktasına varıp hızla çift yönlü yollarda tatmin arıyorsanız içinizde açılmayan kapılar pencereler kalakalıyor. Halbuki usul usul bir beldeden diğerine hareket halindeyken hiçbir şeyin sabit olmadığını, O’nun her an bir şanda olduğunu, sizden tecelli eden değişim ve dönüşümün kesintisizliğini fark ediveriyorsunuz.Amasya’da kalacak bir yer bulup zar zor kendimizi odaya attığımız bir günü hatırlarım. İki aydır yoldaydık. Odalar, pansiyonlar, yollar, iklim ve bitki örtüsü, sular, kıyafetler, ifadeler durmadan değişiyordu.Değişimin içinden geçerken, soluk soluğa, bizzat biziz bu değişimin merkezi diyesiyken kaldığımız mekânın bahçesinde bir kır düğününe rastgeldik. Öylesine yorgunduk, insandan insana gezdiğimiz bir uzun yolculukta kendi içimizden derin sular çekiyor, kaynağa yaklaşıyorduk.Gelinle damat birbirine evet derken, muhabbetle bakarken ve az ilerde nikâh masasında tebrikleri kabul ederken, bizler kendi içimizdeki gerçeğin nefsinden ruhuna bir buluşma gerçekleştiriyorduk. Tevafuk olmuştu sanki! İçimizin yansıması dışımızdaki olaylarda zuhur etmişti!Dakikalar uzadı, uzadı. Baktık bakıştık. Bulduk buluştuk. Kendimize doğru, birbirimize doğru. Gelin ile damat misali hemhal olduk her şeyle. Düğünde kızlar oğlanlar Anadolu’nun her yöresinden ezgilerle oynarken, biz yönsüzlüğü tavaf etmiştik kendi bestelerimizde.***Seyyahlığın vakit ile olan muhayyer ilişkisi aslında celalli cemalli bir ilişki. Çerçevesi çizilmemiş bir özgürlüğün değerini nasıl bilemezsek, içimizdeki sırrı da seyahat ettiğimiz yollarda, gönülden gönüle gezindiğimiz yüzlerde, işittiğimiz dillerde tabir ettikçe ancak gerçeğimize yaklaşıyoruz.Yol boyunca otoban kenarlarında ot satan oğlanların, karpuz kavun satan, yöresel ürünlerini pazarlayan köylülerin hayal dünyasında gezinirken, kendimizi bir enginar tarlasında bulmuştuk. Gel abla kendin seç demişti, tarladan tabağa! Yıllar önceydi. Bir anda hayatını anlatmış, kızını oğlunu evlendirmiş, torununu doğurmuştu!Yolculukta olmak size merkez ile çevre arasındaki kopukluğun bir yanılgı olduğunu capcanlı olarak gösteriyor. Çünkü ulaştığınız her yer merkez oluyor. Hatta daha da net söyleyelim. Yolun kendisi oluyor merkez. Şeyler arasındaki mesafe bir açılıyor bir kapanıyor ve derken her şey ile her şey arasındaki kopmaz bağı görmeye başlıyorsunuz.Gözünüz kulağınız elleriniz başkalarının önyargı peşin hüküm veya algı operasyonlarının güdümünde olmadan ve hiçbir uzvunuzu rehin bırakmadan dünyanın görünmez bağlantılarını kuruyorsunuz. Hatta olduğu gibi bakabiliyorsunuz olup bitene.***Yollarda bir de dinlenme istasyonları vardır. Mola yerleri. Hayatın bütün akışıyla devam ettiğini belki de en çok bu mola verdiğiniz mekânlarda fark edersiniz. Mesela bir ayakkabı boyacısı vardır, her seferinde onu görür, uzaktan selamlaşır ve belli belirsiz konuşur gibi oluruz. Emniyet duygumu arttırır, farklı zamanlarda hep aynı yerde duraklamak, bir tür devam ediştir. Çift yönlü gidiş geliş yollarda artık insanlar aşinadır, dönüşüme birlikte şahit olursunuz.Evet, yeryüzünde seyahat ederken muhteşem bir seyirci olursunuz aynı zamanda. Pasif değil son derece aktif bir izleyicisinizdir. Bir tür canlı belge gibi tanıklık edersiniz insanların ve eşyanın iç yüzüne.Seyahat hali odur ki şahit olduklarınızın derin anlamları açılır kalbinizde. Bir keresinde iç savaştan mustarip Mogadişu’da açılışı yapılacak sahra hastanesinin önünde su dökmesi için bir kadına testi verilmişti. Hemen karşısındaydım. Kadın hırsla suyu kumlara döküyordu. Maksat kumların havaya kalkmamasıydı, yani canlı yayın çekimi esnasında ekranda dumanlı bir görüntü olmamasıydı.Birden kadının hırsının içine girdim. Ve fark ettim ki, çocuğuna verecek su bulamayan, hastalıktan sefaletten evlatlarını yaşadığı kamptaki toprağa gömmek zorunda kalan bu kadıncağıza dünyanın en ağır yükü verilmişti. Kaynağı heba ediyordu. Suyu, nimeti, hayatı, yok pahasına döküyordu.Kıdemli bir seyyah oldukça zuhurata tabi olmanın inceliklerine vakıf olursunuz. Olaylar ve kişiler sizi yönettiğini sanırlar fakat asıl olarak sizin bakışınızda şekillenmektedir âlem. Neye itaat ettiğinizi rotanız belirledikçe, gereksiz bütün bağımlılıklardan azade tutar yolculuk sizi.
Kendi kendimizin seyyahı iken…
Kendi kendimizin seyyahı iken…
Hepimiz kendi iç dünyalarımızın gezginiyiz, evet. Lakin nerelerde geziniyoruz, kendi gerçeğimize varana kadar, hangi duraklarda dinleniyor, hangi paralellerden meridyenlere atlıyor, hangi karasulardan açık denizlere akıyoruz, kim bilir!Video: Kendi kendimizin seyyahı iken…Yeryüzündeki fiziki seyahatlerimizin elbette batında, iç dünyamızda pek çok karşılığı var. Dışımızda bizi dürten her şeyin içimizde bir yansıması var ne de olsa. Mısır piramitlerinden sahraya, hem kutsal Eriha şehrinden hem Ürdün tepelerinden Lut gölüne inerken tıpkı İran’da birlikte aktığım Zayende ırmağının çöle kavuşup kuma dönüşmesi gibi, her şeyin bir şeye dönüştüğünü fark etmiştim.Çölde kum ile gecedeki yıldız arasında bir bağ vardı. Hiçbir şeyin yok olmadığını ve bu kesilmeyen bağı (belki uçsuz ip demeliyim) hep seyahat halindeyken gözlemledim. Peki Türkistan bozkırındayken bile Yesi’den antik Otrar şehrine giderken pergelin sabit ayağı gibi kalbimle Anadolu’da olduğumun bilincine ne zaman vardım?Belki Kabe’de; veda tavafı esnasında hiçbir şeyin bitmediğini, Kabe’ye veda etmek diye bir şey olmadığını, onun (hazreti insanın) alemlerin kalbi olduğunu hissettiğim bir anda. Hayır ben yersiz yurtsuz değilim demiştim. Bugünün kendilerine dünya vatandaşı diyen ve vatan, millet bayrak denilince ya ırkçı ya hamasi bir yüceltme, bir putlaştırma addedenler gibi bakmıyordum artık. Tavaf ibadeti beni genişletmişti.***Varlığın kalbinde olabilmenin zahiri yolu illa bir yere aidiyet duymaktan geçiyordu. Kabe gibi her yönden tavaf edilesi bir mahalde, kalbimin mahrem bir dehlizine dalmıştım.Evet dedemin köyünün Anadolu’nun ortasında, sarp kayalar, yüksek dağlar arasında, ulaşımı son derece zor bir diyarda olduğunu, oraya akrabaları ziyaret amacıyla gittiğimde / yuvaya döndüğümde ancak fark etmiştim. Kalp gibi mahremdi insanın sıla-i rahimi.Bir yeri çok sevmek, bizi bütün yerlerin yerlisi kılıyordu. Artık yeryüzü mescit olabilirdi. Çünkü sevmek bir gönül olup kâinatı kaplıyorsa dışarıda yabancı kalmıyor olmalıydı. Aidiyetimizi idrak ettikçe, yürüyebilirdik yeryüzünde yalınayak. Yürüdük, yürüyoruz.Tıpkı burasının, yaşadığımız toprakların yani Anadolu’nun batında gönül olması gibi. Kendi gönlümüzün seyyahıyız her birimiz. Diğer talip olan yolcular gibi. Ve bu mecazı Anadolu’da, hiç yaşamadığım bir ata köyünde bulmak veya doğduğumdan beri yaşadığım şehirde bulmak; her koşulda yersiz yurtsuz aidiyetsiz soyut bir dünya vatandaşı olarak kendini tanımlamaktan yeğdir diye duyumsamıştım.Sevemeyen, sevdiğinin uğruna bedel ödemenin can ile olan ilişkisini kuramıyor. Kıymeti nerelerde aradığınız sır muhakkak, lakin içinizdeki cevherin neyi gizlediğini bilmeden düşünmeden merak etmeden yaşamak ‘yerli’ değil, ‘yabancı’ gibi gezdiriyor sizi yeryüzünde. Oysa aslımıza dönme yolculuğunun ana izleği sevgi. Muhabbet. Aşk. Maddi ve manevi seferlerin ana teması, buluşma noktası. Alaka’sı. Anadolu’su!***Bundan mülhem, manevi bir işaret ile Anadolu’ya gelenlere bakalım. Yesevi hazretlerinin yetiştirdiği çok sayıda halifesi ta Yesi’den Anadolu’ya ve sonra Balkanlara kadar gelmiştir. Mevlana Belh’ten yola Anadolu’ya, İbn Arabi Endülüs’ten çıkarak yine Anadolu’ya gelmiştir. Niyazi Mısri hazretleri, Malatya’dan Mısır’a gitmişken yine manevi bir işaretle Anadolu’ya dönmüştür.Seyyid Mahmut Hayrani, Hacı Bektaş-ı Veli, Belhi hazretleri, Hüsamettin Uşşaki hazretleri hep böyle gelmiştir Anadolu’ya. Döneme baktığımızda mana yolcularının istikameti hep Anadolu olmuş. Erenler neredeyse merkez orasıdır denir. Anadolu halihazırda merkez. Yunus Emre ise Anadolu’dan çıkmış, etrafa seyahat etmişse de yine Anadolu’da kalmıştır. Nitekim “Baba Tapduk manasını saçtık elhamdülillah” derken kendisi gibi gönül yolcularına iz sürmeleri için bıraktığı izlerin gerçek taliplerin nezdinde sayısız olduğunu belirtmiştir.Her şeyi kendinde topluyor gönül; celali cemali. Kâinata sığmayanı kendine sığdırıyor denir. Müminin kalbi. Anadolu’da cem olan Hak dostları kendilerinden müstakil bir felsefeyi pazarlama hedefi gütmüş değillerdir, hele şan şöhret peşinde koşarak kendi düşüncelerini akım haline getirmiş hiç değillerdir filozoflar, ideologlar gibi.Onlar ‘bir’ olan kalp ilmini / vahiy gerçeğini / insan olma sırrını nefislerinde mürşid-i hakiki denilen üstatlarıyla (ki Resululllah emanetinin taşıyıcıları) yaşamış, idrak etmiş ve biricik sesleriyle bize tecrübelerinden damıttıklarını ifade eden eserler bırakmışlardır.***Bütün bunları yazmama vesile olan bir kitap var elimde. Yasin Şen’in ‘Seyyah olayım bir zaman’ adlı çalışması. (H yayınları / 2019) Türk seyahat kültürünün izinde okuru maddi manevi seferlere çıkarıyor. Beni de okurken dönüp dolaştırıp Anadolu’nun sırlı mayasının dili Yunusça’ya getiriyor:“Yunus Emre divanında, dost dediği ebedi sevgiliye önceden gitmek konusuna sık sık temas eder. Bu gidişin nasıl olacağıyla ilgili bir yerde “dost katına sensüz git” denir. Yunus dosta gidenin ‘kendisüz sefer’ etmesi gerektiğini ifade ederek bu manevi yolculuğun nasıl bir bedel istediğini de söylemiş olur. Öyleyse dosta giderken aradan çıkarılması gereken ilk şey benliktir. Benliği besleyen kin, kibir, gurur gibi kötü hasletler dervişin manevi terbiyesiyle gönülden temizlenmesi gerekir. Bundan sonra insanın kendinden kendine seferi başlayacaktır. Peki kendinde yârini bulan ne yapacaktır?”Evet, kendi kendimizin seyyahı olabildiğimiz ölçüde, cevaba ulaşacağız.
O bir karavan: Hayatını sığdırdığı 'küpşeker' ile rotasız seyyah oldu
Hayat
O bir karavan: Hayatını sığdırdığı 'küpşeker' ile rotasız seyyah oldu
Konya'da otostopla seyahat ederken sebzeciden aldığı mini panelvanı karavana çeviren doğa tutkunu Ozan Avşar, "küpşeker" adını verdiği aracıyla Türkiye'yi gezdikten sonra dünyaya açılmak istiyor. En büyük gideri yakıt olan genç seyyah, dağlardan topladığı doğal ürünleri gittiği yerlerin pazarında satarak ya da kısa süreli işlerde çalışarak elde ettiği ücretle yakıt masrafını ve günlük ihtiyaçlarını karşılıyor.
AA
Ortaçağ’ı seyyahlardan
okuduk
Hayat
Ortaçağ’ı seyyahlardan okuduk
Akademik alanda bir boşluğu doldurmak için yola çıkan Ortaçağ Araştırmaları Dergisi yayın hayatına başladı. Tarihe bakış açısının toplumdan topluma değiştiğine değinen dergi editörü Doç. Dr. Pınar Ülgen, “Ortaçağ’da tarih seyyahlar ve olayın tanıkları tarafından yazılan kronikler vasıtasıyla günümüze aktarılmıştır. Batı’da ise ilk tarih yazıcılığı keşişler tarafından yapılmaktaydı” dedi.
Yeni Şafak
Evvel zaman içinde Eyüp
Hayat
Evvel zaman içinde Eyüp
Eyüpsultan Belediyesi Yayınları arasında çıkan Günümüz Fotoğraflarıyla Gravürlerde Eyüp Sultan adlı albüm kitap semtin 300 yıllık hikayesini anlatıyor. Seyyahların Osmanlı döneminde çizdiği gravürlere bugünkü görüntüleri eşlik ediyor.
Yeni Şafak
Leyla özgünlüğünü koruyabildi
Hayat
Leyla özgünlüğünü koruyabildi
Naime Erkovan’ın dördüncü öykü kitabı Ay ve Güneş Kumpanyası okurunu farklı bir dünyaya davet ediyor. Kitapta batıya giden doğulu kahramanlar ile doğuya gelen batılı kahramanlar bulunuyor. Erkovan, “Mecnun sürekli ve aynı şekilde anlatıldığı için sıradanlaştı. Oysa Leyla, görmezden gelinerek özgünlüğünü korudu” diyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.