Duygu dünyamızda silinmez izler bırakan şair: Erdem Bayazıt
Hayat
Duygu dünyamızda silinmez izler bırakan şair: Erdem Bayazıt
Şiir anlayışını öncelikle "Büyük Doğu" ve Sezai Karakoç'la biçimlendiren, Müslümanların emperyalizme başkaldırışını yansıtan şiirleri büyük ilgi gören yazar ve şair Erdem Bayazıt'ın vefatının üzerinden 12 yıl geçti.
AA
HDP'li belediye başkanı ile yardımcısı terörden gözaltına alındı
Gündem
HDP'li belediye başkanı ile yardımcısı terörden gözaltına alındı
Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı HDP'li Sarıcan Belde Belediye Başkanı Bekir Polat ve yardımcısı Canan Tağtekin ile 1 kişi gözaltına alındı.
DHA
Bağımsız bir ülke miyiz değil miyiz, artık karar verelim
Bağımsız bir ülke miyiz değil miyiz, artık karar verelim

Bir vakitler, semtimize taşınan genç arkadaşımızın evine gitmiştik. İşyerinden birkaç kişi, elimizde ortaklaşa aldığımız hediye paketi, “Hayırlı olsuna geldik” diye kapısını çaldık.

O zamanlar öyleydi, çat kapı gidilebiliyordu. Zaten henüz telefon bağlatmamıştı. Cep telefonu ise hiç bilinmiyordu. Fi tarihi.

Nasıl da memnun olmuşlardı. Çay, kahve içip sohbet ettik. Fazla vakitlerini almadan kalkmak üzereyken, kapılardan birinin üstünde asma kilit gördük.

Onun da dikkatinden kaçmadı bizim şaşkın bakışlarımız. İzah etti. Ev sahibi Almanya’daymış. Eşyalarını bir odaya yığmış, kapıyı kilitlemiş, bir de asma kilit takmış. Baştan öyle yapacağını söylemiş tabii. Ona göre anlaşmışlar. Ev üç oda fakat iki odaymış gibi kiraya bağlamışlar. Makul tabii.

Arada bir anlaşma

varsa, geri kalan kısım da kiracıya yetiyorsa, mal sahibinin eşyaları odanın birinde dursun, ne olacak…

*

Kiracılığın böyle cilveleri vardır. Fakat o arkadaş evi satın almış olsaydı, sanırım durum değişirdi. En fazla belli bir süre razı gelebilirdi o duruma.

Bu örnek, çok nadir rastlanan cinsten değil.

Biraz daha farklı bir şeklini düşünmeyi denesek…

Diyelim ki siz bir ev aldınız. Ev üç oda bir salon. Satan kişi diyor ki, “Benim şu odayla ilgili çok duygusal bağım var. Ben bu evi satıyorum ama o odayı kullanmanızı istemiyorum. Orası boş dursun.”

Razı gelir misiniz? En basitinden deli midir nedir diye geçirirsiniz içinizden. He he deyip yollar ve evin her tarafını istediğiniz gibi kullanırsınız. Kim karışır?

Çünkü akıl mantık dışı bir taleptir onunki.

*

Bu durum basit bir ev için böyleyken, bir ülke için, dünyanın gözbebeği İstanbul için farklı olabilir mi?

Ayasofya konusu tam olarak buna benziyor işte.

Bu şehri almış olabilirsiniz. Fakat şurayı kullanamazsınız…

Niye?

Biz öyle istiyoruz. Ne cami olsun, ne kilise. Ortada kalsın.

1453’ten 1935’e kadar yaklaşık beş yüz sene kullandık…

Ne yapalım, o zamanlar gücümüz yetmiyordu. Böyle bir şeyi teklif dahi edemezdik. Fakat şimdi durum değişti.

*

Demek ki durumlar değişince, başka durumlar doğuyor.

Aha işte şimdi de öyle oluyor. Yine bazı durumlar değişti.

Artık sizin paşa gönlünüze uymak zorunda değiliz.

Uysanız çok iyi olur diyecekler, diyorlar da… Avrupa’sı da Amerika’sı da Rusya’sı da üzüntülerini belirtiyor. Şayet ibadete açarsak, çok üzülürlermiş, dengeler bozulurmuş, ilişkiler gerilirmiş…

Daha ne kadar gerilebilir ki? Bırak inceldiği yerden kopsun.

*

Ayasofya ibadethane olarak inşa edilmişti, müze olması için yapılmamıştı.

Şimdi de aslına dönmesini istiyoruz.

Bazı kaz kafalıların tepeden bakıp da “Bu İslamcıların meselesi” diye burun kıvırmalarına aldırmayın. Bu ne İslamcılık meselesi, ne Hıristiyancılık, ne de müzecilik… Yalnızca bağımsızlık meselesi.

(Tam bağımsızlık lafına gıcık olduğumu belirteyim. Bir şey ya tam vardır, ya da yoktur. Kısmen hamilelik ve tam hamilelik gibi bir vaziyetten bahsetmek nasıl abesse, bağımsızlık konusu da böyledir.)

Elinizde olana sahip misiniz, değil misiniz… Orayı aldınız mı, almadınız mı? Sizin mi, başkasının mı? Onunla ilgili bir durumdur.

Ayasofya’nın ibadete açılması, namaz kılınacak yer aramaya bağlı bir konu da değil. Hem de hiç.

*

Üstad Sezai Karakoç’un 1990’da yazdığı yazıdan birkaç satıra bakalım da idrak etmemize yardımı dokunsun: “İstanbul işgal edildiğinde Ayasofya’yı askeri bir birlik koruyordu. İşgal kumandanlığı hükümetten bu birliğin Ayasofya’dan alınmasını istedi. Maksatları Ayasofya’yı kilise yapmaktı. Birliğin kumandanı kahraman subay: ‘Ben ve askerim hiçbir şekilde Ayasofya’yı bırakmayız. Onu gece gündüz savunacağız. Eğer bırakmamız için ısrar ederseniz, işgalci askerler üstümüze gelirse, kendimizle birlikte Ayasofya’yı havaya uçururuz’ dedi. Bunun üzerine işgal idaresi ısrardan vazgeçti. İşgal boyunca Ayasofya bu birlik tarafından savunuldu. İstanbul’a giren ve İstanbul’u alan düşman, Ayasofya’ya giremedi ve Ayasofya’yı alamadı. Bu ve bunun gibi binlerce kahramanlık; genç nesillere öğretilmedi. Meşhur olaylar, meçhulmüş gibi kaldı.”

Biz de bu bilgiyi okullarda öğrenmedik üstadım.

Şairler zoru sever
Şairler zoru sever

Şair, vaktiyle “Haziranda ölmek zor” demiş olsa da biliriz ki şair milleti zoru sever. Özellikle meyletmekten geri durmazlar.

Bugüne kadar Haziran içinde vefat eden şairlerimize baksak, anlarız bunu.

Hem, ölmek bir yana, yaşamak da pek kolay sayılmaz Haziran’da, Temmuz’da ve diğerlerinde.

7 Haziran, iki büyük şairimizin vefat yıl dönümüydü.

Abdurrahim Karakoç ve Cahit Zarifoğlu, bu günde ayrıldı aramızdan.

Biz de iki büyüğümüzü, sevgili ağabeylerimizi, sesleri kulaklarımızda, rahmet ve hasretle anarken, birer şiirlerini hatırlayalım istedik.

*

Say Bir Gerçek Say Bir Yalan, Abdurrahim Karakoç

Ömür dediğiniz nedir / Üç gün hilal, üç gün bedir / Haftaya boş kalır sedir / Say bir karış, say bir adım / Geçti gitti, anlamadım

Her türlü nimet sofrada / Yığın yığın dert sofrada / En uzun mühlet sofrada / Say bir içim, say bir tadım / Kaçtı gitti, anlamadım

Denizde kayıktır umut / Yaralı geyiktir umut / Ürkek üveyiktir umut / Say bir lokma, say bir yudum / Uçtu gitti, anlamadım

Dakikalar yazlık, kışlık / Saatlarda mı yanlışlık / İklim mevsim tek karışlık / Say bir dondum, say bir yandım / Göçtü gitti, anlamadım

Bembeyaz düşler topladık / Bitmemiş işler topladık / Bebek gülüşler topladık / Hızar kurdu itimadım / Biçti gitti, anlamadım

*

Cahit Zarifoğlu’nu da “İşaret Çocukları” isimli şiiriyle anıyoruz.

Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan / Geçerdi babam / Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde / Daha ilk güzelliğinde / Alnını iki dağın arasına germiş / Bir devin göğsüne benzer / Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri / Cami avlularına açılan / Havuz sularına kapılan çocuklar / Görmeden güneşin bütün renklerini / Götürmezlerdi dükkândaki babalarına / Ocaktan akan kaynar yemekleri / Nenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz / Kaleleri ağırlayan kadınların / Süslerini kemerlerini / Başlarını ağırlaştıran / Ağır siyah şelale saçlarını / Tutunca gençleşirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde / Küçük ve büyük nehirde / Bedeni ıslatan afsunlu suda / Önce niyet sonra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara/ İçinde eski balıkların yattığı kayalar / Savaşan insanların elinde / İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline

Anam kanları kuruyan / Kavga ayıran bir kargı elinde / Kara ocağın taşlarına / İşaret koydu çocuklarını / Belinde gezdiren babamın / Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın / Unutup genç gelen günleri / Zamanın sürerken çektiği günleri / Çetin bilmecelerle / Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar / Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde / Küçük pencereli karanlık dar odalarda / Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin / Uzağa çekilip giden / Ayazda donan gülmeler içinde / Ormanlarda süt emziren anne /Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin / Demir dağlarına / Uyuyunca toprak beşiğimde / Sahipsiz kalan / Ellerimden kayan aydınlık günlerim

Besmele ile şiire başladım: Abdürrahim Karakoç vefatının sekizinci yılında yad edildi
Hayat
Besmele ile şiire başladım: Abdürrahim Karakoç vefatının sekizinci yılında yad edildi
Vefatının 8. yılında şair Abdürrahim Karakoç yad edildi. Besmele’yle şiire başladığını söyleyen Karakoç yazdığı şiirlerden dolayı idamla yargılanmıştı. Karakoç’un en ünlü şiiri Mihriban ise müzisyen Musa Eroğlu’nun yaptığı besteyle yazıldıktan 30 yıl sonra ünlü olmuştu.
Yeni Şafak
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç mesajı
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç'u vefatlarının yıl dönümü nedeniyle mesaj yayımladı. Erdoğan mesajında," Türk edebiyatının iki müstesna gönül insanı Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç'u vefatlarının yıl dönümünde rahmetle ve saygıyla yad ediyorum. Mekanları cennet olsun" dedi.
Yeni Şafak
Nesli tükenmekte olan vaşak, avını yerken görüntülendi
Gündem
Nesli tükenmekte olan vaşak, avını yerken görüntülendi
Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı Kavalcık köyünde hayvanlarını otlatmaya çıkaran köylüler, nesli tükenme tehlikesi altında olan vaşağı görüntüledi. Avını yerken görüntülenen vaşak, bir süre bekledikten sonra, hızla bölgeden uzaklaştı.
DHA
Siyasi duruşun edebi gölgesi
Hayat
Siyasi duruşun edebi gölgesi
Türkiye’de kimi politik figürler gündemi olur olmaz iddialarla belirleyebiliyor. Onların bu iddialarını körükleyen bir de edebiyatçı kitle var. Yazar Pınar Kür’ün geçtiğimiz haftalar bugünün siyasi ortamını karalayan bir yazısı Cumhuriyet Kitap’ta yayımlandı. Kür’ün yazısı 150 yıllık bir hikayenin aslında uzantısıydı. Siyasi duruşları hep destekleyen ve destekledikçe göklere çıkarılan ya da eleştirdiği için karalanan yazarların listesi geçmişe uzanıyor. 2.Abdülhamit destekçileriyle başlayan karalama kampanyası bugün de aynı hızla devam ediyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.