“Barış” yalanıyla sakil bir sihirbazlık gösterisi
“Barış” yalanıyla sakil bir sihirbazlık gösterisi
İsrail Terör Devleti ile “Filistin’i yok sayan” İhanet Anlaşması’nı, Haydut Devlet ABD’nin rejisörlüğünde imzaladılar.Böylelikle, Tel Aviv “BAE ile Bahreyn’i nüfuzuna geçirdi!”***Kandan beslenen İsrail’in faşizmi, “Barış” yalanı, maskesi, düzenbazlığı, gözbağcılığıyla yutturulmaya çalışılıyor.***Ortadoğu’da barışın önündeki en büyük tehdit İsrail & ABD terör tandemidir.***Siyonist yaltakçısı Amerikan Medyası da, Sarı Kovboy Donald’ı “Barışı sağlayan devlet adamı” diye cümle âleme yedirmenin gayr...
CIA FETÖ’yü paraya boğdu: Gerçek Hayat dergisi, örgütün kimler tarafından fonlandığını belgeleriyle ortaya koydu
Gündem
CIA FETÖ’yü paraya boğdu: Gerçek Hayat dergisi, örgütün kimler tarafından fonlandığını belgeleriyle ortaya koydu
Gerçek Hayat’ın FETÖ’nün kirli bağlantılarını ele alan özel sayısında elebaşı Fetullah Gülen’in CIA ve NATO’dan nasıl fonlandığına ilişkin ayrıntılar da var. Gülen’in ilişkileri 1972 yılında sıkıyönetim komutanlığının hazırladığı raporda yer alıyor. Raporda Gülen’in 1966’dan sonra yeni örgütlenmeye gittiği belirtilerek “CIA ve Mossad vasıtası ile aktarılan paralarla 1970 yılında klasik Nurculardan ayrılarak kendi cemaatini oluşturmaya başladı” deniliyor. 176 sayfalık dergide yer alan bir belgeye göre NATO 1976 yılında Türkiye’deki 120 gazeteci, işadamı ve bazı din adamlarına para yardımında bulundu. Türkiye’nin NATO’daki temsilcisi Orhan Arıman üzerinden banka havalesi şeklinde para alanlardan biri de Fetullah Gülen’di.
Yeni Şafak
Devletler, devletsiz toplumlar ve devletleşen cemaatler (1)
Devletler, devletsiz toplumlar ve devletleşen cemaatler (1)

Kolonyalizm, sömürgecilik ve emperyalizm bağlamında devletler, devletsiz toplumlar ve devletleşen cemaatler günümüz dünyasını anlamak bakımından önemlidir. Avrupalılar; Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı işgal, istila edip kolonileştirirken karşılarında devletler, devletsiz toplumlar vardı. Ali Mazruî “Afrikalılar” adlı kitabında Afrika açısından konuyu ele alır ve Avrupalıların devletler ve devletsiz toplumlar karşısındaki tavırlarını işgal, istila ve kolonileştirme açısından inceler. Mazruî, her ne kadar Afrikalılarda geniş bir çerçeve oluşturmaya çalışsa da Afrika’nın sömürgeleştirilmesi ve kolonileştirilmesi sürecinde engelleyici bir devlet olarak Osmanlı’yı gündeme almaz. Hâlbuki Afrika’nın Müslüman devlet ve toplumlarının üzerinde Osmanlı etkisi gözle görülür derecededir. Kolonyalistler Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da büyük oranda başarıya ulaşmış ve bu kıtaların Avrupalılaşmasını sağlamışlardır. Osmanlı zamanının güçlü bir devleti olarak özellikle Afrika’nın Müslümanlaşmış bölgelerinin kolonileştirilmesini engellemiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferiyle başlayan dönemi yayılmacı emperyalist faaliyetlerin durulması açısından ele almak çarpıcı sonuçlara ulaşmamızı sağlar.

Güçlü devletlerin çözülerek devletsizleşme sürecinin yaşanması ve zaten devletsiz bir hayat yaşayan toplumların varlığı Batılı istila ve işgal girişimlerini kolaylaştırmıştır. Bunun için güçlü devlet yapılarının çözülmesi yönündeki uzun zamanlı faaliyetler hedef coğrafyaya nüfuz edilmesi açısından önemlidir. Kolonileştirmenin başarısı da burada yatmaktadır. Eğer güçlü devlet yapıları ayakta kalsaydı kolonileştirme başarıya ulaşamaz, hedef coğrafyanın Avrupalı halklar tarafından ele geçirilmesi mümkün olamazdı. Avrupalı kolonilerin devletleşme süreci büyük oranda hedef coğrafyada devlet yapılarının çökmesi ve devletsizlik ile açıklanabilir.

Avrupalılar; Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da uyguladıkları kolonileştirme siyasetini Afrika’da da uyguladılar. Özellikle Güney Afrika buna bir örnektir. Bu ülkeye yerleşen Avrupalıların emperyal merkezlerle savaşı dahi söz konudur. Fakat yine de Avrupalıların Afrika kıtasında nüfus yapısını tamamen değiştirmek bakımından başarılı olamadıklarını söyleyebiliriz. Sürecin devam etmesini göz önünde bulundurursak “şimdilik” demek gerekir. Fransa’nın Cezayir’deki kolonileştirme faaliyetleri de oldukça önemli bir meseledir.

Bir devlet olarak İsrail’i izah ederken dinî kavramların çokça gündeme gelmesi, Avrupalıların modern dönem kolonileştirme faaliyetinin en önemli örneklerinden birinin anlaşılmasını engellemektedir. Hâlbuki İsrail, dünyanın farklı köşelerinde devletsiz bir hayat süren Yahudi cemaatinin devletleştirilerek İslam coğrafyasında kalıcı bir üs haline getirilmesi faaliyetinden başka bir şey değildir. İsrail, yeni bir kolonileştirme faaliyetinin ürünüdür ve özellikle de Avrupalıların Amerika’da yerleşimci olarak kalıcı olmaya çalıştıkları dönemleri hatırlatmaktadır. İsrail’in sürekli genişleyen bir sınırsızlık içinde hareket etmesiyle Avrupalı kolonicilerin Kuzey Amerika’nın batısına doğru ilerlemeleri arasında büyük bir benzerlik vardır. Bu da İsrail’in Yahudi ilahiyatına uygun olarak açıklanmasını anlamsızlaştırmaktadır. Yahudi ilahiyatının bir araç olarak kullanıldığı İsrail’in devletleşme faaliyeti, Avrupa’nın yeni koloniler oluşturmak yoluyla genişleme çabasının bir devamıdır. İsrail’in Filistin’de ve İslam coğrafyasında uyguladığı şiddet ve terörü Batı Avrupalıların Amerikan yerlileri üzerinde uyguladığı şiddet ve teröre benzetebiliriz. Başkan Erdoğan’ın İsrail devletinin sınırları neresidir sorusu da bu benzerlik içinde anlam kazanır.

Yahudilerin dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan cemaat hâlindeki bir toplum olarak devletleşme sürecine dâhil olması 1917’de başlamış ve tekil olarak kalmış bir olay değildir. Bilindiği gibi İngilizler, Yahudileri Kenya ve Uganda’ya yerleştirmek istemişti. Siyonizm’i de Yahudi ilahiyatı ile açıklamanın yanıltıcı olduğu açıktır. İngilizler, Belçikalıları ve Fransızları Uganda ve Kenya’ya sokmak istememişti. Yahudileri, Doğu Afrika’da yerleşimci bir unsur olarak kullanma düşüncesinden kısa zamanda vazgeçildi. Fakat devletsiz bir cemaatin devletleştirilmesinden vazgeçilmedi.

İsrail, yeni bir devlet oluşturma sürecinin başarıya ulaşmış örneğidir. Aynı süreci takip etmesi muhtemel farklı cemaat yapılarını da yeni koloniler oluşturma sürecinin devamı olarak görebiliriz. Siyonizm, İngilizlerin kullandığı ideolojik bir araçtı. Yeni dinî hareketleri de bu çerçevede düşünmek gerekir.

Gucarat katili
Dünya
Gucarat katili
Müslümanları hedef alan politikalarıyla Asya’da gerilime neden olan Hindistan Başbakanı Modi’nin geçmişi de katliam ve tehcirle dolu. Modi, Gucarat eyaletini yönetirken 3 bin Müslüman yakılmış, yüz binlercesi göç etmek zorunda kalmıştı. ABD bu nedenle Modi’ye koyduğu giriş yasağını 2014’de başbakan olunca kaldırdı. Bir dönem Siyonizmi ırkçılık olarak nitelendiren ülke, Modi döneminde İsrail ile stratejik ittifak geliştirdi.
Yeni Şafak
8 günlük bayram: New York'ta Satmar Yahudileri Sukkot'ı kutladı
Dünya
8 günlük bayram: New York'ta Satmar Yahudileri Sukkot'ı kutladı
ABD'nin New York kentinde yaşayan Ortodoks Yahudi toplumu, “Sukkot” veya “Simchat Torah” adını verdikleri dini bayramlarını kutladı.
AA
Suriye’de birilerinin sadece çıkarları var, Türkiye’ninse derdi
Suriye’de birilerinin sadece çıkarları var, Türkiye’ninse derdi

Suriye’de yaşanan her gelişmenin birinci derecede etkilediği ilk ülke Türkiye. Sekiz yılı aşkın süredir devam etmekte olan bu sorunda bizzat kendi askeri varlığıyla veya vekalet verdiği güçlerle müdahil olan ülkelerden Türkiye dışında hiç biri kendi izlediği siyasetlerin insani sorunlarıyla bile yüzleşmiyor. Kendi ürettikleri insani sorunları çözme konusunda hiç biri elini taşın altına bile koymuyor. Herkes sadece sorun üretiyor, var olan sorunların daha da derinleşmesine yol açıyor.

Rusya’nın Suriye’de sadece çıkarları vardır, burada onun güvenliğini tehdit eden veya buradaki herhangi bir nüfus hareketliliğinden kendi topraklarına ulaşan bir insan bile olmuyor. Ama Rusya rejimle işbirliği içinde ülkeyi vatandaşları için yaşanamaz hale getiren bütün süreçlerde birinci derecede bir aktör. Uluslararası meşruiyetini Esad rejiminin kendisini davet etmiş olmasından alıyor.

İran’ın ileri sürdüğü gerekçe Siyonizme karşı bir direniş hattını müdafaa. Ama bu müdafaa esnasında siyonizmin daha da fazla tahkim olmasını sağlamaktan başka bir şey yapmazken yine rejimin kendi vatandaşları için Suriye’yi yaşanmaz hale getiren uygulamaların destekçisi hatta bizzat uygulayıcısı oluyor. O da uluslararası meşruiyetini aslında hiçbir ahlaki meşruiyeti kalmamış olan katliamcı Esad’ın onu davet etmiş olmasından alıyor.

ABD ise başta insanlık suçu işlemiş olan Esad’ın devrilmesi ve Suriye halkının kendi topraklarında özgür ve insanca yaşayabileceği bir ortamın oluşturulması gibi güçlü bir uluslararası ittifaka dayanan ahlaki bir gerekçeyle geldiyse de, kısa sürede gelme gerekçesini unutup başka bir gerekçeye sığındı. Bu gerekçe DEAŞ tehdidiydi. 5000 bin mil öteden DEAŞ ABD’yi nasıl tehdit edebilirdi? Ve bu tehditten dolayı ABD sınırlarına kaç Suriyeli mülteci dayandı şimdiye kadar?

Bilakis ABD DAEŞ tehdidiyle baş edeyim, örgütü yerleştiği yerlerden sökeyim derken orada yaşayan sivil halkı da söktü, şehirlerini yaktı yıktı ve yaşanmaz hale getirdi. Teröristten çok sivil halk öldürdü. Burada yaşayamayacak hale gelen sivil halk başta Türkiye’nin olmak üzere Lübnan, Ürdün ve bir kapı bulanlar Avrupa’nın yolunu tuttu. ABD’nin terörle mücadele gerekçesine katılsak bile bu mücadelesinin sorun çözmekten ziyade daha fazla sorun ürettiği açıkça görülüyor. Üstelik ABD ürettiği hiçbir sorunun sorumluluğunu da üstlenmiyor.

Şimdi DAEŞ’e karşı yardımını aldı diye korumaya çalıştığı PYD güçlerine tahsis ettiği alanda insan hakkı ihlallerinin en büyüğü yapıldı, yapılıyor. Esad’ın tehcir ettiğinden daha fazla Arap ve Kürt bizzat kendi desteklediği PYD militanlarınca yapıldı. Türkiye’yi yapmakta olduğu operasyon dolayısıyla insan hakkı ve sivillere zarar endişesini ifade etmesi tam bir yüzsüzlük örneği.

Türkiye başka ülkelere benzemez. Suriye halkı da oradaki Kürt halkı da Türkiye’nin canından bir parçadır. Onlar Türkiye’nin çıkarının değil derdinin bir parçasıdır.

Türkiye’nin daha önce yapmış olduğu Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarındaki uygulamaları ortada. Bırakın Rusya, İran ve Esad rejiminin yaptıklarını, ABD’nin Rakka ve diğer bölgelerde yaptıklarıyla karşılaştırılamaz bile. Kurtarılan bölgelerde hayat kaldığı yerden daha da canlanarak devam ediyor.

Aah, keşke gerçekten ABD Suriye’deki sivil ölümlerini, insan hakkı ihlallerini dert ediyor olsa. Bu bizi sadece sevindirirdi ve emin olun bütün yapmış olduklarına rağmen bu hassasiyetine sadece saygı duyardık. Ama, bunu ifade ederken gerçekleri çarpıtıyor olması bu hassasiyetin sadece tutarsızca ve müsrifçe kullanılıyor olduğunu gösteriyor.

Kısaca Rusya, ABD ve İran, Suriye’deki varlıklarının ürettiği hiçbir sorunun sorumluluğunu üstlenmiyorlar. Aksine onların ürettiği sorunlar birinci derecede Türkiye olmak üzere başkalarına yükleniyor.

Suriye’de kendilerini ilgilendiren sadece çıkarları var. Türkiye’nin ise derdi var, Suriye’de yaşanan her gelişmeden doğrudan etkileniyor. Şu ana kadar Suriye’de hiç doğrudan müdahil olmadığı halde ortaya çıkan sorunların sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmadı.

Buna mukabil bu durumun sürdürülemez olduğu düşüncesinden hareketle Suriye’de kalıcı, sürdürülebilir çözüm arayışları içinde oldu. Baştan itibaren Suriye içinde uluslararası himayede bir güvenlik bölgesi oluşturmayı savundu. Bu, en azından rejimin zulmünden kaçanların Suriye içinde sığınacakları bir alan olacaktı ve sorunların başka ülkelere daha fazla taşınmasını önlemiş olacaktı.

Türkiye Suriye’de bir çıkar peşinde değil, açgözlü çıkar kavgalarının ürettiği sorunları çözme peşinde. Bütün Suriye halkının kendi ülkesinde rahatlıkla yaşayabileceği koşulları oluşturmak için somut çözüm öneren tek ülke. Önerdiği çözümler kabul görmüyor, çünkü kimse çözüm peşinde değil. Çözümsüzlüğün devam etmesinin Suriye halkına maliyeti ne olursa olsun, kimsenin umurunda değil. Ama Türkiye’nin umurunda, çünkü Suriye yandığında Türkiye’nin canı yanıyor.

Ruhani’den siyonizmi Orta Doğu’dan geri püskürtme çağrısı
Dünya
Ruhani’den siyonizmi Orta Doğu’dan geri püskürtme çağrısı
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Orta Doğu ülkelerine siyonizmi geri püskürtme çağrısında bulundu. Ruhani, "Bölgedeki milletler asırlardır yan yana yaşamış ve hiçbir zaman bir sorun yaşamamışlardı. Bir sorun varsa bunun nedeni başkalarıdır. Haydi birlik olalım ve saldırganın varlığını bölgeden atalım" dedi.
IHA
Yahudilerden Ilhan Omar'a destek ziyareti
Dünya
Yahudilerden Ilhan Omar'a destek ziyareti
Siyonizm karşıtı Ortodoks Yahudileri, İsrail açıklamaları sebebiyle lince maruz kalan Temsilciler Meclisi üyesi Ilhan Omar'a destek ziyaretinde bulundu. Haham Dovid Feldmen, "Filistin'in işgalini dile getirdiği için birini antisemitist olmakla suçlamak kabul edilemez bir şey. Ayrıca bunun Yahudiler adına yapılması biz Yahudilere zarar veriyor" açıklamasında bulundu.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.