TBMM'den Irkçı Esperson'a tepki
Gündem
TBMM'den Irkçı Esperson'a tepki
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, aşırı sağcı Danimarka Halk Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Soren Esperson'un, "ülkeye Müslüman sığınmacıların girmesinin yasaklanması" yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Yeneroğlu, Danimarka'da ırkçılığın toplum içerisinde ne denli yayıldığını ve tehlikeli olduğunu gösteren birçok olayın söz konusu olduğuna dikkati çekti.
AA
KIA Sorento’ya tasarım ödülü!
Ekonomi
KIA Sorento’ya tasarım ödülü!
Türkiye’de önemli bir SUV mirası bulunan KIA’nın lider modellerinden Sorento, 2020’nin Mart ayında tanıtılan dördüncü jenerasyonuyla, otomotiv dünyasının saygın yayınlarından Auto Bild Allrad dergisi tarafından ‘Tasarım’ kategorisinde ödüle layık görüldü. Yeni Sorento’nun yılın son çeyreğinde hibrit seçeneği ile Avrupa’yla birlikte Türkiye’de de satışa sunulması bekleniyor.
Yeni Şafak
Duygulara botoks
Gökhan Özcan
Duygulara botoks
“Gülüşleri yüzlerinde asılı kalıyor sanki insanların” dedi kahve dolu fincanı usulca masaya bırakan. “Çünkü raptiyelerle sabitleniyor bedenlere duygular” dedi elini fincana uzatan.Hayat insanı eskitir, örseler, kırıştırır; yine de bu görünüşte kalır bazılarında, her sabaha pırıl pırıl bir heyecanla uyanır onlar. Mesele tenin yorulması, yüze çizgilerin eklenmesi, saçlara ak düşmesi, gözlerin eski parlaklığında olmaması değildir; mesele insanın kendini ne berraklıkta biliyor olmasıdır. Mesele insa...
Bu köyde her evin bahçesinde yetişiyor: Geliriyle yüz güldürüyor
Gündem
Bu köyde her evin bahçesinde yetişiyor: Geliriyle yüz güldürüyor
Tokat'ta sebze ekmeyi bırakan Beşören köylüleri madımaktan elde ettikleri gelirden memnun.
IHA
Ölçüleşmiş ölçüsüzlükler
Ölçüleşmiş ölçüsüzlükler
“Bazen biri beklemediğimiz bir anda bir köşeden çıkarak hızlı adımlarla hayatımızın orta yerine kadar gelecek ve ‘Bütün bu yaşadıklarınız bir kamera şakasıydı!’ diyecek gibi gelmiyor mu size de?” diye sordu aralarından herhangi biri. Boş gözlerle etraflarına bakındı sonra hepsi bir süre.Gündelik konuşmalarımız arasına, “Şaka gibi...” diye başlayan cümleler sıkıştırmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız oluyor son zamanlarda. Şaka gibi olan ne? Kim kime neden yapıyor gerçekten çok şakaya benzeyen bunca şeyi? İnsanlar eskiden olduğundan daha fazla şaka yaptığından, daha fazla şakacı olduğundan mı böyle söylüyoruz acaba? Yoksa, her şeyin kendi gerçekliğinden hızla uzaklaşarak adeta bir şakaya dönüşüyor olmasıyla mı ilgili bu iki kelimeyi daha sık yan yana getiriyor oluşumuz? Eskisinden çok daha sık, neredeyse sürekli yaşadığımıza göre bu acayip hallere neden hala şaşırıyoruz? Neden olan biten, bu haliyle yerleşik hale gelmesine rağmen bize hala şaka gibi geliyor?Hayatımızda geçmişteki normlara, ‘normal’ standartlarına uymayan pek çok yeni ‘şey’ var bugün. Sözlerden algılara, davranışlardan alışkanlıklara, eşyadan ihtiyaçlara kadar önceden olmayan ama bugün olmadan olmayan, kısa sürede hayatımızda fazlasıyla yer tutmuş, hatta kök salmış pek çok yeni şey... İnsanlar karşılaştıkları bu yeni ‘şey’lere, benzerlerini kendileri de sık sık yaptıkları, söyledikleri, kullandıkları halde hala şaşırmaya devam ediyor. Aradan çok zaman geçmedi çünkü, bütün bu şeyleri yapmadığımız, konuşmadığımız, yaşamadığımız zamanlardan neredeyse hop diye yaptığımız, yaşadığımız, konuştuğumuz zamanlara geçtik. Madalyonumuzun hala iki yüzü var. Bir yanımız koşar adım kapılmaya hazır bu akıntıya, diğer yanımız hızını kesemese de sürekli itirazlar üretiyor fısıltıyla bu şuursuzca kendini bırakmaya. Bu tipik bir “Gülüyoruz ağlayacak halimize” durumu... Şaka gibi!“Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsani ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlak, tüketim etkinliğinin ta kendisidir” diyor Jean Baudrillard, ‘Tüketim Toplumu’nda.İnsanlığın uzun yolculuğu içinde neyin ciddi olduğu, neyin olmadığına dair, iyi kötü bütün zihinlerde sarahat kazanmış bazı ölçüler ortaya çıktı. Küçük farklılıklar olsa bile ana fikrinde uzlaştığımız birtakım kaideler... Bugün, hayatlarımız için çok değerli olduğu halde silikleşmeye yüz tutan şeylerden biri de budur. Ciddi olanın ciddiye alınmaz hale geldiği, ciddi olmayanın şaşılası bir ciddiyetle peşine düşüldüğü bir zaman... Ölçüler silinip kayboluyor, yerini ölçüleşmiş ölçüsüzlükler alıyor hızla. Çok bariz bir manzara bu; görmeyenler, kendini hevesleriyle sarhoş ederek nereye gittiğini görmek istemeyenler...“Tiyatronun kulisinde bir gün yangın çıkmış. Palyaço haber vermek için sahneye gelmiş. Herkes bunun bir şaka olduğunu sanıp alkışlamaya başlamış. Sanırım dünyanın sonu her şeyi şaka sananların yükselen alkışları arasında gelecek” diye yazmış Søren Kierkegard, ‘Meseller’ kitabında.“Her şeyi içine çeken bu kocaman lüzumsuz espri bir gün elbet tamamlanacak” dedi beyaz saçlı adam, “ama o zaman muhtemel ki hiçbirimizin gülecek hali kalmayacak!”
Avara kasnak
Avara kasnak
Yürüyen bir yolda seyreden karaltılar gibiyiz. Belli bir ritimle bir yerden başka bir yere doğru gidiyoruz ama bu sanki bizim irademizle olmuyor. Kendi adımlarımızı atıyor değiliz, kendimize ait bir yürüyüşümüz yok ve tabiatıyla varacağımız yeri de kestiremiyoruz. Bizi bir dört duvarın arasına değil de, ritmi ve yönü hiç değişmeyen bu hareketin içine hapsetmişler sanki. Video: Avara kasnakSanki donup kalmış gibi, uyuşup şuursuzlaşmış gibi, öz ritminden tamamen mahrum kalmış gibi bir yerden bir yere doğru ağır ağır akıyoruz. Sırtımızdaki insanlık yükünü taşımaya hiç gayret etmeyelim, hayatın ağırlıklarından hiç yorulmayalım diye bırakmışız sanki elimizden her şeyi o yürüyen yola. Bir uçtan bir uca düz bir çizgide mi ilerliyoruz yoksa kocaman bir çemberin çeperinde dönüp duruyor muyuz, bir fikrimiz yok. Bir yere mi gidiyoruz, bir yerden geri mi dönüyoruz, o da belli değil. Bildiğimiz şu, zaman yürüyen yoldan daha hızlı ilerliyor, yanımızdan geçip gidiyor sürekli. Yürüyen bir yolda seyreden karaltılar gibiyiz. Birbirinin neredeyse aynı işleyen zihinlerle, nereden başladığını ve nerede duracağını bilemediğimiz şuursuzca bir akışta. “Eğer insanda ebedî bir bilinç yoksa, eğer her şeyin dibinde yalnızca vahşi bir kargaşa, karanlık tutkularda şekil değiştirerek yüce ya da önemsiz her şeyi üreten bir güç varsa; eğer her şeyin altında akıl sır ermez, doymak bilmez gizli bir boşluk yatıyorsa, hayat umutsuzluktan başka ne olacaktır? Eğer böyleyse, eğer insanlığı birleştiren kutsal bir bağ yoksa, eğer ormanın yaprakları gibi bir nesil diğerinin ardından doğuyorsa, bir nesil ormandaki kuşların şarkıları gibi bir diğerinin yerine geçiyorsa; eğer insan soyu dünyadan, denizden geçen bir gemi ya da çöldeki bir rüzgar, düşüncesiz ve meyvesiz bir kapris olarak geçiyorsa; eğer ebedî bir unutkanlık, avı için aç bir şekilde pusuda bekliyorsa ve onun pençelerinden kendisini kurtaracak kadar güçlü hiçbir güç yoksa - o zaman hayat ne kadar boş ve huzurdan yoksun olacaktır” diyor ‘Korku ve Titreme’ isimli kitabında Soren KierkegaardHızlı iletişim ağları kurduk, hızlı ulaşım araçları ürettik, hızlı düşündük hızlı unuttuk, hızlı okuma yöntemleri geliştirdik, hızlı yaşamanın ve hızlı ölmenin yollarını aradık, hızlı sevdik hızlı soğuduk birbirimizden, ‘Hızlı ve Öfkeli’ en sevdiği film oldu bir çoklarının, hızlı kopyaladık hızlı yapıştırdık, hızlı yükledik, hızlı indirdik, heyecanı hız limitlerinin üstünde aradık, aşırı hız sonu oldu kimimizin... Her şeyi hızlı yapmayı marifet belledik de ne işimize yaradı, şu yerinde sayma çağında!“Çok hızlı konuşuyorsun, söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum” dedi bir kıyıda oturan. “Çok hızlı yaşıyorum ve ben de yaşadığımdan hiçbir şey anlamıyorum” dedi kendi çevresinde dönüp duran.Bir de şunu düşünün; herkesin kendisine benzediği bir yerde avara kasnak ne hisseder?“Şu boş olan kısımları dolduracaksınız beyefendi” dedi formu uzatan gözlüklü memur. “Neyle?” diye sordu küçük bir sessizliğin ardından gözlüksüz vatandaş.Bulmacaların kara kareleri büyüyüp kara deliklere dönüşüyor ve soldan sağa, yukarıdan aşağıya bütün kelimeleri büyük bir hızla yutuyordu. Sıçrayarak uyandım ve sıçrayarak uyanamadığımız ne çok kâbusumuz olduğunu düşünmekten bir daha uyuyamadım.“Aramaya çıkmak için çok heveslisin ama” dedi meczup, “neyi kaybettiğini biliyor musun?”
Kadın ve çocukları da vuralım!
Dünya
Kadın ve çocukları da vuralım!
Fransa'yı ayağa kaldıran saldırı sonrası Avrupa'daki ırkçılara gün doğdu. Danimarka Halk Partisi milletvekili Soren Espersen, IŞİD militanlarının Paris'te düzenlediği saldırıların ardından yaptığı açıklamada, “IŞİD'li kadın ve çocukları da öldürelim” ifadesini kullandı.
Yeni Şafak
Hissedebilen biyonik protez geliştirildi!
Teknoloji
Hissedebilen biyonik protez geliştirildi!
Uzuv kaybı yaşayan insanlar bu protez sayesinde nesneleri hissedebilecek.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.