Erdoğan'a Sudan'da ilginç hediye
Dünya
Erdoğan'a Sudan'da ilginç hediye
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Afrika turunun ilk durağı Sudan'da, Devlet Başkanı Ömer Hasan El-Beşiri tarafından aslan yavrusu hediye edildi. Erdoğan, Sudan'daki temaslarını tamamlamasının ardından Çad ve Tunus'a gidecek.
IHA
Sudan’da darbe
Dünya
Sudan’da darbe
Dört aydır muhaliflerin gösterileriyle sarstığı Sudan’da ordu darbe yaptı. 30 yıldır ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir tutuklandı. Ülkede 3 ay süreyle OHAL ilan edilirken, bir ay sokağa çıkma yasağı getirildi.
Yeni Şafak
Sudan karıştı
Dünya
Sudan karıştı
Sudan’da yakıt ve ekmek zamlarına yönelik bir süredir devam eden protestolar şiddetlendi. Binlerce kişi başkent Hartum’da, Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir’in konutu ve ordunun ana karargahının önünde toplandı. Göstericiler, askerden Beşir’i devirmesini istiyor. Son 2 günde çıkan çatışmalarda 5 kişinin öldüğü iddia ediliyor.
Yeni Şafak
Cezayir ve Sudan sarmalı, Etiyopya’da düşen uçak
Cezayir ve Sudan sarmalı, Etiyopya’da düşen uçak
Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in 2020’de yapılacak seçimde devlet başkanlığına adaylığını koyacak olması ve Cezayir’de Cumhurbaşkanı ’nın 18 Nisan’da yapılacak seçimler için 5. kez aday olmak istemesi üzerine her iki ülkede de gösteriler devam ediyor. Arap Baharı dönemini hatırlatan bu gösteriler birçok kişi tarafından “gecikmiş” tepkiler olarak değerlendiriliyor.Video: Cezayir ve Sudan sarmalı, Etiyopya’da düşen uçakArap Baharı sanıldığının aksine Ortadoğu’ya barış ve demokrasi getirmedi, aksine Suriye ve Yemen gibi trajedilerin ortaya çıkmasını sağladı. Mısır’da Aldülfettah Sisi gibi bir diktatör iş başına geldi, Ortadoğu’daki krallar, emirler daha da güçlendi. Arap baharı bölgede daha çok Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ı kuvvetlendirdi.Arap dünyasında kitle hareketleri deyince akla artık, şiddet, istikrarsızlık, insan hakları ihlalleri geliyor. Oysaki başta Mısır olmak üzere bu tür kitle hareketleri meşru bir zemine dayanmakta ve yıllardır kendilerine yaşama hakkı tanımayan yönetimlere bir başkaldırı niteliği taşımaktaydı.İşte bu yüzden Cezayir ve Sudan’da hem göstericiler hem de yönetim oldukça dikkatli davranıyor, gösterilerin bir şiddet sarmalına dönüşmemesi için çaba sarf ediyorlar. Sudan’da yaklaşık iki aydan fazla devam eden gösteriler genelde barışçıl bir havada gerçekleşti. Sudanlı göstericiler, Gezi’deki vandallar gibi etrafa saldırıp kamu mallarına zarar vermediler, karnaval havasında gösterilerini gerçekleştirdiler. Sudan polisi ve askeri de göstericilere karşı oldukça yumuşak davrandı hatta bazı eyaletlerde askerler protestocuların şarkılarına dansla eşlik ettiler.Pazar günü Cezayir’de 90’lı yıllardan sonra meydanlar, en büyük gösterilere tanık oldu. Asker ve polis göstericilere müdahale etmeyerek, protestocuların tepkilerine sessiz kaldılar.Her iki ülkede de şimdilik güvenlik güçlerinin Sisi gibi meydanları ateşe vermemesi, kan gölüne çevirmemesi Arap Baharından ders çıkardıklarını gösterir. Eğer güvenlik güçleri barışçıl gösterilere tepki verseydi, yeni bir Suriye’nin kapısı aralanabilirdi.Aslında her iki ülkede de bir çıkmaz yaşanmakta. Daha doğrusu bu çıkmaz gelecekte diğer Ortadoğu ülkelerinin de temel meselelerinden biri olacak. Ortadoğu’nun hiçbir ülkesi Türkiye kadar demokratik ve şeffaf değil. Türkiye’de sandık ve seçim en önemli karar gücü artık. Halk beğenmediği kabul etmediği siyasetçiye, yönetime sandığa giderek, oy kullanarak dersini verebilir. Fakat bu ülkelerde durum farklı.Hatırlar mısınız, 28 Şubat sürecinin meşhur paşalarından biri, “Yüzde doksan oy alarak bir parti iş başına gelse bile yine bizim dediğimiz olur, çünkü anayasa bu hakkı bize veriyor” demişti.Başınızda zorba, diktatör, baskıcı bir lider bulunuyorsa nasıl bu yönetimlere son vereceksiniz? Seçimler şeffaf bir şekilde yapılmadığı için halk iradesi nasıl gerçekleşecek? Oysa ki halkın onayını almayan hiçbir rejim meşru kabul edilemezken, halk nasıl kendi liderlerini serbest ve özgür bir şekilde belirleyebilecek?Gerek Cezayir’de gerek Sudan’da göstericiler daha temkinli davranarak, hak arayışlarının ülkeyi bir kaos ortamına sürüklenmesine, çatışma bölgesine dönüştürmesine, ekonomik çöküntülerin başlamasına sebep olmasını istemiyorlar. Fakat uzun süredir devleti elinde bulunduranlar bir yere kadar müsaade edeceklerdir. Özellikle de Cezayir’de bağımsızlığın kazanılmasından beri ülkeyi bir derin devlet yönetiyor. Buteflika sadece derin devletin uzlaştığı, vitrindeki bir isim. Onun hasta olmasının ve Cumhurbaşkanlığı görevlerini yerine getirememesinin bir kıymeti yok. Önemli olan asker, parti ve istihbarat arasındaki işbirliğinin karar verme süreçlerinde etkili olması.Cezayir derin devletinin de Buteflika’dan pek memnun olduğu söylenemez fakat şu ana kadar üzerinde ittifak edebilecekleri bir liderden hala yoksunlar. İşte bu nedenle derin devlet doğrudan müdahale etmeyerek “bekle gör “politikası izliyor.Kimse Cezayir’den bir Arap Baharı beklemesin. Meydanlar ne kadar dolup taşsa da karar veren halkın kendisi değil yine derin devlet olacaktır. Bu alışkanlığın da şimdilik değişmesi zor görünmekte. Cezayir için en iyimser senaryo, seçimlerin bir yıl ertlelenmesi olabilir. Çünkü gösteriler devam ederse derin devlet bu seçeneği kullanır, ama halkla pazarlığa girmez. Çünkü halkla pazarlığın, kendi iktidarlarının sonu olacağını bilir.Fakat şunu da göz ardı etmemek lazım; bazı zamanlar halk özgürlük ile ölüm arasında bir fark görmez, çocuklarının daha hür, daha iyi şartlarda yaşaması için zindanları, ölümü göze alır ve her şeylerini kaybetseler de askeri rejimlere boyun eğmeme dirayetini gösterirler.Sudan’da OHAL ilan edildi ve gösteriler biraz durdu. Şimdilik Beşir’in elinin kuvvetlendiği gözüküyor ve 2020 seçimlerine aday olmayacağının işaretlerini de verdi. Bu bir bakıma her iki taraf açısından da iyi bir gelişme olarak yorumlanabilir.Etiyopya’daki uçak kazası…Etiyopya’da geçtiğimiz Pazar 157 yolcunun hayatını kaybettiği bir uçak kazası yaşandı. Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gitmekte olan Etiyopya Hava Yollarına ait Boeing 737 tipi bir uçak havalandıktan çok kısa bir süre sonra düştü. Uçak kazaları Afrika’da oldukça yaygın. Birçok Afrika ülkesi daha ucuz maliyeti olduğu için Çin ve Rus uçaklarını tercih etmekte. Etiyopya Hava Yolları, Afrika’nın en büyük havayolu şirketi ve Sahra altı Afrika’nın büyük oranda ulaşımını sağlıyor. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Afrika’nın en büyük filosu olan havayollarını özelleştireceklerini söylemişti. Etiyopya’da Abiy Ahmed’in ekonomik politikalarına direnen bir çevre var ve uçak düşme olayını da kullanarak, hava yollarının özelleştirilmesine karşı çıkacaklardır.Etiyopya halkının uçak kazası sonrasında birlik mesajları vermeleri önemli. Etnik ve dini açıdan bölünmüş olan Etiyopya halkına ortak acıların, bir millet olma şuurunu verdiği görünüyor.Önemli olan da bu değil mi? Acılarımız sevinçlerimiz ortak, o halde bu düşmanlıklar niye?..Not: Bu yazı Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika istifa etmeden önce kaleme alındı.
Devrim hırsızları Sudan ve Libya’da
Devrim hırsızları Sudan ve Libya’da
Sudan ve Libya bugünlerde çok ilginç olaylara sahne oluyor. Olayların özeti halkların giriştiği devrilerin organize işlerle çalınma girişimleri olarak nitelenebilir.Video: Devrim hırsızları Sudan ve Libya’daAralık ayı içinde Sudan’da ekmek fiyatlarının yükseltilmesini protesto olarak başlayan gösteriler Sudan’da bir Arap Baharı dalgasından söz ettirirken yazdığım bir yazıda gelişmelerin bahardan ziyade yeni bir dalavere izlenimi verdiğini söylemiştim.Sudan’daki bir Devrim’i mevcut durumda Sudan halkının devrim hırsızlarına karşı korumasının çok zor olduğu görünüyordu. Aksine şu anda bütün olumsuz özelliklerine rağmen Ömer Beşir yönetimindeki Sudan’ın bu sürece sürüklenmesi bütün Afrika’da ciddi bir istikrar sorunu oluşturma tehlikesini barındırıyordu. Ömer el-Beşir’in bütün eleştirileri hak eden 30 yıllık iktidarı her türlü başarısızlık, iç savaş, darbe, anayasanın askıya alınması, yolsuzluk örnekleriyle dolu. Bu yüzden halkların hiçbir rızalarının kalmamış olduğu bu yönetimin gitmesini, yerine yüksek katılımlı, şeffaf, dürüst, hesap verebilir yönetimiyle işbaşına gelecek bir sistemi talep etmelerinden daha haklı bir şey olamazdı.Sudan’daki halk hareketi şu ana kadar büyük bir ısrarla, ortaya koyduğu irade davasında önemli bir mesafe de kaydetti. Ancak devrim yapamadı henüz, yaptığı şey sadece bir askeri yönetimi başka bir askeri yönetimle değiştirmek olabildi şimdiye kadar. Tamamlanmamış devrimin bir askeri darbeyle soğutulmaya çalışmasını ise ayağa kalkmış olan halk kabul etmiyor tabi. O yüzden meydanlar ilk günkünden daha büyük kalabalık kitlelerle doluyor ve taleplerinin bir Devrim düzeyinde yerine getirilmesini talep ediyorlar.Ancak işin bu aşamasında malum bölgesel ve küresel devrim hırsızları veya devrim katilleri de boş durmuyor. Devrimi doğmadan boğmak veya çalmak için bütün çabalarını ortaya koyuyorlar. Sudan’da işbaşına gelen on kişilik yüksek askeri konseye malum Körfez ülkelerinin yoğun baskıları ilk günden itibaren başladı. BAE-SA-Mısır eksenli yoğun bir lobi faaliyetiyle askeri konsey üyelerine bir rota çizilmeye çalışılıyor. Bu rotada Mısır tecrübesine ve tavsiyesine kulak vererek gerekirse meydanları doldurmuş olan kitlelerin üzerine rastgele ateş açarak birkaç bin kişiyi katletmek var. Böylece Mısır’da olduğu gibi insanlar evlerine tıpış tıpış dönmek zorunda kalacak ve Sudan halkının henüz doğmamış Devrimi gasp edilmiş olacaktır.Sudan halkı BAE-SA-Mısır ve diğer ABD ve Avrupa ülkelerinin kendi devrimlerini çalmasına karşı büyük bir bilinç ve duyarlılık içinde tabi. Her türlü müdahale girişimine karşı tepkilerini sahada ortaya koyuyorlar. Ancak devrimlerinin şiddetle, zorla çalınmasına karşı nasıl bir tedbir alacaklar? Taleplerine cevap verme adına Ömer Beşir’i indiren askeri konsey kendilerini mi dinleyecek yoksa şu anda akbabalar gibi Devrimlerinin üzerinde dolanan acımasız, devrim katillerinin istediklerini mi yapacaklar?Kuşkusuz devrim katillerinin yapacakları tekliflerin peşinden gittiklerinde Sudan’ı bekleyen bundan sonra telafisi çok zor bir zulüm ve istibdat, bedelini sadece Sudan halkının ödeyeceği bir yoksulluk ve yokluktan başkası olmayacak.Bu Devrim hırsızları/katillerinin Mısır’da ve Yemen’de yaptıkları şu anda Libya’da Hafter eliyle yapacaklarının teminatı veya habercisi gibi. Hafter denen adamın Libya halkı nezdinde hiçbir karşılığı yok. Libya’da iyi kötü yürümekte olan bir ulusal diyalog süreci devam ederken Mısır’daki darbenin hemen ardından, aynı devrim hırsızları tarafından kendisine sağlanan silahlı güç imkanlarıyla Libya’da yönetime el koyduğunu ilan etti.Kendisine bu ilanı yapmaya imkan veren tek şey eline tutuşturulmuş silahlardan ve hava gücünden başka bir şey değildi. Uluslararası toplum Libya halkının temsilcisi olarak Trablus’taki Ulusal İttifak Hükümetini tanıyordu ve hala onu tanıyor. Buna rağmen halk düzeyinde sahada kontrol edemediği Libya’nın bir kısmında silahlı gücüyle kontrolü sağlamış olan Hafter’in kanun, hukuk tanımaz tavrıyla Libya fiilen bölünmüş durumdaydı. Bir süre önce ise bu bölünmüşlüğü meşruiyet lehine değil, kendi zorbalığı lehine sona erdirmek üzere harekete geçti. Trablus’u işgal etmek üzere yola çıktı. Bu yolda Trablus hükümeti ve halkın temsilcileriyle bir diyalog falan aradığı yok, elinde silah bütün Libya halkını esir almaya çalışıyor.Libya halkına vaat ettiği hiçbir iyi yönetim, istikrar, adil paylaşım, demokrasi, temsil falan da yok. Tek istediği Libya’nın tamamını işgal etmek, bunun için sivillere yaptığı saldırılarla şimdiye kadar yüzlerce insanın ölümüne binlerce insanın yaralanmasına on binlerce insanın da evlerini yurtlarını terk etmelerine yol açan savaş suçları dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesine şikayet edildi, BM onun bu hareketinin kabul edilemez bir savaş suçu olduğunu duyurdu.Ne var ki, bu savaş suçlusu bu suçunda yalnız değil. Onu açıkça azmettiren, destekleyen sadece Körfez ülkeleri değil, sözüm ona demokratik bir dünya da var. ABD ve Fransa tek gerekçesi silahlı gücü olan Hafter’in arkasında onun özgür bir halkın sivillerini öldürme pahasına esir almasına hiçbir itirazları yok. Türkiye’ye 1915 yılındaki bir olaydan dolayı insanlık dersi vermeye cüret edenler, utanmadan bugün sadece biraz daha petrol için göz göre göre katliamlar yapan, bir halkı öldürmeye, kalanları esir almaya kalkan bir diktatör heveslesini destekliyor. Bir utanç konusu olarak bu olay bugünün Batı dünyasına yeter de artar bile.
Sudan’daki protestolar bahar getirir mi?
Sudan’daki protestolar bahar getirir mi?
Sudan’da yaklaşık üç haftadır artan ekmek fiyatlarını protesto etmek üzere başlayan zamanla birçok şehre yayılarak siyasi talepleri de içeren bir yaygınlık kazanan gösteriler oluyor. Siyasi talepler ülkeyi otuz yıldır yönetmekte olan Ömer el-Beşir ve hükümetinin istifasının yanı sıra hayat pahalılığı, işsizlik ve yolsuzlukla mücadeleyi, devletin yeniden yapılanmasını kapsarken, Ömer el-Beşir’in Esad’ı ziyareti az da olsa protesto konuları arasında yer alıyor.Video: Sudan’daki protestolar bahar getirir mi?Bu gösterilerin Arap Baharı’nı andıran bir boyutu olması dolayısıyla Arap Baharı’nı destekleyenlerden bazılarınca sempatiyle karşılanıp desteklendiği görülüyor.Oysa hemen belirtmek gerekir ki, ne Sudan’daki yönetim Arap Baharı’nın yaşandığı yerlerdeki gibi bir yönetim, ne de el-Beşir hükümetine yönelik protestolar veya bu protestolarda kullanılan dil aynı dil. Aslına bakarsanız, Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerle Sudan’daki yönetim arasındaki tek değilse bile en bariz benzerlik Devlet Başkanı’nın ülkeyi aralıksız otuz yıldır idare ediyor olması. Mısır’da Hüsnü Mübarek 30, Tunus’ta Zeynelabidin B. Ali 25, Yemen’de Ali Abdullah Salih 32, Libya’da Muammer Kaddafi 42 yıl, Suriye’de ise Beşşar Esad babasıyla birlikte (2011 itibariyle) 44 yıldır ülkelerini tek başlarına diktatörce idare ediyorlardı.Ancak bu beş ülkeyle karşılaştırıldığında Ömer el-Beşir’in açık ara önemli bir farkı, ülkedeki çok sayıda siyasi partinin faaliyetlerine nispeten serbestçe devam edebiliyor olması. Halen Sudan’da her görüşten 120 siyasi parti var. İktidardaki Ulusal Kongre Partisinin Genel Başkanı da olan el-Beşir iktidara geldiğinden beri düzenli olarak seçimlere giriyor ve her seferinde iktidarını ve toplumsal meşruiyetini yenilemeyi başarıyor. Üstelik Sudan’daki seçimlerde, hile tartışmaları, illa ki var olsa da, diğer ülkelerde olduğu gibi iktidardaki partinin yüzde 99’lara varan oranlarda oy almasına rastlanmıyor. Bu da seçimlerde muhalefetin hep umutlanmasını, iktidarı değiştirme konusunda bir yolun açık olduğuna olan inancını yitirmemesini, dolayısıyla sistemden kopmamasını sağlıyor.El-Beşir iktidara geldiğinden beri gerek Darfour sorunuyla gerek Güneyin ayrılık sorunuyla meşgul olurken ülkeye ABD tarafından uygulanan ambargoya maruz kaldı. Bu meşguliyetler sadece şahsına yönelik talep ve şikayetlerle ilgili değildi, toplumdaki bir ayrışmanın sonucuydu ve bu ayrışmada el-Beşir belli bir kesime liderlik ettiği için güçlü muhalefete rağmen etrafında yeterince kenetlenen bir toplumsal kesimi buldu. Ayrılıkçıların başını çektiği muhalefet zaten dış güçleri temsil ediyordu ve onlara karşı toplumsal destek eksik olmazdı.Güney Sudan’ın az miktarda içerdiği Hıristiyan dolayısıyla ayrılığına batılı ülkeler tarafından verilen destek bir yandan Sudan’ın kendi içinde kenetlenmesini de sağladı. O yüzden el-Beşir diğer Arap diktatörlerinin sahip olmadığı kadar bir milli mücadele zeminine dayanarak en azından içerde ciddi bir meşruiyet sorunuyla karşılaşmadı. Ona oy verenler gerçekten de büyük ölçüde ona oy verdi.Bu süreçlerde el-Beşir’in muhalefetle ilişkileri de epey dalgalı oldu tabi. Ülke bölünmelerden, fırtınalardan ve kuşatılmışlıktan geçerken iktidarın muhalefetle ilişkilerinin doğal seyrinde yürümesi düşünülemez. Ciddi ekonomik sıkıntılar hep yaşandı. Darfour sorunuyla da bölünme sorunuyla da baş etme konusunda muhalefetle derin görüş ayrılıkları yaşandı. Ancak bu görüş ayrılıklarında el-Beşir kendisini destekleyen bir toplumsal kesimi mobilize edebilmeyi hep başardı.Son yıllarda ise Beşir’in toplumsal uzlaşma hususunda özel bir çabası da oldu. Muhalif partilerin ileri gelenlerine kabinesinde yer verdi. Şu anda hükümet bir bakıma geniş katılımlı bir mutabakat veya en azından koalisyon hükümeti gibi. O yüzden şu anda gerçekleşen protestoların bütün toplumsal kesimleri temsil ettiğini düşünmemek gerekiyor.Protestolar yaygın olsa da, katılımın Arap Baharı sürecindeki gibi bütün toplumsal kesimleri içine alacak kadar geniş olmadığı görülüyor ve protestocuların talepleri sonradan siyasi söylemler karışsa da asıl nedeni ekonomik. Bir rejim değişikliğininse şu anda Sudan’ın karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntıları giderecek bir reçete sunması zaten mümkün değil.Sudan’da ekonomik sıkıntılar öncelikle yirmi yıldır devam etmekte olan yaptırımların, ardından, Güney Sudan’ın ayrılması ve petrol kaynaklarının yüzde 70’inin Güney’de kalmasıyla birlikte oluşan kaynak kıtlığının biriktirdiği bir sorun. Aslında Güney’de petrol üretimi devam ediyor olsa Sudan’ın geçiş hakkı dolayısıyla yine payını alması sözkonusu. Ancak Güney’deki iç sorunlar devam ediyor ve bu da üretimi engelliyor olduğu için Sudan o kaynaktan şimdilik faydalanamıyor.Sudan’da devam eden protestoların bir bahar getirmesi o yüzden mümkün değil. Dahası el-Beşir’in ekonomik sıkıntılar dolayısıyla devrilmesi Sudan’da sadece ülkenin parçalanmasını ve bu da bütün bir Afrika kıtasına istikrarsızlık getirir.Aslında zannedildiğinin aksine, BAE ve SA da hatta Mısır da, özellikle Türkiye ve Katar’la ilişkilerini kesme baskılarına boyun eğmediği için, el-Beşir’den pek haz etmedikleri halde, onu hedef alan bu protestolardan pek memnun değiller.Özellikle Mısır, protestolar yoluyla yaşanacak bir değişimin aynı ekonomik sıkıntıları yaşamakta olduğu için Arap Baharı süreci gibi kendisine de ulaşacak bir rüzgarı başlatmasından çekiniyor. O yüzden geçtiğimiz hafta Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü ve İstihbarat Başkanı Abbas Kamil Hartum’a bir ziyarette bulundu. Bu ziyarette el-Beşir’e bu korkularıyla birlikte bir dayanışma mesajı verme kaygısı öne çıksa da, tabi biraz da bu durumdan faydalanıp Sudan devlet başkanına Körfez adına bir vesayeti işleme kaygısı da yok değil.Arap Baharı sempatizanlarının Sudan’daki protestolara sıcak bakmaları karşısında onlara hatırlatalım ki, Mısır’da da darbe seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı demokratik görünümlü ve iddialı gösterilerin açtığı yoldan gelmişti.Sudan’da halkın taleplerini ve sıkıntılarını elbette görmezden gelmemek lazım, ama bu protestoların önünü açacağı bir rejim değişikliğinin daha fazla demokrasi veya ekonomik refah getirme ihtimali yok. Getireceği tek şey Sudan’la sınırlı kalmayacak, bütün Afrika’ya yayılacak bir kaostan başkası değil. Bu da kimin hesabı veya talebi olabilir, bakmak lazım.Sudan’da iktidar değişimi için seçim yolu açık. Böyle olduğunda iktidarı başka yollarla değiştirmenin nelere mal olduğunu yeterince biliyoruz. Aslında bizatihi Arap devrimleri ve karşı devrimleri sürecinde yaşadığımız onca tecrübe bize bunu yeterince öğretmiş olmalı.
Beşir’in Suriye ziyaretinin  arkasında neler var?
Beşir’in Suriye ziyaretinin arkasında neler var?
Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Suriye’ye kısa süren bir ziyarette bulundu. Ömer el-Beşir, 2011’de Suriye’de iç savaşın başladığı günden beri Şam’ı ziyaret eden ilk Arap lider oldu.Video: Beşir’in Suriye ziyaretinin arkasında neler var?Sudan Haber Ajansı (SUNA), ziyarette öne çıkan başlıkların iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi, bölgedeki gelişmelerin ele alınması şeklinde olduğunu bildirdi. Fakat bu görüşmenin söylenenden daha uzun sürdüğü ve birçok konunun ele alındığı daha sonra ortaya çıkacaktır. Bu ziyaretin sadece Sudan adına yapılmadığı çok açık. Beşir’in Suudi Arabistan’ın bilgisi dâhilinde Suriye iç savaşında yeni roller kapmaya çalışan Arap ülkeleri adına da orda olduğu bir gerçek.Beşir bu ziyaretle her şeyden önce diğer Arap ülkelerinin Esed’e yaklaşımlarını kırıyor ve Arap ülkeleri ile Suriye arasında yeni bir ilişki döneminin başladığını haber veriyor. Artık Sudan’ın başlattığı bu çizgi devam edecek ve Beşşar Esed’in meşruluğu Arap liderler tarafından sorgulanmayacak. Beşir’in de ilgilendiği zaten Esed’in meşru bir lider olup olmaması ya da halkına savaş açarak yüzbinlerce insanı öldürmesi değil. Zaten kendisi hakkında da benzer bir katliamı Darfur’da gerçekleştirdiğine dair suçlamalar yapılarak Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yargılama kararı çıkarıldı.Türkiye’de, Esed yanlısı olan çevrelerin Beşir’e düşmanlığı gibi tuhaf bir yaklaşımları vardır. Beşir’in Türkiye’ye gelmesine dahi karşı çıkan bu çevreler, hükümetin Beşir’le diyalog kurmaması gerektiğini belirtirler. Aslında Arap liderlerin birbirinden çok farkı yoktur, halklarından çok kendi yönetimlerini ayakta tutmak için mücadele ederler, çünkü kendilerine serbest seçimlerle oy vermeyen halkın onlar için bir değeri de yoktur. Onlar halklarına hesap vermezler, hesap verdikleri yerler bellidir; Suudi Arabistan örneğinde görüldüğü gibi.Beşir’in bu ziyaretle kendisini iyice Arap davasına kaptırdığı görünüyor. Suriye’nin zayıflatılması ile Arap davasının zayıflatılmasının aynı anlama geldiğini belirterek iç savaşa rağmen yönetimin Arap ilkelerine bağlı kaldığını savunuyor. ABD’nin Irak işgali ile “Arap ilkeleri”nin kalıp kalmadığını unutmuşa benziyor.Bu ziyaret öncelikle Suudi Arabistan’ın bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir. Zaten Suudi Arabistan’ın bilgisi dahilinde olmadan Kızıldeniz’in ötesine geçmesi dahi söz konusu olamaz. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki işgaline destek veren devletlerden biri olmasına rağmen İran ile ilişkilerin de yine Sudan üzerinden yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Sudan’ın, Suud’un Yemen politikasına destek vermesine rağmen İran ile ilişkilerini üst düzeyde sürdüren devletlerden biri olduğu gerçeğini unutmamak lazım.Ziyaretin görünen yüzüyle ilgili, el-Beşir’in bir süre önceki Rusya ziyaretinin ardından bu ziyareti gerçekleştirmesinin arkasında Suriye meselesinde Rusya-İran eksenine giriyor olduğu yorumunu yapabiliriz. Fakat bunu yaparken Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi fincancı katırlarını da ürkütmemeye özen gösteriyor. Sudan, Suriye- İran-Rusya eksenine yaklaşırken Sünni Arap dünyasından da kopmuyor. Sudan Dışişleri Bakanının tabiriyle çok yönlü bir dış politika izliyor.Beşir’in Suriye ile diyalog kurması diğer Arap ülkelerinin de Suriye ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini ve Beşşar Esed’i meşru bir lider olarak görüp Suriye ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmalarının yolunu açacaktır. Bir süre önce Rusya menşeli Nezavisimaya gazetesi, Birleşik Arap Emirlikleri yetkileri ile Suriyeli temsilciler arasında görüşmeler olduğunu ve BAE’nin tekrar elçiliğini faaliyete geçirmeyi planladığını iddia etmişti. Hatta BAE diplomatlarının sık sık Şam’ı ziyaret ederek Esed başta olmak üzere Suriyeli yetkililerle düzenli olarak görüştükleri de belirtilmişti. Bir bakıma Türkiye’yi Katar’la birlikte bölgede yalnızlaştırmaya yönelik de bir manevradır bu yeni süreç.Rusya da bu ziyarette pay sahibi. Esed’i Arap liderleri ile barıştırmaya ve Arap liderlerinin Beşşar’a destek vermelerinin önünü açmaya çalışıyor. Beşir’i Rusya ve İran’ının da şemsiyesi altında bu duruma sokan ülkesinin ekonomik durumu. ABD’den yeterli desteği göremeyen Sudan yönetimi hem denize düşüyor hem de denize düşerken yılana sarılmayı ihmal etmiyor.Rusya epeydir orta Afrika’ya yerleşmek istiyor. Orta Afrika Cumhuriyeti’ne özel bir ilgi gösteriyor ve asker gönderme hazırlığına giriyor. Orta Afrika ekseninde hem ticari hem stratejik hem de enerjiye yönelik planları var. Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yerleşirken Sudan’ın desteğini alması, bölgede yeni oluşacak siyasi dengenin ABD ve Fransa merkezli olmaktan çıkarılması gerekiyor. Rusya Orta Afrika’da belirleyici bir rol üstlenmenin Sudan ve Çad’dan geçtiğinin farkında.Sudan’ın, Suriye hamlesini öngörülebilir bir sürpriz olarak değerlendirebiliriz. Arap ülkelerinin stratejik açıdan önemli ama ekonomik açıdan en kırılgan ülkesi, Esed ile yakınlaşma adımını atmıştır. Beşir bu ziyaretinin karşılığında ne almıştır? Öncelikle henüz Beşir 2020’de aday olduğunu açıklamasa da kendisinin veya göstereceği adayın devlet başkanlığını garantilemiştir. Güney Sudan’ın ayrılmasından sonra ekonomik sorunlar yaşayan Sudan, Rusya, Suudi Arabistan ve BAE’nin desteğiyle rahatlayacak ve seçimler sorunsuz bir şekilde atlatılacaktır. Beşir’in zaten her seçim öncesi kullandığı iki taktik vardır, muhalefetle görüşerek uzlaşma yollarını aramak ve ekonomik olarak Sudanlıları rahatlatmak.Sudan halkı, güney Sudan’ın ayrılmasına, ekonomik sıkıntılar yaşamalarına rağmen Beşir’e desteklerini devam ettirdiler, Acaba şimdi ne yapacaklar? Göreceğiz…
Bahardan geriye kalan…
Bahardan geriye kalan…
Birbirinden ilginç tesadüflerin ve tatsız rastlantıların coğrafyası olan Ortadoğu’da, geçtiğimiz 16 Aralık günü, dikkat çekici bir resmî ziyaret gerçekleşti. Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, beraberinde kalabalık bir heyetle, Suriye’nin başkenti Şam’a ayak bastı. Havaalanında Beşşar Esed tarafından törenle karşılanan Sudan Devlet Başkanı, 2011’den bu yana Suriye’yi ziyaret eden ilk Arap lider olarak kayıtlara geçti. Ömer el Beşir ve Beşşar Esed’in, karşılıklı olarak “Arap ülkeleri arasındaki dayanışma ve yardımlaşma” temasına vurgu yaptıkları belirtildi. Liderlerin üzerinde anlaşmaya vardığı bir prensip de, “ülkelerin bağımsızlığına saygı duyulması ve iç işlerine kimseyi karıştırmamaları” şeklinde açıklandı.Video: Bahardan geriye kalan…Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir’in Şam ziyareti, —Rusya’nın Hartum’a 1,5 milyar dolar muadili nakit para pompaladığı iddialarını bir kenara koyarsak— Arap yönetimlerinde Beşşar Esed iktidarına karşı bir kabul ve konsensüsün oluşmaya başladığının ilk somut işareti. Zira, bölge dengelerini bilenlerin de takdir edeceği gibi, Sudan Devlet Başkanı’nın Suudilerin izni veya onayı olmadan Şam’ı ziyaret edebilmesi, mevcut şartlarda imkânsız. Rusya’nın ekonomik yardımı bile, Hartum’un ‘özgür’ karar almasına yetmez. Ömer el Beşir, Şam’da boy gösterdiğine göre, bunun Riyad’ın göz yummasıyla gerçekleştiğini düşünmek en doğrusu.Umman, Cezayir ve Mısır gibi en başından beri Şam’dan yana tavır alan ülkelerin yanında, Arap Birliği’ni oluşturan diğer üye ülkeler de politikalarını değiştiriyor veya yumuşatıyor. Suriye olaylarının başlangıcında sert bir muhalif tutum takınan Katar bile, komşularının kendisine karşı başlattığı ablukanın etkisiyle, şimdilerde İran’a epey yaklaşmış durumda. El Cezire televizyonu, uzun süredir “Suriye devrimi” temalı haberler yerine, “Yemen’deki Suudi zulmü”ne odaklanan yayınlar yapıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Şam’a müzakere için gönderdiği bir diplomatını artık “kalıcı” hale getirdiği, büyükelçiliğini de yeniden açmayı planladığı belirtiliyor.Arap Birliği, 2011’de Suriye’nin üyeliğini askıya almıştı. Birliğin Mısırlı Genel Sekreteri Ahmed Ebul Ğayt, geçtiğimiz aylarda yaptığı bir açıklamada, “Suriye’nin üyeliğinin askıya alınması kararı, fazla aceleci bir karardı. Bunun gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum” diyerek, Suriye’nin yeniden birliğe dönmesine yeşil ışık yakmıştı.Tüm bu gelişmeleri göz önüne aldığımızda, Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir’in, “Arap Baharı” adı verilen bölgesel türbülans sürecinin başlangıç yıldönümüne —17 Aralık— saatler kala soluğu Şam’da alması, bölgemizdeki eski statükonun ve dengelerin yeniden tesis edilmeye başladığının da bir işareti. ***“Arap Baharı” neydi? 2011’den bu yana, bu soruyu soranlar aşağı-yukarı iki ana kampa ayrılmış durumdalar. Birinci tarafa göre, “olan-biten her şey Batılıların komplosu.” İkinci taraf ise, “Yaşanan devrimler, halkların dirilişinin habercisi” noktasında. Oysa hakikat, bu ikisinin karışımından ibaret. Onur, özgürlük, ekmek ve adalet için ayağa kalkan milyonların haklı taleplerinin, her ülkenin kendi içindeki dengeler çerçevesinde farklı biçimlerde bastırıldığı, dış istihbarat örgütlerinin kendi menfaatlerine göre gidişata yön verme yarışına giriştikleri bir süreci yaşadık, yaşıyoruz. Doğal ve kendiliğinden başlayan bir hareketlenmenin, vakit geçtikçe dışarıdan daha fazla müdahaleye uğradığı, hedeflerinin saptırıldığı ve nihayet akim bırakıldığı bir süreç… “Arap Baharı” bu yönüyle ne tamamen “komplo” ne de tamamen “diriliş.”Bugün karşımızdaki tabloda bir yenilgiler ve yanılgılar manzarası olduğu açık. Ancak durum böyle diye, milyonlarca insanın sokaklara dökülmesine ve can vermesine yol açan problemler de ortadan kalkmış değil. Coğrafyamızda hâlâ adaletsizlikler, zulümler, baskıcı yönetimler, yolsuzluklar, insan onuruna yakışmayacak muameleler, kaynak israfı, yabancı tasallutu ve daha birçok maraz, insanların ufuklarını kesif bir dumana boğmuş durumda. “Arap Baharı”nda dile getirilen taleplerin öyle ya da böyle bastırılması, bu taleplerin bir gün yeniden canlanmasına ve gelecek nesillerin yeniden onur ve şerefleri için ayağa kalkmasına engel olmayacak. Tarihin bize verdiği azim bir derstir bu.“Arap Baharı” sürecinin kazananı durumundaki ülkeler, siyasî yorumlar ve çevreler, coğrafyamızdaki problemler halledilmediğinde, günün birinde daha büyük patlamaların yaşanacağından şimdiden emin olmalı. Örneğin Suriye’de, hiç de uzak olmayan bir gelecekte, halkta biriken öfke, kin ve hayal kırıklıkları bir infilaka dönüşecek. Bu, güneş gibi ortada bir hakikat. Savaşın kazananlarının, “Bu halk hangi şeylerden rahatsızdı ki, ayaklandı?” sorusunu sorması ve cevabını bulması şart.***Suriye savaşında yıkılmış bir caminin fotoğrafının üzerine, “Birileri elinize silah verip, ülkenizin yönetimini devirmenizi isterse, bu manzara aklınıza gelsin” yazmak, olayları açıklamaya yetmiyor. Bu cümle, halkın haklı şikâyetlerini, on yıllardır maruz kaldığı aşağılanmayı ve yabancıya el açacak kadar çaresiz kalışını gözden kaçıran bir tuzak aslında. Coğrafyaya yabancıların müdahalesi kadar, yabancıların bu coğrafyada nasıl yer bulabildiğini ve halkların neden yabancıdan medet umar hale geldiğini de konuşabilmek gerekiyor. Tarihi ve coğrafyayı doğru anlamak gibi bir kaygımız var ise.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.