Gaziantep’te kitap kokusu: Ketebe’ye yoğun ilgi
Hayat
Gaziantep’te kitap kokusu: Ketebe’ye yoğun ilgi
Ketebe Yayınevi 750 farklı kitapla Gaziantep Kitap Fuarı’ndaki yerini aldı. Standa gençlerin yoğun ilgisi vardı. Yüksek Lisans Öğrencisi Bensu Mühür, “Küçük kardeşime kitaplar almak için Ketebe’ye uğradım” derken Gaziantep Üniversitesi İlahiyat bölümü son sınıf öğrencisi İpek Kılınç, “Çok büyük bir kitap fuarı olmuş. Tasavvuf alanında, akademik kitaplar ilgimi çekiyor. Ketebe yayınlarını ben çok seviyorum özellikle baskı noktasında. Mesela Taha Kılınç’ın, Savaş Barçin’in kitaplarını seviyorum.” dedi.
Yeni Şafak
Savaştan önce de Suriye vardı
Hayat
Savaştan önce de Suriye vardı
Taha Kılınç’ın Ketebe Yayınları’ndan çıkan “Bir Rüyayı Hatırlar Gibi-Savaştan Önce Suriye” kitabı Suriye’nin yakın geçmişini hafızalarda canlı tutmayı deniyor. Savaşla birlikte Suriye’de nelerin değiştiğini de bir başlık altında okurun dikkatine sunan Kılınç, böylelikle ‘Neyi kaybettik’ sorusunun cevabını da veriyor.
Yeni Şafak
TYB’de gelenek devam ediyor
Hayat
TYB’de gelenek devam ediyor
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) 2021 yılının ‘Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları’ ödülleri, Yedikule Hisarı’ndaki törende sahiplerini buldu
Yeni Şafak
Asker kuşağı
Asker kuşağı
Bundan yaklaşık 3 yıl önce, 13 Eylül 2015 günü önce Arap basınına ardından da Avrupa medyasına düşen bir haber, Cezayir’i yakından takip eden herkesi şaşkına çevirmişti. 1990’dan bu yana ülke istihbaratını elinde tutan muktedir General Muhammed Medyen, Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika tarafından görevinden alınmıştı. Halk arasında kısaca “Tevfik” adıyla tanınan General Medyen’in birden bire devre dışı kalması kadar, geçirdiği felç nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkûm yaşayan Buteflika’nın atmaya cesaret ettiği bu sürpriz adım da hayret vericiydi.Video: Asker kuşağı Fransızca kısaltmasıyla “DRS” olarak bilinen İstihbarat ve Güvenlik Dempartmanı’nı yönettiği uzun yıllar boyunca binlerce kişi hakkında işkence, ölüm ve ortadan kaybetme emri veren Tevfik, Cezayirlilerin dilinde kötü şöhretli bir “efsane”ye dönüşmüştü. Tevfik’in ülkeyi perde arkasından yönettiği, bakanları bizzat atadığı, Cezayir ekonomisinin ondan sorulduğu gibi abartılı bazı tahminler öylesine yaygındı ki, Tevfik, olduğundan daha güçlü bir figür haline gelmişti. Azledildiği haberi yayılınca, Arap ve Batı basınında, bunun Cezayir için yeni bir dönemin başlangıcı olduğu şeklinde yüzlerce yorum ve analiz yer aldı. İslâmi Selamet Cephesi’nin seçimleri kazanmasından sonra, 1992’de ordunun fiilen duruma müdahalesiyle patlak veren ve en az 150 bin kişinin hayatına mal olan kanlı iç savaşın sembolü durumundaki Tevfik artık sahneden çekilmişti. Bu, Cezayir ordusunun artık politikaya karışmayacağı ve meydanı sivillere terk etmeye hazırlandığı yeni bir süreç anlamına geliyordu. Yüzlerce makale, haftalarca bu tezi işledi. Ancak, perde önündeki isimlerin sembolik değeri hakkında yapılan böylesi yorumlarda genellikle olduğu gibi, analizlerin altının boşalması çok sürmedi. Cezayir ordusu, siyasetten çekilmeyi düşünmek şöyle dursun, hareket ve konuşma kabiliyetini tümden yitirmeye başlayan Abdulaziz Buteflika sonrasını planlıyordu. 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimine dördüncü kez katılarak “yüze 81 oyla” seçilen Buteflika, oturduğu tekerlekli sandalyede güçlükle gülümseyerek “sağlıklı ve zinde” olduğu mesajını vermeye çalışsa da, ortada sahnelenen şeyin acıklı bir tiyatrodan ibaret olduğu aşikâr. Nitekim Fransa’nın eski Cezayir Büyükelçisi Bernard Bajolet, geçtiğimiz günlerde 81 yaşındaki Buteflika’yı “yaşayan ölü” olarak tanımladı. Kullandığı benzetme iki ülke arasında diplomatik krize yol açsa da, Bajolet, milyonlarca insanın düşündüğünü söylemiş oldu. Bu trajik tabloya rağmen, Cezayir ordu ve polis teşkilâtında, Buteflika’nın imzasını taşıyan azil ve atamalar devam ediyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Ahsen Tafer, Hava Kuvvetleri Komutanı Abdulkadir Lunes, Polis Teşkilâtı Genel Müdürü Abdulgani Hamel, “Buteflika’nın emriyle” görevden alınan üst düzey isimlerin bazıları. Tüm bu figürlerin 70 yaş ve üzeri tecrübeli askerler oluşu, akıllara “Ordu, Buteflika sonrasına mı hazırlanıyor?” sorusunu getiriyor. Cezayir şartları düşünüldüğünde, cevabı belli bir soru bu. 5 Temmuz 1962’de Cezayir’in Fransa’dan resmen bağımsızlığını kazanmasından sonra, ordu, kendisini “bağımsızlığın ve huzurun garantörü” olarak konumlandırdı. “İslâmcılar”ın demokratik seçimleri kazandığı 1990’ların başında da, ordu yine aynı misyon ve iddiayla duruma müdahale etti. O tarihten bu yana, gücü giderek artan, sadece siyasi arenaya değil, ekonomiye de el atan Cezayir ordusu, günümüzde ülkenin fiili hâkimi ve nihai karar mercii konumunda. Orduya rağmen iş yapmak imkânsız olduğu gibi, ani bir “demokrasiye geçiş” durumunda, ülkenin Fransa’nın doğrudan boyunduruğu altına gireceği şeklindeki tahminler de yok değil. Çünkü birçok siyasi gözlemciye göre, Cezayir’de ordunun alternatifi, Fransa’nın kontrol ettiği dev şirketler ve onların kuklası olacak kâğıttan hükümetler…* * *1952 askeri darbesinden sonra Mısır’da iktidara el koyan Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır, orduyu sadece siyasetin değil ekonominin de efendisi durumuna getirmişti. Ardılları Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde daha da genişleyen ve derinleşen “holding ordu” manzarası, günümüzde hayatın tam göbeğini işgal ediyor. Kalem-kitaptan otomobil yedek parçasına, beyaz eşyadan temel gıda ürünlerine, Mısırlıların ihtiyacı olan her şey, ordunun elinden veya eliyle sokağa ulaşıyor.Ekonomi, hiçbir ülkede siyasetten bağımsız ilerlemediğinden, ordunun elinde tuttuğu bu koz, sıradan Mısırlı için bir tür yaşam garantisi. Sivil siyaset de, bu çerçeveden değerlendiriliyor. Halkın geneli, “sivil siyasetçi”ye “Ordu desteği olmadan, benim karnımı doyuramaz” gözüyle bakıyor. Muhammed Mursi’nin 3 Temmuz 2013’te devrilmesinin halk tabanındaki meşruiyetinin psikolojik gerekçelerinden birini, bu bakış açısı oluşturdu.* * *Mısır’da “başarıya” ulaşan, ardından Cezayir’de sahneye konan ve tutan bu senaryo, Kaddafi sonrası Libya’da da mayalanmaya çalışılıyor bugünlerde. Tıpkı Mısır ve Cezayir’de gördüğümüz Fransa, İtalya, İngiltere gibi uluslararası aktörler, hızlı bir şekilde Libya’daki müstakbel askerî rejimin ekonomik bağlantılarını kurmakla meşguller. Eğitim sistemlerinin şekillendirilmesi de, bu adımı takip edecek.Kuzey Afrika boyunca kurulan bu “asker kuşağı”, Ortadoğu gündemini izleyenlerin mutlaka dikkatle ve yakından takip etmesi gereken bir konu.
Bir gözlük, bir mushaf
Yazarlar
Bir gözlük, bir mushaf
Elimizdeki bilgilere göre, kendisi cuma akşamı vefat etti. Ömrünün son günlerini geçirdiği Kasru'l-Aynî Hastanesi'ndeki oda, vefatından sonra sıkı bir güvenlik çemberine alındı. Odanın içinde hareket etmek bile izne tabiydi. Avukat arkadaşlarımızdan biri, yine özel izinle, yıkama ve defin işlemleriyle ilgili resmi prosedürü tamamladı. Yıkama işlemi, hastanenin morgunda gerçekleşti. Emniyet yetkilileri, yıkama sırasında ailesinden sadece bir kişinin, yeğeninin eşinin bulunmasına müsaade etti.
Yeni Şafak
Sert düşüş
Yazarlar
Sert düşüş
Hikâyesi, dünyanın bu uzak ülkesine göç etmiş binlerce hemşehrisi gibi serüvenlerle dolu ayrıntılar barındırıyordu. Carlos Ghosn (Ğusn), 9 Mart 1954'te, 13 yaşında Lübnan'dan Güney Amerika'ya göç etmiş maceracı bir büyükbabanın torunu ve Jorge-Rose Ghosn çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, akranlarına göre epey şanslıydı. Ghosn ailesi, üç ayını denizlerde geçirdikten sonra Rio de Janeiro'da karaya çıkan, Amazon içlerine doğru ilerleyip Portekizce öğrenen, ardından nihayet Porto Velho şehrine yerleşerek hava yoluyla seyahat şirketi kuran ve kauçuk üretimine girişen büyük baba Bişara'nın seçtiği bu sektörler nedeniyle, ciddi bir ekonomik birikim yapmayı başarmıştı. Jorge Ghosn, Nijerya asıllı eşinden doğan oğlu Carlos'u kucağına aldığında, aile, Brezilya'daki Lübnanlı göçmenler içinde parmakla gösterilecek kadar refah içindeydi.
Yeni Şafak
Asit havuzu
Yazarlar
Asit havuzu
Lübnan'ın başkenti Beyrut'tan kuzeye doğru devam ettiğimizde, karşımıza önce Cunye şehri, daha sonra da tarihî Cubeyl (Byblos) kasabası çıkar. Meraklı okuyucu Cunye'yi “Feylesof” Rıza Tevfîk Bölükbaşı'nın 1934-36 arasında yaşadığı şehir olarak belki hatırlayabilir. Cubeyl de Fenikelilerin kullandığı aktif bir liman olarak, muhtemelen tarih severlerin gözünden kaçmaz. Her ikisi de özellikle mimarî açıdan klâsik Lübnan'ı yansıtan Cunye ve Cubeyl'i geride bırakarak, seyahatimize devam edelim. Asıl varacağımız yer, buralar değil çünkü.
Yeni Şafak
Uçak kazası
Yazarlar
Uçak kazası
Türkiye ile İran arasındaki demiryolu hudut kapısı Kapıköy'de o gün yine diğer günler gibi sıradan başlamıştı. Ortalık sessiz ve dingindi. Karşılıklı yolcu ve yük trenlerinin geçtiği saatler dışında, bu dağlık bölgede zaten fazla hareketlilik görülmezdi. Yakınlarda bulunan ve ismini huduttan alan küçük kasabanın halkı için, doğal yaşamlarındaki tek yabancı şey, trenlerin her gün belli vakitlerde çalan uzun düdükleriydi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.