Küçük, tozlu bir köyde…
Yazarlar
Küçük, tozlu bir köyde…
“Suriye ve Kuzey Irak'ın çoğu bölgesinin kontrolünü IŞİD'in elinden almak için beş yıldır sürdürülen mücadele, bu hafta sonu, Suriye'nin doğusundaki küçük, tozlu bir köyde sona erdi”. Amerikan gazetelerinden The Washington Times, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye'nin Deyr ez-Zûr bölgesindeki Bağuz köyüne ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDF) gerçekleştirdiği saldırıyı haberleştirirken, konuya bu şekilde giriş yapmış. Haber metninin devamında IŞİD'in elindeki son yerleşim biriminin de geri alındığından söz edilerek, operasyonu düzenleyen Amerikalı ve Kürt yetkililerin açıklamalarına yer verilmiş. Uzun paragraflar boyunca kendisine yer bulamayan tek şey, IŞİD bahane edilerek yapılan katliamda can veren yüzlerce sivil erkek, kadın, çocuk ve yaşlı.
Yeni Şafak
Yüz yıl sonra Ortadoğu’da  yeni hesaplar
Yüz yıl sonra Ortadoğu’da yeni hesaplar
Tanımı üzerinde anlaşma sağlanmamış olsa da son yüzyılda Ortadoğu coğrafyası onlarca projeye konu olmuştur. Gelişen, gelişmekte olan, egemen veya metbu devletler, savaş baronları ve nihayet diplomatların hemen hepsinin bir Ortadoğu Projesi bulunmaktadır. Küresel siyasi, ekonomik ve askeri ittifaklar ile bölgesel oluşumların neredeyse tamamı yine Ortadoğu üzerinden şekillenmektedir.Video: Yüz yıl sonra Ortadoğu’da yeni hesaplarSadece bir iki örnek bu iddiamızı desteklemeye yeter de artar bile. Yüz yıl önce biten Birinci Dünya Savaşı’nın en önemeli paylaşım konusu da sözde savaşı sonlandıran Paris Barış Anlaşmasının gündemi de Ortadoğu olmuştur. Cemiyet-i Akvam ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’in üzerinde çalıştığı sorunlar da hep bu bölgeden seçilmiştir.Çiçeği burnunda Cemiyet-i Akvam’ın Musul Vilâyeti meselesinde aldığı yanlı karar; Filistin meselesinde bir daha tekrarlanacaktır. Cemiyet-i Akvam’ın Filisin konusunda adil bir karar alamaması ve onun devamı olan BM’nin 1947 yılındaki Taksim Planı, Ortadoğu’nun bugüne ulaşan gündemini belirlemiştir.ORTADOĞU’DA ESKİ VE YENİ BLOKLARSoğuk Savaş yıllarında bu coğrafya Batı ve Doğu Bloku arasında nüfuz ve paylaşım alanı seçilerek yeni projeler sahnelenmiştir. Bölgede kolonyal aklın dışında kendi iç dinamikleri ile var olan iki devlet, Türkiye ve Suudi Arabistan, kurulan dünya düzeni sisteminin içinde fakat hep kenarında tutulmuştur.İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye, NATO içinde “uslu ama yük yüklenmesi gereken bir üye” olarak tutulurken; Suudi Arabistan’ın da ABD ile kurulan özel ilişki çerçevesinde aynı sistem içinde tutulmasına özen gösterilmiştir.Son olayda olduğu gibi zaman zaman geliştirilen pek çok senaryo ile Türkiye ve Suudi Arabistan karşı karşıya getirilmiştir. Ancak iki ülke, sistemin içinde olmaları ve birbirinin nasırlarına basmama siyasetleri ile olumlu ilişkiler geliştirebildikleri gibi çatışmadan da uzak kalabilmişlerdir. 1990’lardan sonra Türkiye’nin aldığı uluslararası pozisyon ve dış politikasını çeşitlendirmesi ona bölgede büyük prestij kazandırmıştır. Aynı şekilde Kral Selman’ın tahta geçmesi akabinde Asya ile doğrudan stratejik ilişkiler kurma arayışları, ilk defa bir Suud Kralı’nın Rusya’yı ziyareti, yüzyıldır kurulan dengeleri sarsmış ve eski patronları ürkütmüştür.Suriye meselesinde müttefik iken Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşı karşıya getirilmesi Ortadoğu’da yeni bir projenin işaretlerini taşıyordu. Katar meselesi de bunun tuzu biberi oldu. Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Mısır’dan oluşturulan sözde Sünni blok, Türkiye’nin karşısına konuldu. İsrail, bu blokun hem akıl hocalığı ve hem de lojistik tedarikçisi oldu. Aynı şekilde bu blokun karşısına ama gerçekte Türkiye’yi çevreleyen İran, Suriye, Irak, Lübnan sözde Şii ittifakı konuldu. Türkiye, Suriye meselesine, Suudi Arabistan ise Yemen meselesine hapsedilmek istendi.Beklenen olmadı ve Türkiye özellikle Astana süreciyle yeni bir ittifak içine girip Suriye meselesini lehinde geliştirirken; Suudi Arabistan da büyük bir hata yaptığı Yemen meselesinde kendini sorgulamaya başladı.Nitekim, iki ülkeyi son yüzyıldır olmadığı kadar karşı karşıya getiren Cemal Kaşıkçı cinayeti bu gelişmelere paralel işlendi. Ne Muhammed bin Selman ne de ABD’nin yasak getirdiği on yedi kişi veya Suudilerin işten sıyrılmak için idamını talep ettiği beş kişi, tek başlarına bu hadisenin sorumluları değildirler. Elbette bu durum onları masum kılmayacaktır. Ancak farklı düşünmemize de bir engel yoktur.1990 sonrası ABD, bölge politikalarını yeniden dizayn etmek için Saddam’ı Kuveyt’i işgale teşvik ile hata yapmasını sağlayıp sonra Irak’ı işgal etmemiş miydi? “Kaşıkçı cinayetinden bu kadar bir sonuç çıkar mı?” derseniz, “Dünya bu cinayetten, 1914’te Avusturya veliahdına yapılan suikastın sonucunu almaya niyetlendi”, cevabını alırsınız.Hülasa, Ortadoğu üzerinde projeler devam etmektedir. Bu yüzden bölgeyi daha fazla okumaya ve daha fazla anlamaya ihtiyacımız vardır.YİRMİ TEZHafta içinde, bölgeyi bilen, kaynaklarını takip eden, daha önemlisi Ortadoğu’yu anlamayı hayat tarzı haline getiren araştırmacı-yazar Taha Kılınç’ın kitabı elime ulaştı. KETEBE yayınlarından çıkan Ortadoğu’ya Dair Yirmi Tez(İstanbul 2018) tam da yukarıda anlattıklarımı çözümlemenin ipuçlarını taşıyor. Taha Kılınç oldukça başarılı bir şekilde sıralanmış yirmi tezine, Ortadoğu’nun anlamından ve öneminden başlayarak, -geçmişte Pentagon’un projesi olan- Suudi Arabistan’ın muhtemel bölünme planı ile bitiriyor. 1913 yılında Osmanlı Kudüs Mutasarrıfı İstanbul’a yazdığı bir raporunda, coğrafyanın önemini tanımlarken, buranın “Cevelângâhı Musa, Mehdî İsa ve Mahall-i Miraç” olmasını hatırlatıp bütün dünyanın ilgisine mazhar olduğunu söylüyordu. Taha Kılınç da adeta bu izden giderek, kitabındaki tezlerden birinde şöyle diyor:“Petrol, doğalgaz ve diğer tabii kaynaklar günün birinde tükense bile, Ortadoğu’nun stratejik öneminde bir değişiklik olmayacaktır.”
Ödül dedikleri
Yazarlar
Ödül dedikleri
Dünya çapında büyük itibar gören bazı ödüller, aslında siyasi ajandaların ve uluslararası ilişkiler gündemlerinin basit birer yansımasından ibaret. 1901'den bu yana -bazı ufak aksamalar dışında- her yıl verilen Nobel Barış Ödülü de bunlardan biri. Alanında en prestijli ödül kabul edilmesine rağmen, Nobel Barış Ödülü de içeriğindeki 'barış'tan çok uluslararası dengeleri gözeten ve yönlendiren göstermelik bir prosedürden fazlası değil.
Yeni Şafak
Irak’ta asıl iş bundan sonra
Yazarlar
Irak’ta asıl iş bundan sonra
ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava desteğiyle, Irak ordu birlikleri, Kürt Peşmerge güçleri, Şii milisler ve Arap aşiret kuvvetlerinin 17 Ekim 2016'da ortaklaşa başlattığı Musul'u DAEŞ'ten kurtarma operasyonu son aşamasına geldi. Kentin batısının da temizlenmesiyle, Irak Başbakanı Haydar Abadi'nin kısa süre içinde “Musul zaferi”ni resmen ilân etmesi bekleniyor.
Yeni Şafak
“Dindar-seküler ulema” projesi
Yazarlar
“Dindar-seküler ulema” projesi
Katar krizi, Arap dünyasında ulema sınıfının siyasetçiler karşısında durduğu yeri göstermesi açısından da öğretici oldu. Az sayıda müstakil ilim adamı hariç, -bilhassa kurumsal olarak örgütlenmiş- din adamları, Katar'a uygulanan ambargoyu destekleyen beyanlarda bulundu. Buna Ezher Üniversitesi ve Suudi Arabistan Yüksek Ulema Meclisi dâhil.
Yeni Şafak
Sığınak yine burası olacak
Yazarlar
Sığınak yine burası olacak
ABD'nin Virginia eyaletine bağlı Charlottesville kentinde, cumartesi günü beyaz ırkçıları protesto eden kalabalığın arasına aracıyla dalan James Alex Fields'in eylemi, haliyle ülkede büyük bir şok yarattı. Bir kişinin ölümüne en az dokuz kişinin de yaralanmasına neden olan saldırı, çeşitli açılardan kameralara da kaydedilmişti. Görsel olarak elde böyle sarsıcı bir malzeme bulununca, yaşanan şokun dozajı daha da arttı. Görüntüler, bütün dünyada milyonlarca insan tarafından ağzı açık şekilde izlendi, hâlâ da izleniyor.
Yeni Şafak
“Bir daha asla”, ama nasıl?
Yazarlar
“Bir daha asla”, ama nasıl?
Korkunç günlerdi. Elektrik ve su yoktu. Kış aylarındaydık ve bombardıman da her gün devam ediyordu. Ölüler ve yaralılarla doluydu her yer. Annesi doğurur doğurmaz onu terk edince, hastane çalışanları olarak biz ona sahip çıktık; ismini de Alen koyduk. Evim hastanenin hemen karşısında olduğu için, onu zaman zaman eve de götürüyordum. Alen nihayet yedi aylık olduğunda, Kızılhaç onu bizden almak istedi. Ben ve ailemse Alen'e öyle alışmıştık ki, bırakmaya gönlümüz razı olmadı. Ve onu evlat edindik."
Yeni Şafak
Gazze’de yeni dönem
Yazarlar
Gazze’de yeni dönem
Ve aylardır beklenen gelişme nihayet yaşandı: Ramallah merkezli Filistin hükümetinin başbakanı Rami Hamdallah, pazartesi günü yanında kabine üyeleriyle Gazze'ye geçerek, yönetimi Hamas hükümetinden resmen devraldı. Kurulan “birlik hükümeti”nin Gazze halkının acılarına çare olacağı vaatleri arasında kameraların karşısına geçen taraflar, birbirlerine övgüler yağdırdılar, sıcak öpücükler havada uçuştu. Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) sponsorluğunda gerçekleştirilen devir-teslimle birlikte, Gazze sınırlarının kontrolü de Hamas'tan alınarak birlik hükümetinin denetimine verildi. Bununla beraber Hamas, Gazze içindeki güvenliği sağlama sorumluluğunu devam ettirecek.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.