600 yıllık tarihi camide hatim geleneği sürdürülüyor
Ramazan
600 yıllık tarihi camide hatim geleneği sürdürülüyor
Kütahya’nın en eski camilerinden olan 600 yıllık Takvacılar Camii’nde 8 yıl önce başlatılan hatim geleneği Ramazan’da da sürüyor. Cemaatin büyük ilgi gösterdiği gelenek ile haftada 80-100 hatmin duası yapılıyor.
IHA
Şeyh Muhyiddin’den seçilmiş sözler
Şeyh Muhyiddin’den seçilmiş sözler
Şeyh Muhyiddin, okurlarını, daha genel söyleyişle tâliplerini şu iki konuda uyarır:Birincisi, kendisinin fikirleri sayesinde bilmenin rahatlığına erişenlerin, o bilgilerin yaygısında oturmaları, ancak yayılmamaları; ikincisi, kendi fikirlerinden alıntı yapmaları ama onları aşırmaya kalkışmamaları.Çevirmeni Ekrem Demirli Hocamızın hoşgörüsüne sığınarak, Hazretin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinden yaptığımız -şimdi on ikincisini sunacağımız- alıntılarda, mezkur iki uyarıya okurlarımızın da tabi olmasını is...
Manevi protokol ya da meratib-i iman
Manevi protokol ya da meratib-i iman

Önceki yazımızda varlıktaki meratipten/hiyerarşiden söz ettik. Duyularımızla ve duygularımızla algıladığımız varlık alanlarında en basitinden en mükemmeline, en küçüğünden en büyüğüne sayısız varlık kademeleri olduğunu söyledik. Sonuç itibariyle iman ve İslam söz konusu olduğunda da bu farklılığın yansımalarını görmemek mümkün değil. Aklıma gelen bazılarını ıttılaınıza sunuyorum.

Yaratılanların özü ve hulasası insan. İnsanı Allah (cc) ‘ahsen-i takvim’ ile yarattığını söylüyor ve hemen arkasından onun ‘esfel-i safilîn’e düşebileceğini de ihtar ediyor. En güzel kıvamda yaratılan insan, bu en güzel kıvamı korumazsa en kötüye düşebilir.

Allah peygamberleri bile derece derece birlerine üstün kılmış (2/252). Cennettekiler de cehennemdekiler de derece derecedirler (3/163). Allah katında herkese ameline göre dereceler vardır (6/132; 46/19). Cihada çıkanların ve çıkamayanların dereceleri bir değildir (4/96). Herkes ilahi mevhibelerde ve rızıkta derece derecedir (43/32). İman edenler içinde de ehli ilim daha üstün derecelere sahiptir (58/11). Ehli ilim içinde de daha çok bilen az bilenden üstündür (12/76). Bu anlamdaki ayeti kerimenin ifade biçimi ilginçtir: ‘Her bilgi sahibinin fevkında bir alîm vardır’. Bu şu üç manaya işaret ediyor olabilir: Her bilenden daha çok bilen birisi mutlaka vardır, daha çok bilen daha az bilene göre üstündür, bütün bilenlerin üstünde Alîm olan/her şeyi bilen Allah vardır.

İlim Allah’tandır ve O’nun ilmi bize vahiy ile yani Kur’an olarak ulaşmıştır. İnsanlar onunla olan ilişkilerine göre derecelenirler. Resulüllah Efendimiz (sa) cennete girenlere ‘hadi oku ve yüksel denecek’ diye buyurur. Orada Kuranıkerim’den ne kadar çok okuyabilirseniz o kadar yükseleceksiniz. Bu okumayı belki Kuranıkerim ifadesiyle ‘hakkıyla tilavet etme’ diye anlamalıyız. Çünkü Kur’an’ı hakkıyla okuma/tilavet etme, ona uyma yani dediğini yaparak okumadır. Tilavetin kıraatle böyle bir farkı vardır. Çünkü tilavetin aslı olan ‘tilv’, peşinden gitme, uyma anlamına gelir.

Resulüllah Efendimiz zaruret gereği Uhut şehitlerini üçer üçer bir mezara koyarken hangisinin Kuranıkerim’den daha çok bildiğini sormuş ve onu en öne almıştı. Demek ki insanı asıl yücelten Kuranıkerim’le olan ilişkisidir. Bu sebeple Ömer de (ra), İbn Ebza’yı Mekke’ye vali tayin ettiğinde Nâfi’ isimli bir sahabi Ömer’e sormuştu: Mekke’ye kimi vali yaptın? Ömer, İbn Ebza’yı dedi. Nafi’ sanki kendini daha layık gördüğü için onu biraz küçümseyerek, o da kimmiş, dedi. Ömer (ra), azatlı kölelerimizden birisi diye cevapladı. Nâfi’, sen şimdi Mekke’ye bir köleyi mi vali yaptın, dedi. Ömer (ra) ona şu tarihi cevabı verdi: ‘O Allah’ın kitabını okuyabiliyor, feraizi/hukuku biliyor. Sizin peygamberiniz; ‘Allah bu kitapla bazı kavimleri yükseltir, bazı kavimleri de alçaltır, buyurmadı mı?’ (Müslim). Nitekim tarih boyunca müslüman milletler hep böyle yükselmiş, böyle çökmüşlerdir.

Takva, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ederek kulun kendisini korumasıdır. Ve Allah katında en değerliniz, en takvalı olanınızdır (49/13). Değer sıralaması takva iledir.

Ve işte şu andaki halimizin sebebini anlatan uyarıcı bir ayeti kerime; ‘eğer müminseniz en üstün sizsiniz’ (3/139). Bunun lazımı şudur: Eğer en üstün değilseniz gerçek mümin değilsiniz.

Resulüllah’ın ashabı ve sonraki müslümanlar da derece derecedirler: İlk sırayı ilk muhacirler alır. Sonra Hudeybiye’de biat edenler, sonra Bedir ashabı ve diğer sahebe. Sonra da sahabeyi ihsan ile izleyenler/tabiîn, sonra yine böylece onları izleyenleri izleyenler/tebe-i tabiîn.

Mekke’nin fethi günü Resulüllah’a iki kişi takdim ettiler. Tanıtırken ‘şu Ebu Süfyan, şu da Âiz bin Amr’dır’ dediler. Âiz Müslüman olmuştu, Ebu Süfyan ise henüz Müslüman olmamıştı. Resulüllah bu takdimi beğenmedi ve Müslümanın ismini öne alarak; ‘şu Âiz bin Amr, şu da Ebu Süfyan’dır demeliydiniz. Müslüman azizdir. İslam yücedir, başkası onun üzerine çıkamaz’ buyurdu (Beyhaki).

İlgi ve iyilik göstermede de sıra vardır. ‘Yakın akraba, uzak akraba, yakın komşu, uzak komşu ve diğer insanlar’ sıralaması bunu anlatır.

İslam’a göre kâfirler bile aynı derecede değildir. Ehlikitap bize müşriklerden daha yakındır. Ehlikitap içinde Hıristiyanlar da Yahudilerden.

Bizim hem hukukumuzda hem ahlakımızda önem verdiğimiz ‘el-ehem fe’l-ehem’ diye bir kuralımız vardır. Önce en önemli olandan başlanılır ve sonuna kadar bu sıra takip edilir. Daha önemli varken daha az önemli ile meşgul olunmaz. Bu edep kültüre sonra da medeniyete yansır.

Tedbir Mümin'den takdir Allah'tandır
Hayat
Tedbir Mümin'den takdir Allah'tandır
Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı 13 Mart Cuma hutbesinin konusu "Tedbir Mümin'den takdir Allah'tandır" olarak belirlendi.
Yeni Şafak
Katılım bankalarını niçin korumalıyız
Katılım bankalarını niçin korumalıyız

1940’lı yıllarda Hindistan’da İslâmî iktisat ve finans üzerinde çalışmalar ve yayın başladı. Geçmiş zamanlarda ihtiyacı için para arayanlar para vakıfları, cami akçesi, karz-ı hasen gibi kurum ve uygulamalardan temin ediyorlardı. Zaman içinde bunlar ihtiyaca cevap vermeyince fukaha, açıktan faizli kredi almaktansa şeklen olsun faize bulaşmamış olmak için yollar aradılar. Para faizsiz mülk kirasız, ödeyince geri almak şartlı taşınmaz alım satımı, daha da ötesi bir malı paraya ihtiyaç duyana vadeli yüze satıp doksana peşin geri alma (ıyne satımı) yollarını uygulamaya soktular. Sonuncusu açıkça hadise aykırı olduğu için araya üçüncü şahsın girmesi formülünü uyguladılar. Hâsılı takva azaldıkça, dünya ve madde sevgisi ahirete galip geldikçe İslâm’ın adil ve kardeşçe talimatının arkasından dolaşma, işi kitabına uydurma yollarına başvuruldu.

Bu uygulamalara formül bulan fukahayı kınamıyorum; onlar halkın hiç olmazsa açık (şekil ve hakikat olarak) faize bulaşıp zamanla bunu önemsiz görmelerinin engellemek istediler. Kınanması gerekenler ellerinde ihtiyaç fazlası paraları olduğu halde bunu ihtiyaç sahibine hibe, karşılıksız ödünç, tasadduk gibi yollardan vermeyenlerdir.

Şahsi ihtiyacı için değil de yatırım ve üretim için paraya (sermayeye) ihtiyacı olanlara da İslâm çeşitli ortaklık yollarını göstermişti.

Şahsi veya ticari ve ekonomik ihtiyaçlar için para bulma işi çağın şartlarında kişiler arasında olmaktan çıktı, kurumlaşma ihtiyacı doğdu.

Şahsi ihtiyaçlar için gerekli kurumlaşma (zekât kurumu, karz-ı hasen kurumu, karşılıksız bağış uygulaması) hâlâ yeterli olmayıp ihtiyacın karşılanması için himmet ve hassasiyet sahibi Müslümanları beklemektedir.

Yatırım, üretim ve ticaret için sermayeye ihtiyacı olanların faizden kaçınmayanları faizci bankalardan işlerini görüyorlar ve pek çoğu da büyük zararlara maruz kalıyorlar.

Faize bulaşmadan iş görmek isteyenler için önce Hindistan’da, sonra Mısır’da (altmışlı yıllarda) İslâmî finans ve bankalar gündeme geldi.

Altmışlı yıllarda vaiz idim, cemaatim arasında az çok parası olup bunu yastık altında tutmak istemeyen, meşru yoldan nemalandırma yolu arayan Müslümanlar bana soruyorlardı. Bugün olduğu gibi o günlerde de kooperatif kavramı ve uygulaması yeterli değildi. Önümüzde, namuslu ve takva sahibi işadamlarına paralarını ortak olarak vermekten başka yol yoktu, fakat böyle adamları nasıl bulacaktık, tavsiye ederek sorumluluk altına nasıl girecektik?

1970’li yıllarda Mısır tecrübesini anlatan bir kitabı tercüme ederek önce bir gazetede dizi olarak sonra bir kitapta yayınladım. Merhum Hamidullah Hoca, Sabahaddin Zaim, tercüme yoluyla Salih Tuğ gibi isimler de bir şuur oluşmasına katkıda bulundular. 1980’li yıllarda ülkemizde bu ihtiyacı karşılamak arayışları başladı.

Özel Finans Kurumu adıyla ilk faizsiz banka ve finans kurumunun oluşmasında merhum Turgut Özal’ın, Korkut Özal’ın, Abdullah Tivnikli’nin ve daha başka gayret ve himmet sahiplerinin emekleri vardır.

Bu kurumun kanunu yoktu, 1984’te çıkarılan bir KHK ile kurulmuştu. Doksanlı yıllarda kanun kapsamına alındı, adı Katılım Bankası oldu. Demokrasinin inkıtaa uğradığı zamanlarda bu bankaları baltalamak için her şeyi yaptılar. Yeni banka ve yeni şube açtırmadılar. Hem kanunda hem de yönetmelikte uygunsuz ifadeler vardı. Bu yıla kadar resmi olmayan “şer’î danışma heyetleri”, “işlemleri karşılıklı sözleşme ve akitleşmelerde fıkha uygun yaptırarak” çözüm oluşturdular. 2019’da amaca ve fıkha uygun yönetmelikler ve tebliğler yayınlandı.

Bundan böyle adıyla sanıyla fıkıhta geçen ve meşru olan işlemler resmileşti. İşlem ve muhasebe buna göre yapılabilecek.

Katılım bankalarının karşısında faizci bankalar var, bunlarla rekabet etmenin de zorlukları var. Başta bu durum olmak üzere daha başka sebepler, katılım bankalarını, “müşteriye vekâlet vererek malı satın alıp vadeli satma (murabaha)” usulünü daha ziyade kullanmaya sevk etti. Her fırsatta bunun azaltılması ve ortaklık veya leasing usulünün daha ziyade kullanılmasını tavsiye ve teşvik ettik. İlgililer de bu yönde çalışmalar yapıyorlar.

Bir kurumu ve kuruluşu yıkmak, yok etmek kolaydır, yapmak ve ıslah daha zordur. Biz yıkmadan, yok etmeden ıslahı tercih ediyoruz. Sabır, iyi niyet, bilgi, gayret, güzel ahlak ile zaman içinde İslâmî finansın ideal şeklini bulacağı ümidini taşıyorum.

Mevcut uygulamada bazı tereddütler ve kasten yanlış anlatımlar var. Bir yazıda da onlara temas edeyim inşallah.

Cuma hutbesi: Takva en hayırlı azığımız
Hayat
Cuma hutbesi: Takva en hayırlı azığımız
Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı 20 Aralık Cuma hutbesinin konusu "Takva: En hayırlı azığımız" olarak belirlendi.
Yeni Şafak
Adaletin olmazsa olmazları
Adaletin olmazsa olmazları

Şu beş temel esasın korunmasının İslam’ın ana hedefi ve gerçekleştirmek istediği öncelikli değerler olduğu bilinir: Yaşama hakkı (hayat), inanma hakkı (din), düşünme hakkı (akıl), Mülk edinme hakkı (mal), onur ve haysiyet hakkı (ırz). Bunların her birine aynı zamanda özgürlük de diyebilirsiniz. Bunlara ‘beş zorunlu umde’, zaruriyyat-ı hamse denir ve İslam’ın diğer bütün hükümleri bunların gerçekleştirilmesi içindir. İnsanlar bu temel haklar mümin olanla olmayan için fark etmez. İnsan olan herkes bu haklara sahiptir.

Video: Adaletin olmazsa olmazları


Yine bilindiği gibi İslam ülkesinin gayrimüslim tebaası da vardır ve onlara ‘zimmi’ tabir edilir. Resulüllah (sa) ‘bizim için hangi haklar varsa zimmiler için de aynı haklar vardır, bizim için neler yasaksa onlar için de onlar yasaktır… Bir zimmiye haksızlık eden beni üzmüş olur’ sözü başından itibaren hem bir hukuk hem bir ahlak umdesi olarak uygulanagelmiştir. Bunun bozulması Müslümanların Allah’ın hükümlerini bırakıp kimliklerini kaybetmeleri sebebiyledir. Ve nihayet şu anda mesela Almanya’da çalışan bir yabancının sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı varken, İslam ülkelerinde çalışan yabancıların böyle bir hakkı yoktur. Dubai’deki bir Pakistanlı işçi ayda altı yüz dirhem alırken, aynı işi yapan bir yerli en az iki bin dirhem alır. Demek ki bu ayrım İslam’dan kaynaklanmıyor, aksine İslamsızlıktan kaynaklanıyor.

Her Cuma günü minberden, çoğu zaman da düşünmeden dinlediğimiz: ‘Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emrediyor’ (Nahl 90) ayeti, böyle geniş bir adaletten söz eder. İhsan da adaletin bir ucudur, çünkü ihsan görevini, Allah’ı görüyor gibi en güzel şekilde yapmaktır. Buna, adaleti sağlamak için ihsan ile davranmak gerekir de diyebiliriz. Bu da adaletin ahlaki boyutudur.

Demek ki, adaleti sağlamak için önce ahlakı yerleştirmek gerekir.

Adaleti sağlamanın diğer umdeleri ise şunlardır.

‘Ey iman edenler, sizin bizzat kendinizin, annenizin babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa, Allah için şahitler olarak adaleti dimdik ayakta tutun. Zengin olsun fakir olsun, Allah iki tarafa da kendilerinden daha yakındır. O halde adaleti sağlamada nefsinizin arzularına uymayın. Yanlı davranırsanız ya da görevden kaçınırsanız bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır (Nisa 135).’

Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adil olun. Takvaya uygun olan budur. Allah’a karşı saygılı olun, çünkü Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır (Mâide 8). ‘Takvaya uygun olan’ denmekle, hep işin imani ve ahlaki boyutuna vurgu yapıldığı açıktır.

‘Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğinizde adaletle davranmanızı emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî’dir/her şeyi duyar, Basîr’dir/her şeyi görür’ (Nisa 58).

Şu olayı da herkes bilir: Kendilerini soylu sayan bir kabileden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Cezasını düşürebilmek için yollar aradılar ve Resulüllah’ın çok sevdiği Üsame’yi şefaatçi olarak ona gönderdiler. Bunun üzerine Resulüllah ona şu adalet abidesi sözlerini söyledi: ‘Bak Üsame, İsrailoğulları bu sebeple helak oldular; içlerinden soylu birisi suç işlerse ona ceza uygulamazlar, sıradan birisi işlerse uygularlardı. Vallahi Muhammed’in kızı Fatıma da olsa onun da elini keserim’ (Buhari). Mesele bundan ibarettir, bunu yapabilen adildir, ama yapabilmek için tam bir mümin olmak gerekir. Böyle olduğunda da herkes içtenlikle ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz’ diyecektir.

Bu noktaya varmamıza daha çok yolumuzun olduğu açık. Ama mademki bu, işin başında gerçekleşmiştir, sonunda da gerçekleşebilir. Bunun çabasında olmak da büyük bir ibadettir ve bizim bu ibadete de yeniden alışmamız gerekir.

Bu durum aynı zamanda kanun yapmakla da alakalıdır. Bilinen bir hukuk prensibidir ki, bir ülkenin kanunları o ülkede yaşayanların inancına, örfüne ve adetlerine ne kadar uygun olursa onların uygulanması da o kadar kolay olur. Delinmesinin ve kötüye kullanılmasının yolları aranmaz. Müslüman kendi kanunlarına riayet etmesinin önemli bir farz olduğunu bilir. Çünkü onun Allah’a, Resulüllah’a ve ulü’l-emre itaat etmesini bizzat Allah istemektedir.

Dünyaperestlik, kendinden olanı kayırma, rüşvet, iltimas ve ırkçılık gibi kötü huylar adaletin en büyük düşmanıdır. Adaletin olmadığı yerde ise zulüm vardır. Küfür devam eder ama zulüm devam etmez.

Vanlı esnaf erkenden bayram yaptı
Ekonomi
Vanlı esnaf erkenden bayram yaptı
Ülkelerindeki yurt dışı çıkış harçlarının artırılmasına rağmen Van'a gelmeye devam eden İranlı turistler, yaptıkları alışverişle esnafa erken bayram yaşattı. Bölgeye son ayların en büyük yolcu girişi olduğunu kaydeden Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı Fatih Çiftci ise rakamın 3 bine yaklaştığını söyledi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.