Tarık Mengüç kızının fotoğrafını paylaşıp dua istedi
Hayat
Tarık Mengüç kızının fotoğrafını paylaşıp dua istedi
Kızı ev kazası geçiren Tarık Mengüç, sosyal medya hesabından bir fotoğraf paylaşarak dua istedi. Kızının 2 gündür beslenemediğini ve serum tedavisi gördüğünü belirten Mengüç, tedavi için zaman gerektiğini belirtti.
DHA
YKS'de Tarık Tufan sürprizi: 'Tanıdık birini görür gibi olduk'
Hayat
YKS'de Tarık Tufan sürprizi: 'Tanıdık birini görür gibi olduk'
Hafta sonu gerçekleşen ve 2 milyon 607 bin 903 adayın ter döktüğü Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda yazar Tarık Tufan'ın çok sevilen kitabı Şanzelize Düğün Salonu'ndan da bir kesit vardı. Soruyla alakalı öğrencilerin 'tanıdık birini görür gibi olduk' yorumlarını paylaşan Tarık Tufan cevabı takipçilerine bıraktı.
Yeni Şafak
Tarık Çamdal'dan 1 yıllık imza
Spor
Tarık Çamdal'dan 1 yıllık imza
Antalyaspor, devre arasında yarım sezon anlaşma yaptığı Tarık Çamdal ile 1 yıllık sözleşme uzattı. Kırmızı-beyazlılarda kiralık forma giyen Mevlüt Erdinç ile Amilton'un transferi için kulüpleriyle görüşmeler devam ediyor.
DHA
Şehit üsteğmeni annesi asker selamıyla uğurladı
Gündem
Şehit üsteğmeni annesi asker selamıyla uğurladı
Suriye'nin El-Bab kentinde devam eden Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olan Üsteğmen Tarık Koçoğlu'nu annesi şehit oğlunu asker selamıyla uğurladı. Suriye'nin El-Bab kentinde yürütülen Fırat Kalkanı operasyonunda dün terör örgütü DEAŞ ile girilen çatışmada şehit olan Üsteğmen Tarık Koçoğlu memleketi Kayseri'de son yolculuğuna uğurlandı. Şehit Üsteğmen Koçoğlu'nun naaşı cenaze namazının kılınacağı Kalemkırdı Cami'ne getirildi. Burada oğlunun Türk Bayrağına sarılı tabutuna sarılan Anne Maksude Koçoğlu, “Sen beni hiç üzmedin, rabbim de seni hiç üzmeyecek aslanım” diyerek gözyaşı döktü. Bir süre evladının tabutu başında gözyaşı döken anne Koçoğlu, oğlunun fotoğrafı karşısında, “Ağlamıyorum, o hep bana selam verirdi. Ben de ona selam vereceğim” diyerek asker selamı verdi. Şehit üsteğmenin cenaze namazını ikindi namazını müteakip İl Müftüsü Şahin Güven kıldırdı. Kılınan cenaze namazının ardından Şehit Üsteğmen Koçoğlu, Hisarcık Mahallesi'nde bulunan mezarlıkta toprağa verildi.
IHA
Yere kapanarak özür diledi: Elimizden gelen çabayı gösterdik ama koronavirüsü engelleyemedik
Dünya
Yere kapanarak özür diledi: Elimizden gelen çabayı gösterdik ama koronavirüsü engelleyemedik
Güney Kore'de koronavirüs salgınının yayılmasından sorumlu tutulan tarikatın lideri diz çökerek özür diledi. Basın mensuplarının karşısında diz çöken tarikat lideri "Elimizden gelen çabayı gösterdik ama engelleme konusunda başarısız olduk." dedi. Güney Kore'de koronavirüsün tarikat üyesi bir kadından yayıldığı iddia ediliyor.
Diğer
Yeniden tarih yapmamızı mümkün kılacak köklü kaynaklarımız kurutulmaya çalışılıyor!
Yeniden tarih yapmamızı mümkün kılacak köklü kaynaklarımız kurutulmaya çalışılıyor!
Şunu söylüyorum ve her zaman, her yerde de söyleyeceğim: Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket, başına ne geldiğini bilememesidir.Belki felâketin bundan da büyüğü, bir toplumun önünü açması beklenen aydınlarının, fikir, bilim ve düşünce dünyasının temsilcisi öncü isimlerinin o toplumun başına gelen şeyin ne olduğunu bilemeyecek kadarzihnî felçleşme, entelektüel körleşme ve kültürel köleleşme yaşamaları ve celladına âşık olmalarıdır.Video: Yeniden tarih yapmamızı mümkün kılacak köklü kaynaklarımız kurutulmaya çalışılıyor!CEMAATLER, TARİKATLER MESELESİ VE ENTELEKTÜEL FELÇLEŞMECemaatler, tarikatler meselesi rastgele hortlatılmadı ve hiç bir zaman da kolay kolay bu ülkenin gündeminden inmeyecek böyle gidersek...Cemaatler ve tarikatler meselesi, hem Türkiye’nin bekasıyla hem de geleceği, hem bölgenin hem de uzun vadede kürenin geleceğini Türkiye’nin belirleyebilmesinin imkânsız hâle getirilmesiyle ilgilidir.Bu kurduğum cümle özür dileyerek söylüyorum- kolay kolay es geçilecek bir cümle değil!Oysa Türkiye’de cemaatler meselesi, kriminal bir mesele, en fazla siyasî ve sosyal bir mesele olarak tartışılıyor. Türkiye’deki iki ana sosyolojik ve ideolojik eğilimin (laikler ve İslâmî kesimlerin) birbirileriyle sürdürdükleri iktidar mücadelesinin bir aparatı olarak ele alınıyor!Sadece bu bile ülkenin yaşadığı entelektüel sığlığı, sefaleti ve felçleşmeyi gözler önüne sermeye yeter!CEMAATLER VE TARİKATLER, BU ÜLKENİN BEKASI VE SİGORTASININ KAYNAĞIEğer cemaatler ve tarikatler meselesi, belli bir tarihî, kültürel, sosyal ve entelektüel mesele olarak, başka bir ifadeyle bin küsur yıllık medeniyet tecrübemizin kodları, anlam haritaları açısından, medeniyetimizi kuran fikir, sanat, ahlâk, estetik, siyaset, mimarî, musikî birikimimizin şekillendiricisi kurucu kaynaklardan biri olarak tartışılmadığı sürece hiç bir şekilde anlaşılamaz ve ülkenin önünü açacak kapılar açılamaz.Burada Kur’ân ve Sünnet dâiresinde varolan, doğrudan tarikatlerin, dolaylı olarak da cemaatlerin, bu topraklardaki İslâmî varlığımızın teminatı, sigortası olan yegâne kaynaklar olduğunu özellikle hatırlatmak istiyorum.Şunu bilelim: Bin yıllık dünya tarihi, iki aktörün eseri: Birincisi, Müslümanlar (7-8 asır); ikincisi Avrupalılar ve Amerikalıların (üç asır) yaptığı bir tarih.Kabaca bizim bin küsur yıldır tarih yapmamızı mümkün kılan iki sütun var: Birincisi Ehl-i Sünnet sütunu, ikincisi de irfan sütunu.Biz -Kürt’lerle birlikte- Ehl-i Sünnet omurganın gökkubbesi altında irfanî derinlikle donanarak sadece İslâm tarihini değil, dünya tarihini şekillendirdik tam bin yıl.Bir yandan Hanefī-Matürîdî gelenek, öte yandan irfanî gelenek, bizim hem İslâm tarihini hem de dünya tarihini yapmamızı mümkün kılan iki sarsılmaz kaynak oldu.CEMAATLERE VE TARİKATLERE SALDIRILARAK TÜRKİYE DURDURULMAYA ÇALIŞILIYOR!Ancak Osmanlı’nın durdurulmasıyla birlikte, bu iki kaynak da kurumasa bile belirleyici konumunu koruyamadı.Bu meseleleri herkesten daha iyi kavrayabileceğini düşüneceğimiz tarih felsefecisi Arnold Toynbee, son iki yüzyılın en büyük hâdisesinin Ehl-i Sünnet’in çökertilmesi olduğunu söyler. Sadece müslümanlar açısından değil dünya tarihi açısından da.Osmanlı durduruldu, Ehl-i Sünnet omurga korunamadı; İslâm dünyası bir daha toparlanamadı. İslâm dünyasının toparlanması, Ehl-i Sünnet omurganın gökkubbe işlevi görecek konuma yükselebilmesi ve selefī yaklaşımların önünün kesilmesi ve tasavvufun önünün açılabilmesiyle mümkün.Karahanlıların, Selçukluların, Eyyûbîlerin ve Osmanlıların, İslâm dünyasının bin yıl dimdik ayakta durmasını ve dünya tarihinin akışını şekillendirmesini mümkün kılan iki sütun, işte bu iki sütun: Ehl-i Sünnet ve irfanî gelenek.Türkiye’deki cemaat ve tarikatlerin omurgası, bu iki geleneğin uzantısıdır. Eğer bu iki geleneği yeniden hayata ve harekete geçirebilirsek, yeniden yeniYunus’ları, Mevlânâ’ları, Gazâlî’leri, İbn Sinâ’ları, İbn Arabî’leri, Mimar Sinan’ları, Itrî’leri yeniden insanlığa armağan edecek tohumları edebilir, geleceğimizi inşa edecek esaslı bir medeniyet yolculuğuna çıktığımızı söylemeye başlayabiliriz o zaman.Şunu bilelim: Cemaatlere ve tarikatlere saldıranların çoğunun derdi, cemaatler ve tarikatler değil, İslâm’dır. Bu kişilerin ve çevrelerin sadece cemaatlere, tarikatlere değil, bu toplumdaki İslâmî olan her şeye, diyanete, medreselere, İHL’lere vesaire saldırmaktan geri durmayan hastalıklı tipler olduğunu söylemek bile gerekmiyor.FETÖ heyûlası örnek gösterilerek cemaatlerin ve tarikatlerin hedef tahtasına yatırılması, Türkiye’nin yeniden tarih yapmasını mümkün kılacak dinamiklerin dinamitlenmesi ve kendi ayağına kurşun sıkmasıdır!FETÖ ile diğer cemaatleri ve tarikatleri aynı şeymiş gibi gözümüze sokan tipler, ya salaktır ya da asalak!Hiç bir cemaat FETÖ gibi kaset, montaj, şantaj, hırsızlık, yolsuzluk gibi aşağılık hareketlere kalkışamaz. Kalkışırsa ona cemaat denmez ve gereği yapılır.Ama şunu düşünelim derim: Belki de FETÖ tam da burada anlatmaya çalıştığım gibi, insanlığın önünü açacak, insanlığın kalbini fethedecek bir İslâm anlayışını insanlığa sunmamızın en köklü kaynakları cemaatleri ve tarikatleri temizleyerek tarihi yeniden bizim yapmamızı önlemek için icat edildi ve önümüze takoz olarak sürüldü!O yüzden basiret ve feraset lütfen, diyorum.
Oğlancı-lezbiyen gösterisinden tarikatları karalama kumpanyasına
Oğlancı-lezbiyen gösterisinden tarikatları karalama kumpanyasına
Daha bir iki ay önce Türkiye oğlancılar ve lezbiyenlerle çalkalanıyordu. CHP ve HDP belediyeleri eşliğinde bütün Türkiye oğlancıların ve lezbiyenlerin hakları için sokaklara dökülmüştü. İstanbul Sözleşmesi bunun sancağı yapılmıştı. “Gönüllü ibnelik” ve “gönüllü gayri meşru cinsellik” için Türkiye’yi ayağa kaldırmışlardı. Kadına yönelen şiddeti önlemek üzere hazırlanan bir metin, bunların manifestosuna dönmüştü. Şimdi bunun yerine cemaatler ve tarikatların tecavüzü gündeme taşındı.Video: Oğlancı-lezbiyen gösterisinden tarikatları karalama kumpanyasınaBütün tarikatlar ve cemaatler tecavüzcü ithamı altında. Önce din adı altında yapılan tecavüzler kitaplaşarak bütün Türkiye’de gündem yapıldı. Arkasında beş yıl önce sakal ve cübbe kisvesi altında yapılan sapkınlıklar yeni olmuş gibi haberleştirildi. Herkes tarikat ve cemaatleri tartışıyor. Ama tartışmanın odağında anlamak yok. Ötekileştirmek, üste çıkmak, azarlamak, tehdit etmek, ne kadar haklı olduğunu göstermek, süren düzeni devam ettirmek var. Tartışma, büyük bir karalama ve itham kampanyası üzerinden yürüyor. Tecavüz, şehvet, sömürü… Sol Kemalizm yıllarca bu teraneyi okudu.Oysa somut suç işleyen ve tarikat denilen adamların topladıkları toplam para tek başına bir holdingi bile oluşturduğu yok. Asıl burjuvazi, oligarşi ve egemen sınıfların ganimet gibi millet mallarını talan etmesinden kimsenin rahatsız olduğu yok. İster din, ister dinsiz, isterse laiklik adı altında yapılsın sömürü sömürüdür, tecavüz tecavüzdür, sapıklık sapıklıktır. Sapıklığın, sömürünün ve tecavüzün ideolojisi, dini ve sekülerliği olmaz.Cemaatleri karalama kampanyasında propaganda dili ile bol keseden yalan üretiliyor. Kimi vakıfların kurucularının holding sahibi olması, cemaat ya da vakfın holdingi diye lanse ediliyor. Örneğin Hüdai Vakfı’nın adının sapkın tarikatlar anılırken geçmesi, bunun çarpıcı bir örneği. Oysa bu vakıf ve cemaatlerdeki insanlar, şahsi paralarını Allah yolunda, millet yolunda ve yoksulluk yolunda harcıyorlar. Holding sahibi ne vakıf ne de cemaat. Holding sahibi şahısların üye oldukları vakıf. Onlar paralarını ve zamanlarını buraya aktarıyorlar.Hüdai Vakfı’nın çalışmalarını yakından gözlemleyen biri olarak söylüyorum. Binlerce yoksula yardım eli uzatılıyor. Yoksul öğrencilere destek çıkılıyor, şiddet mağduru ve dul kadınların rehabilitasyonundan ekonomik ihtiyaçlarına kadar destekler sağlanıyor, dini eğitim irfan ve ilim dengesinde veriliyor. Yurtdışı Türklerin yaşadıkları ciddi kimlik sarsıntılarına cevap verilmeye çalışılıyor. Savaş ortamındaki yaralı insanlara el uzatılıyor, yetimhanelere destek çıkılıyor. 17. Yüzyıl’da Üsküdar’da fakirlere yemek ve cahillere ilim-irfan veren Hüdai hazretlerin günümüzde devam eden sivil ruhu bu. Düşünün! Asırlar içinde devam edip gelen irfan, iyilik ve sosyal destek faaliyetleri. Üsküdar’ın dünyaya uzanan hayır eli. Bir milletin gurur duyacağı bir şey değil mi bu? 28 Şubat günlerini andıran günlerden geçiyoruz. O günler Fadime Şahin, Kalkancı ve M. Gündüz sürüme sokulmuştu. Üç şahıs ile tipleştirilen cemaat, tarikat ve başörtü her çeşit zulmü gördü. Şimdi yine Müslim Gündüz, Kalkancı ve Fadime şahini andıran tipler devreye sokuluyor. Tarikat sömürü, kadın tecavüzü ve sapkınlık ile gündeme sokuluyor. Hem de “gönüllü ibnelik” ve “gönüllü gayri meşru cinsellik” savunulurken yapılıyor bunlar. Lezbiyenler ve oğlancılara özgürlük diye bağırıldığı zamanlarda. Muhafazakar bir iktidar döneminde.Cemaat ve tarikatlar tamamen serbest olmalı. Tekke ve Zaviyeler Kanunu revize edilmeli. Din eğitimi hem sivil/gönüllü hem de resmiyette devam etmeli. Vatandaş tercih seçeneğine sahip olmalı. Cemaatler, sivil din eğitiminin tarihsel birikimleriyle var olan kurumlar. Bunları yasaklamak yerine ıslah etmeliyiz. Onları yeni düzenlemelerle hem denetlemeli hem de özgürce çalışmalarına imkân vermeliyiz. Özgür birey, özgür din eğitimi alma seçeneğini de kullanan varlıktır. Müslüman birey musiki, edebiyat, sohbet, ilim ve hizmet alımını dergâhlardan yapabilmeli. Cemaatlerin politik alandan ayrı olmaları, güven ikamesi ile mümkün. Bunu sağlamadıkça bütün grupsal yapıların devlet üzerinde rekabet ettikleri gibi cemaat-tarikatlar da bu rekabeti sürdürecekler. Kimi zaman devlet denge adına teşvik edecek. Bunu aşmak için iki şeye ihtiyacımız var. Birincisi, devlet bir ganimet alanı olmaktan çıkarılmalı. İkincisi, devlet tarikat ve cemaatleri tehdit görmekten vazgeçmeli. Cemaatlere kamusal hizmeti din ve hayır üzerinden üreten yapılar olarak bakmalı.Türkiye oğlancılara ve lezbiyenlere özgürlüğü tartışırken, cemaatleri-tarikatları mahkûm etme paradoksunu kaldıramaz. Bu çelişki ne geriye toplum bırakır, ne siyaset, ne de uzlaşma. Kavgayı ve kutuplaşmayı daha fazla derinleştirir.
Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Ergün Yıldırım
Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Türkiye’de tarikatlar ve cemaatler tartışması sürerken yaşanan dönüşümler de baş döndürücü. Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Ünlü, “Atatürk’ü eleştirmek caiz değil” dedi. Her vakit ağzında tarikat, cemaat, ehli sünnet kelimeleri düşmeyen bir şahsiyet Ahmet Ünlü. Tutuklanmalar yaşadı, kamuoyunda tartışıldı ve kendisini de Nakşilik bağlamında algılıyor. Tarikat kelimesi duyunca yerinden fırlayan, sakallı ve cübbeli insanlara karşı fobileri olan Kemalistler ne diyor buna acaba? Bence olay hem Kem...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.