Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Ergün Yıldırım
Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Türkiye’de tarikatlar ve cemaatler tartışması sürerken yaşanan dönüşümler de baş döndürücü. Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Ünlü, “Atatürk’ü eleştirmek caiz değil” dedi. Her vakit ağzında tarikat, cemaat, ehli sünnet kelimeleri düşmeyen bir şahsiyet Ahmet Ünlü. Tutuklanmalar yaşadı, kamuoyunda tartışıldı ve kendisini de Nakşilik bağlamında algılıyor. Tarikat kelimesi duyunca yerinden fırlayan, sakallı ve cübbeli insanlara karşı fobileri olan Kemalistler ne diyor buna acaba? Bence olay hem Kem...
Tarık Buğra 100 yaşında,  inşa ettiği metinler gün kadar taze
Tarık Buğra 100 yaşında,  inşa ettiği metinler gün kadar taze
İstanbul, bugün ve yarın iki önemli toplantıya ev sahipliği yapıyor: KADEM’ in III. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi ve Tarık Buğra Sempozyumu.Video: Tarık Buğra 100 yaşında, inşa ettiği metinler gün kadar tazTarık Buğra’nın Yağmur Beklerken ve Dönemeçte romanlarını farklı yaşlarımda okudum ve her defasında değişen öncelikler sıralamama göre farklı sahnelerden “ganimet” ile döndüm. Ganimet dedim çünkü her defasında aradığımı bilmediğim, ama esasında ihtiyacım olan şeyi karşımda buldum.Tarık Buğra sadece yazdıkları ile değil yaşadığı hayat itibarıyla da çok öğretici bir yazar. Hayatındaki ödüller, eleştiriler, geçim sıkıntıları, geçinmek için hiç istemediği halde gazeteciliğe mahkûm oluşu, yazdığı hikâyeler için aldığı telifin yüzünü güldürmesi, gazete sahiplerinin ve yöneticilerinin edebiyata verdiği değer... Düşman Kazanma Sanatı ve Politika Dışı adıyla yayınladığı kitaplarında ve para kazanmak için yazdığı gazetelerdeki “köşesinde” bütün bunlardan bahseder. Cumhuriyet gazetesinin açmış olduğu hikâye yarışmasında “Oğlumuz” hikâyesi ile ikincilik ödülü kazanan, Yusuf Ziya Ortaç’ın dergisinde yazdığı hikâyelerle kendinden söz ettiren Tarık Buğra, ilk romanı Siyah Kehribar ile kendisini “hayata küstürecek” yanlış bir yola sapar. Esasında Tarık Buğra’yı Tarık Buğra yapan da bu yanlış yoldur.Tarık Buğra, yazı hayatına 1940 yılında Çınaraltı dergisinde tefrika edilen Yalnızların Romanı ile atılmıştır; ancak ilk basılı romanı, 1955 yılında yayınladığı, Mussoli’nin İtalya’sında Siyah Kehribar Barı’nda geçen Siyah Kehribar’dır. Roman birkaç olumlu değerlendirmenin dışında eleştiri oklarının hedefi olur. Siyah Kehribar hakkında 33 adet eleştiri yazısı yayınlanır.Eleştiriler, Roma’da geçen romanın Roma’ya dair hiç fikir vermediği üzerinde yoğunlaşır genellikle. Tarık Buğra’yı Tarık Buğra yapan eserdir dememin sebebi, aldığı bu eleştirilerdir. Her ne kadar Siyah Kehribar üzerine yazılmış eleştiriler Tarık Buğra’yı adeta hayata küstürse de, altı yıl sonra 1961’de yayınladığı Küçük Ağa ile en iyi bildiği mekânları, yakından tanıdığı insanları yazarak Türk edebiyatının en güzel romanlarını kaleme almaya başlamıştır.Siyah Kehribar üzerine yazılmış eleştirilerden iki tanesine, değerli yazar aynı zamanda Tarık Buğra’nın sevgili Eşi Hatice Bilen Buğra Hanım’ın yardımıyla ulaştım. Siyah Kehribar hakkında yazılmış 33 eleştiri yazısının tamamına ulaşabilirsek, 1950’lerin edebi kamusuna dair çok farklı değerlendirmeler yapabilme imkânına kavuşacağımızı düşünüyorum. Her ne kadar Tarık Buğra, hikâyeleri ile büyük beğeni toplamışken ilk yayınladığı roman hakkında kaba ve kırıcı eleştirilerin yayınlanmış olmasını, köşe yazısı yazmaya başlamasına ve yazdığı yazıların hoşnutsuzlukla karşılanmasına bağlayarak “sevilmeyenin yaptığı da sevilmiyordu” demiş olsa da... Siyah Kehribar İsmet İnönü Türkiye’sinin, sana söylüyorum kızım sen işit gelinim tarzında dile getirilmiş bir eleştirisi. Romanın kurgusunda ağır eleştirileri hak edecek kadar aksayan bir taraf yok. Ama Siyah Kehribar, bu metin şimdi bize ne söyledi şaşkınlığını yaşatıyor. Sanat Tarihinde doktora yapan Türk öğrencinin “Siyah Kehribar” barının müdavimi olarak devam eden hayatında “bizim” gündelik sıkıntılarımıza dair pek bir şey görmüyoruz.Romancı olarak edebi kamuya Siyah Kehribar’ın uzak ikliminden, ömrü hayatında hiç gitmediği Roma’dan giren Tarık Buğra, Siyah Kehribar’a getirilen eleştirilerin öğreticiliğinden ziyadesiyle istifade etmiş bir kalem olarak geri döner ve kasaba insanının yalnızlığını, kasabanın sınırlı hayatını okuyucuyu boğmadan anlatır.Kasaba hayatını köy ile şehir arasında önemli bir yer olarak düşünen Tarık Buğra, kasabayı kendi gözleri ile gören yazarların başında gelir. İstanbullu yazarlar taşrayı “boğucu atmosfer” olarak inşa etmek noktasında birbirlerinden adeta kopya çekmişlerdir. Ömer Türkeş “Orada Bir Taşra Var Uzakta” adlı makalesinde Reşat Nuri, Yakup Kadri, Halide Edip’in taşrayı metinlerinde tasvir eden ilk yazarlar olarak, kendilerinden sonra gelecek yazarlara neleri görüp neleri görmeyeceklerine dair adeta bir izlek verdiklerini söyler: “Anadolu’ya herkesten önce gidip oraların gerçeklerini herkesten önce keşfeden bu ilk yazarlar kendilerinden sonrakilere neyin önemli neyin önemsiz olduğunu fısıldamışlardı. Aslında fısıltıdan da öte; İstanbul aydını için taşranın “egzotizmini” yaratan her türden farklılık teker teker işaretlenmiş, mesela tozlu yollar, pis oteller, yıkık dökük evler, havanın dondurucu soğuğu, bunaltıcı sıcaklar, ıssız istasyonlar, ışıksız kasabalar, oturak alemleri, eğitimsiz insanlar, meyhaneler, Cumhuriyet baloları, vb. sahneler bir anlatıdan diğerine aktarılıp tekrarlana tekrarlana zihindeki taşrayı inşa etmişti.” (Taşraya Bakmak kitabının içinde, s.161)Tarık Buğra “ilk yazarların” işaretlediği noktalardan ilerlemez, tanıklıkların ve hatıraların bahçesinden canlı bir kasaba atmosferi inşa eder metinlerinde.Türk Edebiyatının en canlı kasaba romanlarını kaleme almış olan Tarık Buğra, Mehmet Tekin’e vermiş olduğu söyleşide şöyle diyor: “Kasaba, biyopsi için en elverişli ve gerekli bir hücredir. Kasaba insanı toplumun karakterini, kültürünü en iyi şekilde belirtir inancındayım. Ve kasaba insanı toplumsal değişmelerden en iyi etkilenen insandır. Romanda önemli saydığım husus, toplumsal olayların insanlarda sebep oldukları değişmeleri ve tepkileri belirlemektir. Politik ve sosyal karakterler şehirden ziyade kasabayı etkisi altına almaktadır. Bu değişme, bütün sanat eserlerinin dayandığı trajediyi ortaya çıkarır.” (Mehmet Tekin, Tarık Buğra: Söyleşiler, s.127) Israrla ve tekrar tekrar sosyal bilimcilerin, siyasetçilerin, her branştan öğretmenin roman okuması gerektiğini söylüyorum. Tarih öğretmeni için Küçük Ağa ne çok şey söyler. Keza din dersi öğretmeni, Küçük Ağa üzerinden, din adamı kimliğinin, kişiliğinin dün ile günü mukayesesi için ne geniş bir imkân yakalar. Türkiye’nin çok partili hayata geçerken yaşadığı sıkıntıları anlamak için Yağmur Beklerken ve Dönemeçte romanları, kasabanın minimal ölçeği üzerinden “değişenden değişmeyeni bulmak” noktasında bir hazine olarak duruyor. Tarık Buğra 100 yaşında, inşa ettiği metinler gün kadar taze.
Burak Yılmaz'dan 8 yıl sonra gelen rekor
Spor
Burak Yılmaz'dan 8 yıl sonra gelen rekor
2022 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri G Grubu'nda A Milli Takımımız sahasında Cebelitarık'ı konuk etti. Mücadelede milli oyuncumuz Burak Yılmaz, yaptığı asistlerle 8 yıl sonra rekor kırdı.
Yeni Şafak
Kur’an’ı
istismar
ediyorlar
Gündem
Kur’an’ı istismar ediyorlar
Müslümanların dini duygularını istismar eden grup ve örgütlere tepki gösteren Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Erbaş vatandaşları uyardı: İslam konusundaki bilgisizlik ve cehalet, istismara sebep olmaktadır. Milletimizin dini bilgi konusunda hassas olmaları ve din istismarcılarına itibar etmemeleri gerek.
Yeni Şafak
Tarık Buğra’ya vefa
Hayat
Tarık Buğra’ya vefa
Zeytinburnu Belediyesi kültür sanat etkinliklerinde belediyeler arasında öne çıkmaya devam ediyor. Tarık Buğra’nın doğumunun 100. Yılı için düzenlenen sempozyum Tarık Buğra Kitabı adıyla okurla buluştu. Kitap, Buğra’nın hayatı ve edebi kimliğini öne çıkarıyor.
Yeni Şafak
Tarık Buğra doğumunun  100. yılında anılıyor
Hayat
Tarık Buğra doğumunun 100. yılında anılıyor
Gazeteci, roman, hikaye, oyun ve fıkra yazarı Tarık Buğra, doğumunun 100. yılında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen panelle anılacak.
AA
Avrupa'da İngiltere-İspanya krizi
Dünya
Avrupa'da İngiltere-İspanya krizi
İngiltere ile AB arasındaki ilk kriz Cebelitarık’ta patladı. Avrupa Birliği ve İspanya, Brexit referandumunda %96 oy ile AB’de kalmak yönünde oy kullanan Cebelitarık’ta söz sahibi olmak istedi. Dışişleri Bakanı Boris Johnson sert tepki göstererek, “Cebelitarık satılık değil” dedi. İspanya ise İskoçya kartını açıp, “İskoçya bağımsızlık referandumu yaparsa AB üyeliğine engel olmayız” dedi.
Yeni Şafak
Cemaatlere ve tarikatlara operasyon
Cemaatlere ve tarikatlara operasyon
Cemaat ve tarikatlar tartışmanın göbeğinde. Bu yapılar salt düzeyde bir teoloji değil. Bu nedenle tartışmalar da sadece dini alanla sınırlı yürümüyor. Cemaatlerin toplumsal ve siyasi ilişkileri de var. Bundan dolayı cemaatlerin sorunlarını sadece din anlayışlarına bakarak anlamamız mümkün değil. Bu nedenle sadece dindeki sapmalarını düzelterek onları ıslah edemeyiz. Toplumla ve devletle kurdukları ilişkileri ıslah etmeliyiz. Ancak bu toplum ve siyaset ilişkilerinin yüzyıllık bir bagajı var. Resmi ideolojinin yüzyıllık baskıcı ve ötekileştirici laiklik politikaları tarikat ve cemaatleri merdiven altına itti. Bu şartların mağduriyetleri içinde oluştular ve dolayısıyla çoğu zaman toplumsal yapıyla normal bir ilişki içinde yaşama imkanlarından yoksun kaldılar. Bunun sonucunda da bilinçlerinde, davranışlarında ve din pratiklerinde bazı problemler ortaya çıktı. Ama öte yandan alt ve orta sınıftan gelen insanlara kimlik sağladılar, üslup kazandırdılar ve onları sosyalleştirdiler. Hızlı kentleşme ve hızlı batılılaşma ile gelen değerler aşımı karşısında, geleneksel kesimlere manevi sığınak oldular. Sonuçta cemaatler-tarikatlar toplumdaki değişmeler ve çatışmalarla beraber yapılandılar. Türkiye ne yaşadıysa onlar da onu yaşadılar.Video: Cemaatlere ve tarikatlara operasyonTarikat ve cemaat yapılarının bazıları bugün gelinen noktada hem sosyal yapı açısından hem de dini pratikler açısından ciddi sorunlar ortaya koyuyor. Kapitalizmin ruhsuz paralarıyla, seküler yaşamın tüketim ve tatil kültürleriyle, kapalı yoz ilişkilerin kimi özellikleriyle imtihanlardan geçiyorlar. Devlet içinde ve Ak Parti içinde oligarşi oluşturma temayülleri gelişiyor. Kimi şeyh, emir ve liderlerin kendini mutlaklaştırması gibi çok ciddi sorunlar doğuyor. Bazıları her gün Ehli Sünnet deyip durmasına rağmen (kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayanları küfürle suçlayarak) haricilik yaptığının farkında bile değil. Mesela bir cemaat, Muhammed Hamidullah, Mevdudi ve Seyyid Kutub’a kâfir diyor. Minarede ışık yakmanın da büyük günah olduğunu söylüyor. Bidat ve hurafelerin saçma sapan inanışlarında yüzenler de var. Yanmayan kefenleri yapıp bunları satanlar gibi… Dağ başında lüks evler inşa edip bunu tarikata hizmet diye sunanlar da cabası.Bütün bu sapmaları, yanlışları ve çürümeleri önlemenin yolu hiçbir zaman salt güvenlikçi operasyonlardan geçmez. Elbette somut hukuka göre suç işleyenler hukuk karşısında hesap vermeli. Ancak genel politika açısından operasyonlarla cemaat ve tarikatları yola getirmek hiçbir zaman gerçek bir çözüm olamaz. Yüzyıldır olmadı zaten. Ayrıca operasyon yöntemi, Ak Parti açısından bir felaket olur. Kendi sosyolojisi ile derin bir çatışmaya girme anlamına gelir bu. Peki, ne yapmalıyız?İlk yapılacak şey kritik yapmak ve yüzleşmektir. Bahsettiğimiz sapmaları, yanlışları ve çürümeleri cesaretle eleştirmektir. Aydınlar ve âlimler yapıcı ve bilimsel eleştiriyi sonuna kadar kullanmalı. Bu yöntemle kamuoyunu aydınlatmalılar. Fikri ve ilmi mücadele hem topluma hem de bu yapılara önemli açılımlar getirecektir. Ancak bu ilmi eleştiri ve aydınlanmayı yapan kişiler bu yapıların iftiraları karşısında korunmalıdır. Çünkü kendini mutlak doğru gören, yanlışlarını dogmalaştırarak kesin inanan ve menfaatleriyle dini pratiğe edenler eleştirilere karşı acımasız tepkileri ortaya koyabilirler. Alışkanlığa dönüşen yanlışlarını kimse kolay kolay kabul etmez çünkü. İkinci olarak kontrol sağlanmalı. Yurt, dershane ve benzeri yerler maliye, milli eğitim ve ilgili yerler objektif bir biçimde denetlenmeli ve sorumlulukları hatırlatılmalıdır. Üçüncü olarak bu konuda yasal düzenlenmeler yapılmalı. Cumhurbaşkanlığı’na bağlı ya da vakıflar şemsiyesi altında yapılandırmaya gidilmeli. Daha önce Evkaf ve Şer’iye Vekaleti’ne bağlı olan bu yapılar,(şimdi Şeriye Vekaleti olamayacağına göre) Evkaf Bürosu kurularak koordine edilebilir. Cem Evleri de vakıf statüsüyle diğer dini vakıflarla beraber buraya bağlanabilir.Türkiye, toplumsal tarihinde hiçbir zaman din ve toplum ilişkilerini sadece diyanet gibi resmi yapılar vasıtasıyla sürdürmedi. Bu nedenle her zaman sivil ve gönüllü dini cemaatler olacak. Önemli olan bunlarla ilgili adil, demokratik ve Müslüman toplumun farklı taraflarını memnun edecek politikaların üretilmesidir. Burada hem devlete/siyasete hem de cemaatlere büyük iş düşüyor. Cemaatler kendileriyle yüzleşecek ve kendilerine gelen eleştirilere tahammül gösterip onlara kulak verecek. Devlet de yeni din politikası konseptini (laiklik de diyebiliriz) geliştirecek.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.