Tefsir ne demek?
Özgün Haberler
Tefsir ne demek?
İslam alimleri tefsir için bir çok tanım yapmışlardır. Tefsir, Kur’an lafızlarının söyleyiş şeklinden bahşediyor. Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini açıklamayı ve yorumlamayı ifade eden terim; Kur’an âyetlerini yorumlama ilmi ve bu alandaki eserlerin ortak adıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in yorumu hakkında tefsir dışında “te’vil, tebyin, beyan, tâlim, tafsil, tasrif, i‘rab, şerh, tavzih” gibi kelimeler de kullanılmaktadır. Peki, tefsir ne demek? Tefsir nedir? Tefsir TDK kelime anlamı.
Yeni Şafak
İnsan haddini bilmeli
Hayrettin Karaman
İnsan haddini bilmeli
SoruRahman 33 meali...“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin hududundan geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa, haydi geçin gidin bakalım! Şunu bilin ki, onları ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve bilgi ile geçebilirsiniz.”Buradaki huduttan ne anlamalıyız ve uzaya gitmek ile ilgili nasıl yorumlanmalıdır?Allah’a emanet olun. (O.S.)CevapKur’ân Yolu isimli, heyetçe yaptığımız tefsirde bu konuda şunları yazmışız:“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilir...
Oruç ve zekât konusunda iki soru
Hayrettin Karaman
Oruç ve zekât konusunda iki soru
SORUSahur gecelerinde cinsellik müsaadesi Ömer ve birkaç sahabenin itirazı sonrası Allah tarafından verilmiş. Doğru mudur? Mantıklı açıklaması var mıdır?CEVAPKonu, Bakara suresinin 187. âyetinde açıklanıyor. Muhtemelen Yahudilerin ve Hristiyanların âdetlerinden etkilenen bazı sahâbîler Ramazan gecelerinde cinsel ilişkinin câiz olmadığını zannediyorladı. Ayrıca sahurun da uykudan önce yeneceğini, yatsı kılınıp uykuya yattıktan sonra uyanıp sahurluk diye bir şey yenilemeyeceğini sananlar vardı. Bu...
Doğru anlamanın ölçüleri- 4
Doğru anlamanın ölçüleri- 4
Geçen yazılarımıza ilave olarak birkaç ölçüden daha söz edeceğiz:MEZHEPLER DİN DEĞİL İMKÂNDIRLARMezhep anlayışı konusunda da ifratlar ya da tefritler yaşadığımızı daha önce yazmıştık. Mezhepler birer farklı din değildirler, mükelleflerin fiillerinin / ef’âl-i mükellefinin hükümleri konusunda tutarlı birer anlama çabasıdırlar.Video: Doğru anlamanın ölçüleri- 4O büyük müçtehitlerimizden Allah razı olsun, çok büyük çabalarla bu bütüncül tutarlılığı sağlamaya çalışmışlar ve ümmete hazır imkânlar sunmuşlardır. Bu sebeple mezhepleri gereksiz görme ve onlara karşı olma, işi bilen insanların yapacağı şey değildir. Sistem filozofları gibi olan o mutlak müçtehitlerin dışındakilerin bu tutarlılığı sağlaması zordur. O halde avamın İslam’ı doğru yaşaması için bir mezhebe uyması, mezhep tanımamaktan çok daha ihtiyatlıdır. Ancak o büyük müçtehitlerin ulaştıkları içtihatların bir kısmının zamansal olduğunu, ayrıca bizim anladıklarımıza göre daha az olmakla beraber hata ihtimali taşıdığını da bilmemiz gerekir. Gerçi bunu avama telkin etmenin de bir anlamı yoktur. Ama âlim dediğimiz insanlar, müçtehit olmasalar bile hakikati bu ihtimalleri hesap ederek düşünmeli, anlamalı ve anlatmalıdırlar. Hatta Gazali’nin dediği gibi, ilim talipleri bile bu ihtimali hesaba katıp kör taklitten kurtulamazlarsa dini doğru anlayamazlar. Yeter ki, şüpheleri ve itirazları had bilmezlik düzeyine çıkmasın, saygıyı ve edebi de öğrenmiş olsunlar.İlginçtir ki, bugün mezhep vurgusu yapanlar, çok koyu Hanefi olduklarını söyleyenler öyle uçuk fikirler ve inançlar üretirler ki, Hanefi imamları bunları duysa döverler. Mesela Ebu Hanife, Kitab’ın ve Sünnet’in ya da İslam’ın genel kurallarına, yani kıyasa aykırı olan haber-i vahid, sahih olsa bile onunla amel etmem derken bu zevat; bir hadisi bizim sâdatımızın kitaplarına almış olması bizim onu sahih bilmemiz için yeterlidir, öyle bir iki kişi mevzudur dedi diye hadisi reddetmeyiz derler. Bu anlayış mezhep bağlılığı değil mezhep cahilliği ve batıni görüşlerine, kurguladıkları ideolojik İslam’a kılıf bulma çabasıdır. Kastettikleri sâdat da müçtehitler, hatta âlimler değil, kendi kutsadıkları adamlardır. Burada kutsal ile mukaddes arasındaki farka bir kez daha dikkat çekelim. Demiştik ki, ilim tahsiline, doğru sadece bizim mezhebimizin dediğidir diye başlayan bir talip hakikate ulaşamaz.TEFSİR SABİT, TEVİL DEĞİŞKENDİRTefsir nasların sözel anlamıdır, dil olarak ne dedikleridir. Tevil, sözel anlama aykırı olmayan işaretler, tedailer ve hissedişlerdir. Anlama konusunda tevil kıyamete kadar devam edecektir. Ama tevillerin kesin doğru olduğu garantisinin olamayacağını, tefsiri bırakıp tevile uymanın saptıracağını ve fitne çıkaracağını bizzat Allah söylemektedir. O halde Kuranıkerim’in lisanî anlamı konusunda bu işin başındakilerin anladıklarına zıt bir anlama olmaz. Mesela birisi Nisa 34’deki darp kelimesi vurmak değil, çıkıp dolaşmaktır derse sadece kendi cahilliğini ortaya koymuş olur. Ama darbın vacip olup olmadığını, hiç olmayabileceğini, tavsiye olabileceğini, evla olan olmadığını söylemek ise tevildir ve anlamlı olabilir. Bu konuyu da daha önce detaylı yazmıştık.DİNİN ASIL KİTABI KURANIKERİM’DİRSünnet bile Kuranıkerim’i anlamak için vardır. ‘Bütün kitaplar tek bir kitabı anlamak içindir’. O halde grupların/fırkaların itibar ettikleri kendi büyüklerinin kitapları Kuranıkerim’i gölgelememelidir. Hiçbir kitap için, bunu okumakla da Kuranıkerim’i anlamış olursunuz denemez. Elbette yerine ve zamanına göre her eserden yararlanılabilir. Ama hiçbir zaman bunlar onun önüne geçemez.Teoride bu prensip kabul edilir ama uygulamada bazı fırkalar kendi kitaplarını asıl ve birinci kaynak olarak görür ve sırf ona müracaat ederler. Tekrar edelim; beşerin yazdığı bir kitap İslam’ın yegâne kaynağı olamayacağı gibi, hiçbir âlim de, ne kadar büyük olursa olsun, tek merci olamaz. İlim Allah’tandır ve O herkese farklı ilimler verir. Ancak âlimin ilmiyle amel etmesi de esastır. Aksi takdirde onların bilgisi ‘ilim’ değil, zan olmuş olur. Şatıbî’nin dediği gibi, ilim düzeyindeki bir bilgi, insanı amel etmeye zorlayan bilgidir. Aksi ise sanmaktan ibarettir. Buna bağlı olarak:DİN MUAMELEDİR, AHLAKTIRDin iman edip yaşanan bir nizamdır. Sözünü ettiğimiz ilimle iman arasında ilişki vardır. İmana götüren bilgi, kesin bilgidir yani ‘ilim’dir. Yaşanmayan bilgi din olamaz. Resulüllah Efendimiz (sa) ‘ben sırf ahlaki erdemleri tamamlamak için gönderildim’ buyurur. O halde din entelektüel bir eksersiz konusu değildir. Bütün mesele kulun her fiilinde Allah’ı anmasıdır, yani zikirdir. O’na kulluktur, ibadettir. Allah’ı zikiretmeyen O’nu unutan demektir. O’nu unutanlara O kendilerini de unutturur. Allah’ı unutup kendilerini de unutanlar dini öğreten âlimler olamazlar.
Sakıncalı meale
erişim engeli
Gündem
Sakıncalı meale erişim engeli
Kur’an referans gösterilerek yazılı ve görsel olarak yayınlanan sakıncalı meallere erişim engeli geliyor. Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından tespit edilen bu gibi meallerin basım ve yayını durdurulacak.
Yeni Şafak
İlhad nedir?
Dini Bilgiler
İlhad nedir?
İlhad kelimesini ilk kez duyanlar bu sözcüğün ne anlama geldiğini ve kökenini merak ediyor. Kur’an-ı Kerim'de birçok ayette geçen ilhad terimi inanç esaslarına karşı alakasızlık, umursamazlık şeklinde belirir. İslam dini haricinde diğer dinlerde de rastlanan ilhad kelimesi, geçmişte birçok kavmin helak olmasına yol açmıştır. Peki ilhad ne demek? İlhadi tefsir ne demek? İşte soruların yanıtları.
Yeni Şafak
Kur'an-ı Kerim'in Berberice tefsiri yayımlandı
Dünya
Kur'an-ı Kerim'in Berberice tefsiri yayımlandı
Berberi kökenli İslam alimi Si Hac Muhanned et-Tayyib, yıllardır sürdürdüğü çalışmalarının sonucunda Kur'an-ı Kerim'in Berberice ilk tefsirini yaptı. Tayyib; "Arapça bilmeyen Berberilere, Kur'an-ı Kerim'in yüce sırlarını ve hazinelerini göstermek istiyordum." dedi.
AA
Mehmet Âkif’in on dokuz defa okuduğu kitap
Mehmet Âkif’in on dokuz defa okuduğu kitap
Zorluklarla geçen bir ömrün saklı kalmış hikâyesini, daha doğrusu büyük şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy’un çileli hayatına ve aile efradına dair bilgileri torunu Selma Argon Hanımefendi’den bizzat dinlemek için bir gün Üsküdar’daki benim de ders verdiğim Balaban Kültür Evi’ne gittim. Konuyla ilgili ilanı önceden gördüğüm için Selma Hanım’ın “Dedem Mehmet Âkif” isimli kitabını da –imzalatmak üzere– yanıma aldım. Kendimi tanıttıktan sonra ilk işim, adı geçen eseri imzalatmak oldu. Selma Hanım, “Sevgili Dursun Gürlek Beyefendiye” diye imzalama lütfunda bulundu.Video: Mehmet Âkif’in on dokuz defa okuduğu kitapSelma Hanım, Balaban Tekkesi’nin manevi havasından çok hoşlandığını söyleyerek konuşmasına başladı. Sohbet yaklaşık iki saat sürdü. Bazı dinleyicilerin yönelttiği sorularla, bu güzel program daha ilgi çekici bir hale geldi. Ne yazık ki katılımcıların sayısı azdı. Halbuki konuşan merhum Mehmet Âkif’in torunuydu, dolayısıyla salon dolup taşmalıydı. Geçelim…Selma Hanım sohbetinin bir yerinde sözü aziz dedesinin manevi dünyasına getirerek, bizleri ibret verici tablolarla karşı karşıya bıraktı. Kendisinden öğrendiğimize göre büyük şairimiz, Müslümanları namaza davet eden Ezan-ı Muhammedi okunmaya başladığı zaman büyük bir saygı gösterirmiş. Bu ilahi sadayı duyar duymaz ayağa kalkıp huşu içinde dinlermiş. Buna her zaman, her yerde dikkat edermiş.Bu vesileyle belirtmek isterim ki, Safahat’ında yer alan “Ezanlar” başlıklı şiiri, dini edebiyatımızın şaheser örneklerinden biridir. Bilindiği üzere, Ezan-ı Muhammedi hakkında - bu zamana kadar – birçok şiir yazıldı ama Yahya Kemal ile Mehmet Âkif’inkini hiçbiri tutmuyor. Şu ibret verici tabloya bakınız ki, şeair-i İslamiyeden olan bu ilahi daveti ayakta dinleyen Âkif’in, ucunda mürekkep yerine nur akıtan kaleminden çıkan ve içinde “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” mısraı da bulunan İstiklal Marşı’nı bu millet ayakta dinlemeyi kendine görev biliyor.Selma Hanım, merhum dedesinden daha birçok anekdot naklettikten sonra onun hakkında yazılan kitaplardan da bazı eserleri dinleyicilerine bizzat gösterdi. Yanı başında oturduğum için ben de birkaç cümleyle katkıda bulundum. Dedesi hakkında hayli kitap kaleme alınmış olmakla beraber Eşref Edib’in, Mithat Cemal’in, günümüzde de Ertuğrul Düzdağ Bey’in önemli eserler ortaya koyduklarını dile getirdim. Tasdik etti.Bunlardan biri olan merhum Eşref Edib’in kitabı hiç şüphesiz birinci sırayı alıyor. “Mehmed Âkif Hayatı – Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları”, Âkif hayranlarına, yani bizlere geniş bir ufuk açıyor.Bu eserin beni daha fazla cezbeden yönünü, “Yetmiş Muharririn Yazıları” bölümü teşkil ediyor. Yetmiş muharririn arasında şairimizin damadı Ömer Rıza Doğrul da var. Doğrul, “Mehmed Âkif - Şahsı ve Aile Hayatı” başlığı altında önemli bilgilere yer veriyor.Buna göre, Âkif merhum İstanbul’a gelirken kitaplarını Mısır’da bırakmış. Bu kitaplar arasında Hidiv’in annesi Prenses Emine Hanım’ın kendisine hediye ettiği eserler de varmış. Bunlar son derece kıymetli, değerli Türkçe kitaplarmış.Yine Ömer Rıza Bey’e göre Âkif, Muhammed İkbal’in kitaplarıyla hayli meşgul olduktan sonra, parça parça gözden geçirdiği Mesnevi’yi başından sonuna kadar dikkatli bir gözle okumaya karar veriyor. Ancak Mısır’da Mesnevi’nin tam bir nüshasını bulamıyor. Derken, bir gece, bir rüya görüyor. Rüyada kendisine bir takım Mesnevi hediye ediliyor. Ertesi sabah Prenses Hatice Hanım, annesinden kendisine intikal eden içi kitap dolu büyük bir sandık gönderiyor. Âkif, sandığı açar açmaz en üstte İsmail Ankaravi Hazretlerinin o muazzam Mesnevi şerhini görünce – tabii ki – son derece seviniyor. Hemen o gün okumaya başlayarak, tam bir buçuk yılda bitiriyor.“Merhumun bütün bu kitapları Mısır’da kalmıştır. Kimlerin elinde kaldığı bizce malum değildir” diyen Ömer Rıza Bey, muhtemelen bu kitaplarının arasında bir takım evrakının da bulunabileceğini söylüyor. Damadına göre, İstanbul’a gelirken birlikte getirdiği kitaplar Şemseddin Sami’nin altı ciltlik “Kâmûsu’l-A’lam”ı, Hüseyin Kâzım Kadri’nin “Büyük Türk Lügati”, Mütercim Âsım’ın “Kâmûsu’l- Muhit Tercümesi” ve “Tefsir-i Celaleyn” gibi eserlerden ibarettir. Vefatından birkaç gün önce ailesinin yanında bulunan meşhur “Celaleyn Tefsiri”ni istiyor ama maalesef okumak nasip olmuyor.Ulema arasında makbul tutulan bu tefsire büyük bir hayranlık beslediğini bu vesileyle biz de öğrenmiş bulunuyoruz. O kadar ki merhum bu muhalled eseri tam on dokuz defa okumuş. Nitekim Eşref Edib Bey de sözü bu konuya getirip şunları söylüyor.“Kastamonulu Hafız Ömer Efendi, anlatıyor: Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde, Sevr Antlaşması’nın aleyhinde meşhur vaazını irad ettiği Cuma gününün sabahı, merhumun mektep arkadaşı, Kastamonu Maden Müdürü Hasan Basri Bey’in evinde sabah kahvaltısına davetli idik. Orada yanında bir kitap gördüm. Ne olduğunu sordum. Tefsir-i Celaleyn olduğunu söyledi. Ve ilave etti: “Bunu daima yanımda taşır, Kelam-ı Kadim gibi okurum. Şimdiye kadar on sekiz defa hatmettim. Şimdi de on dokuzuncu hatme devam etmekteyim.”Bir buçuk yıl süreyle sonuna kadar okuduğu Mesnevi’ye gelince, yukarıda da belirtildiği üzere, bu, İsmail Rüsuhi Dede’nin “Hazreti Şarih” ünvanıyla hazırladığı meşhur şerhtir. İsmail Ankaravi’nin kabri, Galata Mevlevihanesi’ndeki türbededir. Böyle mükemmel bir şerhin rüyada kendisine takdim edilmesi, ertesi gün de bizzat karşısına çıkması Âkif’e manevi bir iltifat olsa gerektir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.