İhtiyacın zaruret sayılması (son)
İhtiyacın zaruret sayılması (son)

İkinci itiraz şöyle idi:

Evi olmayan bir kimsenin başka çaresi yoksa kredili olarak ev almasını belki ihtiyaca dayandırmak mümkün; benzeri kredileri de buna dayandırmak mümkün; yatırım kredisi dediğimiz uzun vadeli kredileri buna dayandırmak mümkün mü acaba? Bu hususta zarûret olmadığı gibi hacet olduğu da söylenemez. Bu kapıyı dikkatli kullanmak gerekir. Mesela evlenemeyen insanların ihtiyaçlarını göz önüne alarak zina yasağını delecek miyiz?... Bir yandan faiz yasak diyeceğiz, diğer yandan kuvvetlenelim, İslâm’a yardım edelim diye faizi kabul edeceğiz. Bu çözüm tutarlı değildir. Eğer böyle düşünülüyorsa afyon ticareti gibi daha kârlı yollar bulunabilir...

Şu cevabı vermiştim:

Bir ülkenin iç ve dış ticarete, büyük ve küçük çapta yatırımlara, kalkınmaya ihtiyacı olduğu tartışılamaz; bunlara zarûret derecesinde ihtiyaç vardır.

Büyük yatırımlar büyük sermaye ister, bu sermayeleri sağlamanın şüphesiz çeşitli yolları vardır. İslâm prensip olarak ortaklık esasına dayalı sermaye temini ve kooperatifleşme gibi faizsiz yolları teklif etmektedir. Ancak bu yolla gerekli sermaye temin edilemediği zaman ve zeminlerde ne yapılacaktır? Temin edinceye kadar bekleyelim denemez; çünkü ihtiyaç ve zarûret beklemez; bu sebepledir ki İslâm’da ara çözüm adını verdiğimiz ruhsatlar vardır. İşte bu ruhsatlardan biri de ferdî ve genel ihtiyaçları gidermek için -başka yol bulunamadığı müddetçe- özellikle dışarıdan ve en ucuz faizli kredi almaktır. “Müslümanların iktisaden güçlenmeleri ve bu güçleri hem ayakta durmaları ve bağımsızlıklarını koumaları hem de İslâmî faaliyetleri finanse etmeleri bir ihtiyaç mıdır?” sorusuna bizim verdiğimiz cevap “evet ihtiyaçtır, hatta zarûrettir” şeklindedir.

“Bu kapıyı dikkatli kullanmak gerekir...” Elbette, bu kapı hacet ve zarûret kapısıdır, bu kapıyı açanlar “zarûretler kendi miktarları ile takdir olunur; yani ihtiyaç ve zarûret ne kadar ruhsatı gerektiriyorsa o kadarı helâl olur, onun ötesine bir adım dahi atılamaz.” (Mecelle, md. 22) demek suretiyle gerekli ihtiyatı kaideleştirmişlerdir. Biz de bunu “diken üzerinde oturmak” şeklinde ifade ettik ve “müslümanlar bu uygulama içinde rahatlayıp uyumamalı, safâ sürmemeli bir an önce bu ara çözümden ana çözüme geçmenin yollarını aramalıdırlar, aksi halde mesul olurlar” dedik. Şunu da unutmamak gerekir ki “faiz yasaktır, haramdır” hükmü ana çözüm hükmüdür. İhtiyaç ve zarûret sebebiyle faiz verip ödünç almak ise haram değil, mübahtır, caizdir; tıpkı ihtiyaç sebebiyle haram yerlerini açıp doktora göstermek, zarûret sebebiyle haram nesneleri yemek vb. gibi. Şu halde faiz vermeye, normal düzende “haram”, ihtiyaç ve zarûret halinde -ara çözüm olarak- “mubah, caiz” demekte bir tutarsızlık yoktur.

Zina ve ayfon ticareti örneklerine gelince: İslâm’da büyük zararın küçük zarar ile, ammeye ait zararın özel zarar ile, büyük şerrin küçük şer ile giderilmesinin esas olduğunu biliyoruz. Buna göre iki zarar birbirine eşit ise biri diğeri ile giderilemez. (Mecelle, md. 25). Küçük zararın daha büyüğü ile giderilmesi de düşünülemez. Evlenemediği için cinsî ilişki ihtiyacı duyan insanın bu ihtiyacı Allah vergisidir, meşrûdur, insanlığın bekâsına sebep kılınmıştır. Ancak bu ihtiyacın giderilmemesinden doğacak zarar, zinadan büyük, zinadan mahzurlu değildir; zarar zinanın kendisidir. Zinaya ruhsat verilirse zarar, eşit veya daha büyük zarar ile giderilmiş olur; bu da caiz değildir. Bu sebeple mezkûr ihtiyacı normal, tabiî ve önemli bulan İslâm prensip olarak meşrû tatmin yolunu kolaylaştırmış, bu mümkün olmadığı takdirde ise zararı daha az olan telafi yolları ve ruhsatlar göstermiştir. Cinsî ihtiyacın normal tatmin yolu evliliktir. İslâm kadar evliliği kolaylaştıran, başarılı olmayan evliliklere son verme yollarını açan bir sistem gösterilemez. Normal olmayan şartlar sebebiyle evlenme imkânı bulamayan insanlara bir yandan oruç gibi nefsi terbiye eden, iradeyi güçlendiren yollar gösterilmiş, bir yandan da toplum ilişkilerinde, insanların cinsî duygularını tahrik eden davranışlar asgariye indirilmiştir. (İbn Âbidin, Reddu’l-Muhtâr, c. II, s. 109; H. Karaman, Helaller-Haramlar, s. 109).

Afyon, alkollü içkiler ve çeşitli uyuşturucular insanların akıl ve ruh sağlığını, hayatlarını tehlikeye düşürmekte, yok etmektedir. İslâm’ın bütün hükümleri, altı değeri korumaya yöneliktir: Hayat, akıl, mal, din, nesil ve namus. Bunların korunması bakımından genel olarak müslüman ile gayr-i müslim eşit haklara sahiptir. Hukuk kaidelerine göre gayr-i müslimlerin de bu değerlerine tecavüz edilemez, aksine korunur. Uyuşturucu ticareti insanlığın, hayat ve akıllarını tehdit eden bir cinayet, bir insanlık suçudur, sebep ne olursa olsun İslâm’ın bunları caiz görmesi düşünülemez; vasıta gayeyi aşamaz, maksadı yıkamaz. Mecbur olan birisinin faiz vermesi, ölmek isteyen kimseye birinin zehir vermesi ile bir tutulamaz ve bu iki davranış birbirine kıyas edilemez.

Sonuç

Güncelleyerek aktardığım konuşmamı yaptığım tarihten bugüne ihtiyacı faize bulaşmadan karşılama yolları biraz daha çoğaldı. Bu yol ve imkanların başında katılım bankaları geliyor, lakin bazı kimseler bunları da beğenmiyor, yaptıklarının “faizli işlem” olduğunu iddia ediyorlar. Bu konuda birçok yazı yazdım, bundan sonra da inşaallah yazacağım. Katılım bankaları şer’i danışma kurul ve komitelerine danışmadan iş yapamazlar. Bu danışma kurullarındaki zevat da ilim ve ahlak cihetlerinden muteber kişilerdir. “Teverruk, müşteriye vekalet vererek alım satım (murabaha), yatırım vekaleti, leasing, kredi (vekalet) kartı uygulamaları ile ilgili şüpheler var” deniyor; bunların meşru olduklarını da ileride açıklayacağım. Bir de haline uygun oturacak kadar bir evi olmayan kimsenin bu ihtiyacını kirada oturarak karşılamasının yeterli olup olmadığı tartışılıyor. İnşaallah bir yazı da bunun için yazacağım.

Güncel problemlerin çözümünde ihtiyaç ve zaruretin bir şekilde devrede olduğunu hatırlatarak şimdilik bu yazı serisini noktalıyorum.

Dert çözen finansman
Dert çözen finansman

Katılım bankaları bir yandan güçlü rakipleri karşısında ayakta kalma diğer yandan zarurete dayalı uygulamaları azaltarak amacına uygun hale gelme mücadelesi veriyor.

Video: Dert çözen finansman


Çoğu Müslüman olan halkımız nasıl seçmeli olan (Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’in hayatı ve İslam bilgisi) derslerini seçmede gaflet ve gevşeklik gösteriyorlarsa faizsizlik esasına göre çalışan katılım bankalarına teveccüh ve destekte de aynı şeyi yapıyorlar.

Kişinin meşru menfaatini ve helal parasını korumak istemesi onun hakkıdır, bu sebeple ihtiyacını en düşük maliyetle karşılamak istemesi de tabiidir. Bir yanda yurt dışından ucuz kredi temin ederek nispeten düşük faizle kredi veren faizci bankalar var, bir yanda da bir zaruret bulunmadıkça böyle bir krediyi alamayan, öz sermaye ve kâr bekleyen katılım hesaplarıyla çalışmak durumunda olan katılım bankaları var. Her şeye rağmen bu bankaların daha az kazanmayı göze alarak müşteriyi, faizci bankalara kaptırmamak için gayret göstermelerini tavsiye ediyoruz.

Oturacak bir eve, işinde veya zorunlu ulaşımında kullanacağı bir arabaya… sahip olmak isteyen dar gelirli şahıs, katılım bankasında maliyetin daha pahalı olduğunu görürse nefsiyle mücadele etmek mecburiyetinde kalır.

Öte yandan biz yıllardır katılım bankalarının ekonomiyi ve ticareti ortaklık yoluyla finanse etmelerini ısrarla tavsiye ediyoruz. Peşin alıp vadeli satmak da bir yol olmakla beraber İslam bankacılığının müspet sonuçları bu yoldan değil, ortaklıkla finansman yolundan gerçekleşecektir.

Bu genel değerlendirme ve durum tespitinden sonra özel bir konuya “dert çözen finansmana” gelmek istiyorum.

Alım satım yoluyla karşılanması mümkün olmayan harcamalar oluyor, insanlar bu tür harcamalara muhtaç olduklarında faizci bankalara gidip faizle ihtiyaç kredisi alma durumunda kalıyorlar. Katılım bankaları bu ihtiyacı karşılayabilmek için bir formül bulmaya çalıştı ve sonunda teverruk çözümü ortaya çıktı.

Bu çözümü halkımız zaten şu şekilde uyguluyorlardı: İhtiyaç duyduğu mesela yedi yüz lirayı acilen elde edebilmek için mesela bin liraya vadeli bir beyaz eşya alıyor, bunu mesela yedi yüz liraya satıyordu.

Teverruk uygulaması da buna oldukça yakın bir uygulamadır. Yurt dışında bu işlem için kurulmuş şirketler var, katılım bankası aracı oluyor, bu şirketlerden mesela vadeli bakır satın alınıyor, belli bir oranda ucuz olarak peşin satılıyor, bakırı peşin satın alan da ilk satıcıya satıyor. Sonuçta peşin paraya ihtiyacı olan kişi, vadeli mal alıp peşin satmak suretiyle ihtiyacını karşılamış oluyor. Bu işlemi ihtiyaç sahibinin kendi imkanlarıyla yapması zordur, almakta, alıcı bulup satmakta zorluklar vardır, bu yüzden mevcut şirketlerle bu işlem yapılıyor.

Teverrukun caiz olup olmadığı alimler arasında tartışılmıştır. Kısaltılmış adı AAOİFİ olan ve bünyesinde tanınmış alimleri bulunduran İslâmî kuruluş bu işlemin caiz olduğuna fetva vermiştir.

Mesele Kanuni zamanında bile bahse konu olmuştur. Ebussuud muâmele adını verdiği bu işlemi, “mal, ucuza peşin alan tarafından ilk satana satılsa bile meşru görmüştür (Akgündüz neşri, s.379).

Ödünç bin lirayı binyüz lira karşılığında almak için yapılan bir muamele şeklini de ele alan Ebussuud, bu meseleyi, ödünç verenin mesela ceketini ödünç alana yüz liraya satması, satın alanın üçüncü şahsa ceketi hediye etmesi, üçüncü şahsın da ödünç verene (ceketin ilk sahibine) hediye (hibe) etmesi şeklinde çözüyor. Bu çözümden sonraki kısmı aynen veriyorum:

Mesele: “Suret-i mezkurede olan muamele hiledir bundan hasıl olan ribh (kâr) haramdır” diyen kimesneye ne lazım gelir?

El-Cevab: Kâfir olur, i’tikad etti ise.

Mesele: Bazı hiyel-i şer’iyyelere Zeyd, “Hiledir, Tanrı’yı alet etmektir” dese ne lazım gelür?

El-Cevab: Ta’zîr-i beliğ (etkili ceza) ve tecdîd-i iman lazım olur. (s. 385).

Ben, bu konuda farklı fetva verenler kâfir olur demiyorum. Ayrıca keşke cemiyetimiz böyle ihtiyaçları karz-ı hasen yoluyla karşılasa da bunlara hacet kalmasa da diyorum. Ancak “Bu işlem İslam hukukunda caiz değildir” demenin de hatalı olduğunu ifade etmek durumundayım.

Teverruk
Teverruk

Caiz olmayan “ıyne” satımı ile caiz olan teverruk arasındaki önemli fark, vadeli olarak satın alınan malın bu malı satana daha ucuz ve peşin olarak geri satılması ile ilgilidir. Böyle olursa “ıyne” satımı olur ve caiz değildir, vadeli satın alınan mal üçüncü bir şahsa peşin satılırsa “teverruk” olur ve bu işlem birçok fıkıhçı ve özellikle AAOIFI (Çeşitli ülkelerden âlimlerin katıldığı İslâmî Finans Kuruluşları İçin Muhasebe ve Denetleme Kurumu-Menâme-Bahreyn) tarafından caiz görülmüştür (Bak. 30 numaralı mi’yar-standart).

Video: Teverru

Katılım bankaları için bu konuyu müzakere ettiğimizde -caiz görülse bile- şekle değil de maksada bakarak bunun, normal hallerde bir banka işlemi olarak değil, dara düşenler, sıkışanlar, kaynak elde edemediği takdirde önemli zarara uğrayacak olanlar, hâsılı zaruret sayılan ihtiyaç halinde kullanılmasına karar verdik.

Mecelle’nin 32. maddesi önemli ihtiyacın zaruret sayılacağını şöyle ifade etmiştir: “Hâcet, umumî olsun, hususî olsun, zaruret menzilesine tenzil olunur.”

Bey’ bi’l-vefânın tecvizi bu kabildendir ki, Buhara ahalisinde borç tekessür ettikde görülen ihtiyaç üzerine, bu muâmele mer’iyyül icra olmuştur.”

Katılım bankalarından bu usulü (teverruku) uygulayanlar bizim katıldığımız fetvaya göre şöyle yapıyorlar:

Paraya önemli ölçüde ihtiyacı olan, bunu sağlayamazsa ya maddi ve manevi zararlara uğrayacak ya da faizli bankaya gitmeye mecbur olacak durumda bulunan müşteri bankaya müracaat eder, banka mesela Londra borsasından gerektiği kadar mesela bakırı peşin para ile satın alır, bunu müşteriye kârlı ve vadeli olarak satar, vadeli alan müşteri de üçüncü şahsa bakırı biraz daha ucuz olarak peşin satar, böylece paraya olan ihtiyacını vadeli satın alıp peşin satarak karşılamış olur. Bakırın üçüncü şahsa satımı da yine Londra’da bu maksatla kurulmuş ve çalışan kuruluşlara olmaktadır.

Mecelle’nin zaruret saydığı önemli ihtiyaç, lüks olmayan, temin edilemediğinde hayatı zorlaştıran, maddi veya bedeni zarara sebep olan, sıkıntı veren ihtiyaçtır. Zorunlu ulaşım, beslenme, tedavi, araç ve gereçler, eğitim ve öğretim, mesken, ödenmediği zaman katlanan veya haciz, hapis gibi sonuçlar doğuran borçluluk bu ihtiyacın örnekleridir.

Bizim olur verdiğimiz “dert çözen finansman” işte bu çeşit ihtiyaçlar için yapılacak teverruk işleminden ibarettir.

Anlamadan, dinlemeden, bilmeden, bilmek istemeden, okumadan kulaktan dolma bilgi ve haberlerle konuşanların hataya ve günaha düşmeleri ihtimali olukça kuvvetlidir. Allah saygısı, sorumluluk duygusu taşıyan Müslümanların bu konuda hassas olmaları elzemdir.

Katılım bankaları ve tekâfül sigortacılığı yaşatılmalı, desteklenmeli, kooperatifçilik geliştirilmeli, büyük işleri faize bulaşmadan yapabilmek için gerekli olan sermayelere katılım bankalarının gücü yetmediğinde halka açık şirketlerle, uzun vadeli yatırım fonlarıyla veya başka usullerle bu projeler gerçekleştirilmelidir.

Dara düşmüş insanlarımızın sıkıntısını gidermek için karz-ı hasen kurumu ihya edilmelidir.

Dedikodu yapmak, şuna buna çamur atmak yerine bu konulara eğilmek çözümler üretmek ve hayata geçirmek Müslümanca davranışlardır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.