Dönüşümün  geri dönüşü var mı?
Gökhan Özcan
Dönüşümün geri dönüşü var mı?
Orta yaşın üstünde olanlar, bugün ebeveynlerinin yaşamadığı bir şekilde yaşıyor. Daha genç olanlarsa hızla anne babalarının yaşadığı dünyadan uzaklaşıyor. Baş döndürücü değişim (belki dönüşüm demek daha doğru buna) her alanda büyük bir hızla sürüyor. Bilgisayarların işyerlerine ve sonrasında evlere girmesinin üstünden sadece bir çeyrek asır geçti ama o zamanlarda kullandığımız araçlarla şimdikiler arasında devasa farklar var. İnternet daha da hızlı gelişti ve yaygınlaştı, bugün neredeyse dünyada...
Dönüşümün geri dönüşü var mı?
Gökhan Özcan
Dönüşümün geri dönüşü var mı?
Orta yaşın üstünde olanlar, bugün ebeveynlerinin yaşamadığı bir şekilde yaşıyor. Daha genç olanlarsa hızla anne babalarının yaşadığı dünyadan uzaklaşıyor. Baş döndürücü değişim (belki dönüşüm demek daha doğru buna) her alanda büyük bir hızla sürüyor. Bilgisayarların işyerlerine ve sonrasında evlere girmesinin üstünden sadece bir çeyrek asır geçti ama o zamanlarda kullandığımız araçlarla şimdikiler arasında devasa farklar var. İnternet daha da hızlı gelişti ve yaygınlaştı, bugün neredeyse dünyada...
Yıkımı imkâna dönüştürmek
Hayat
Yıkımı imkâna dönüştürmek
Adorno, başyapıtı olarak nitelendirilen Negatif Diyalektik’te Hegel’den Marks’a, Marks’tan postmodern filozoflara kadar küçük değişikliklerle geliştirilmeye devam edilen idealizm, sonsuzluk, bütünlük, ideoloji ve varlık gibi birçok kavramı tersyüz eder. Yaptığı tespitler yalnızca 20. yüzyılda değil 21. yüzyılda yaşanan siyasi olaylar için de açıklayıcı olmaktadır.
Yeni Şafak
Adorno’yla buluşma
Hayat
Adorno’yla buluşma
Adorno’nun müzik yazıları Türkiye’de ilk kez yayınlanan çeviri kitapla ilgililerine sunuldu. “Müzik Yazıları” adlı kitap toplam 12 makaleden oluşuyor. Kitap, müziği de içine alan kültürün modernlik ile beraber nasıl dönüştüğünü çözümleyebilmek için ilgililerine yeni ufuklar aralıyor.
Yeni Şafak
Ayıplarımızı nereye saklıyoruz?
Gökhan Özcan
Ayıplarımızı nereye saklıyoruz?
Şimdilerde sıklıkla kullanılan kavramlardan biri özeleştiri... Pratiği pek yok ama hayatımızda... Herkesin ‘beğen’ tıklamalarına kafayı taktığı bir zamanda kendini sorgulamasını pek de beklememek lazım belki. Özeleştiri, kişinin kendini kendi tarafından eleştirebilmesini, sorgulayabilmesini ifade ediyor. Bunun olabilmesi için; kişinin kendisini yakın gözlükleriyle gözlüyor, ne yapıp ettiğiyle, hayatın içinde nerede durduğuyla, nereden gelip nereye gittiğiyle samimi olarak ilgileniyor olması gere...
Gittikçe azalan dünya
Gittikçe azalan dünya
“İnsanın varacağı belli bir yer olmayınca” dedi beyaz saçlı adam, “yorgunluğu daha yürümeye başlamadan başlıyor!”Hayata dair tecrübelerimiz ve tanıklıklarımız arttıkça kendimize olan güvenimiz giderek azalıyor sanki. “Ne umutlarımız vardı” diye söze başlıyoruz ya hani; bu hepimiz için, Cahit Sıtkı’nın hesabıyla ömrünün ilk yarısını geride bırakan hemen herkes için ortak bir hayal kırıklığı tekerlemesi aslında. Tam olarak pişmanlık değil bu kelimelerle anlatmaya çalıştığımız; daha çok gerçeğimizin hayallerimize yetişememesi, yetmemesi, bir şeylerin tam içimizden geçirdiğimiz gibi gitmemesi durumu... İnsanın iç alemi, dış aleminden her zaman daha büyük, bu aşikâr... Düşünme ve hissetme kapasitemize karşılık gelecek bir gerçekleştirme kabiliyetimiz yok. Hayal ettiklerimizin çok azını gerçekte yaşayabiliyoruz. Hayallerimizin bir kısmıysa, bildiğimiz fizik yasalarını, yeryüzü hayatının sınırlı imkanlarını bir durma noktası olarak görmedikleri için zaten tabiatları gereği gerçeğe dönüştürülemez. Gençlik dönemi, insanın geride bıraktıklarının küçük bir yekun tuttuğu, geleceğin barındırdığı sonsuz ihtimallerle gözümüze çok engin, çok uçsuz bucaksız göründüğü bir safhası hayatımızın. Oysa yaş ilerledikçe, ceplerimiz gittikçe ağırlaşan kum torbaları gibi kırılmış hayallerle doluyor ve bu ağırlıklar yürüyüşümüzü zorlaştırıyor. Neredeyse her yere, akla gelebilecek her hedefe ulaşmak için pürheyecan başladığımız yolculuğumuzu, mümkün olan en yakın varış noktasını tek gerçekçi hedef olarak görerek ancak sürdürebiliyoruz. Geçmiş, her geçen gün ağırlığı artan bir kambur olarak büyüyor sanki sırtımızda.“İnsanlar gençliklerinde besledikleri umutlarına ihanet edip yaşamlarını dünyanın gidişatına göre ayarladıkları için sanki erken gelen bir çöküşle cezalandırılıyor” diyor Alman felsefeci Theodor W. Adorno.Bazı cümleler var ki, yükleminin kendisini çok yoracağının farkında olan öznelerin oyalamaları yüzünden uzadıkça uzuyor.Başlamayı istediğimiz bir çok şeye bir türlü başlayamıyoruz. Aynı şekilde, bitirmemiz gereken şeyleri bitirmeye bir yol bulamıyoruz. Bir yol ağzında dikilip kalmış, ne tarafa gideceğini bilemeyen biri gibiyiz. Sorulması gerektiğini gayet iyi bildiğimiz soruları durmadan geciktiriyoruz. Verilmesi gereken hesaplardan da kaçıyoruz aynı şekilde. Bazen olması gerekenden daha hızlı, bazen de çok daha yavaş çalışan bir saat gibiyiz. Zamanın içinde tutarlı, ifadeye gelecek, anlama erdirilecek bir yerimiz yokmuş gibi... Olması gerekenle olmaması gereken arasında tarifsiz bir ara bölgede, doğruyla yanlışın ortasında gittikçe soğuyan bir ‘araf’ta yaşıyoruz sanki.“Günümüz toplumlarında insanın uyku saatlerinin dışındaki hali ayrıntılarına varana dek düzenlenmekte olduğu için, gerçek bir kaçış, ancak uyumakla ya da delilik içinde olabiliyor. Ya da bir körelmeyle, sessizlikle edilgenleşmeyle oluyor” diyor Alman düşünür Mark Horkheimer bundan yıllar önce. Bugünlerdeki ahvalimize bakınca, bu sözleri kaçla çarpmak gerektiğini düşünmeye başlıyor insan elinde olmadan.Bir şemsiyenin altında yaşamayı seçtiği için hem güneşi, hem yağmuru kaçıran zihinler de var.“Şu koskoca insanı” dedi meczup, “şu küçücük hayatın içine sığdırmaya çalıştılar, daralmasın da ne yapsın!”
Kendini söylemeyen hayatlar
Gökhan Özcan
Kendini söylemeyen hayatlar
“Bütün ömrümüzü, hakkımızda en ufak bir şey bilmeyen ama hakkımızdaki her şeyi bildiklerini iddia eden insanlarla birlikte geçiriyoruz” diyor Thomas Bernhard, ‘Kiler’ isimli kitabında. Katılıyor ve arttırıyorum: Bütün ömrümüzü hakkımızda en ufak bir şey bilmeden kendimize yabancı geçiriyoruz.Bir şeyleri yazıyor gibi değiliz yaşarken, daha önce yazılmış şeylerin üstünden geçiyormuş gibiyiz. Sözlerimiz, duygularımız, düşünme biçimlerimiz, tepkilerimiz, yani yaptığımız hemen her şey rahatlıkla öngö...
Kamualem ne diyor, ne yiyor?
Gökhan Özcan
Kamualem ne diyor, ne yiyor?
“Bugünlerde neler okuyorsun?” diye sordu telefonunun ekranında sıraya dizilmiş çok satılan kitaplara göz gezdirenlerden biri. “Herkesin okuduklarını” diye cevapladı diğeri.Çok satanlar çok satmaya, herkes herkesin okuduklarını okumaya, herkes herkesin anladığı gibi anlamaya devam ediyordu. Bir şeyin çok satmasını sağlayan ilk fikirler kimlerden çıktı, bunun cevabını arayan yoktu. Çok satanların kitapçı raflarında, online listelerinde ve aslında zihinlerde de yeri zaten belliydi. Çok satan bir şe...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.