Kritik oylama başladı: Meclis başkanı seçiliyor
Gündem
Kritik oylama başladı: Meclis başkanı seçiliyor
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, yeni dönemde Meclis Başkanı'nı seçmek için saat 15.00'te toplandı. Gizli şekilde yapılan oylama sonuçları merak konusu oldu. Bir buçuk yıldır bu görevi yürüten Mustafa Şentop, kalan üç yıl için yeniden aday. İlk iki turda 400 oya ulaşılamaması durumunda üçüncü turda salt çoğunluk 301 oy yeterli olacak. Seçilmesine kesin gözüyle bakılan AK Parti adayı Mustafa Şentop’u MHP de destekliyor.

Yeni Şafak
Libya'da saldırılarında başarısızlığa uğrayan darbeci Hafter yabancı paralı askerlere bel bağladı
Dünya
Libya'da saldırılarında başarısızlığa uğrayan darbeci Hafter yabancı paralı askerlere bel bağladı
Libya'nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter, 2014'teki darbe girişiminin ardından Libya'daki yönetim boşluğundan yararlanmaya çalıştı. Darbeci Hafter, 2019 başında güney bölgelerini ele geçirmesinden sonra dış güçlerin de desteğini almasıyla hedefine başkent Trablus'u koydu. Başkenti ele geçirmek için başlattığı saldırılarda başarısızlığa uğrayan Hafter, isyancı çeteler, soykırımla suçlanan milis gruplar ve yabancı paralı askerlere giderek daha fazla bel bağlıyor. Rus güvenlik şirketi Wagner'e bağlı paralı askerlerin, Hafter işgalindeki petrol sahalarında görünürlüğü artıyor. Suriye'de Esed rejimi bölgesinden Hafter saflarına katılan paralı askerlerin sayısının arttığı biliniyor.
AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistanlı mevkidaşı Ceenbekov ile telefonda görüştü
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistanlı mevkidaşı Ceenbekov ile telefonda görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistanlı mevkidaşı Sooronbay Ceenbekov ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede iki ülke ilişkilerini geliştirecek adımlar ve bölgesel meselelerin değerlendirilirken, Kovid-19 ile mücadelede işbirliği konuları da ele alındı.
AA
Konut alacaklara kritik uyarı: Sözleşmeye bu iki maddeyi mutlaka koydurun!
Ekonomi
Konut alacaklara kritik uyarı: Sözleşmeye bu iki maddeyi mutlaka koydurun!
Konutta faizlerin Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyelerine gerilemesinin ardından haziran ayında satış rekoru kırılması beklenirken, ortaya çıkan yoğunluk ise ister istemez bir takım mağduriyetlerin kapısını aralıyor. Faizin düşmesini fırsat bilip ev almak için harekete geçen vatandaşın bütçesine uygun ev için yaptığı ön satış sözleşmesi sonrasında ödediği kapora ücreti, kredi tarafında iki haftaya tapuda ise 20 güne kadar çıkan süreç sonrası tehlikeye giriyor. Yaşanan yoğunluk sonrası ortaya çıkan duruma ilişkin konuşan İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı Nizamettin Aşa ise, sözleşmelere dikkat çekerek konut alacaklara kritik bir uyarıda bulunuyor.
Yeni Şafak
28 kişilik otobüste 40 yolcu taşıyan şoför uygulamadan kaçtı
Gündem
28 kişilik otobüste 40 yolcu taşıyan şoför uygulamadan kaçtı
İstanbul Esenyurt'ta toplu taşıma araçlarına yönelik yapılan uygulamalarda, fazla yolcu alan halk otobüsü güzergahı dışında durdurularak idari pazara cezası kesilip 15 gün de trafikten men edil. 28 kişi olması gereken otobüsten 40 kişi çıktı.
IHA
Toplumun ruhunu yitirme tehlikesine “dur” deme mücadelesi...
Toplumun ruhunu yitirme tehlikesine “dur” deme mücadelesi...

Bu toplumun bir ruhu vardı: İslâm’ın sunduğu, hem tarih yapmamızı, medeniyetler kurmamızı hem de insanlığa örnek olan bir adalet, merhamet ve hakkaniyet iklimi inşa etmemizi mümkün kılan bir ruhu vardı bu toplumun.

GÖLGE ETMESİN BAŞKA İHSAN İSTEMİYORUZ BATI’DAN!

Şimdi bu ruhu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya. İstanbul Sözleşmesi, AB Uyum Yasaları, toplumun altını oyuyor!

Kadına şiddeti, tecavüzü, çocuklara iğrenç cinsel saldırıları yok edebilecek, asgarî düzeylere düşürebilecek yasaları bu ülke nasıl yapamaz!

Aile konusunda, tefessüh etmiş Avrupa’nın, ruhunu yitirmiş, makinalaşmış Batı’nın bize verebileceği hiçbir şey yok! Batı’da toplum çökmüş, değerler çözülmüş durumda. Toplumu güçlü sistemler inşa ederek korumaya çalışıyorlar! Sistem insanın önüne geçmiş durumda Batı’da.

Sistem çökünce her şey bitecek!

Toplum, değerler ve anlam haritaları konusunda Batı’dan alacağımız her şeyin toplumun temel yapılarını dinamitleyeceğini, ruhunu yok edeceğini şimdiye kadar göremediysek, Allah akıl, fikir versin, diyorum sadece!

Batılılardan aile, değerler ve anlam dünyası konusunda öğrenebileceğimiz hiçbir şey yok! Gölge etmesinler başka ihsan istemiyoruz kendilerinden!

DÜNYADA RUHU OLAN TOPLUM KALDI MI?

Dünyada ruhu olan, ruhunu koruyan toplum var mı, kaldı mı?

Ruslar geliyor olsa da, Rus ruhu, tarih oldu meselâ.

Alman ruhu, azmanlaşmasının kurbanı oldu.

İngiliz ruhu mu? O hiç olmadı zaten!

Çin ruhu katlediliyor yarım asırdır vahşî kapitalizm tarafından...

Osmanlı yaşarken, dünyanın bir ruhu vardı: Dünyanın ruhu, Osmanlı’ydı.

Osmanlı dünyadan çekildi, dünyadan ruh da çekildi, gitti.

Türkiye’nin bir ruhu var mı, peki?

Bu yazıda bu sorunun izini süreceğim. Zihin ve anlam haritalarımızın arkeolojisini yaparak geleceğe projeksiyon yapmaya çalışacağım...

TÜRKİYE, TANZİMAT’LA YÖNÜNÜ, CUMHURİYET’LE YÖRÜNGESİNİ YİTİRDİ!

Türkiye’yi, Türkiye’nin başına ne geldiğini, Türkiye’nin yaşadığı iki asırlık -sürgit tırmanan, ağırlaşan- trajediyi görebilen, anlayabilen bir entelijansiyası yok bu ülkenin.

Elbette ki, iki asırlık modernleşme tarihimizin entelijansiyasından söz ediyorum burada.

Kimse kendini kandırmasın: Bu toplumun ruhu yok edilemedi belki; ama inkâr edildi. Dünyada celladına âşık edilen tek toplum bu toplum ama bunu görecek ruhtan yoksun. Toplum, başına ne geldiğini hissediyor ama aydın zihnen sömürgeleştiği için ne olup bittiğini anlayamayacak kadar epistemik kölelik illetiyle malul.

Celladına âşık edildiğini görebilecek bütün melekeleri yok edildi toplumun.

O yüzden dostunu düşmanını ayırt edemiyor.

O yüzden azılı düşmanlarını dost bellemekte sakınca görmüyor.

Düşmanları gibi düşünen, düşmanları gibi yaşayan, celladına âşık olan ama bunun farkında bile olmayan bir toplumun, tarihin kırılma anlarında bunun bedelini çok ağır ödediğini tarih gösteriyor bize...

Celladına âşık edildiği için dostunu düşmanını ayırt edemeyen bir toplum, bunun faturasını her zaman ağır öder: Tarih, buna tanıklık eder.

Bosna savaşı, dostunu-düşmanını karıştırmanın yol açtığı ürpertici travmaların yaşanmasıyla sonuçlandı: Bosnalıların çoğu, Sırpların, Hırvatların kendilerini katledeceklerine, iğrenç katliamlar yapacaklarına inanmıyorlar, bu tür söylemleri dillendiren insanları komplocu olmakla itham ediyorlardı.

Ama Bosna’da yaşanan soykırım, celladına âşık olan, ruhunu yitiren, dostunu düşmanını ayırt edemeyen Bosna halkına yüzyılın en ağır faturalarından birini ödetti.

Bir toplumu ayakta tutan güç, sahip olduğu ruhudur; yaşayan, diri ve diriltici bir ruha sahip olmasıdır. Bir ruhu olan, daha doğrusu bir ruhu olduğunu bilen ve o ruhla nefes alıp veren bir toplum, gücünü de, zaaflarını da iyi bilir. O yüzden düşmez; kimi zaman tökezlese bile düşmez.

Bir ruhu olduğunu bilmesi, Ruhunu bilmesi, Ruhuyla nefes alıp vermesi, düşmesine izin vermez toplumun.

Böyle bir toplumun tökezlemesi, toparlanıp kendine gelmesi ve daha muhkem bir kuvvete erişmesi için bir imkân işlevi görür.

Ruhsuz bir toplum, ruhunu yitiren ama ruhunu yitirdiğini bile bilemeyen bir toplum yaşasa da ölüdür gerçekte; yaşayan ölü.

Tanzimat’la yönünü, Cumhuriyet’le yörüngesini yitirdi bu toplum.

Yönünü ve yörüngesini yitiren bir toplumun ruhunu da yitirmesine yol açacak zihnî ve ahlâkî bir savrulma yaşaması mukadderdir.

SİYASET ARAÇTIR, HAKİKAT AMAÇ!

Yaşadıklarımızı siyaset üzerinden anlayamayız. Toplumun ruhunu yitirme tehlikesini anlamaya siyasetin dar ontolojisi izin vermez.

Siyaset araçtır, hakikat amaç.

Hakikat, yegâne ölçümüz ve ölçütümüz.

Toplumun ruhunu canlı tutabilmenin tek yolu var: Medeniyet iddiasını, hakikat tasavvurunu adım adım mimariye, eğitime, medyaya, kültüre, sanata, hayatın her alanına nakşedecek fikir, oluş ve “varoluş” çilesi çekecek öncüler yetiştirmek...

Yani siyaseti hakikate göre yapmak. Hakikati yani amaçları, siyasete yani araçlara kurban etmemek.

Bunu başarmak, bu toplumun ruhunu kurtarmak demek.

Dünyanın yeniden ruha kavuşabilmesinin yolu da, bu toplumun dünyaya ruh verecek hayatiyetine kavuşmasının yolu da, her hâl ve şartta hakikatin bayrağını yere düşürmeme mücadelesi vermemizden geçiyor.

Aslolan hakikat, gerisi teferruat.

Vesselâm.

Belediyelerdeki görevde yükselme süreçlerinde kritik değişiklikler yapıldı
Belediyelerdeki görevde yükselme süreçlerinde kritik değişiklikler yapıldı

Kamu personel yönetiminin en zayıf uygulandığı kurumlar belediyeler ve bağlı kuruluşlarıdır dersek herhalde abartma olmaz. Sayıştay raporlarına bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. Bu yazımızda 2 Temmuz’da yürürlüğe konulan Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelik’le getirilmeye çalışılan kritik düzenlemeler ile 375 sayılı KHK’deki değişiklikleri açıklamaya çalışacağız.

Yeni düzenleme ile getirilen en kritik yenilik

Hem kamu kurumlarında hem de belediyelerde görevde yükselme sınavına girmeden istisnai yöntemlerden yararlanarak müdür kadrolarına atanma yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelik ile belediyelerde bu durumun önüne kısmen de olsa engel olunmaya çalışılmıştır.

Sınavsız olarak belediyelerdeki müdür ve şube müdürü kadrosuna atanmada zabıta müdürü ve itfaiye müdürü kadroları asansör olarak sıklıkla kullanılmaktaydı. Bu nedenle sınavsız olarak müdür ve şube müdürü kadrolarına atanmayı zorlaştırmak için sınavsız atanılan zabıta müdürü ve itfaiye müdürü kadrolarında en az iki yıl çalışma şartı getirilmiştir. Daha önce bu kadrolarda bir ay gibi çok kısa süre görev yapanlar sınavsız olarak müdür ve şube müdürü kadrosuna atanabilmekteydi. Adeta zabıta müdürü ve itfaiye müdürü kadroları asansör vazifesi görmekteydi. Yeni düzenleme kısmen de olsa bunun önüne geçmiştir.

Ayrıca, yönetmelik kapsamı dışındaki daha üst görevlerde bulunanların müdür ve şube müdürü olarak sınavsız atanabilmesi için de en az altı ay süreyle çalışmış olma şartı getirilmiştir. Buna göre yönetmelik kapsamı dışındaki daha üst görevlerde en az altı ay bulunanların, alt görevlerde çalışma süresi şartı hariç olmak üzere, aranan diğer özel şartları taşımaları kaydıyla, yönetim hizmetleri grubu, araştırma, planlama ve savunma hizmetleri grubu ve hukuk hizmetleri grubunda gösterilen kadrolar ile unvan değişikliğine tabi kadrolara sınavsız, genel hükümlere göre atanabilmesi mümkün olabilecektir. Bu düzenleme öncesinde de üst düzey kadrolarda kısa sürede bulunmak müdür kadrolarına atanmak için yeterli olmaktaydı. Ancak, yapılan düzenleme sonrasında en az altı aylık çalışma zorunluluğu getirilerek sınavsız atanmanın devri azaltılmıştır. Özellikle belediye başkan yardımcılığı kadroları sınavsız olarak müdür kadrosuna atama için sıklıkla kullanılmaktaydı.

Elbette bu düzenlemeler sorunu kökten çözmemiştir. Ancak, sınavsız müdür atamaları oldukça zorlaştırılmıştır. Muhtemeldir ki şimdi de belediyeler zabıta müdürü ve itfaiye müdürü kadrolarına asaleten atama yapıp vekaleten de belediyelerdeki müdür kadrolarına baktıracaklardır. Bundan sonra belediyelerdeki özel kalem müdürü kadrolarının da asansör kadro olarak sıklıkla kullanıldığını da göreceğiz. Zira bu kadrolarda belirli bir süre çalışma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Maalesef belediyeler, personel yönetiminde kurallara en az riayet edilen kurumlardır.

Mahalli idarelerde uygulanan görevde yükselme yönetmeliği halen yürürlükte

Bu düzenleme yürürlüğe girdi girmesine de İçişleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müştereken çıkardığı Mahalli İdareler Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelik halen yürürlüktedir. Belediyelerin de bu yönetmeliğin kapsamında olduğu düşünüldüğünde kafa karışıklığı oluşması doğal hale gelmiştir. Dolayısıyla aynı konuda her iki yönetmelikte farklı farklı düzenlemelerin olduğu açıkça görülmektedir. Öyleyse çelişki halinde nasıl bir uygulama yapılacaktır?

Her iki yönetmeliğin genel ve özel olduğunu iddia etmemiz oldukça zordur. Son düzenleme esas alınmalıdır gibi bir yaklaşımda sıkıntılı gözüküyor. Keşke bu tür düzenlemeler yapılırken biraz daha dikkatli olunsaydı da oluşabilecek muhtemel sıkıntılar kökünden çözülmüş olsaydı.

Kadrolu müşavir kadrosuz müşavir dönemi

“Torba Kanunda Yapılan Değişiklikler Kamu Personeline Nasıl Yansıyacak?” başlıklı yazımızda 375 sayılı KHK’de yapılan değişikliklerin sıkıntılarından bahsetmiştik. Yaşanacak muhtemel sıkıntıların biraz daha ayrıntılı açıklanması gerekmektedir.

Görevden alınan bazı genel müdürler görevden alınma zamanına bağlı olarak müşavir olarak atanabilecekken bazıları sadece bakan müşaviri maaşı alacaklar. Bu durum kendi içerisinde tutarsızlık barındırmaktadır. Tek kelimeyle özetlemek gerekirse 703 sayılı KHK ile görevden alınan müşavirlerin hiçbirisi tekrar müşavir olarak atanamayacaktır.

7247 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici maddesinde yer alan; genel müdür ve üstü kadro, pozisyon ve görevlerden 9/7/2018 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği 26 Haziran 2020 tarihe kadar olan dönemde alınan veya görevi sona eren kamu görevlileri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde talepte bulunmaları halinde, önceki yöneticilik görevlerinin ilgisine göre Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarda müşavir veya danışman kadro veya pozisyonlarına ya da bakanlıkların merkez teşkilatlarında bakanlık müşaviri unvanlı kadrolara atanabileceklerdir.

İşte sorun burada çıkmaktadır. Bir tarafta genel müdür ve üstü kadrolarda bulunup ta müşavir kadrosunda bulunanlar veya müşavir olarak atanma imkânı verilenler, diğer tarafta ise genel müdür ve üstü kadrolarda bulunup ta müşavir olarak atanamayan ama müşavir maaşı alacak olanlar. Bu durumun adil olduğunu düşünmek oldukça zordur. Kaldı ki bunlara müşavir maaşı verip te müşavir kadrosundan mahrum bırakmak çok sağlıklı bir yöntem olmamıştır. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama bir dönem genel müdür veya üzeri kadrolarda bulunanların araştırmacı veya mühendis vb. kadrolarında bırakılmaları doğru değildir. Müşavir maaşı verip de müşavir kadrosuna atamamak hangi amaca hizmet edecektir? Bu kişilerin yıllarca amirliğini yaptığı kişilerin emri altında çalışmaya zorlanması çok sağlıklı bir durum olmasa gerektir. Kaldı ki fiili uygulamada bu kişilere herhangi bir iş verilmesi de söz konusu olmamaktadır.

Diğer yandan 7247 sayılı Kanun’daki yeni düzenleme sonrasında genel müdür ve üzeri kadrolarda bulunanlar görevden alındıktan sonra süresine bakılmaksızın müşavir kadrosuna atanmaktadır.

Benzer durumun 703 sayılı KHK öncesinde görevden alınan valiler için de geçerli olduğunu ifade etmek isteriz. Maalesef yapılan yeni düzenleme yeni bir tartışmayı başlatmış ve sorun çözülene kadar da tartışma devam edecektir.

7247 sayılı Kanun’un 21’inci maddesine gerek var mıydı?

375 sayılı KHK’nin geçici 33’üncü maddesi aynen yerinde dururken ve burada yer alan iki yıllık sınır ortadan kaldırılmışken yeni düzenlemenin 21’inci maddesi ile getirilen geçici 37’nci maddenin niçin konulduğunu anlamış değiliz. Yani maddenin olması ile olmaması arasında fark olmadığını düşünüyoruz.

Müsteşar ve müsteşar yardımcılarının son durumu değişti mi?

703 sayılı KHK ile yeni sistemde müsteşar, müsteşar yardımcısı ve merkez valisi ile kadroları kaldırılan diğer üst kademe kamu yöneticilerinin mevcut kadroları, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle yeni düzenleme yapılıncaya kadar şahıslarına bağlı olarak saklı tutulacak ve sadece müsteşar, müsteşar yardımcısı ve merkez valisi olup da kadroları iptal edilenlerin mali, sosyal hak ve yardımları, Cumhurbaşkanı’nca belirlenecek usul ve esaslar yürürlüğe girinceye kadar, bu maddenin yayımı tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre ödenmeye devam edecekti.

Şu ana kadar Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle yeni bir düzenleme yapılmadığı için hem bunların kadroları şahsa bağlı hale getirildi hem de mali, sosyal hak ve yardımları aynen muhafaza edildi. Geçen bunca zamana rağmen kararnamenin hala niçin çıkarılmadığını merak ediyoruz.

Destek paketleri piyasayı rahatlattı: Finansman tamam şimdi üretim zamanı
Ekonomi
Destek paketleri piyasayı rahatlattı: Finansman tamam şimdi üretim zamanı
Devletin ticari faaliyetleri Kovid-19 salgınının olumsuz etkilerinden korumak üzere açıkladığı kredi paketleri çarkları döndürdü. Kısıtlamaların üst düzeye çıktığı ikinci çeyrekte KOBİ kredileri 149,4 milyar lira arttı. Esnaf Destek Paketi’yle 700 bin esnaf 17,2 milyar lira kredi kullandı. Gayrimenkulde de kredi rekorları kırıldı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.