Ücretli poşet dönemi: 300 milyon lira kaynak sağlandı, kullanımı yüzde 80 azaldı
Ekonomi
Ücretli poşet dönemi: 300 milyon lira kaynak sağlandı, kullanımı yüzde 80 azaldı
Doğaya verdiği zarardan dolayı daha az kullanılmasını teşvik etmek için geçen yıl ücretli hale getirilen poşetlerden çevreye 14 ayda 300 milyon lira kaynak sağlandı. 2019 sonu itibariyle kullanımın yüzde 80 azaldığı üründe, kişi başı tüketimde kullanım adeti yıllık 440'tan, 88'e kadar düştü.
Yeni Şafak
Poşetten çevreye büyük kaynak: Kişi başı tüketimde inanılmaz bir düşüş yaşandı
Ekonomi
Poşetten çevreye büyük kaynak: Kişi başı tüketimde inanılmaz bir düşüş yaşandı
Doğaya verdiği zarardan dolayı daha az kullanılmasını teşvik etmek için geçen yıl ücretli hale getirilen poşetlerden çevreye 14 ayda 300 milyon lira kaynak sağlandı. 2019 sonu itibariyle kullanımın yüzde 80 azaldığı üründe, kişi başı tüketimde kullanım adeti yıllık 440’tan, 88’e kadar düştü.
Yeni Şafak
Elektrik ve doğal gaz faturalarında gecikme maliyetini bakanlık karşılayacak
Ekonomi
Elektrik ve doğal gaz faturalarında gecikme maliyetini bakanlık karşılayacak
Umumi hayatı etkileyen afetler nedeniyle en fazla 1 yıla kadar ertelenmesine karar verilen elektrik ve doğal gaz tüketim bedellerinin tahakkuk ve tahsilatına yönelik, söz konusu ertelemeden kaynaklanan anapara haricindeki tüketicilerden tahsil edilmeyen bedellere ilişkin finansman maliyeti gecikme zammı tutarını geçmemek üzere bakanlık bütçesinden karşılanacak.
AA
Dardanel yeni döneme hazır: Kapasite yüzde elli, istihdam yüzde otuz arttı
Ekonomi
Dardanel yeni döneme hazır: Kapasite yüzde elli, istihdam yüzde otuz arttı
Kovid-19 ile sağlıklı beslenme hayatın parçası olunca gıda sektöründe üretim artışı yaşandı. Dünyadaki tonbalığı üreticileri arasında ilk 3’te yer almak istediklerini belirten Dardanel İcra Kurulu Başkanı Mehmet Önen, ”Salgın döneminde üretim kapasitemizi yüzde 50, istihdamı yüzde 30 artırdık” dedi.
Yeni Şafak
Çepeçevre bir söylemsizlik biçimi: Çevrecilik
Çepeçevre bir söylemsizlik biçimi: Çevrecilik

Bir yerlerde okumuştum. Rahmetli Roger Garaudy’e “yeşillerle aranız nasıl?” diye soruyorlar, o da duraksamadan “çiçeklere ve böceklere dair bilgilerimi güncellemek istediğimde konuşulabilecek arkadaşlar” cevabını veriyordu.

Müslüman olduktan sonra bile Sosyalizmin “siyasal insan” fikrinin yaman bir savunucusu olan Garaudy de tıpkı benim gibi “çevrecilik” meselesinin egemen söyleme bitişmesinden rahatsızlık duyuyordu.

Bu bakımdan Türkiye’de ufukta bir “çevrecilik fikri” dahi yokken “fıtrata uygun çevrecilik” diyebileceğim bir yaklaşımla yazılar yazan Erol Göka Hocamızın tespitine katılmamak mümkün mü? Yirminci yüzyılın Kapitalizmin meydana getirdiği “ekonomik insan” modeli ile Sosyalizmin meydana getirdiği “siyasal insan” modeli arasında bir kavgadan ibaret olduğunu söyleyen Göka, altın vuruşu şu satırlarla yapıyor: “Zaten çekiştirmeleri öngören bir sistemin bir yanını çekiştirmek, bütününü pekiştiriyordu. Gelişme, dağınıklık, iş bölümü, farklı telden çalmalar kronikleşti… Tabiatı talan eden narsistik egoizmin kırılmasının yolu, egoyu gerçekten tatmin eden, insanın tabiatla uyumunu bozmayan yeni biçimler bulmaktır. Kanaatimce bu yeni biçimler, geleneksel yaşam biçimlerinden başkası değildir.”

Bu, burada bir dursun.

“Şurada petrol aranmasın”, “burada maden kazılmasın”, “şurada ağaç kesilmesin” indirgemeciliğine mahkûm olarak araçsallaşan, bir bakıma “sistemin devamlılığını garanti altına alan”, bu yanıyla da “egemen söyleme ilişen” çevrecilik; insana, o biricik canlıya “fıtri bir öneride bulunmak” ile ilgilenmiyor ne yazık ki.

Yukarıdaki cümleyi yanlış anlamaya meyyal olanlar için açıklamam gerekir. Orada petrol aranmaması gerekiyorsa aranmamalıdır, şurada maden kazılması gerekmiyorsa kazılmamalıdır. Söylediğim bu değildir, bambaşka bir meseledir.

Benim derdim kabaca şudur. Egemen söylemin “sistemik devamlılığını” sağlamak, yani çevre duyarlılığı sekmesi ya da daha doğrusu rafı ihdas edip “küçük olanla uğraşırken asıl olanı kaçırmak” günümüz çevreci söyleminin iflas ettiği asıl yerdir.

Dünya bizi “tüketim canavarları” haline dönüştürürken egemen söyleme bitişik çevrecilik bize şunu önermektedir: “Tüketmeye devam et ama benim sana önerdiğim duyarlılıkları da satın al. Böylece vicdan azabın hafiflesin.”

Oysa “fıtrata uygun çevrecilik” diyebileceğimiz yaklaşımda asıl mesele “üzerinde yaşadığımız gezegenin bize emanet edildiği şuurunu kuşanmakla” ilgilidir.

“İnsanın dünyanın sahibi olduğu” fikri, hem ekonomik insan fikrinin hem de siyasal insan fikrinin iflas ettiği yerdir. İnsan gezegenin sahibi değildir. İnsanın gezegenle kurabileceği tek ve hakiki ilişki biçimi de “mademki bu gezegenin en güçlüsü ve akıllısı benim, bu gezegende benden daha güçsüz ve akılsız olanların emanetçisi de benim” fikrine ilerlemektir.

Böyle olunca asıl mesele “burada altın madeni olmasın” meselesi olmaktan çıkar ve “altının belirleyiciliği” fikriyle mücadele etmeye dönüşür.

Zira bugün “egemen söylemin yancısı” olmaktan öteye geçemeyen çevrecilik “kontrollü bir sivilce sıkma operasyonu”ndan başka bir şey değildir. Gücünün yettiği, dişini gösterebileceği ülkelerde “eylemci”, gücünün yetmediği ülkelerde “duyarcı” bir konseptle laylaylom bir çizgide gidip gelmektedir. Araçsallaştığı yer de tam burasıdır.

“Vicdan rahatlatma paketleri”, devasa ve insanı yok eden sistemin devamlılığını sağlamak için kurduğu muazzam bir aldatmacadır günümüzde.

Çözüm, fıtrata uygunluktur. “Tüketebileceğinden daha fazlasını üretmeyi reddetmek”le başlar, “geleneksel yaşam formlarını yeniden kurgulamaya” kadar uzanır.

“Pandaların da nesli tükeniyormuş çok yazık” duyarcılığı ile kurtarılamaz şu köhnemiş gezegenimiz. “İnsan niçin bu gezegenin bütün kaynaklarını kendi lehine sömürmekle meşgul oluyor; insan niçin yaratılışına uyum sağlayamıyor; insanı kim, niçin kandırıyor?” sorularını sormak ve bu soruların sahih cevaplarını bulmakla başlayabilir bir şey başlayabilecekse.

Dünya Çevre Günü’nü “sistemin devamlılığını sağlama günü” haline getiren şey insanın şaşkınlığıdır. Başka bir şey değil.

Dünya küçüldü Türkiye büyüdü: İş dünyası ilk çeyrek rakamlarından memnun
Ekonomi
Dünya küçüldü Türkiye büyüdü: İş dünyası ilk çeyrek rakamlarından memnun
Türkiye ekonomisi, ilk çeyrekte, Ocak ve Şubat aylarındaki güçlü seyirle yüzde 4,5 büyümeyi başardı. Türkiye’nin Ocak-Mart döneminde yakaladığı 4,5’lik büyüme, dünyanın en büyük ekonomisine sahip 20 ülkenin bir araya geldiği G20’deki en güçlü büyüme oldu. Azalma görülen tek sektör yüzde 1,5 ile inşaat oldu.
Yeni Şafak
Sigarada ÖTV artışı
Ekonomi
Sigarada ÖTV artışı
Tütün ürünlerine uygulanan Özel Tüketim Vergisi oranlarında değişiklik yapıldı. Düzenlemeye sigaradaki asgari maktu vergi tutarı 0,3899 liradan, 0,4569 liraya çıkarıldı.
Yeni Şafak
Orta sınıf, ortada kal!
Orta sınıf, ortada kal!

Tüm dünyada sıkışan, bunalan, büyüdükçe daralan orta sınıfın derdine derman olabilecek bir “çözüm paketi” ufukta görünmüyor.

Şuna kesinlikle inanıyorum. Türkiye dahil “halk durumun değişmesini istiyor” sloganı atılan hiçbir ülkede bu sloganı atanların hiçbiri “durumun köklü olarak değişmesinden” bahsetmiyor. Sadece “gücü biraz da ben kullanayım, alıştığım ‘vasat’a yeniden sahip olayım” demiş oluyor. Fakat kötü haber şu: Dünyada artık o “vasat” yok ve bence çok uzunca bir süre daha olmayacak.

Adına ister “vahşi kapitalizmin sefaleti”, ister “neoliberal ekonomik vaatlerin çöküşü”, isterseniz “bildiğimiz dünyanın sonu” deyin. Sonuç değişmeyecektir: Dünya “tüketim alışkanlıkları oturmuş” orta sınıfa daha fazla çözüm üretemiyor. “Tüketebileceğinden daha fazlasını üretme” işinin sonuna gelindi. “Herkes üniversiteye gitsin, herkesin şahane işleri olsun, herkes orta sınıflaşıp borçlansın, çılgın tüketim zinciri böylece devam etsin” nanesi duvara dayandı.

Dünya, freni boşalmış kamyon gibi hızla yokuş aşağı yuvarlanıyor ve kimse bunu açıkça, berrak bir söyleyişle söylemiyor bize.

Çıkış nerede peki? Daha doğrusu soruyu şöyle sormak lazım: “Bu korkunç zulüm düzeninden kurtuluş var mı?”

Var ama bu kurtuluşu hiç kimse “sorumluluk” olarak üzerine almıyor. Herkes “Kripton gezegeninden gelecek mavi gözlü ve pelerinli adamın dünyayı kurtarması” umuduyla sızlanıp, homurdanıp duruyor.

Hem hiçbir tüketim alışkanlığından vazgeçmeyip hem bu tüketim alışkanlığını sürdürebilmek için devasa şirketlerin gönüllü köleleri olmaya isyan etmek mi? Düpedüz ahmaklık bu. Başka bir şey değil.

Oyunun kurallarını yazanlar öyle başarılılar ki, hem seni çetin bir tatminsizliğin, üstesinden gelinemez bir “sahip olma dürtüsü”nün öznesi haline getiriyor hem de bu sarmaldan kurtulmaya her niyetlendiğinde sana “dur bakalım. Bana çok borcun var” diyor.

Yani durum kabaca şu. Alt sınıf haline gelmemek için canını dişine takıp çalışan orta sınıf, bütün bu çalışma sonunda tek bir şeyi elde edebiliyor: Üst sınıfla arasında her geçen gün büyüyen makas farkını.

Özal’ın “her mahallede bir milyoner yaratacağız” diskurunun altından çok sular aktı. Her mahallede bir milyoner yok artık. Sadece az sayıdaki milyonerin kendilerine ait mahalleleri var ve dünyanın geri kalanı bu mahallelerin daha da zenginleşmesi için kendilerini paralıyorlar.

Bu sert gerçekle yüzleşmeden, bu sert gerçekle hesaplaşmadan yapılan her “ideolojik ve/veya politik kavga” bizi biraz daha anlamsız, biraz daha manasız, biraz daha içeriksiz, biraz daha anlayışsız bireylere dönüştürüyor.

“Daha çok üretilen değil, daha az tüketilen bir dünya” hayali gerçekçi bir çıkış vaat ediyor insanlığa ama insanlığın umurunda değil bu.

Basit, son derece basit bir örnek vereyim. 1990’larda dört kişilik bir aile “su, elektrik ve telefon faturası” olmak üzere üç fatura ödüyordu. Yanına kirayı da eklersek toplam dört sabit ödemenin derdini çekiyordu.

Bugün 4 kişilik bir ailenin “ödemek zorunda hissettiği fatura” sayısı 9 ila 15 arasında. 4 fatura için çalışmak yerine 15 fatura için çalışmak ve kendini “daha gelişmiş” hissetmek, çıkışı olmayan bir zindan simülasyonu gibi. Tam bütün faturalarını eksiksiz ödemeyi başardığınız bir ekonomik düzleme ulaştığınızda o devasa sistem size yeni bir ihtiyaç tanımlıyor ve yine eksik kalıyorsunuz.

Sarmal budur, hikâye budur kabaca.

Hal böyle olunca “bu durum değişmeli” deyip işi ideolojik ve/veya politik olana indirgemek havanda su dövmeye benziyor.

Esaslı ve esastan bir mesele konuşacaksak Türkiye’de ve dünyada orta sınıf ile üst sınıfın arasındaki makasın niçin bunca açıldığını, orta sınıfın niçin alt sınıflara bunca yaklaştığını konuşmak lazım gelir. Orta sınıfın “ortada” olması gerekir yani. Kenarlara kaçıp “her şey düzelecek” umuduyla saçma sapan politik meselelere meze olarak hiçbir şey değişmez. Ödeyeceğimiz faturalar ise sürekli artar.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.