Süper Lig puan durumu: Zirve yarışı ve küme düşme potası karıştı
Spor
Süper Lig puan durumu: Zirve yarışı ve küme düşme potası karıştı
Süper Lig'in 32. haftası tamamlandı. Son derece kritik karşılaşmaların oynandığı haftada Süper Lig puan durumunda birçok takımın yeri değişti. Haftanın en kritik maçlarında Trabzonspor deplasmanda Denizlispor'a kaybederken, Başakşehir'de yine deplasmanda Konyaspor'a yenildi. Süper Lig puan tablosunu haberimizde ve Yeni Şafak Spor'da bulabilirsiniz.
Yeni Şafak
Trabzonspor'dan Antalyaspor maçında kritik kayıp
Spor
Trabzonspor'dan Antalyaspor maçında kritik kayıp
Süper Lig'in 31. haftasında Trabzonspor sahasında Antalyaspor'u konuk etti. Şampiyonluk yolunda yoluna kayıpsız devam etmek isteyen Trabzonspor, kritik karşılaşmadan 2-2'lik beraberlikle ayrıldı. Bu sonuçla Trabzonspor ile lider Başakşehir arasındaki puan farkı 4 oldu.
Yeni Şafak
Fenerbahçe deplasmanda 1 puanı Emre Belözoğlu ile kazandı
Spor
Fenerbahçe deplasmanda 1 puanı Emre Belözoğlu ile kazandı
Süper Lig'de 31. haftanın açılış karşılaşmasında Fenerbahçe deplasmanda Gençlerbirliği'ne konuk oldu. Sarı lacivertliler 60. dakikada 1-0 geriye düştüğü maçta Emre Belözoğlu'nun attığı golle Ankara deplasmanından 1 puanla döndü.
Yeni Şafak
Peygamberimiz’in İzinde Kırk Sahabi
Peygamberimiz’in İzinde Kırk Sahabi

Büyüklerimizin yazdıkları siyer, megazi, tabakat, ensab ve tarih kitapları, modern devirde ehil isimlerden oluşan kimi ekiplerin müştereken kaleme aldıkları İslam ansiklopedileri, monografiler ve hikayeler sayesinde, Peygamber Efendimiz’le sahabelerinin künyeleri, hayatları, İslam üzere faaliyetleriyle ilgili her türlü bilgiye erişebiliyoruz ki, bunların sayıları yeni telif ve tercümelerle birlikte her geçen gün daha da artıyor.

Ancak kendi zamanımızda bu artışa koşut bir okumanın gerçekleştiğini söylememiz zordur. Zira görsel yolla bilgilenmenin ve kuru malumat kazanma cihetinden sosyal medya ilgisinin baskın hale gelmesi, geçim telaşının artması nedeniyle hızlanan hayata ayak uydurmanın bir zorunluluğa dönüşmesi, bunlara bağlı olarak dilde ve anlayışta ciddi değişmelerin meydana gelmesi... nedeniyle, okumaya ayrılan süreler de gittikçe azalıyor.

Bu nedenle kitaba sahip çıkmak kadar, şimdiki konumuz esasında Peygamber Efendimizin ve sahabelerinin hayatlarını okumak ve aile efradına okutmak çok daha önemli hale gelmiştir. Yaşanan hayatın hızına ve dünya işlerinin yoğunluğuna göre, geçmişte ciltler halinde sunulan ilgili bilgilerin, okurlara küçük kitaplar halinde sunulması, ikinci hususa tabi arayışın doğal bir sonucu haline gelmiştir.

Bu bahiste artık arana şey, söz konusu kitapların ehil isimlerin editörlüğünde, uzman kişiler tarafından hazırlanması ve bunların güvenilir bir yayınevi tarafından okurlara sunulmasıdır.

Adnan Demircan ile Şaban Öz’ün editörlüğünde, kırk uzman isim tarafından yazılarak, Peygamber Efendimizin İzinde Kırk Sahabi Serisi üst başlığı altında, Beyan Yayınları tarafından basılan kırk sahabe biyografilerini, zikrettiğim bağlamda örnek bir çalışma olarak verebilirim.

Bu seride yer alan sahabeler şunlardır:

Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Said b. Zeyd, Hamza, Hatice, Aişe, Hafsa, Fatıma, Hasan, Hüseyin, Cafer b. Ebi Talib, Zeyd b. Harise, Bilal-i Habeşi, Abdullah b. Mesud, İbn Ümmü Mektum, Ammar b. Yasir, Mus’ab b. Umeyr, Süheyb-i Rumi, Ebu Zer, Abdullah b. Ömer, Halid b. Velid, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Zübeyr, Esma bint Ebi Bekir, Ebu Eyyub el-Ensari, Sa’d b. Muaz, Zeyd b. Sabit, Übey b. Ka’b, Huzeyfe b. Yeman, Muaz b. Cebel, Selman-ı Farisi, Enes b. Malik ve Ümmü Haram.

Yukarıdaki sıraya tabi olarak, sahabelerin hayatlarını yazanların isimleri de şöyledir:

Ömer Sabuncu, Fatma Betül Köse, Hüseyin Güneş, Ahmet Güzel, Mithat Eser, Mehmet Salih Gündüz, Mustafa Özkan, Mehmet Ali Kapar, Adnan Adıgüzel, İsmail Pırlanta, Yavuz Selim Göl, Adem Apak, Fatih Erkoçoğlu, Nur Yıldırım, Hatice Uluışık, Murat Akarsu, Emine Alioğlu, Ömer Aras, Hakan Temir, Asım Sarıkaya, Cuma Karan, Nadir Karakuş, Ünal Kılıç, Ali Aksu, Gencal Şenyayla, Nurullah Yazar, Necmeddin Şeker, Mehmet Salih Arı, Veli Aba, Ali Dadan, Merve Rukiye Dillice, Cahit Kara, Fethullah Zengin, Ömer Cide, Mehmet Dalkılıç, Mustafa İyidoğan, Mustafa Kılıç, Halil Ortakçı, Mahmut Kelpetin ve Mehmet Şimşir.

En fazlası 92, en azı 66 sayfa olan kırk kitabın, toplam sayfası 3290’dır. Yukarıda da zikrettiğim gibi, bunların tek bir ciltte toplanmasıyla günümüz anlayışına göre oluşacak okuma yükü, kırka bölünmüştür. Diğer bir ifadeyle her gün onlardan birini, sokağa çıkarken yanımıza alsak, en ehven okuyuşla onu iki günde okumuş oluruz ki, buna göre seksen, doksan günde tamamını okumamız hiç de zor olmayacaktır. Üstelik editörlerin şu vaadi bunu daha da mümkün kılmaktadır:

“Peygamberimizin İzinde 40 Sahabi Projemizin arka planında yatan temel amaç da ülkemiz insanına Peygamberimizin arkadaşlarının hayatlarını, modelliklerini akademik veya güncel tartışmalardan uzak, sade, ilk kaynaklara dayalı, sahih bilgiler üzerine kurulmuş kitaplarla tanıtmaktır. Bunun için de kitapların hacimleri ve içerikleri sınırlı tutulmuş, anlaşılır bir dil kullanmaya ayrıca özen gösterilmiştir.”

Sahabenin sosyal rolüne göre kimi farkları içerse de, metinler genellikle şu başlıklardan oluşmaktadır:

Sahabenin künyesi, kabilesi ve ailesi; İslamiyet’ten önceki hayatı, Müslüman oluşu; Mekke ve Medine devrindeki hayatı, görevleri, savaşları; eşleri ve çocukları; vefatı; şemaili ve şahsiyeti; ilmi yönü; hakkında nazil olan ayetler; konu oldukları ya da rivayet ettikleri hadisler; hikmetli sözler; hakkındaki kaynaklar.

Beyan Yayınları’nın, kırk sahabe serisiyle başlatmak istediği bir okuma bayramından yoksun kalacağınızı hiç sanmıyorum.

Perde ve Mânâ
Perde ve Mânâ

İbrahim Kalın’ın üretme azmine hayranım. Türkiye’nin en yoğun mesai gerektiren politik pozisyonlarından birini yürütmesine rağmen hem düşünce hem de müzik alanında üretmeye devam ediyor.

Bunu, bir başka bağlamda Mahir Ünal ve Nabi Avcı ile de konuşmuştuk. Politikanın kalabalık dehlizleri içinde yapması gerekeni yaparken entelektüel ilgilerine devam edebilmek, dahası üretim ortaya koyabilmek epeyce meşakkatli bir mesele…

Bu dengeyi çözmüş görünen İbrahim Kalın’ın son kitabı son bir haftadır elimde. Perde ve Mânâ ismini taşıyan ve İnsan Yayınları etiketiyle okuru selâmlayan kitabın alt başlığı “akıl üzerine bir tahlil.”

Kitabın önsözündeki bir cümle aslında kitabın niçin yazıldığının da şifresi gibi: “Aklı mutlaklaştırmadan ve önemsizleştirmeden büyük varlık dairesi içinde ait olduğu yere oturtmayı amaçlıyor.”

İslâm dünyasının “akıl” olgusuna karşı geliştirdiği son derece sağlıklı yaklaşım, yüzyıllar ilerledikçe kimi sorunlarla malul hale gelmiş ne yazık ki. Aklın sınırlarını “dosdoğru” bir yöntemle çizen İslâm düşünürleri ve felsefecilerinin bu birikimi iki sapmayla karşı karşıya kalmış. Birincisi aklın sınırlarını ve imkânlarını çekebildiği kadar geriye çeken “savunmacı sapma.” İkincisi ise akıl ile dini aynılaştırmaya çalışan “uyumcu sapma.”

Denebilir ki İbrahim Kalın, Perde ve Mânâ’da bir çeşit mayın temizliği yapıp hem savunmacı hem de uyumcu sapmayı işaret ederek akıl olgusu için bir ufuk çizgisi, bir “sağlam yaklaşım” işaretlemesi yapıyor.

Örneğin Kalın’ın şu tespitleri bu mayın temizliğinin önemli operasyonlarından biri: “Müslümanların, çoğunlukla modern rasyonalizm ve Batı’ya yönelik aşağılık kompleksinin baskısı altında ‘İslâm’ın akıl ve mantık dini olduğunu’ söylerken kastettikleri şey, İslâm inancının beşerî akla indirgenebileceği değildir. Böyle bir iddia imanı, deneysel bir ifadeye veya mantıksal bir önermeye dönüştürmek anlamına gelir. İmanın, tanım gereği çıkarımsal aklın ötesine geçen bir boyuta sahip olması gerekir; aksi halde vahye ve peygamberlere gerek kalmazdı. Ancak çıkarımsal aklın ötesinde olmak, akla muhalif olmak anlamına gelmez. Bu daha ziyade, beşerî aklın bilişsel kabiliyetini aşan akıl-üstü olmak anlamına gelir.”

“Her şeyin akla uygun olması düpedüz çılgınlıktır” cümlesinde aklın beşerî akıl, çıkarımsal akıl olduğu su götürmez. Fakat bu su götürmezlik “akletmenin” önünde bir engel teşkil etmeye başladığında da “savunmacı sapma”ya uğrar ve bu bizi “âlât ilmine” bile karşı çıkma yobazlığına ulaştırır. Korkunç bir sıkışma yaşadığımız yer burasıdır.

Bugün, İslâm medeniyetinin durduğu, İslâm bilim üretiminin sona erdiği gibi tezler öne sürerek “medeniyet-bilim” üretimini bir çeşit müzeye indirgeyen anlayış, bu savunmacı anlayıştır. Söz gelimi Aziz Sancar’ın, Selçuk Bayraktar’ın, Gülzar Haydar’ın, Ömer Türker’in, Seyyid Hüseyin Nasr’ın üretmeye devam ettiği bilim, kültür ve teknolojiyi “İslâm aklının doğal üretimleri” olarak kodlamak yerine “rastlantısal” ve “İslâm’dan ayrı” olarak ele almak içine düştüğümüz bir çıkışsızlıktır. Bu üretimleri desteklemenin önüne de engeldir. “Üretemiyoruz azizim, üretemiyoruz” sızlanması yerine “üretimi desteklememiz gerekir” cümlesine ilerlemek lazım gelir. Dahası “İslâm düşüncesi” kavramına bile “İslâm bir düşünce biçimi değildir” aptallığıyla karşı çıkan adamların kanaat önderi sayılması tehlikesi az tehlike değildir.

Dolayısıyla İbrahim Kalın’ın Perde ve Mânâ’da ortaya koyduğu “sağlam yaklaşım” bu bakımdan çok kıymetlidir. Akla tapınan ya da aklı yok sayan, böyle yaparak da ifrat ve tefrit çukurlarından birini doldurmaktan başkaca işe yaramayan yaklaşımları “yok hükmünde” kabul edip bu sağlam yaklaşıma ilerlemek “çıkışın nerede olduğuna” dair bir yol da gösterecektir bize.

Kalın, tam da şöyle işaretliyor bu yolu: “Bu nedenle, insan olmanın anlamını geri kazanmak için insanın ‘düşünen bir varlık’ (hayvan-ı nâtık), yani gören, duyan, dinleyen, karşılaşan, cevap veren, tepki gösteren, tefekkür eden, seven, koruyan, beşerî aklın diğer eylemlerini yerine getiren ve parçası olduğu büyük gerçeklik vizyonunu asla kaybetmeyen bir varlık olarak yeni bir akıl kavramına ihtiyacı vardır. Böyle bir geri kazanım elbette mümkündür ancak bunun için bugün kullandığımız temel kavram ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.”

Bu arada bu meseleyi derinleştirecek ve meseleyi öncesiyle de ele alan bir eserin haberini vermiş olayım. Ketebe Yayınları’ndan yayımlanacak Ömer Türker imzalı “İslâm Düşünce Gelenekleri” kitabını da bu sütunlarda değerlendiririz nasipse.

Ankaragücü Alanyaspor canlı
Spor
Ankaragücü Alanyaspor canlı

Ankaragücü, evinde Alanyaspor'u konuk ediyor. Ankaragücü Alanyaspor maçı ligin alt sıralarını yakından ilgilendiriyor. Kritik posizyonlara sahne olan maçın kaç kaç olduğunu, canlı skor takibini haberimizden yapabilirsiniz.

Yeni Şafak
LGBT bahane, piyasacılık şahane
LGBT bahane, piyasacılık şahane

Şuna kesin olarak ikna oldum. LGBT piyasası da tıpkı çevre ve hayvan sevgisi piyasası gibi “paraya tahvil edilmesi kolay” bir piyasaya dönüştü/dönüştürüldü. Üstelik çevre ve hayvan sevgisi piyasasında “kazığı yemek” dışında bir tehlike yok. “Duyarlılık üzerinden para kazanan girişimci piyasa” denebilir ki çok da büyük bir tehlike arz etmiyor. Üstelik günün sonunda hem çevreye hem de hayvanlara bir miktar katkısı da oluyor.

LGBT piyasası öyle değil fakat. Doğrudan insan fıtratını hedef alan; kadının kadın, erkeğin de erkek olduğu bir dünyayı reddedip cinsiyetsizliği savunan; bir ucu pedofili denilen sapkınlıkta iken diğer ucu küçücük çocukların cinsel oryantasyonlarını saptırmaya çabalayan rezil, aşağılık, leş bir piyasa LGBT piyasası.

Dahası da var. Bazı Avrupa ülkelerinde LGBT destek oranı yüzde 80’leri aşmış durumda. Ülkemizde ise bu rakam 3,8 olarak tespit edilmiş ki ben bu tespitin bile bir miktar zorlama içerdiğini düşünüyorum. Gerçek rakamın en iyi ihtimalle yüzde 2 olabileceğini savunuyorum. Buna rağmen Türkiye’de çoğu firma “LGBT piyasasını kaçırmamak ve köpürtmek” için canhıraş ataklar yapıyorlar.

Bu yıl güya “onur haftası” dedikleri azgınlık günlerinde bunu çok daha net şekilde gördük. Sistematik kapitalizm, pazardan alabileceği payın tamamını almak için canını dişine taktı.

Dünyaca ünlü çikolata markası Godiva da destek verdi onur haftası denilen azgınlığa, ünlü spor ürünleri markası Decathlon da…

İki “piyasa uyanıklığı” oldukça dikkat çekiciydi benim açımdan. Biri, Can Yayınları’nın bu azgınlığa kendi ana markasından destek vermeyip çıkardığı futbol dergisi Socrates üzerinden destek vermesi. Yani tavır “hem karnım doysun hem pastam dursun” tavrıydı. Diğeri ise bu azgınlığa Everest Yayınları’nın verdiği tuhaf destekti.

Bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek isterim. Ahlak polisi de değilim, namus bekçisi de… Kimseye “Niçin bu azgınlığa destek veriyorsun?” sorgulaması yapamam. Fakat elbette ki bu azgınlığa verilen desteğe reaksiyon gösterip “kişisel tedbirimi almak” ya da “protesto, boykot çağrısı yapmak” da hakkımdır. Dolayısıyla misal İletişim, Ayrıntı, Sel yayınevleri gibi doğrudan kendi hesaplarından onur haftası azgınlığına destek verenlere, bunun arkasında durma kararlılığı gösterenlere “Niçin bu azgınlığa destek veriyorsunuz?” diye sormam. Çünkü zaten biliyorum bu sorunun cevabını. İnsanın temel oryantasyonunun ortadan kaldırılması ile insanın fıtratını savunmak arasındaki mücadele çünkü bu. Mücadeleye devam ederim elden geldiğince. Bu yüzden misalen rastladığımda Ümit Meriç Hanım’a, “Babanız Cemil Meriç’in kitaplarının bu yayınevinden çıkması içinize siniyor mu?” diye sorarım, dostum Mustafa Çiftçi’ye “Abi senin o yayınevinde ne işin var?” diye sitem ederim falan.

Benim asıl derdim “piyasa uyanıklığı” ile… “Yahu nasılsa kimsenin tepki verdiği yok, LGBT de örgütlü, bari piyasayı kaçırmayalım” leşliği, akıl almaz bir leşlik çünkü. Everest Yayınları’nın önce “Onur haftamız kutlu olsun” tweeti atıp gelen tepkiler üzerine tweeti silivermesi de bu leşliğin en net göstergesi.

Ben mesela, Everest Yayınları’nın destek tweetini görünce şunu yazdım sosyal medyada: “Aynı paylaşımı diğer markanız Kapı Yayınları’ndan da yapmalısınız ki bu konudaki samimiyetinizden emin olalım. Ama yapamazsınız sanki. Zira çok kızar size Kapı Yayınları’nın genel okuyucu kitlesi. Demek ki LGBT bahane, kapitalizm şahane.”

Dedim ya, gelen tepkiler üzerine “pıt diye” silindi Everest Yayınları’nın onur haftası azgınlığına destek veren tweeti. Niye? Çünkü büyük ihtimalle kimsenin “Kapı Yayınları - Everest birlikteliğini hatırlamayacağını zannetti tweeti atan sosyal medya sorumlusu. Bunun bir boykota, bir eleştiriye, bir protestoya konu olmayacağını zannetti. Fakat hatırlıyoruz işte. İskender Pala’nın, Erol Göka’nın, Kemal Sayar’ın, Mustafa Ulusoy’un, Ahmet Turgut’un, Sadreddin Konevi’nin, Ferideddin Attar’ın, Sevinç Çokum’un, Mustafa Tatçı’nın, Mazhar Bağlı’nın, Haluk Dursun’un kitaplarını yayınlayan Kapı Yayınları’nın sahipleriyle onur haftası azgınlığına destek verip gelen tepkiler üzerine “pıt diye” tweet silen Everest Yayınları’nın sahipleri aynı.

Kıssadan hisse: Örgütlü LGBT azgınlığına karşı örgütlü bir “fıtrat savunması hattı” kurmadığımız, kuramadığımız için “Hem muhafazakâr okura kitap satalım hem LGBT’ye destek atalım” durumuna maruz kalıyoruz. Ve bunu kesinlikle ama kesinlikle hak etmiyoruz.

Demek ki yapılacak şey belli. Sesimizi yükselteceğiz. Yükselteceğiz ki fıtrat kazansın.

TVNET'in sürpriz konuğu İngiliz medyasının gündeminde
Hayat
TVNET'in sürpriz konuğu İngiliz medyasının gündeminde
TVNET ekranlarında Ayasofya Özel Yayınının sevimli davetsiz misafiri, İngiliz medyasının da gündemine geldi. The Sun, Twitter hesabından görüntüyü, 'Kedi, canlı yayında sunucunun kurabiyelerini yürütüyor.' sözleriyle paylaştı.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.