Mozart'ın çocukluk portresi 4 milyon avroya satıldı
Hayat
Mozart'ın çocukluk portresi 4 milyon avroya satıldı
Avusturyalı müzisyen Wolfgang Amadeus Mozart'ın çocukluk portresi Fransa'da yapılan açık artırmada 4 milyon avroya (25,4 milyon liraya) satıldı.
AA
​Hangi kitap?  ​
​Hangi kitap? ​

Popüler kitap listelerinin gerisinde kalmamak gibi bir kaygısı var son zamanlarda bazı okurların. Kitap okumayı bir ‘performans’a dönüştürmenin bir manası yok oysa... Bir kitabın güncel popülaritesi onun değerini göstermez, önemli olan bir eserin zaman karşısındaki dayanıklılığıdır.

Video: Hangi kitap?


Hemen okunup aynı hızla unutulan pek çok kitap, dolayısıyla da pek çok yazar var bugün. Bu manzaraya bakarak, bu tür kitapların birer tüketim nesnesi olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Yayıncılar, en azından sayıları hiç de az olmayan bazı yayıncılar belli bir sürümü olan her şeyi basabiliyor artık. Dolaşımda olmayı gaye edinmiş yazarlar da sürüme müsait hemen her şeyi yazmaya gönüllü olabiliyor. Bu eğilimler, belki yayın piyasasının genişlemesi adına iyi bir gelişme gibi görünebilir, muhtemelen bu otomatik ilgi dalgalarının kitap satış rakamlarına olumlu yansımaları da oluyor. Ancak bunun neticesi olarak bir ‘en çok satanlar’ kültürü gelişiyor ki, bunun üzerinde durup biraz düşünmek lazım... Bir kitabın çok satmasından rahatsız olacak değilim, bunun yayıncılar için anlamını biliyorum. Ancak yayın kampanyaları, kitap fuarlarının propaganda faaliyetleri, tanıtım materyalleri, sosyal medya etkileşimleri gibi faktörlerle ‘okuma kültürü’ odağını büyük ölçüde kaybeder hale geliyor ve giderek bu yeni ‘alışveriş hali’ okurla kitap arasındaki bağı tamamen değilse bile büyük oranda belirliyor. Bugünkü vaziyette, böyle bir döngüye kapılan genç bir okur, yazık ki ileri yaşlarına kadar bir daha dışına çıkamayabilir.

İyi ve nitelikli bir kitabın popüler olması elbette mümkündür ve bunun da nice örnekleri var. Ancak yeni zamanlarda doğrudan popüler olsun diye yazılan kitaplar da var ve bunlar da büyük ölçüde hedefi buluyorlar. Bu türden popüler kitaplar, her zaman değilse de çoğu örnekte, insanların ilgisinin neye olduğunun hesabı yapılarak kurgulanıyor, açık ya da örtülü bir mühendislik çalışmasının ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu türden popüler yazarlar, hedef kitlesini en geniş halkaya kadar yaymaya gayret ederek bir vasat oluşturuyor, o vasata hitap ediyor. Bu hesabın bir iyi yanı varsa, belki toplumun okur yelpazesini genişletiyor olmalarıdır. Ancak bu hesabı güdenler, işin tabiatı gereği, müşteri halkalarının genişliğini kaybetmemek için okurlarını hep aynı vasatta tutmayı bir gereklilik, hatta bir mecburiyet olarak görüyor. Bu da bir tür kitap okuyarak yerinde sayma durumu ortaya çıkarıyor. Oysa kitapları bir şeyler öğrenmek, yeni bakış açıları kazanmak, daha zengin düşünebilmek, daha derin hissedebilmek, yani insanlık yolunda mesafeler alabilmek için okuyoruz, okumalıyız. Esasen yerinde saymak için kitaba, kitaplara da ihtiyacımız yok. Bizi bulunduğumuz yerde doyuran değil, bize mesafe aldıran, yeri geldiğinde sınırlarımızı zorlayan, hatta canımızı sıkan ve yoran ama nihayetinde olgunluk yolunda bize basamakları çıkartan kitaplara ihtiyacımız var. Özellikle kitaplarla yeni yeni irtibat kuran gençlerin, bu mesele üzerinde biraz düşünmesinin ve kendilerine sunulan vasata demir atmadan, ‘bence’lerinde takılıp kalmadan yeni ufuklara yürümeyi göze almalarının elzem olduğu kanaatindeyim, âcizane.

...

“Derken giderek güçlenen bir özlem ansızın başkaldırdı içinde, bir anda filizlenip yeşerdi, büyüdükçe büyüdü, başka her şeye kapadı belleğini; başka bir duygunun, bir düşüncenin bu bellekte boy göstermesine izin vermedi. Sanki bir çocukluk vardı da yarım yamalak yaşandıktan sonra bir kenara kaldırılmış, üzerinden atlanıp geçilmişti. Ve şimdi sesini duyuruyordu” diye yazmış, geçen hafta hayata veda eden Kamuran Şipal ‘Dua Çiçeği’nde. İyi bir yazar ve çok değerli bir çevirmendi. Kafka, Hermann Hesse, Thomas Mann ve birçok önemli yazarın eserlerini onun zengin çevirilerinden okuma ayrıcalığını yaşadık senelerce. Wolfgang Borchert’in benim için vazgeçilmez nitelikteki kitabı ‘Bu Salı’, biraz da Borchert’in özgün üslubunu zedelemeden dilimize aktarabilen Kamuran Şipal çevirisiyle değer kazanmıştı. Allah rahmet eylesin.

Venezuelalı sanatçı İzmir'de okul duvarlarını renklendirdi
Gündem
Venezuelalı sanatçı İzmir'de okul duvarlarını renklendirdi
Uluslararası İzmir Duvar Resimleri Çalıştayı kapsamında Türkiye'ye gelen Venezuelalı duvar resimleri sanatçısı Wolfgang Salazar, Roman vatandaşların yaşadığı bölgedeki bir okulun duvarlarını öğrencilerle birlikte renklendirdi.
AA
‘Şu dağı yalayarak eriteceksin deseler, Bismillah de başla!’
‘Şu dağı yalayarak eriteceksin deseler, Bismillah de başla!’

J. Wolfgang von Goethe’nin, aslında hayata geçirilmesinin pek de mümkün olmadığı ileri sürülen ünlü sözüdür: “Herkes kapısının önünü süpürse, Her semt temiz olur.” Yine de yalın ve mesajını dosdoğru ileten bir söz olduğu inkâr edilemez…

Video: ‘Şu dağı yalayarak eriteceksin deseler, Bismillah de başla!’


Birbirimize, sokağımıza, ekonomimize, çevremize, ülkemize sahip çıkmanın her yetişkinin, her vatandaşın görevi olduğunu hatırlatmak için kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur…

İsraf, kirlilik gibi pek çok olumsuzluğu yalnızca kendi hayatımızdan çıkarmak, ülke ya da dünya ölçeğinde yeterli olmuyor. Bu gibi alışkanlıkların yaygınlaşması, hatta yerine olumlu davranış ve katkıların konulması için ‘gönüllülük’ çalışmalarına ihtiyaç var.

Gönüllülük projeleri ya da gönüllüler, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ‘sürdürülebilir kalkınma hedeflerine’ ulaşabilmek, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun ifadesiyle “Modern dünyayı daha iyi bir hâle getirmek için” müthiş bir insan kaynağı ve de olmazsa olmaz koşul…

Bakan Kasapoğlu, yukarıdaki ifadeyi dün yeni bir projenin lansmanını yaparken kullandı: ‘2019 Gönüllülük Yılı’.

Bakanlık, uzun süredir gönüllülük çalışmaları için altyapıyı sağlıyor, Birleşmiş Milletler Gönüllüler Programı’nın araştırmalarına katkı sunarak konunun akademik yönü üzerine kafa yoruyormuş. Görüldüğü üzere, işi teoriye hapsetmeyip uygulamaya da geçiriyorlar.

Gençlerin gönüllülük faaliyetlerine katılımı için yürütülen Gönül Bağı, Gençlerin İyilik Hareketi, Damla Projeleri ve Genç Gönüllüler Platformu gibi çalışmalar, buralardaki kadroların deneyim biriktirmesi için önemli adımlar olmuş. Genç Gönüllüler Platformu’nun üye sayısı bugün 98 bine ulaşmış. Kurumsal üye sayısı ise 2 bini bulmuş…

Dört yıldır emek sarf eden Genç Gönüllüler Platformu, aslında bir aracı kurum. Gönüllü arayan kurum ve kuruluşlarla gönüllü olmak isteyenleri bir araya getirmesi planlanıyor. Bu zamana kadar Afet ve Acil Durum, Eğitim, Çevre, Sağlık ve Sosyal Hizmetler, Kültür ve Turizm, Spor kategorilerinde yaklaşık 13 bin gönüllülük ilanı yayınlanmış.

2019 yılının, Bakanlık tarafından, ‘Gönüllülük Yılı’ ilan edilmesiyse, bu konuda bir seferberliğe gidildiğini gösteriyor. Teori ve uygulamada altyapı ve tecrübesini büyüten Bakanlık, gönüllülük çalışmaları ve bunları destekleyen sivil toplum projeleriyle genç nüfusun heves ve enerjisini birleştiriyor. Böylece, içinde yaşadığı toplum ve değerlere uygun faaliyetlerde bulunan bir kuşağa gönüllülük kültürü aşılanıyor.

Bakan Kasapoğlu’nun şu tespitini ülkemiz gençlerinin potansiyelini hatırlamak için tekrar tekrar okumak lazım: “Yaklaşık 20 milyon kişi ile Avrupa’nın en büyük ve dinamik genç nüfusuna sahip ülkesiyiz. Bu nüfus yapısıyla gönüllülük, ülkemizin sürdürülebilir kalkınması için kaçırılamayacak bir fırsattır.”

Bakan, kendi ifadesiyle, “Modern dünyada insanın insana ihtiyacının tam olarak karşılanamaz hale geldiğini ve bu üzücü tablonun birdenbire değişmeyeceğinin” de farkında… Ancak, buna teslim olup rehavete, ‘adam sende’ciliğe fırsat verilmemesi gerektiğini vurguluyor. Tepeden tırnağa hazırlanılmış, çalışmalara çoktan başlanmış.

Sayın Bakan’ın ‘yılmayan’ yaklaşımı, rahmetli babamın bir öğüdünü bana hatırlattı: ‘Şu dağı yalayarak eriteceksin deseler, Bismillahirrahmanirrahim de başla yalamaya; nasılsa Allah sana yolda onun bir kolaylığını gösterir.’

Dün projenin, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki Rumeli salonunda düzenlenen lansman toplantısına katıldım. Pek çok gazeteci, köşe yazarı arkadaşı orada gördüm. İğne atılsa yere düşmeyecek, deyimi tam bu etkinlik için kullanılabilirdi. Bakan çeşitli illerle bağlantı kurdu. Tüm Türkiye’nin en muhteşem tesislerle hazır olduğunu ifade etti…

Şimdi sıra gençlerimizde! Birleşmiş Milletler Gönüllüler Programı’nın Türkiye’nin finansal desteğiyle hazırladığı, ‘2018 Dünya’da Gönüllülüğün Durumu’ raporuna göre 15 yaş ve üstü 58 milyona yakın. Bakanlığın projeleri aracılığıyla hem topluma katkı sağlamak hem bu kültürü benimsemek onların ilk görevi…

Polisiye bugünün toplumsal romanı
Hayat
Polisiye bugünün toplumsal romanı
Münih Komplosu, Kavuran Soğuk gibi romanların yazarı Wolfgang Schorlau’ya göre polisiye edebiyat bugünün toplumsal romanı niteliğinde… Schorlau, “Polisiye bize hem hayattan hem de edebiyattan beklediğimiz sürükleyiciliği veriyor. Polisiye romanın bugün toplumsal roman olduğunu düşünüyorum” diyor.
Yeni Şafak
Alman Bakan'a sıradışı veda töreni
Ekonomi
Alman Bakan'a sıradışı veda töreni
Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, görev aldığı sekiz yılın sonunda bir veda partisiyle görevinden ayrıldı. Schaeuble, bakanlık personeli tarafından sıra dışı bir gösteri ile uğurlandı. Schaeuble'nin "denk bütçeci" yanına gönderme yapan bakanlık personeli "Sıfır" simgesini oluşturdu.
Diğer
Sarayın saatleri ustalara emanet
Hayat
Sarayın saatleri ustalara emanet
Dolmabahçe Sarayı’nın saat ustası Recep Gürgen, yarım asrı aşkın bir süredir tarihi nitelikteki mekanik saatlerin tamir ve bakımlarını yapıyor.
Yeni Şafak
'Bosna Hersek İslam Birliği Avrupa için en iyi örnek'
Dünya
'Bosna Hersek İslam Birliği Avrupa için en iyi örnek'
Avusturya İçişleri Bakanı Sobotka "Bu sabah mevkidaşımdan da Bosna Hersek İslam Birliğinin radikalizme nasıl sırt çevirdiğini duydum. Bu, Avrupa için en iyi örnek" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.