Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Hiçbirimiz güvende değiliz
Koronavirüs
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Hiçbirimiz güvende değiliz
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, koronavirüs salgını sonrası süreci değerlendirdi.

Salgınıyla mücadelede uluslararası iş birliği ve dayanışmanın önemine vurgu yapan Kalın, "Hepimiz güvende olana kadar hiçbirimiz güvende değiliz" ifadelerini kullandı.

AA
Turizme korkunç kayıp: 50 milyon kişi işini kaybedebilir
Ekonomi
Turizme korkunç kayıp: 50 milyon kişi işini kaybedebilir
Dünya Turizm Forumu Enstitüsü Başkanı Bulut Bağcı, küresel turizm pazarının yıllık 1,7 trilyon dolar olduğunu belirterek, koronavirüs nedeniyle bu yıl 1 trilyon dolarlık kayıp beklediklerini bu rakamın turizmin etkilediği sektörlerle 5 trilyon dolara çıkacağını ve sektörde 50 milyon çalışanın işini kaybetmekle karşı karşıya olduğunu söyledi.
AA
Herkesin sırası gelir
Herkesin sırası gelir

I-

Kıssadan hisse çıkarmayı sevenlerden misiniz? Ben severim. Hele birden karşıma çıkınca. Hele bana değil de bir başkasına anlatılırken kulak misafiri olarak dinlemişsem.

Yaşlarının 80 civarında olduğunu tahmin ettiğim iki adam “parti malzemeleri satan” dükkânın önünde eğleşiyor. “Parti malzemesi ne ki?!” diyenleriniz olmuştur şimdi. Mekânı süslemek için bilumum lüzumsuz malzeme diyeyim. Balon, mum, maske akla gelen gelmeyen bir sürü bana göre saçma, talep kitlesine göre “aman da ne hoş” ürünün satıldığı yer. Birisi içeri girecek büyük ihtimal. “Torunun doğum günü için alınacak süsler varmış” dediğine göre. Sohbeti ayaküstü tamamlamaya çalışıyorlar.

Parti malzemeleri satan dükkânın yanında temizlik malzemeleri satan bir dükkân olduğu için hangi mobu (paspas) alacağına karar verememiş ev kadını titizliği rolüne gark olmuş bir şekilde kulak misafiriyim.

Anlatan latif anlatıyor fakat dinleyen aynı ekran sunucuları gibi durmadan araya giriyor. Kendimi kaybedip bir ‘dur adam’ diyesim geldi. Sonunda bitti. Birazdan dikkatinize sunacağım. Fakat dikkatinize sunmadan önce fötr şapkalı beyefendinin “masal”ını hangi bağlamda anlattığını söylemem gerekiyor. Masalın bağlamı koronavirüs. Okuyunca bakalım siz hangi bağlama bağlayacaksınız masalı.

Buyurun:

Kral, kraliçesi ile birlikte bahçesinde gezinmek istemiş. Bahçevanını çağırmış, ben kraliçemle bahçemde gezinirken bahçede tek bir canlı olmasın. Yoksa senin kelleni uçururum.

Bahçevan nefes nefese herkesi bahçeden dışarı çıkarmış. Fakat tam o anda kral ile kraliçenin gelmekte olduğunu görmüş. Alelacele bir ağacın tepesine çıkıp yaprakların arasına saklanmış.

Kral ile kraliçe bir söyleyip bin güler iken kraliçe başını şöyle yukarı kaldırınca kendisine bakan bir adam görüp, basmış çığlığı.

Bahçevan başına ne geleceğinden emin yavaşça inmiş ağaçtan aşağı. “Başıma gelecekleri biliyorum kralım, müsaadeniz olursa size bir hikâye anlatmak istiyorum” demiş.

Kral, baba yadigârı bahçevanın son sözünü söylemesine izin vermiş.

Sayın kralım; babam, babanızın bahçevanı idi. Şu elma ağacı yılda sadece iki elma verir. Kıymetli pederiniz bu iki elma sağlam kalmaz ise kelleni uçmuş bil dedi.

Babam beni elma ağacına bekçi koydu. Ben elmayı beklerken karganın biri kaptığı gibi gitti. Korku ile ağlaya ağlaya babama gittim. Ne yapalım oğlum benim de sıram gelmiş dedi. Fakat merak etme o karganın da bir gün sırası gelir.

Daha babamın sözü bitmeden bir tüfek sesi duydum. Avcının biri kargayı vurmuş. Gagasındaki elma da parça parça yerde. Babam dünya böyle bir yer merak etme avcının da sırası gelir dedi.

Yorgun avcı havuzun kenarına uzanıp dinlenirken bir yılan gelip ensesinden sokup öldürmüş. Babam yılanın da sırası gelir dedi.

Babamın yanından bir yılan hışırdayarak geçti. Ben de kazmayı kaptım. Yılanı ikiye biçtim. Babam oğlum senin de sıran gelecek dedi.

İşte sayın kralım, benim sıram da geldi.

Bahçevanın anlattıkları krala benim de sıram gelecek korkusunu yaşattığı için bahçevanını affetmiş.

Anlatan koronavirüs bağlamında Çin’in Doğu Türkistanlı Müslümanlara yaptığı zulmü hatırlatıyordu. Fakat arkadaşı itiraz etti: “Amerika’nın da sırası gelecek mi diyorsun. Yok ya gelmez. Hep Amerika kazandı.”

“Neyse” dedi masalı anlatan, “Ben şuradan istedikleri şeyleri alayım.” Masala itiraz eden, “Gördün mü bak senin evde bile Amerika kazanmış” dedi gevrek bir kahkaha eşliğinde.

“Niye ki ?” diye sordu zarif zarif masal anlatan.

“Bak doğum günü partisi yapıyor sizin evdekiler. Hem bu ürünler Çin’den geliyor bilmiyor musun!”

II-

Yukarıdaki konuşmaya tanıklığımın üzerinden bir kaç hafta geçti.

“Parti malzemeleri” dükkânının oraya yolum düştü. Ne âlemde diye bir göz atayım dedim. Ya ben onun yerini iyice belleyemediğim için göremedim ya da o çoktan “İnşaat bitti, yapı paydos” deyip gitmişti.

Halk arasında önce “bir milyoncu” diye nam salan; paranın arkasındaki sıfırlar silinince anlamını yitiren sadece “ucuzcu” denen; ama dükkân tabelasında kendisine AVM sıfatını uygun gören, yiyecek hariç bir evin bütün ihtiyaçlarını Çin’den gelen ürünlerle karşılayan mağazalar bir bir kapanıyor.

Tüketim toplumunda Çin parantezinin genişliği daralacak mı?

Londra merkezli danışmanlık şirketi Capital Economics, salgının, 2020 yılının ilk üç ayı içindeki maliyetini 280 milyar dolar olarak tahmin ediyor.

Bu rakam, Avrupa Birliği’nin toplam yıllık bütçesinden, Microsoft şirketinin ya da Apple’ın yıllık gelirinden, büyük bir meblağ.

Dünya hakikaten her anlamda daralıyor…

500 milyar dolarlık buluşma
Ekonomi
500 milyar dolarlık buluşma
Küresel erken aşama yatırım ve sermaye piyasalarının "Davos"u olarak kabul edilen Dünya Melek Yatırım Forumu (World Business Angels Investment Forum-WBAF), 500 milyar dolarlık fonu yöneten melek yatırımcıları İstanbul'da buluşturdu.
AA
Türkiye ev dışında 110 milyar yedi
Ekonomi
Türkiye ev dışında 110 milyar yedi
Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer, Türkiye'de ev dışında yeme-içme sektörünün büyüklüğünün 2019'da 110 milyar lira civarında olduğunu belirtti.
AA
Davos’ta kapitalizm krizi tescillendi (2)
Davos’ta kapitalizm krizi tescillendi (2)

Önceki yazımızda kapitalizmin ciddi bir kriz içinde olduğunu, sistemi yaşatma düzeneklerinden biri olan “Dünya Ekonomik Forumu’nun” her yıl Davos’ta düzenlenen toplantılarında olduğu gibi, bu yıl da yoğun olarak bu krizden nasıl çıkılabileceği arayışlarının damga vurduğunu belirtmiştik.

Yine, krizden çıkış için ağırlık kazanan yeni temanın “Sürdürülebilir ve Uyumlu bir Dünya için Paydaş Kapitalizmi” olduğuna değinmiştik. Ayrıca, bir alternatif olarak da devletçi kapitalizmin güneydoğu Asya ülkeleri başarısından esinlenerek gündeme geldiğini söylemiştik.

**

50 yıldır devam eden Davos toplantılarında; “dünyanın durumunu iyileştirme” hedefi konulsa da, aslında dünyayı yöneten elitlerin daha uzun süre sistemlerine halel gelmeyecek şekilde kârlılıklarının devamı nasıl sağlanır arayışıdır.

Yazar Anand Giridharadas Davos’u “dünya çapında birçok ülkeye hile yapanların karnavalı” olarak nitelemiş.

Havalı konferanslar, havada uçuşan özel helikopterler, gösterişli partiler, yüksek profilli konuklarla daha iyi bir dünya geleceğinin inşası düşüncesi tam bir paradoks.

Eleştirmenler Davos toplantılarını; “sadece kendi çıkarını önemseyen, özel olarak iş yapan, yoksulluğu artıran ve çevreyi yok eden küreselleşmenin yılmaz savunucuları zengin işadamları kulübü” olarak nitelendirmektedir.

Porto Riko’lu genç aktivist Gomez-Colon “Davos’a gelip hiçbir şey yapmadan geri dönülmesinden çok yorulduk, boş vaatlerden ve çok fazla konuşmaktan bıktık” eleştirisi de toplantıların sonuçsuz olduğunun başka bir açıklaması.

Ekonomik forumunun kurucusu Profesör Klauz Schwab Davos manifestosunu 1973 yılında açıklamış, paydaş kapitalizm metaforu o gün bugün havada kalmış. Bugün iş dünyası aleyhine zirve yapan sosyal tepkilerin (artık sokağa inmiş) ancak bu yolla tolere edilebileceği düşünüldüğünden daha yoğun gündeme taşınıştır.

**

Davos’ta kapitalist sistemi yönetenler (sistemin neden olduğu felaketler nedeniyle) adeta günah çıkartıyor. Aslında yine kendi geleceklerini nasıl garanti altına alabileceklerini düşünüyorlar. Çünkü dünyanın her yerinde hem devleti yönetenlere hem de onlarla iş tutan büyük şirketlere aşırı bir tepki var.

Z kuşağı hissedarları zengin etmenin ötesinde değerleri olmayan şirketlerde çalışmak, onlara yatırım yapmak ya da satın almak istemiyor. Yöneticiler ve yatırımcılar kendi uzun vadeli başarılarının müşteri, çalışan ve tedarikçilerle yakından ilişkili olduğunun farkına vardı.

**

2008’le 2017 yılları arasında küresel ekonomiyi ayakta tutmak için yaklaşık 10 trilyon dolarlık fazla bir para piyasaya enjekte edilmiş. Bu para sermayenin yanlış tahsisine neden olarak verimlilik artışını engellemiştir.

Yine dünyanın bugün geldiği noktada sorunların temel kaynağı olarak kârlılık esasına dayalı bir işletmecilik, mal ve hizmet üretimi anlayışı devam etmektedir. Kârlılığı artırmanın temel alternatifi olarak işgücü ücretlerinin azaltılması tercih edilmiştir. Nüfus artışı, göçler, yeni teknoloji işgücü ücretlerindeki aşağı yönlü baskıyı artırmaktadır.

BM Üniversitesinden James Cockayne “modern köle” olarak 40 milyon insanın çalıştırıldığını, uyuşturucu ve sahte mal kaçakçılığından sonra dünyadaki en büyük haksız kazancın işgücü sömürüsünden elde edildiğini söylemektedir. Yapılan hesaplamalara göre yaklaşık yıllık 150 milyar dolarlık haksız bir kazanç, modern sömürü yöntemiyle kapitalistlerin cebine girmektedir. Piyasa başarısızlığının en açık göstergelerinden birisi de budur. Koca koca şirketlerin (muhtemelen yöneticileri Davos toplantılarına katılıyor) bu insan kaçakçılığına nasıl karıştıkları mahkeme kayıtlarıyla belgelenmiştir.

**

Bu küresel çarpık (manipülasyon ve hile gibi haksız kazançların da zirve yaptığı) yapının temelinde, kapitali ve onun sahiplerini merkeze koyan bir sistem yatmaktadır. Böylesine acı, gözyaşı, yoksulluk, sosyal çatışmalar, sömürü üreten bir sistemin yaraları pansumanla iyileşmeyecektir. Daha huzurlu, yaşanılabilir, moda deyimle sürdürülebilir bir dünya-gelecek inşası küresel sistemin paradigma, felsefe değiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Sermaye-kapital merkezli (kapitalizm) değil, insan merkezli yeni bir sistem inşa etmek gerekiyor.

Sistemin içinde, bütün defolarını bilen dolar milyarderi (aynı zamanda büyük hayırsever) Marc Benioff’un deyimi ile “Sadece sermayedarların kârını maksimize etme saplantısı inanılmaz bir eşitsizliğe ve gezegensel acil duruma yol açan kapitalizm bildiğiniz gibi öldü..” Artık, insanları daha mutlu edecek, yaşam kalitesini iyileştirecek, refahı adaletli dağıtacak, yarınki nesle kıyamet yaşatmayacak, ortak refah ve yeşil ekonomiye geçiş sağlayacak bir sistemin zamanı gelmiştir.

Özetle; kendi çıkarlarımızı uzun süre nasıl sürdürebiliriz şeklinde bir arayışla adeta gaz alma seanslarına dönüşen ve yönetici elit azınlığı temsil eden toplantılardan (Davos forumu) küresel sorunlara çözüm üretilemeyeceği belgelenmiştir.

Kapitalizmin paydaşı Davos
Kapitalizmin paydaşı Davos

Dünya ekonomik forumu (WEF) 1971 yılında İsviçre’nin Davos kasabasında başlatıldı ve 50. toplantısı bu sıralar (21-24 Ocak) yapılıyor.

Biz Davos’u Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan (one minute) ve sonra çektiği “bir daha Davos’a gelmem” restinden hatırlıyoruz.

“Dünya Ekonomik Forum” vakfının merkezi Cenevre’de ve kurucusu bir Alman; Prof. Dr. Klaus Scgwarb.

Temel amaç: iş dünyasının, devletlerin, akademik camianın, sivil toplum örgütlerinin üst düzey liderlerini bir araya getirerek (bu yıl yaklaşık 3000 kişi katılıyor) daha yaşanılabilir-daha iyi bir dünyanın oluşumuna katkı sağlamak gibi “ulvi (!) gaye” olarak açıklanmaktadır.

**

Soru şu; son 50 yılda dünya daha yaşanılabilir bir hale gelmiş midir?

Cevabı, küresel çapta çalışmalar yapan uluslararası iletişim şirketinin pazartesi açıkladığı anket sonuçları ile verelim. Küresel iletişimci Edelman şirketi insanların büyük bir kısmının kapitalizmin hayatlarını iyileştirmediğini ve gelecek 5 yılda iyiye gitmeyeceği görüşünün yaygın olduğunu söylemiştir.

Burada bir çelişki var aslında, çelişki şu.

Dünya ekonomik forumu kuruluş yıllarında Friedman’ın öncülüğünü yaptığı liberalizmi, küreselleşmeyi, serbest piyasa ekonomisini destekleyen bir forum olarak kurulmuş.

Bugün gelinen noktada tahrip edilen bir çevre (sonuçta iklim değişiklikleri), gelir dağılımı adaletsizlikleri (bir yanda 700 milyona yakın insan temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamazken, yıllık 1.5 trilyon dolara obezite tedavisi giderlerinin söz konusu olduğu bir dünya) ve gelecekten umutsuz dünya insanları.

Aslında salı günkü Trump’la girdiği düelloda 17 yaşındaki isveç’li iklim aktivisti Greta Thunberg durumu net olarak gözle önüne serdi: “Fark etmemiş olabilirsiniz diye tekrarlıyorum: dünya alev alev yanıyor. Fosil yakıtlara yatırımları hemen sona erdirin. İklim kaosuyla cebelleşme zorunda bıraktığınız çocuklarınıza ne cevap vereceksiniz merak ediyorum. Evimiz halen yanıyor. Sizin tembelliğiniz her saat alevleri körüklüyor. Biz diyoruz ki, çocuklarınızı herşeyden çok seviyorsanız lütfen harekete geçin.” Mealinde, adeta Trump’ı azarlayan konuşması gelinen noktayı da net olarak yansıtmaktadır.

**

Davos toplantıları elitistlerin bir araya geldiği “karnaval” diye eleştiriliyor. Sonuç alınan toplantılar olmadığı gerçek.

Fakat, ciddi bir network (ağ) gelişiminin sağlandığı bir organizasyon. İş dünyasını temsilcilerine, siyasetçilere, akademisyen ve sivil toplum liderlerine özel toplantılar, iş anlaşmaları, önemli siyasi görüşmeler yapma imkanı sağlanıyor.

Dünyaya yön veren farklı kişilerin böylesine aktif şekilde bir araya getiren başka bir organizasyon yok gibi.

**

Davos’un bu yılki ana teması “Sürdürülebilir ve uyumlu bir dünya için Paydaş Kapitalizm” olarak konulmuş.

Aslında Paydaş Kapitalizmde şu deniliyor; şirketlerin asıl amacının kârlılığın ötesinde olmalı. Şirketlerin gelirlerinin katkıları ölçüsünde çalışanlarla, tedarik zincirinde yer alanlarla, müşterilerle ve üretim sürecindeki bütün aktörlerle paylaşılmalı (bu yapı şirketlerin uzun vadeli refahını güçlendirecektir). Şirketler sosyal ve çevresel boyutu da ekleyerek faaliyetlerini kârlılıkla birleştirmelidir.

Yani, şirketlerin faaliyet amaçlarına yeni boyutlar katma sürecinin daha yaşanılabilir çevreye ve refahın adaletli bölüşümüne neden olarak kapitalizmin sorunlarını azaltacağı ve sisteme güveni artıracağı düşüncesine vurgu yapılmaktadır.

Yine, ekonomistler arasında hakim görüş olan “daha adil gelir dağılımının ve sürdürülebilir bir çevrenin ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceği” anlayışının yanlış olduğu belirtiliyor.

Çevreyi koruyan ve geliri adaletli bölüşen bir büyümenin şirket verimliliğini, dolayısıyla da büyümeye artıracağı kabul edilmektedir. Yani, güvenin yerlerde süründüğü kapitalist sistemi, suni solunum aldırabilmek için çıkış yolu olarak “Paydaş Kapitalizm” mottosuna sarılmaya çalışılmaktadır.

Kapitalist sistemin başarısızlığına, tahribatına, neden olduğu yıkımlara karşı bir başka çıkış yolu olarak da “Devlet Kapitalizmi”(Çin ve G. Doğu Asya ülkelerinden esinlenerek) gündeme taşınıyor.

Bakan Çavuşoğlu: Türkiye Avrasya’nın merkezinde yer alıyor
Dünya
Bakan Çavuşoğlu: Türkiye Avrasya’nın merkezinde yer alıyor
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 50. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında, "Avrasya İçin Yeni Vizyon - Sürdürülebilir Kalkınma İçin Ortaklıklar Toplantısı"na katıldı. Çavuşoğlu, Asya'nın yeniden dünyanın ağırlık merkezi haline geldiğini vurgulayarak, "Türkiye Avrasya’nın merkezinde yer alıyor" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.