Adabıyla ibadet
Ramazan
Adabıyla ibadet
İbadette edep;niyetin, kalpteolanın dışarıyansımasıdır.Kalbin, dilin,bütün uzuvlarıntazimle insicamı,iç ile dışın birbirinidoğrulamasıdır. Resulullah (sav)’ınverdiği haberi Münire Daniş bizlere hatırlatıyor; “Kalbinde huşuolanın bedeni deöyle olur.”
Nihayet Dergi
Bağışçıların zekat ve fitreleri gönüllerde umut oluyor
Hayat
Bağışçıların zekat ve fitreleri gönüllerde umut oluyor
İDDEF, 2021 Ramazan yardım çalışmaları kapsamında emanet edilen zekat ve fitre bağışlarını dünyanın dört bir yanındaki gerçek ihtiyaç sahiplerine teslim ederek gönüllere dokunuyor.
Yeni Şafak
Nafaka alacaklıları ve maaşların zekâtı
Nafaka alacaklıları ve maaşların zekâtı
Vasıf ve şartları önceki yazılarda açıklanan nafaka alacaklılarının, daha önce hakkını yazdığımız zevce dışında kalanlarını, usûl, fürû ve yan hısımlar olmak üzere üç gruba ayırmak mümkündür:1. Fürû (çocuklar, onların çocukları)İlgili âyet (mesela el-Bakara: 2/233) ve hadisler, çocuğun nafakasının babaya ait olduğunu açık ve kesin bir şekilde ortaya koyduğu için bu konuda görüş farkı yoktur. Baba kazanacak durumda fakat fakir olursa nafakayı, sırada ondan sonra gelen akraba temin eder ve babadan alacaklı olur.Çocukların küçük, yahut büyük, oğul, yahut kız olmaları bazı farklı hükümleri gerektirmektedir.a) Küçük oğulYaşıtları çalışıp kazanır hale gelinceye kadar nafakaları babalara aittir. Tahsilde, mecburi askerlikte olmak da -kazanamayacak kadar- küçük olmak gibi nafakaya hak kazandırır.b) Büyük oğulOğul ergenlik çağına, çalışıp kazanabilecek hale gelince nafaka hakkı sona erer. Ahmed b. Hanbel, muhtaç olduğu müddetçe oğlun nafakasının babaya ait olduğu görüşündedir.c) Kız çocuğuKız çocuğu büyük de olsa evleninceye kadar nafakası babaya, evlendikten sonra da kocaya aittir. Kızın, mirasta, oğula nispetle daha az pay almasında, nafaka hak ve borcunun da etkisi vardır: Böylece külfetle nimet paylaştırılmış, denge sağlanmıştır. Evlenmemiş kız, kendine uygun bir iş bulur ve yeterli gelir sağlarsa babasının nafaka borcu düşmektedir.d) Torunlarİmam Mâlik dışındaki fukahâya göre şahsın çocukları gibi torunları da nafaka hakkına sahiptirler. Torunların oğul, yahut kızdan olmaları, vâris olup olmamaları bu hükmü değiştirmez. Sıra dedeye geldiğinde torunların nafakalarını temin eder.2. Usûl (ana, baba ve bunların usûlü)Kâfir bile olsalar ana-babaya iyi davranmayı emreden âyetler (Lukmân: 31/15) ve bu manayı teyit eden hadisler ile ilk asır uygulamaları ana, baba ve bunların usûlünün nafaka alacaklısı oldukları konusunda tereddüt bırakmamaktadır. Bütün fukahâya göre, muhtaç oldukları takdirde ana ve babanın nafakası evlada aittir. Çoğunluk dede, nine gibi usûlün de aynı hükümde olduklarını ileri sürerken İmam Mâlik bu konuda muhâlif kalmıştır.3. Yan hısımlarAkrabaya hakkını vermeyi (el-İsrâ: 17/26), onlara iyilik ve ihsanda bulunmayı (en-Nisâ: 4/36) emreden âyetler ile yakından uzağa akrabayı gözetmeyi, onlarla ilgilenmeyi (sıla-i rahimi), yardıma ve iyiliğe önce akrabadan başlamayı emir ve tavsiye eden hadisler (Şevkânî, Neyl, VI, 364 vd.) akraba nafakasının hukuki kaynaklarıdır. Bu nasları değerlendirme ve uygulamada müctehidlerin üç gruba ayrıldıklarını görüyoruz:a) Hanefîlere göre kan hısımı olup, aralarında evlenme caiz olmayan akraba, şartlar gerçekleşince karşılıklı olarak nafaka alacaklısı ve borçlusu olmaktadırlar; amca, dayı, yeğen, hala, teyze bu kabildendir.b) Hanbelî mezhebine göre, miras hukukunda açıklanan asabe ve belli hisse sahibi (ashâbu’l-feraiz) olarak vâris olanlar nafaka ilişkisi ile de birbirine bağlıdırlar.c) İbn Teymiyye, İbn Kayyim gibi bazı müctehidlere göre evlenme mâniine de bakılmaksızın, sıra geldiğinde birbirine vâris olanlar gerektiğinde nafaka alacaklısı ve borçlusu da olurlar. Bu ictihad, nafaka alacaklılarının çerçevesini en geniş tutan, naslara ve İslâm’ın ruhuna da en uygun olan ictihaddır.Nafaka borçlusu akraba birden fazla olursa -karı-koca, çocuk-baba arasındaki bazı durumlar müstesna- nafaka borcu, her şahsın mirasındaki payı ölçüsündedir.Usûl, fürû ve zevcenin nafaka hakkı hâkimin hükmüne bağlı değildir; bunlar, hakları olan nafakayı, borçlunun rızasına ve hazır olmasına bakmaksızın alırlar. Ebû Süfyan’ın karısı Hind’in bir sorusu üzerine Rasûlullah (s.a.) “Sana ve çocuğuna yetecek kadarını al” buyurmuşlardır (Buhârî, Büyû’, 95; Nesâî, Kudât, 31.).Diğer akrabanın nafakası, ya borçlunun rızası, yahut da hâkimin hükmü ile elde edilir.Nafakaya muhtaç olup akrabası da bulunmayan şahısların geçimlerini devlet sağlar. Fıkıh kitapları beytü’l-malın (devlet hazinesinin) giderlerini sayarken bu gibi şahısların geçimlerini de giderlere dahil etmiştir. Rasûl-i Ekrem (s.a.), “Kim ölür de mal bırakırsa (bu mal) ailesine aittir, kim de bakılacak çoluk çocuk bırakırsa onlar bana aittir” buyurarak devletin bu vazifesini dile getirmiştir (Buhârî, Feraiz, 4. Nafakat, 15; Müslim, Feraiz, 14-17).SoruEvimize üç maaş girmektedir. Harcamalar sonrasında artan paranın zekatını veriyorum. Geriye kalan parayı da biriktiriyorum. Biriken paranın miktarı nisab miktarının üzerine çıkarsa -zekatını her ay verdiğim- bu paradan da yıl sonunda zekat vermem gerekir mi?CevapAylık, haftalık, üç aylık gibi fasılalarla ücret ve maaş alan işçi ve memurlar ile serbest çalışan doktor, mühendis, avukat, terzi, berber gibi meslek sahiplerine ait gelirlerin zekâtı mevzûunda birkaç görüş vardır: Umûmiyetle fukahâ, bunların da üzerinden bir yıl geçince nisabı dolduran miktarlarından kırkta bir zekât ödenir demişlerdir. Ben de bu görüşe katılıyorum.Ancak bazı muâsır âlimler bu gelirleri, İbn Abbâs, İbn Mes’ûd, Muâviye, Ömer b. Abdulaziz gibi kadim müctehidlerin, yıllanmasını şart koşmadıkları “miras, bağış, mükâfat” gibi gelirlere (el–mâlu‘l–müstefâda) benzetmiş ve üzerlerinden yıl geçmeden -herbirinin husûsiyetine göre- zekâtlarının ödenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Meselâ bir memurun maaşı normal ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra artıyor ve bu artanların yıllık toplamı nakit nisâbını dolduruyorsa, yıl sonu beklenmeden her ay maaşın zekâtı ödenecektir (İbn Hazm, el–Muhallâ, c. VI, s. 83 vd.; Ebû Ubeyd, el–Emvâl, s. 413. 436; Kardâvî, age., s. 489–420).Bu ikinci görüşe göre de zekatı ödenen maaş ve benzerinin yıl sonunda bir daha zekatını ödemek gerekmiyor.
Canımızı acıtan rakamlar
Canımızı acıtan rakamlar
Dünyanın en zengin ve en fakir insanları, dünyanın en zengin ve bereketli bölgesinde bir arada yaşıyorlar ama birbirlerine faydası yok.Kardeşiz diyorlar ama nimetleri paylaşmıyorlar. Aynı dili konuşuyor, aynı coğrafyada yaşıyor, ismi barış olarak bilinen aynı dinden olduklarını söylüyorlar ama birbirlerini de aynı din adına öldürüyorlar.Bugünkü İslam coğrafyasının fotoğrafı bu.Neden bu hale düştük?Çünkü okumayı, öğrenmeyi bıraktık.Ne kitap okuyoruz, ne de evrende yer alan canlı cansız bütün varlıkları.Okumayı bırakınca merak etmemeye başladık.Oysa merak ilmin hocasıydı.Kaderin gayrete aşık olduğunu da unuttuk ve onu da bıraktık.Çalışmayı bırakınca temel ihtiyaçlarımızı karşılayamayacak hale düştük:.Kendi elimizinemeğinin ve alın terimizin karşılığının ne kadar tatlı olduğunu unuttuk.Kendi elimizi kullanmayınca başkasının eline muhtaç kaldık.Oysa insanın kanadı gayretiydi.Değirmenci uykusundan uyanana kadar yapacak bir şey yok, bu kumaştan bugün ancak bu kadar elbise çıkıyor.Bugünkü sefaletimizin, canımızı yakan durumun kısaca özeti böyle.**Afrika’nın madenlerini ve gazını, Ortadoğu’nun da petrolünü çalmak için İkinci dünya savaşından sonra böl parça yönet politikası uygulayan sömürgeci Avrupalı, parçalayarak kuklalarla yönettiği ülke halklarında uyanma başlayınca politika değiştirdi.Bugünkü çalma çırpma ve sömürü şekli İç kargaşa çıkararak meşgul etme.**Canımızı acıtan rakamlar, İHH İnsani Yardım Vakfı’na bağlı İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından hazırlanan “İslam Dünyasında İnsani Durum” raporu adıyla yayınlandı.Rakamlara bakın ve ağlayın:*Dünyadaki çatışmaların yüzde 60’ı İslam dünyasında yaşanıyor.*2010 yılından itibaren savaşlarda ölenlerin yüzde 80’i Müslüman ülke vatandaşları.*1,5 milyarlık İslam dünyasında 216 milyon kişi yetersiz besleniyor.*Kişi başı gelirde dünya ortalaması 17 bin 225 dolar iken, İslam ülkeleri kişi başı gelir ortalaması 11 bin 137 dolar gibi bir düzeyde.*İşsizlik oranında da İslam ülkeleri, dünya ortalamasının (yüzde 5,5) oldukça üzerinde, yüzde 7,5 gibi bir orana sahip.*Bu olumsuz tablonun oluşumunda rol oynayan en önemli problemlerden biri dış borç meselesi olarak gösterilmiş.*Rapora göre, bugün İslam ülkelerinin 1,6 trilyon dolarlık borcu var ve 21 İslam ülkesi “Ağır Borçlu Yoksul Ülke” kategorisinde sayılıyor.***İslam dünyasındaki sağlık harcamaları küresel sağlık harcamalarının sadece yüzde 4’ünü oluşturuyor. (Dünya nüfusunun yüzde 25’ini oluşturmasına karşın)*İslam ülkelerinde kişi başına düşen sağlık harcaması, 202 dolar iken dünya ortalaması ise bunun 5 katından fazla olan Bin114 dolar.*Dünyada her 10 bin kişiye ortalama 15 doktor düşerken, İslam dünyasında bunun yarısı kadar (8) doktor düşüyor.*Dünyada Ortalama yaşam beklentisi 72, İslam ülkelerinde ise sadece 67.*İslam dünyasının genelinde 19,5 milyon çocuk ilkokula gidemiyor.*İslam dünyasında her 5 kız çocuğundan biri okula gidemiyor.*Okuryazarlıkta dünya ortalaması: yüzde 82,5 İslam ülkelerinde yüzde 70,3.*Dünyada kadınlarda okuryazarlık ortalaması yüzde 79, İslam ülkelerinde yüzde 64.*Dünyadaki kadın nüfusunun yüzde 25’ini oluşturmasına rağmen, anne ölümlerinin yüzde 49’u İslam ülkelerinde.*Dünyadaki çocuk nüfusunun yüzde 30’unu İslam ülkelerindeki çocuklar oluştursa da, 5 yaş altı ölümlerin yüzde 47’si İslam dünyasında.**Coğrafi olarak her biri farklı bir bölgede bulunan İslam ülkeleri için, çözüm konusunda toptancı tek bir formül bulunmuyor ama tüm insani sorunlar için ortak tedbirler 4 noktada düğümleniyor:1- İstikrarlı siyasi kurumlar oluşturmak.2- Fiziki altyapıyı güçlendirmek.3- Sosyal adaleti sağlamak.4- Eğitim kalitesini yükseltmek.Bu konularda İslam ülkeleri arasında, gerek ekonomik ve gerekse beşeri potansiyel olarak oldukça avantajlı ülkeler bulunduğu ve iyi planlanmış işbirlikleri ile bunların çözümlenebileceği belirtiliyor.**Ne zamana kadar böyle?Ya da bu tablo nasıl değişir?Zekat vermenin zekat almaktan, çalışmanın tembellikten, okumanın cahillikten daha kıymetli olduğunu idrak ettiğimizde tablo değişmeye başlar.‘Durun siz kardeşsiniz’ diyenler arttıkça bu oyun bozulur.‘Kardeşiz ama…’ diyenler artıkça da canımızı acıtan rakamlar artmaya devam eder.
Zekâtı mutlaka bizim cemaate verelim
Zekâtı mutlaka bizim cemaate verelim
Kızdıracağım. Hem de çok kızdıracağım sizi. Elimden geldiği kadar kızdıracağım. Gücüm yettiği kadar.Bir kere şu… Zekâta taalluk eden fıkhi hükümlerin baştan sona yenilenmesi modern zamanlar için kaçınılmaz bir zorunluluktur. “Neyin zekâta konu olduğu” meselesi cesaretle, üzerine üzerine gidilerek adam gibi tanımlanmalıdır İslam âlimleri tarafından. Mesela şu “binek” meselesi… Ortalama bir bineğin 10 katı fiyatla bir arabaya binen Müslüman’ın o araç için kesinlikle zekât vermemesi gerektiğini ispat etmek için çırpınan hocalarımıza benden bir dost tavsiyesi. “Devletin temin ettiği toplu taşıma araçlarını ‘binek’ sayabiliriz” diyen yenilikçi ve cesur iktisat âlimlerine bir baksınlar.Video: Zekâtı mutlaka bizim cemaate verelimSöylemiştim. Sizi kızdırmaya çalışıyorum.100 milyon liralık malı olan mümin, kıyıp da (en az) 2,5 milyon lirasını zekât veremiyor diye “ticari borçlar, birinci binek, birinci ev, pırlanta” v.d. gibi bir dünya “zekât vermeme formülü” ihdas edenlerin değil “yahu mübarek insan. Yahu güzel Müslüman. 2,5 yerine 5 ver ki, 10 ver ki malın artsın, bereketin çoğalsın” diyecek hocaların dizinin dibine çökelim. “Verince azalmayacağına” herkesi ikna edecek gül yüzlü adamlar bulalım. Dünyaya yeniden bir “ekonomik kalkınma modeli” öneren zatların peşine düşelim. Gösterin, bulalım onları neredeyseler.Henüz kızmadınız mı bana? Hadi biraz daha deneyeyim şansımı.Zekâtın en büyük sosyal amacı “bu yıl zekât verdiğin insanın gelecek yıl zekât verebilecek duruma gelmesi” değilse nedir? İslam ekonomisinin kalbi, İslam ekonomisinin kalkınma fikri burada değilse nerededir?“Bu yıl da kendi cemaatimize verdik zekâtımızı çok şükür” cümlesindeki yanlışın bir an olsun farkına varmayacak mıyız? Cemaat içinde kalan zekât “sosyal kalkınma” değil “iktidar alanı güçlendirmesi” oluşturur. Tecrübemiz bununla sabit değil mi?Nerede bizim topladığı zekât fonunu karşılıksız mikro kredilere çevirip insanların hayatını kökünden değiştirecek kurumsal yapılarımız? Tüm dünyada sadece 4 (yazıyla dört) kurumumuz var yahu bu alanda çalışan. Bu utanç da bize yeter.Daha da mı kızmadın? O zaman devam.Bugün 100 bin lirası olsa bütün geleceğini yeniden kuracak on binlerce köylümüz, esnafımız, genç girişimcimiz yok mu? Sen zekâtınla onun hayatını değiştirebilecekken yardım kolisi uzatıyorsun ona. Oysa o hayatını kurtarsa çevresindeki pek çok insanın “mutlak yoksulluğu” istihdamla, iş alanıyla, ekonomik genişlemeyle kurtulacak. Müslümanlar bunu böyle yapmadı mı? Övünüp durduğumuz Asrı Saadet’in, anlata anlata bitiremediğimiz Osmanlı’nın iktisat yaklaşımı “ortalamayı tutturmak” değilse neydi? Sermayenin belirli ellerde toplanıp fakirlere de yardım kolisi dağıtmanın neresi tam olarak İslam iktisadı, bana bir tane tane anlatsana. Belki ikna olurum.Daha da mı kızmadın bana?O zaman şu: Daha çok külliyeyle, daha çok camiyle, daha çok ilahiyat fakültesiyle gelmiyor din şehre. Bunu anlamak için kaç tane 20 yıl daha geçmesi gerekecek? Kaç tane daha ilahiyat açacağız? 110 bin ilahiyat öğrencisi yetmez mi? 500 bin daha mı lazım?Şehre din, ürettiği sosyal yapıyla, önerdiği iktisadi düzenle, savunduğu adaletle gelecek gelecekse. “Şu kadar öğrencimiz var muhterem, aman onların eğitimi” diyerek gelmeyecek. Öyle olsa yetiştirirdin hayalini kurduğun dindar nesli. Yetiştiremedin. Etrafına toplanan 100, 200, 500 gencin oluşturduğu “Asrı Saadet simülasyonuna” tavsın. Bir akşam Bağcılar’a, Moda’ya, Karaköy’e akalım da göstereyim sana durumu. Hayrıma.Aha dün öğrendim. Tıp öğrencisi dindar talebe diyor ki “yahu ben daha çok puanla girdim üniversiteye. Namazımda niyazımda aksaklık yok. Ekonomik durumum berbat. Benden 1.000 lira yurt parası alıyorlar, ilahiyat öğrencisi oda arkadaşımdan yurt parası almadıkları gibi ona bir de 500 lira burs veriyorlar.”Ne yapıyoruz yahu biz? Samimiyetle soruyorum bunu. Ne yapıyoruz biz? Hangi toplumsallığı, hangi ahlaki düzlemi, hangi adalet anlayışını öneriyoruz topluma? Hala burs mülakatlarında “hangi kitapları okuyorsun?” iğrenç sorusunu dayatarak mı kuracağız geleceğimizi? “Aman şükürler olsun, şu taş yığınımız da bitti. Demek ki daha çok iktidar alanı açabileceğiz kendimize” yaklaşımından bir gram öteye geçemeyen STK’larımızla mı, cemaatlerimizle mi, camialarımızla mı “yeniden Asrı Saadet?” Güldürmeyin beni.Toplum yanıyor hacılar. Toplum kaynıyor. Sen gözünü kapatınca sorunun ortadan kalkacağını düşünüyorsun, kendi içine daha çok kapanınca bir “mikro Asrı Saadet” üretebileceğini düşünüyorsun. Ama kazın ayağı öyle değil. Sen STK’nın has odasında kendini “Hicretin 10. yılında” sanıyorsun, toplumun vasatı “Nübüvvetin ilk yılı.”Sen “aman zekâtı mutlaka bizim cemaate verelim” derken aslanlar gibi 1 milyon, 2 milyon, 5 milyon insanı çatır çatır kaybettik. Toplumsallık üretme şansımızı kaybettik. Kızın feminist, oğlun seküler oluyor hacı abi sen Asrı Saadet hayalleri kurarken. Dahası senin yanında dindar, sokakta çılgınlar gibi seküler bir ikiyüzlülükle yapıyor bunu. Hayatı inkâr ederek ürettin. Müdahale edemeyerek ürettin. Çözüm öneremeyerek ürettin. He bekle. Bekle ki cemaatin 5.000 tane talebe daha yetiştirince buralar çok değerlenecek. TOKİ’ye rica edersin de üzerine “din” kurarsın.
Kurban-zekat oyununa son
Gündem
Kurban-zekat oyununa son
Hükümet, dernekler mevzuatında değişikliğe hazırlanıyor. İçişleri Bakanlığı'nın, 2018 Performans Programında değişklikle ilgili hedeflere yer verildi. Buna göre derneklerle ilgili kararların daha süratli, kaliteli, etkin ve verimli bir şekilde karar alınması için Dernekler Dairesi Başkanlığının genel müdürlük haline getirilmesi gerektiğinin altı çizildi.
Yeni Şafak
Zekat kimlere verilir?
Ramazan
Zekat kimlere verilir?
Sevgili Peygamberimiz zekatın İslam’ın temel ibadetlerinden biri olduğunu bildirmiştir. Zekat vererek maddi imkanı olmayan kişilerin ihtiyaçlarının karşılanmasında katkıda bulunmuş oluyoruz. Peki, daha detaylı sormak gerekirse; zekat kimlere verilir? Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı “Zekat ve Sadaka” başlığı altında “Zekat kimlere verilir?” sorusuna açıklama getirdi.
Yeni Şafak
Atık malzeme toplayarak ömrünün zekatını veriyor
Hayat
Atık malzeme toplayarak ömrünün zekatını veriyor
Zonguldak'ta yaşayan 83 yaşındaki Cevat Taşören, 35 yıldır devam ettirdiği atık malzeme toplama işinden kazandığı parayla, torunlarının eğitimine katkı sağlamasının yanı sıra ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunuyor.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.