Fenerbahçe yöneticisi Robben'i açıkladı
Spor
Fenerbahçe yöneticisi Robben'i açıkladı
Fenerbahçe Asbaşkanı İsfendiyar Zülfikari, 'Taraftarlarımız Robben'i istediklerini söyleyecekler biz de bunun için çalışacağız" dedi.
Diğer
Karate'de yeni hedef Tokyo 2020
Spor
Karate'de yeni hedef Tokyo 2020
Dünya Shotokan Karete Federasyo'nunun Türkiye Başkanı Zülfikar Yeşil, karate camiası olarak 2020 Olimpiyatları'nda elimizden geleni yapacağız. Bilindiği gibi karate, Türkiye'de devşirme sporcu ve antrenör olmayan tek spor dalı olarak biliniyor dedi.
Yeni Şafak
Esed safında 20 bin yabancı
Dünya
Esed safında 20 bin yabancı
Suriye'de İran, Lübnan, Irak, Afganistan ve Rusya'dan gelen yaklaşık 20 bin yabancı savaşçı, Esed rejimi saflarında muhaliflerle savaşıyor.
AA
Generale idam
Generale idam
Pakistan Başbakanı Zülfikâr Ali Butto, 1 Mart 1976’da oldukça tartışmalı bir karara imza atarak, Korgeneral Ziyâul Hak’ın rütbesini yükseltmiş, ardından onu genelkurmay başkanlığına getirmişti. Teamüllere ve ülke içindeki dengelere tamamen aykırı olan bu uygulamada, Butto’nun hareket noktası oldukça politikti: General Ziyâ’yı “düşük profil” olarak değerlendirmiş, onun yönetimindeki ordunun siyasete müdahil olmayacağını, böylece kendisinin de rahatça hareket edebileceğini var saymıştı. Butto’nun Ziyâ’da gördüğü bir diğer “ışık” da, General’in dindarlığıydı. Kendisi seküler bir çizgiye sahip olan Butto, Ziyâul Hak’ın dindar profili üzerinden Pakistan halkıyla devletin diyalogunu yeniden tesis edebileceğini düşünüyordu. Butto’nun hesabı basitti: Halkın gözünde muteber, ama siyasete karışmayacak kadar da nötr bir ordu. Bunu da General Ziyâ ile sağlayabileceğini düşünmüştü. Ancak yanıldığını anlaması için, bir yıl beklemesi yetecekti. 5 Temmuz 1977’de, General Ziyâul Hak, kendisini o vazifeye atayan Başbakan Zülfikâr Ali Butto’yu devirdi, mahkemede yargılattı ve 4 Nisan 1979’da idam ettirdi.Yalnızca 20 yıl sonra, Pakistan’da tarih tekerrür etti:Başbakan Navaz Şerif, 1998’in sonbaharındaki genelkurmay başkanı atamaları sırasında müşkil bir durumla karşı karşıya kalmıştı. General Cihangir Keramet’in yerini alacak isim, bir türlü netleştirilemiyordu. İki potansiyel adaydan General Ali Kuli Han, darbeci eğilimlerinden şüphelenildiği için, General Halid Navaz Han da zalimliğe varan sert tabiatı nedeniyle elendi. Geriye, normal şartlarda şansı bulunmayan bir aday kalıyordu: General Pervez Müşerref. Babasının diplomatik görevi nedeniyle çocukluk yıllarını Türkiye’de geçiren Müşerref, 14 yaşında ülkesine döndükten sonra Batılı formda eğitim almıştı. Matematik ve ekonomi alanlarına ilgi duyan Müşerref, 18 yaşında askerî akademiye girerek orduya intisap etmişti. Kendisini tanıyan herkes, onun “demokrat bir asker” olduğundan söz ediyordu. Başbakan Şerif, bizzat yakından tanımadığı Müşerref’i, özellikle çevresinin telkin ve tavsiyeleriyle 8 Ekim 1998’de genelkurmay başkanlığına atadı. Ancak o da, tıpkı Zülfikâr Ali Butto gibi, kendi görevlendirdiği general tarafından ertesi yıl devrildi. 12 Ekim 1999’da Pervez Müşerref’in görevden uzaklaştırdığı Şerif -Butto gibi- idam edilmedi, Suudi Arabistan’a sürgüne gönderildi.(Pakistan’ın bu tecrübeleri, 2012’de, bu defa Mısır’da tekrarlandı:Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Hüsnü Mübarek döneminin kudretli generali Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavî’nin yerine, hiç bilinmeyen bir ismi getirdi: Abdulfettah Sisi. Normal şartlarda, askerî hiyerarşideki konumu nedeniyle genelkurmay başkanlığı için hiç şansı bulunmayan Sisi’nin, “dindarlığı” ve “devrimci duruşu” nedeniyle tercih edildiği biliniyor. Muhammed Mursi’nin, o dönemde Mısır istihbaratı tarafından kasten aldatıldığı ve Sisi’nin yükselmesi için kendisine abartılı, yanlı ve yanıltıcı raporlar sunulduğu da bir diğer hakikat.)Navaz Şerif’i devirdikten sonra, evvela perde arkasından ülkeyi yöneten, ardından da 2001-2008 arasında Pakistan’ın 10’uncu cumhurbaşkanı olarak resmen sahneye çıkan Pervez Müşerref, hakkında açılan “vatana ihanet” davasında dün (17 Aralık) idama mahkûm edildi.“Sağlık sorunları nedeniyle” 2014’ten bu yana Birleşik Arap Emirlikleri’nde siyasî mülteci olarak yaşayan Müşerref, ABD’nin büyük yatırım yaptığı bir isimdi. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in “Ya bizimlesin ya da bize karşı!” tehdidiyle birlikte, Pervez Müşerref Pakistan topraklarını tümüyle Amerikan ordusuna açmış, komşu ülke Afganistan’ın işgal sürecinde ABD ve NATO birlikleri, Pakistan’daki üsleri ve askerî altyapıyı sınırsızca kullanmıştı. Koltuğunu korumaya odaklanan Müşerref’in bu tercihi, bölgenin daha da istikrarsızlaşmasına ve terör sarmalına bulanmasına yol açtığı gibi, kendisinin de görevden uzaklaştırılmasını engelleyememişti. Dış destekli her diktatörde olduğu gibi, o da “süresi dolunca” tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştı.Son yıllarda ABD’nin Körfez’deki merkez üssüne dönüşen Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki sürgün hayatı, Müşerref için, aslında bir tür ödüllendirme olarak da görülebilir. Devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevî’nin, ağır kanserli haliyle ülke ülke dolaştırılıp, tedavi için ABD’ye kabul edilmeyişini, ardından bir sığıntı olarak Kahire’de can verişini düşününce hele… Müşerref’in akıbeti ve nerede can vereceği meselesi ise, muhtemelen şu anda kapalı kapılar ardında sıkı pazarlıkların konusu. Neticeyi hep birlikte göreceğiz.
Zülfikâr’ın dişleri...
Zülfikâr’ın dişleri...
Görünen şudur; yerel seçimin ardından, diyelim dört hafta sonrasından başlayarak Türkiye uluslararası bir girdabı, çekimine kapılmadan “yönetmek” zorunda kalacak...Video: Zülfikâr’ın dişleri...Bu yüzden, hayli sıkışık yerel seçim ajandası içinde, her zaman zorlu dış politika takvimi arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hindistan Başbakanı Modi ile yaptığı görüşme üzerinden bir tur yapmak lazımdır...İster bağlantıları şimdiden kurun ister arşive atıp müstakbel gelişmelerle buluşturun.. uzaktaki ilk dalgalar şunlardır...***Hindistan Başbakanı Ankara ile telefonda görüşürken, Pakistan, Başbakan İmran Han’ın Nisan ayında Çin’e ziyaret gerçekleştireceğini, İpek Yolu forumuna katılacağını duyurdu. Hükümette önemli pozisyonda bulunan kaynaklara göre bu davet bizzat Çin lideri Xi Jinping tarafından gerçekleştirildi...Çin Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde bu ziyareti duyuran metnin detaylarına/fotoğraflarına bakanlar “karşılıklı duyguları” okuyabilirler. (Washington gözü yaşlı okumuş olmalı: ‘Vice Foreign Minister Kong Xuanyou visits Pakistan’, 03/07, fmprc.)***Çin’den yapılan tek davet bu değil. Mart başında Pekin’den hem Cumhurbaşkanı Ruhani’ye hem de dini lider Hameney’e bir mektup gönderildi. Ulak, Çin Dışişleri Bakan Yardımıcısı’ydı. Mektupları Dışişleri Bakanı Zarif’e elden teslim etti...Mazruf meçhul. Ancak, şu cümle görüşmeden sızdı: “Devlet Başkanı Jinping, İran ile bağları sürdürmeye ve güçlendirmeye devam edecek. Tüm devlet kurumlarına bu yönde gerekli emirleri verdi”.Herhalde bu mesajın da kime gittiğini söylemeye gerek yok...Çin, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın ABD tarafından bozulmasından duyduğu rahatsızlığı zaten dillendirmişti.. Şanghay İşbirliği Örgütü ve İpek Yolu paylaşımları da pekiştirilmeye devam ediyor...***Türkiye-ABD arasında yaşanan S-400 krizinden kaygılanan bir ülke de Hindistan. Yeni Delhi diplomasi entelektüelleri arasında, bu krizin yükselebileceği, belki Amerika’nın Türkiye’ye yaptırımlar uygulayabileceği, sıradaki ülkenin Hindistan olabileceği tartışılıyor...Bu kaygıları haklı çıkabilir. Genel olarak bölgede Hindistan-ABD ilişkilerinin Çin-Rusya ittifakının karşısına konuşlandırılmaya çalışıldığı biliniyor. Gelgelim, Mart başında Hindistan’ın Rusya’dan tam 3 milyar dolar ödeyerek nükleer denizaltı aldığı/kiraladığı ortaya çıktı! S-400’ler, 10 binlerce Kalaşnikof da listeye eklenebilir.***Hindistan-Pakistan arasında yaşanan gerilimin Çin-Rusya-ABD üçgeninde köşesini seçmesi için Delhi’nin sıkıştırılması ve İran’dan da uzak durması için ikaz sayılması gerektiğini incelemiştik. S. Arabistan veliahtının ziyareti de aynı oyundu. Ancak Hindistan bunu reddetti!..Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki ülke arasında arabuluculuk girişimi-zor ama-başarılı olursa, geniş coğrafyada etki yaratabilir; Afganistan, Pakistan, İran, Hindistan, Rusya ve Çin’le birlikte ayrı ayrı oluşturulan sinerji cem edilebilir.***Bu toplamı yanlışa yontmak için müdahaleler olacaktır.Mesela...İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’ye “Zülfikar Nişanı” verdi...Bu sıra dışı bir durum... İslam Devrimi’nden bu yana, yani 40 yıl içinde bu takdire mazhar olmuş biri yok İran’da. Belli ki Süleymani’nin Suriye’deki “hizmetleri” önemli bulunuyor. Ama yine çok belli ki bu onurlandırmanın tıpkı Zülfikar gibi iki ucu var...Biri, Devrim Muhafızları’nın bölgede oynadığı/üstlendiği rol. İkincisi ise Tahran dengeleri. Bu yüzden Süleymani’nin ödül ve zamanlamasını, kısa süre önce Dışişleri Bakanı Zarif’in istifasıyla beraber düşünmeliyiz...Esad’ın ‘Tahran hükümetinden’ habersiz İran dini lideri tarafından ağırlanması, yanlarında sadece General Kasım’ın bulunması, parlamentodan Cumhurbaşkanı’na kadar siyasi yelpazede yankı bulmuş, tekrarlamayalım, nihayetinde Dışişleri Bakanı Zarif güçlü bir destekle istifasını çekmişti.Ancak dış politikası genellikle muhkem sayılan İran’ın gedikleri elle tutulur hale gelmişti.Süleymani gözden kaçırılmamalı!.. ABD-NATO’nun 2003-2008 arasında Afganistan’da Müşterek Özel Harekat Komutanlığını yapmış Orgeneral Stanley McChrystal: “Bugün Ortadoğu’da tartışmasız en güçlü ve sınır tanımayan aktör Süleymani’dir”!..Bu açıklamayı, ABD ve İsrail’in körfez ülkeleriyle birlikte İran’a iyice yüklenmek adına güç derlediği, terör örgütüne yönelik Türkiye-İran operasyonunun da seslendirildiği zamanlamada Zarif dosyasının yanına koyalım. Bakalım ‘kısa vadede’ daha neler eklenecek...***İran’ın içi başka dışı başka da, ABD farklı mı?..Daha ayın 11’inde 50’den fazla üst düzey emekli general ve diplomat, Amerika’nın İran’la nükleer anlaşmaya dönmesi için bildiri yayınladı ve Washington’u ikaz etti. Bir tür, ‘generaller, diplomatlar rahatsız’ durumu. (‘50+ Retired generals and diplomats urge the US to reenter İran deal’, 11/03, National İnterest.)***Bu yüksek bir oyun.Uzakta değil, burnumuzun dibinde! Orası tamam olduğunda güney sınırımızda tamam olacak. Orası bozulduğunda burası da bozulacak!Salim kafa gerekiyor. 31 Mart odur...
1917 aile kararnamesi
1917 aile kararnamesi
Türk Kahvesi programında ağırladığım konuklarımın hepsinin uğraş alanları hayata bambaşka pencereler açıyor. Bu nedenle hepsine çok müteşekkirim.Geçen hafta konuğum olan Prof. Dr. M. Akif Aydın da bunlardan birisiydi. Sayesinde kadı sicillerini okumak gibi yeni bir hobi edindimJAkif hoca kendisini bir hukuk tarihçisi ve bir bilim insanı olarak yaşamaya adamış. Eserlerinin yanı sıra İSAM başkanlığı sırasında kıymetli bir ekiple hayata geçirdiği bir proje olan kadı sicillerinin tercüme ve internet ortamına aktarımıyla önemli bir veri tabanının oluşmasına hizmet etmiş. Öyle ki bu çalışma, sosyal yaşantısıyla kayda geçen İmparatorluk hakkında birçok kanaatin değişmesine de sebep olmuş. Doğrusu ben direkt kadınla ilgili bahislere odaklandım. Özellikle boşanma bahsini okumak çok gülümsetiyor insanı. Yüzyıllar geçiyor insan değişmiyor.…Osmanlı toplumunun her köşesinde yargıyı sağlayan kadıların sicilleri muhteşem bir ayna ve kaynak. Doğrusu yanınıza bir sözlük alıp sicillere dalın derim. Eğlenceli, öğretici, muhakeme geliştirici ve ezber bozucu… İSAM tarafından 100 cilt halinde kapaklı biçimde yayınlansa da internet ortamında kayıtları araştırmak çok daha kolay.KADINI KORUYAN KADI…Bir sicil kaydında kadı efendi sarhoş olup karısını sürekli döven Zülfikar Ali’ye uzaklaştırma cezası veriyor. 2011 İstanbul Sözleşmesi’nden iki yüz yıl filan önce… Hüseyin Mustafa’nın karısının izni olmadan ikinci bir kadın getiremeyeceğine, Oruç Halil’in eşi Dilferid’i bir aydan fazla bırakıp gidemeyeceğini belirten kararlar veriyor. O zamanlarda erkeklerin ortadan uzun süre yok olması ciddi bir sorun. Bir de dikkatimi çeken kadınların boşanma taleplerindeki artış. Kadılar da enteresan! İslam hukuku ve de Hanefi fıkhını esas alan kadılar kimseye “dizini kır koca bu döverse sesini çıkarma” demiyor, tam tersi kararları kayda geçiyorlar. Elbette genellenemez. Ancak bu sicillerde çalışmış olan M. Akif Aydın da, kadıların kadınları koruduğunu söylüyor. Doğrusu tarihimizle bir kez daha gurur duydum. Hele de “Pabuçcu Ali” vakasında “Helal Olsun”JKadı sicillerinde elbette sadece bunlar yok. Sanat tarihçilerinden dizi yapımcılarına, senaristlere hem hikayeleri hem hükümleri itibarıyle muhteşem bir kaynak ortaya çıkmış. Emeği geçenler sağ olsunlar……M.Akif Aydın’ın doktora tezini de kapsayan bir kitap olan “Osmanlı Aile Hukuku” bugün tartıştığımız konularla çok alakalı. “Vaay aile çöküyor, suçlu kim” tartışmalarına yüzyıllar öncesinden ışık tutacak nitelikte. Malum “Işık doğudan gelir” …Akif Aydın’ın Osmanlı Aile Hukuku isimli kitabını tavsiye ediyorum. İlber Ortaylı’nın Osmanlı Toplumunda Aile kitabını da siparişinize ilave edin derim. Böylece bu konudaki tartışmalar belki derinlik kazanabilir.…Osmanlı’nın son yüzyılı, her bir cephede savaş var…1820’den 1920’ye Rus Harbi, Balkan Harbi, Yunan Harbi, Sırp Harbi, Mısır isyanları, Arap ayaklanması ve de ardından 1. Dünya Savaşı derken erkek nüfusun ciddi bir bölümü peş peşe gelen harpler ile kaybedilmiş. Onların sosyal hayatta boşalttığı yeri kadınlar doldurmuş. Diğer yandan sanayileşmenin yanı sıra kültürel olarak Avrupa’nın yaşam tarzının etkisi görülmeye, aile yapısı değişmeye, eski konaklar yok olmaya başlamış. Tam bu noktada “batıcılar”, “Türkçüler” ve “İslamcılar”ı kapıştıran konuların başında kadın ve aile gelmiş.(s: 166)Kadınlar ister istemez çalışmaya başlamışlar. Feminist cereyanlar görülse de bunlardan ancak az miktarda iyi okur yazar kadın haberdar olabilmiş. Gerisi ekmeğinin, çoluğunun çocuğunun derdine düşmüş.Tanzimat sonrası düzenlenen Mecelle’de aile hukukuna yer verilmemiş. Toplumda ortaya çıkan değişimin sebep olduğu problemleri çözmek amacıyla İttihad ve Terakki hükümeti 1917 Aile Kararnamesi’ni çıkarmış. Kararnamenin bahtı çok açık olmasa da Medeni hukuk konusunda güncellenen ilk ve tek düzenleme olarak İslam coğrafyasında yaşatılmış. (Ürdün, Malezya, Mısır, Suriye, Filistin, Lübnan)Kararname “Münekahat”(evlenme) ve ‘’Müfarakat’’( boşanma) olmak üzere iki kitap halinde düzenlenmiş. Museviler ve Hristiyanlar için ayrı hükümler getirilmiş. Aile hukukunu düzenlemeye nişan ile başlanmış ki; bu kelime bir hukuk metninde ilk defa kullanılmış. Kızlarda 17 erkeklerde 18 yaşını bitirenleri tam ehliyetli saymış. Birçok hükmünde farklı mezhep imamlarının görüşlerini birleştirmiş, Kararname’nin en çok eleştirilen tarafı da bu olmuş. Mahkeme kararıyla boşanma sebeplerini artırmış kadınların boşanma imkanlarını da genişletmiş. Aile meclislerini devreye sokmuş. Evlenme ve boşanmaya devletin kontrolünü getirmiş. Kararname yayınının ardından batıcılar, Türkçüler ve İslamcılar çok eşlilik konusunda şiddetli tartışmalar başlatmışlar.İki grubun şiddetli tepkisini çekmiş. Muhafazakar İslamcılar ve gayrimüslim cemaatlerin ruhani reisleri 1919’da yürürlükten kaldırılmış.Yıl 1924… Lozan’ın sonuçları medeni hukuku da etkiler. Türk devleti Avrupalı hukuk danışmanlarını beş yıldan az olmamak şartıyla istihdam etmeyi kabul etmiştir. Bu danışmanların nezaretinde hazırlanan hukuk reformlarıyla aile hukukunu düzenleyen İsviçre Medeni Kanunu kabul edilir. (s: 216)Yıl 2019… Hala bu konu tartışılmakta ve benzer argümanlarla muhafazakarlar... Batıcılar ve Türkçüler şarkı garbı cenubu suçlayıp durmaktalar…
Topkapı Sarayı envanterindeki silahlar restore ediliyor
Hayat
Topkapı Sarayı envanterindeki silahlar restore ediliyor
Topkapı Sarayı Müzesi'nin silah koleksiyonlarında yer alan eserler, restorasyon ihtiyacı olduğunda Kompozit Eserler Atölyesi'nde restore ediliyor. Silah deposu envanterinde bulunan 500 yıllık eşsiz 'zülfikar' şeklindeki kılıç da restore edilenler arasında bulunuyor.
DHA
2 bin yıllık Göktürk kılıçları yapıyor
Hayat
2 bin yıllık Göktürk kılıçları yapıyor
Sivaslı bıçak ustası İsmail Gölebatmaz'ın bıçak, kama ve hançerin yanı sıra atölyesinde yaptığı Göktürk, Osmanlı ve Zülfikar kılıçları ilgi çekiyor.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.