Tarık Tufan son romanı Geç Kalan’ı anlattı: Varoluş amacım hakikatimi keşfetmek
Hayat
Tarık Tufan son romanı Geç Kalan’ı anlattı: Varoluş amacım hakikatimi keşfetmek
Yazar Tarık Tufan, içsel yolculuğunda yaşadığı ruhsal sancıları ve bitmek bilmeyen huzursuzluklarını son romanı Geç Kalan’da okuyucuları ile bir kez daha aktarıyor. Çok farklı dünyalara karşılık gelecek göndermelerin metnin gücünü artırdığını belirten Tufan, "Mutlak manada bu dünyadaki varoluş amacım kendi hakikatimi keşfetmekse eğer, buna imkan sağlayacak bütün anlatılara, bütün hikayelere, sanatsal üretimlere, kadim öğretilere kulak kesilmeye çalışıyorum" ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Hiroşima’dan İdlib’e ne değişti?
Hiroşima’dan İdlib’e ne değişti?
İmparatorluk coğrafyası ve tarihi hakkında malumatımız olabilir fakat bu, belirli bir bakış açısına sahip olduğumuz anlamına gelmez. Suriye’de ne işimiz vardı, Ortadoğu bataklığı ve Mustafa Kemal’in siyaseti şeklindeki cümleler ise ne malumata ne de bakış açısına işaret eder. Aslında yıllarca “geceleyin karlı kayın ormanında” ne aradığını bilmeden dolaşan bir adamın, coğrafyasındaki zeytin ağaçlarından haberdar olmamasıdır temel sorun. Yönsüz ve pusulasız olarak nereye gittiğini ve ne aradığını bilmeyen bir aydın profilimiz var. Yıllarca uzaktaki çocuklar üzerinden kendilerine alan açtıkları hâlde milyonlarca Suriyeli çocuğa “radikal dincilik” bahanesiyle sırtını dönmekten utanmıyorlar. Bu ne zalimlik! Burası bizim coğrafyamız, burası Akdeniz, burası İdlib, burası zeytinin memleketi, burası İslam toprakları ve ölen ya da yollara düşen milyonlar bizim insanımız.Bırakınız devletleri, uluslararası kurumları bile sarsarak çöküşe sürükleyen bir dönemden geçiyoruz. Irak, Suriye, Libya ve daha başka yerler eşi benzeri görülmemiş bir saldırı altında. İslam coğrafyası bir daha çözülüyor ve bunun gelip dayanacağı yer, Allah korusun, Anadolu’dur. Bu dönemde Atatürk’e ve onun dış politikasına atıfta bulunup da Türkiye’yi maceracılıkla suçlamak hem tarih bilmezliktir hem de kendini tarih dışına itmektir. Tarih dışılık, coğrafyamızın kaderi değildir. Atatürk’ün Hatay ve Suriye bağlamındaki gelişmelerle yakından ilgilendiğini bilmeleri gerekirdi. Fakat mesele ne Atatürk ne de onun dış politikasıdır. Çünkü onlar da biliyor Atatürk döneminde Suriye’ye ya da coğrafyaya sırt çevrilmediğini. Fakat yine de anlatmak lazım.Refik Halit Karay, 150’likler listesindeydi ve sürgün edildi. Sürgün olayının doğruluğu ve yanlışlığı ayrı bir değerlendirme konusudur. Fakat Şerif Aktaş’ın belirttiğine göre Refik Halit kendisinin de sebep olduğu bir dizi yanlışlıkların neticesi olarak, millî mücadeleye doğrudan karşı olmadığı hâlde kendini sürgün hayatında bulur. Uzunca bir dönem Suriye’de yaşayan Refik Halit, 1928’den sonra Halep’te yayımlanmaya başlayan milliyetçi çizgideki Vahdet gazetesinde yazar. O yıllarda Suriye’de Fransız manda yönetimi hüküm sürmektedir. Bilindiği gibi 1925’te Fransa’ya karşı büyük bir isyan hareketi başlamıştı. Bu isyan Fransızlar tarafından çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Refik Halit milliyetçi çizgideki gazetede yazmaya başladığında isyan yeni bastırılmıştı.Şerif Aktaş, Refik Halit’in Ankara ile irtibatta olduğunu, Ankara’dan önemli sayılabilecek yardım gördüğünü belirtiyor. Atatürk’ün Halep’te yayımlanan bu gazeteye ve yazarına destek olduğu anlaşılıyor. Refik Halit, Atatürk’ün Hatay siyasetinde önemli bir role sahiptir. 1930’larda İkinci Dünya Savaşı’na giden süreçte Fransız manda yönetimindeki Halep’te Türkiye lehine yazıları çıkan Refik Halit, Hatay’da Türk gençleriyle irtibata geçer ve bölgenin Türkiye’ye bağlanmasına yönelik çalışmalar yapar. Onun Türkiye’ye geçişi, Hatay’ın Fransız mandasındaki Suriye’den ayrıldığı zamana tekabül eder.İmparatorluk coğrafyasının dağılma süreci edebiyatımıza nasıl yansımıştı? Büyük Harp karşısındaki tepkimiz neydi? Bu sorulara kısa ve kestirmeden verilecek cevapların yanıltıcı olacağını düşünüyorum. Zülfü Livaneli gibilerin kısa ve kestirmeden bir cevap verdikleri ve coğrafyaya yabancılaştıkları anlaşılıyor. Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı adlı kitabındaki “Allah’a Ismarladık” bölümünden boşuna mücadele edildiği gibi bir anlam çıkarılabilir. Fakat bu, doğru bir yorum olmaz. Ankara’nın Suriye’ye ilgisi hiç kesilmemişti. 1946’da Fransız manda yönetimi sona erdi. Kısa bir zaman sonra Halep kalesine Türk bayrağını çekip Türkiye’ye katılma isteğini dile getirenlerin yüzüne bakan olmadı. İnönü, Atatürk dönemindeki bakış açısına sahip değildi. Artık çok şey değişmişti. Üsküp’ten gelen yardım taleplerini reddedip isim listesini cellada teslim eden bir Ankara vardı.Fransızlar 1925’te Şam’ı top ateşine tutup yakıp yıkmıştı. Esad’ın Fransızlardan daha zalim olduğunu anlıyoruz. Halkının üzerine ölüm yağdıran bir zalimden bahsediyoruz. Zülfü Livaneli gibiler hangi kin ve nefretle dolu ki milyonları önüne katıp ölüme sürükleyen bir zalimliği görmezden geliyor? Hiroşima’ya ağıt yakılmalıydı, bu doğru fakat Halep’in çocukları insan değil mi? İdlib’de ölüme, açlığa ve soğuğa yürüyen milyonlar sırf inançlarından dolayı mı yalnız bırakılıyor?Fakat Türkiye değişti. Bugün kendisiyle birlikte bütün coğrafyayı ayağa kaldırmaya çalışan bir Ankara var.
Bahçeli'den 'Livaneli' açıklaması: Önemli olan  ne söylediği değil kimin söylettiğidir
Gündem
Bahçeli'den 'Livaneli' açıklaması: Önemli olan ne söylediği değil kimin söylettiğidir
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 'Danışıklı dövüş, bir siyaset planlaması sahnededir. Livaneli'nin bühtanlarını reddediyoruz. Önemli olan kimin ne söylediği değil kimin söylettiğidir.'
Diğer
Zülfü Bey yani leylim ley
Mehmet Şeker
Zülfü Bey yani leylim ley
Hep beraber işi gücü bıraktık, bir haftadır Zülfü Livaneli’nin röportajını konuşuyoruz.Televizyonlardaki tartışma programlarında başka konu yok.Zülfü Bey de şaşırmış bu duruma.Eşi de şaşırmaktaymış.Bir kişi için solcu değil demek, suç muymuş?Canlı yayına telefonla bağlanıp sözlerine açıklık getiriyor.“Öyle demek istemedim, şöyle demek istedim…”Hafiften sitem ediyormuş gibi ama gayet net şekilde görülüyor ki keyfi yerinde.Aslında son çıkan kitabını konuşmayı tercih ettiğini laf arasında söylüyor,...
Zülfü Livaneli halkın ‘40 milyonu’ için ne öneriyor?
Mehmet Acet
Zülfü Livaneli halkın ‘40 milyonu’ için ne öneriyor?
Zülfü Livaneli’nin siyasetten elini eteğini çektiğini, karlı kayın ormanlarında yürüyüşler yapıp, güneş topladığını düşünenler, içinde nasıl bir canavar beslediğini son mülâkatında söyledikleriyle fark etmiş olmalı. Son aylardaki kampanya ile başlangıç vuruşu yapılan, Türkiye’ye yeni bir elbise giydirme çabaları, belli ki Livaneli’yi de heyecanlandırmış. Gazeteduvar isimli internet sitesine verdiği mülakatta Bülent Ecevit’i mezarından çıkarıp tekrar gömmesi, aynısını Deniz Baykal’a tekerlekli sa...
Bunlar nasıl aydın?
Gündem
Bunlar nasıl aydın?
PKK’nın terör eylemlerine ve roketli saldırılarına sus pus olan sözde 170 aydın, Zeytin Dalı harekatıyla teröristlerin büyük kayıp vermesinin ardından adeta tutuştu. Gezi imamı İhsan Eliaçık, sanatçı Zülfü Livaneli, gazeteci Ece Temelkuran, akademisyen Nimet Yardımcı gibi isimlerin başını çektiği aydınlar Meclis'e bir mektup göndererek operasyonların bitirilmesini istedi.
Yeni Şafak
Zülfü İmamoğlu mu? Yok, Ekrem Livaneli!
Zülfü İmamoğlu mu? Yok, Ekrem Livaneli!
İstanbul’un Başkanı olduğunu bir türlü hatırlayamayan Ekrem İmamoğlu, Bodrum’dan neden vazgeçemiyor? Şimdilik, bir muamma…Video: Zülfü İmamoğlu mu? Yok, Ekrem Livaneli! Mesela, lütfedip “Sular Altındaki” İstanbul’da kısa bir esnaf ziyareti yaptıktan sonra aynı gün saat 15.40 uçağıyla yine Bodrum’un yolunu tutmasının mücbir bir nedeni mi var? Mutlaka yetişmesi gereken “kapalı kapılar altındaki bir görüşme veya toplantı” mı vardı, acaba? Merak arttıkça; sualler, böyle uzayıp gidiyor. *** “Bodrum Büyükşehir Belediye Başkanı!” İmamoğlu, “akıl hocası” sayılan Zülfü Livaneli’nin konserlerinin de müdavimidir: Sonuncusu Bodrum’da olmak üzere üç ayda üç Livaneli konserine katıldı. Alkış, tezahürat gırla gitti… Haliyle, 25 yılın biriken tüm tezahüratları da sahne aldı! Livaneli’nin vücut dili “1994’ün rövanşını nihayet aldım” diyordu… İmamoğlu, “Tuhaf” adlı derginin Temmuz sayısında Zülfü Livaneli’yi yazdı: “Adaylığını ilk dile getiren kişinin Livaneli olduğunu” işaretledi. Zülfü Livaneli’den ‘İstanbul seçiminin gizli kahramanı’ diye söz etti! Haydi, muzip bir kehanet çalışalım… Ekrem, Zülfü abisinin konserine “dördüncü kez” katıldığında; sahnedeki manzara, şöyle bir yanılsama arz edecek: “Müthiş performans: İstanbul’un Başkanı Zülfü Livaneli, Bodrum’un Başkanı İmamoğlu’nu övmekten yorulmadı…”“YAZ” DEĞİL, “LİVANELİ” SICAKLARI Zülfü Livaneli sadece konserlerde değil; Tuhaf, Ot, Kafa vb. gibi dergilerde de sıkça sahne alıyor: “Kültür, Sanat İktidarı Bizde: Başkanı da Livaneli” der, gibiler… Dahası, bu yaz Laikçi Medya’nın termometresi de hemen her gün 38 ila 40 Livaneli’yi gösteriyor! Bunlardan biri olan Sözcü; Zülfü Livaneli röportajını “Siyasal İslam bir devirdi, hasar bırakarak gidiyor” başlığıyla verdi. (15 Ağustos 2019) Şu sözler de Zülfü’nün: “Siyasal İslam’la kol kola girerek demokrasi olabilir mi? Böyle bir şey dünyanın neresinde yaşandı? Bu, bizim arkadaşlar niçin böyle bir akışa kaptırdılar, kendilerini? Batı tarafından müthiş destek gördüler…” Yıllardır “Devrimci” takılmayı çok seven; “Batıcılığa Karşıymış Gibi Yapan” Mister Livaneli; “Siyasal İslam” diye tanımladığı Mevcut İktidarın, 15 Temmuz’da FETÖ piyonuyla saldıran NATO-ABD tarafından devrilmeye çalışıldığı gerçeğine “gözlerini sımsıkı kapatıyor!” “Devrimcilik” maskesi ve “Atatürkçülük” kıyafetiyle Türkiye’yi Batılı Devletlere eklemlemeye çalışan “aydın!” örneğinin önde gelen simalarından biri olan Livaneli’nin Sözcü’deki röportajın sonunda şöyle bir cümlesi var ki; aslında “zurnanın zırt dediği” yerdir: “Bizlerin, yani Cumhuriyet kuşaklarının da özeleştiri yapması lazım: Bu, birkaç başlıkta yapılmalı; Atatürk’ü anlamak, etnik mesele ve bir de aydınına düşmanlık… Nazım’ı hapislerde çürütmüşsün, Sabahattin Ali’yi öldürmüşsün, sonra diyorsun ki, Batı bizi anlamıyor!” *** “Nazım Hikmet’in hapislerde çürütüldüğü yıllarda; Şevket Süreyya Aydemir’in tabiriyle ‘Tek Adam’ ile ‘İkinci Adam’ iktidarda değil miydi?” diye sorup da “zülfü yâre” dokunmayalım! Sabahattin Ali’nin derin bir cinayete kurban gittiği 1948’de ise “Milli Şef!” İsmet İnönü’nün iktidarı hüküm sürüyordu! Aradan bunca sene geçtikten sonra dahi Sabahattin Ali’nin “milliyetçi gerekçelerle” öldürüldüğü hikâyesi anlatılıyor. Türkiye’de ABD’nin hâkimiyeti 1944’te başladı ve Sabahattin Ali’yi katleden derin cinayetin kararını veren de Türkiye’deki Derin Üst Yapı’yı yönetenlerdi. O Gizli Yapı ise Amerikan Devletine bağlı olarak çalışıyordu… Hal böyleyken… Zülfü Livaneli’nin Türkiye’deki derin cinayetlerin arka planından Batı’yı (ABD’yi) uzaklaştırmaya “özen gösterdiğini” söylemeye gerek kalıyor mu?PSİKOLOJİK SAVAŞ’IN PİYONLARI Halid Özkul’un “Psikolojik-Asimetrik- Paradoksal Medya- Kontrgerilla- Kontra Gerilla: GLOBALİST KARŞI DEVRİM” adlı (7 yıl gecikme ile 2014’te yayınlanabilen) çok önemli kitabında, şu satırlar yazılıdır: “Psikolojik Savaş’ın en önemli teması, korku yaratmaktır. Bu korkuyu canlı tutmak, eskidiğinde ise yeni bir korku icat etmek, malzeme bittiğinde eski bir korkuyu yeniden serbest piyasaya sürmek! (…) Evet, istihbarat servisleri, bu işi günümüzde özel mülkiyetin başpiskoposları olan medya patronlarının desteğiyle ustaca yürütmekteler. Piyon olarak da şöhret düşkünü ‘papaz’ entelektüelleri kullanmaktalar… Bu ‘aynalı sazan’ hikâyesine en son, Mayıs 2007’de bir günlük gazetemizin (Vatan) köşesinden şahit olduk: Eski Solcu-Şarkıcı-Yazar-Gazeteci-Edebiyatçı-Yapımcı-Milletvekili-Ulusalcı vb. Zülfü Livaneli, 10.05 2007 tarihli “404 Bomba Meselesi” başlıklı makalesinde özetle şu enformasyonu açıklıyordu: Vaktiyle SSCB’den 400, ABD’den de 4 nükleer bomba çalınmışmış, bunlar da çantalar içinde teröristlerin elinde imiş… Üstadı Muhterem de bunu Harvard Üniversitesi’nin Dekanı Prof.Graham Allison’dan dinlemiş!” (S: 85-86) *** Finaldeki Not: Nükleer bombaların çalındığı yalanı ABD’den pompalanmıştı. Türkiye’deki dublajı da Mister Livaneli yapmıştı! Bahse konu terör örgütü mü? El Kaide idi! Hani, şu CIA operasyonunun kod adı olan El Kaide!
Zülfü Livaneli: Türkiye Rusya'dan özür dilemeli
Hayat
Zülfü Livaneli: Türkiye Rusya'dan özür dilemeli
Türkiye'ye karşı algı operasyonu yürüten Rus ajansına röportaj veren Zülfü Livaneli, Türkiye'nin Rusya'dan özür dilemesi gerektiğini iddia etti. Kendi ülkesini Rusya'ya kötüleyen Livaneli'nin bu sözleri büyük tepki topluyor.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.