Gündem Böyle olur Peygamberin ordusu

'Böyle olur Peygamber'in ordusu'

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Hasan Öztürk köşesinde 'Böyle olur Peygamber'in ordusu' başlıklı yazısını kaleme aldı. Yusuf Kaplan, Özlem Albayrak, Kemal Öztürk ve Hatice Karahan da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Böyle olur Peygamberin ordusu
Yusuf Kaplan, Kemal Öztürk, Hatice Karahan, Özlem Albayrak, Hasan Öztürk.

Hasan Öztürk, Yusuf Kaplan, Özlem Albayrak, Kemal Öztürk ve Hatice Karahan'ın yazılarının dikkati çeken bölümleri:

0. Yusuf Kaplan: Suriye ve Mısır’la ilişkiler gözden geçirilmeli vakit geç olmadan...

Fırat Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin önünü açtı; mevzi kazanmasına, belirleyici bir stratejik güce ulaşmasına imkân tanıdı. Benzer bir kazanımın Afrin Harekâtı’nda da olması ve zamanla stratejik dengeleri belirleyebilecek bir konuma sahip olmamızı sağlayabilmesi için, Türkiye’nin Suriye’yle ve Mısır’la ilişkilerini gözden geçirmesi şart. Daha fazla geç kalmadan hem de.

SURİYE İLE İLİŞKİ KURARSAK, OYUN-BOZUCU BİR HAMLE YAPMIŞ OLURUZ... 

Başından bu yana Türkiye’nin Suriye’yle ilişkileri koparmasının yanlış olduğunu söylüyorum; gerek bu sütunda gerekse televizyon programlarında. Türkiye’nin Suriye’yle ilişki kurması, Esed rejiminin kendi halkına karşı işlediği cinayetleri onaylaması anlamına gelmez.  Aksine; eğer Türkiye, başından itibaren Suriye yönetimiyle -hiç olmazsa belli ölçüde- ilişki hâlinde olsaydı, Esed rejiminin bu kadar cinayet işlemesi o kadar kolay olmayabilirdi. Oysa Türkiye’nin Suriye’yle ilişki kurması, ülkemizin güvenliği ve bölgenin geleceği açısından stratejik önemi büyük, oyun-bozucu bir hamle olacaktır.

Yusuf Kaplan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Özlem Albayrak: Amerikancılık mı, Avrasyacılık mı?

Türkiye’nin ABD ile ilişkisi neredeyse Suriye iç savaşının başından bu yana kötü gidiyor. İlişkiler her seferinde biraz daha bozuluyor, her seferinde geri dönülmez noktaya doğru bir adım daha atılıyor. Müttefik kelimesi her seferinde biraz daha anlamsızlaşıyor. En son Türkiye’nin başlattığı Afrin Harekatı’na ABD’nin koyduğu gönülsüz şerh, PYD-YPG hattını meşru gösterebilmek için, harekatın başından bu yana hergün IŞİD’le mücadele konusunu gündeme getirmesi, bu durumu iyice netleştirdi. ABD’nin New York Times gibi resmi görüşü yansıtan gazetelerinde, YPG teröristlerinden hala “Kürtler” diye bahsedilmesi de sözkonusu durumu iyileştirmiyor, daha da içinden çıkılmaz kılıyor.

Suriye iç savaşının başından bu yana dedik, sahiden de 2011 yılından bu yana, Türkiye Suriye konusunda ABD tarafından refüze ediliyor. Savaşın ilk iki yılında sürekli güvenli bölge, uçuşa yasak hava sahası önerileri reddedilen Türkiye, hele de Gezi’den sonra ABD tarafından tamamen dışlanmaya başlandı. ABD, Türkiye’yi Suriye masasından kalkmaya zorlamakla kalmadı, 17-25 Aralık yolsuzluk görünümlü darbe teşebbüsüne de, 15 Temmuz’daki gerçek darbe teşebbüsüne de neredeyse sessiz kaldı. Daha doğrusu pek de müttefik gibi davranmadı. Suriye konusunda Türkiye ile eğil, Kürtler dedikleri YPG teröristleriyle çalışmaya başladılar, üstelik onlara bir de devlet sözü verdiler. Türkiye, 2014 yılında DEAŞ’a karşı başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı’nda da ABD başta müttefiklerinden yeterince destek göremedi. Uluslar arası arenada Türkiye’nin terör örgütü DEAŞ’la tek başına yaptığı mücadele yer almadı. Sadece ABD’den Türkiye’nin kendini savunmaya hakkı olduğu yolunda açıklama geldi, o da neredeyse kerhen yapıldı.

Özlem Albayrak'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Kemal Öztürk: Özgür tartışma, üslup, nezaket

Rutubetli öğrenci evlerinde sabahlara kadar süren tartışmalarımız vardı. Tartışmadığımız konu da yoktu neredeyse. Tasavvuftan mezhebe, komünizmden liberalizme kadar, İslami ve beşeri ilimlere ait her konu, o sigara ve nem kokulu odalarda, simit çay eşliğinde, cesurca ve özgürce yapıldı. 

O tartışmalardan dergiler doğdu. O dergilerden yayınevleri. Tartışmalar buralarda devem etti. Hem okuduk hem tartıştık. Hiçbir zaman yasaklı kitap, yazar listemiz olmadı. Sahip olduğumuz ana fikre güveniyorduk, o yüzden her şeyi, herkesle tartışma cesaretimiz vardı. En önemli kuralımız hakaret etmeden, nezaketi bozmadan saygılı olmaktır karşıdaki insanlara. 

ÖZGÜRCE TARTIŞMAKTAN KIYMETLİ FİKİRLER DOĞAR 

Sonra o ortamlardan bugünün saygı duyulacak akademisyenleri, bilim adamları, siyasetçileri, belediye başkanları, aydınları, gazetecileri, iş adamları çıktı. Demem o ki, özgürce, korkmadan, cesurca tartışılan ortamlardan yeni fikirler, akımlar, buluşlar, değerler çıkar. İnsan beyni böyle gelişir, böyle üretir. Tek düze, dar alanlarda, konuşulması yasaklı, sınırlı alanlarda yapılan tartışmalardan bir şey asla çıkmaz. Bir yerde kitaplar, fikirler, düşünceler, yazarlar yasaklanıyorsa, orada dogmatik kısır beyinler yetiştiriliyor demektir. Orası bağnaz, saplantılı ve tek düze insan tipinin yuvası olur aynı zamanda.

Kemal Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hasan Öztürk: ‘Böyle olur Peygamber’in ordusu’

Önce Irak’ta gördük, sonra Suriye’de. İki ülkedeki savaşın en dramatik yönüydü; sivillere yönelik katliamlar. Çocuk, yaşlı, kadın demeden hunharca katledilen insanlar. Terör örgütleri ile paramiliter milislerin katliamları gözümüzün önünde hep. Bir de düzenli orduların katliamları. Hatta daha dün Rusya ve Esad İdlip’te yine sivilleri vurdu. İçinde bebeklerin de olduğu onlarca gariban Doğu Guta’da açlıktan ölüyor. Sivilleri vuruyorlar, paramparça ediyorlar. 

Terör örgütleri, DEAŞ da, El Kaide de, El Nusra ve türevleri de PYD/YPG/PKK da… Hem Irak’ta hem Suriye’de sivilleri katletti. Bunlara bir de Hizbullah ve Haşdi Şabi gibi paramiliter güçler eklendi. Başta rejim, yanında Rusya, İran, Amerika ve koalisyon güçleri de özellikle Suriye’de sivil ölümlerinden hiç çekinmedi. Hatta sivilleri sistematik bir şekilde katletti. Amerika’nın Irak işgalinde ölen sivillerin sayısı 1 milyonun üzerinde. Suriye iç savaşındaysa sayı 700 binin üzerinde.

Hasan Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hatice Karahan: Türkiye-AB yolculuğunda ivme

Bugün, Kasım ayında Mesafe ve Sinyal başlıklı yazımda detaylı ele aldığım AB ile ilişkiler mevzuundan bir kupleyle başlayayım: “Yılların ördüğü güçlü ağların bir kazan-kazan durumu ortaya çıkardığı, iki taraf için de inkâr edilemez bir gerçek. Bunu kaybetmeye dair bir niyet de, ben henüz görmedim”. 

O vakit gerçekleştirdiğim Brüksel temaslarının da çıktılarıyla beslediğim ilgili görüşlerde, iletişim kanalıyla karşılıklı doğru sinyaller vermenin önemine değinmiş ve yapılacak yüksek düzeyli diyalog toplantılarının gerçekle algı arasındaki mesafeyi kısaltmak için anlamlı olacağını belirtmiştim. Bu bağlamda ilgili Bakanlarımızın gerçekleştirdiği söz konusu görüşmeler oldukça verimli geçerken, müspet çabaların katkısıyla yumuşayan ortamın bir meyvesi olarak geçtiğimiz gün gündeme düşen Türkiye-AB Zirvesi haberleri epeyce ilgi uyandırdı. Buna göre; AB Konseyi Başkanı Tusk, AB Komisyonu Başkanı Juncker ve AB Konseyi Dönem Başkanı Bulgaristan Başbakanı Borisov, 26 Mart tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Varna’da bir araya gelerek liderler düzeyinde bir görüşme yapmayı teklif etmiş bulunuyor. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanımız'a iletilen mektupta da ima edildiği üzere, 2017 Mayıs ayında Brüksel’de yapılmış olan ortak toplantı, bu girişim için başlıca referans noktası... Ve akabinde ekonomi, ulaştırma, terör gibi başlıklarda işbirliği için gerçekleştirilen üst düzey diyalog toplantıları da, karşılıklı niyeti tasdik etmiş bulunuyor. Bu kapsamda Türkiye’nin AB üyesi ülkeler ile geliştirdiği ilişkilerin memnuniyetle karşılandığına yer verilen mektupta, zirveyi bir fırsat kılarak ortak menfaatleri gözetecek şekilde nasıl ilerleneceğini istişare etmek üzere bir araya gelinmesi öneriliyor.

Hatice Karahan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.