Gündem Cuntacıların karşısına 15likler dikildi

Cuntacıların karşısına 15'likler dikildi

Alçak darbe girişiminde şehit edilen vatandaşlar arasında 4 küçük kahramanımız da vardı. Meydanlara koşan lise çağındaki çocuklar, ecdadın emanet bıraktığı topraklara canları pahasına sahip çıktılar. Yaşları 14 ila 17 arasında değişen bu dört çocuğun ve diğer şehitlerin hikayelerini Yeni Şafak Pazar okurları için dinledik.

Abone Ol Google News
Aylin İzmir Ayşe Özleyen Yeni Şafak
Cuntacıların karşısına 15likler dikildi
15 Temmuz gecesi darbecilere savunmasızca meydan okuyanlar arasında 15-17 yaş aralığındaki kahraman çocuklarımız da vardı. Hain darbecilere 'Dur' demek için köprüye, kışlaya, havalimanına ve Vatan Caddesi'ne koşan bu ana kuzuları, sadece polisiye filmlerinde izledikleri çatışma ortamında ülkeleri için direnerek boylarından büyük bir işe kalkıştı. Üstelik üzerlerine yürüyen tanklara ve açılan ateşe aldırış etmeden... Çanakkale'de zafer yazan dedelerinin izinden giden bu çocuklar, o gece en ağır silahların hedefi oldu.

Abdullah Tayyip Olçok
Abdullah Tayyip Olçok


Abdullah Tayyip Olçok, Engin Tilbeç, Halil İbrahim Yıldırım ve Mahir Ayabak şehadet şerbetini çok küçük yaşta içerek aileleri için hem kapanması zor yara açtı hem de göğüslerini kabarttı. Maddi imkansızlıklardan dolayı okulu bırakmak zorunda kalan Tilbeç, Yıldırım ve Ayabak, ailelerine destek olmak için çabalarken Olçok da eğitimi için gelecek planları yapıyordu. 17 yaşında olmasına rağmen tanktan asker çıkarmayı başaran kahramanımız Ayabak, Atatürk Havalimanı'nda hain kurşunların hedefi oldu. Acılı anne Muhteber Ayabak oğlunun "Ben gencim, siz yaşlısınız. En önde gideceğim" diyerek havalimanına doğru koştuğunu belirtirken bir gözü camda oğlunun yollarını gözlüyordu. 17 yaşındaki Abdullah Tayyip Olçok ise babası Erol Olçok ile Boğaziçi Köprüsü'nde tattı şehadeti. Babası evden çıkarken "Sen nereye ben oraya" diyerek peşine takılan Olçok, darbecilerin babasını vurduğunu görüp yardım etmek için koşarken zalimlerin kurşununa hedef oldu. Olçok'un annesi hem eşi hem de oğlunu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor. Taziye ziyaretinde bulunduğumuz evlerde yüreği yaralı annelerin hıçkırıkları evlat acısıyla boğazlarında düğümlenirken babalar ise eşi ve çocuklarının yanında güçlü durmak için elinden geleni yapıyordu. Öfke ve acının hakim olduğu evlerde acılı aileler, çocuklarının katillerinin idam edilmesi için dua ettiklerini dile getiriyor.

Cesedine 5 gün sonra ulaşabildik



Çocuk şehitlerimizden biri de 16 yaşındaki Engin Tilbeç... Maddi imkansızlıklardan dolayı okulunu bırakmak zorunda kalan Tilbeç, ayağından sakat olan babasına destek olmak için tekstil firmasında çalışıyormuş. Ailesi Malatya'da olan Tilbeç, iki kardeşiyle birlikte bayramdan sonra İstanbul'a gelmiş. Darbe girişimi haberini alır almaz iki kardeşini de yanına alan Tilbeç, 50. Yıl Mahallesi'nde bulunan araçlara binerek kışlaya gitme planı yapıyormuş. O kalabalığın kargaşasında kamyona binerken kardeşlerini kaybeden Tilbeç, zaman çok geçmeden kamyondan düşmüş. Vurularak mı yoksa ezilerek mi şehit edildiği hala bilinemiyor. Biz de şehidimizin ailesini taziye için evine gittik. Fakat Malatya'da oldukları için taziyelerimizi telefondan iletmiş olduk. Tilbeç'in o gece evden çıkışını amcasının oğlu Ramazan Tilbeç'den dinledik. Tilbeç, "Engin evden çıkarken aceleyle kimliğini almayı unutmuş. Kamyonun üstünde giderken yere düşmüş. Yüzü parçalandığı için tanınmaz hale gelmiş. Kimliği de olmadığından ilk 5 gün Engin'den haber alamadık. Kayıp dediler. 20 Temmuz günü Adli Tıp Merkezi'nde bulduk Engin'i" diyor.

Motorsikleti kapıp çıktı



Vedat Bağceğci o akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Sokağa çıkın" talimatıyla arkadaşıyla beraber motorsikleti alarak sokağa çıkmış. Bağceci'nin babası kardeşi ve amcası da o gece araçlarıyla havalimanına doğru gitmişler. Bağceci ve arkadaşı motorsikletli olduğu olduğu için trafiğe takılmadan CNN Türk binansının olduğu alana yönelmişler. Motorsikleti bırakıp kalabalığın içine doğru yürümeye başlayan Bağceğci'ye alçak uçuş yapan helikopterin açtığı yaylım ateşi isabet etmiş. Yere yığılan 28 yaşındaki Bağceğci hemen Esenler Kadın Doğum Hastanesi'ne kaldırılmış ve orada şehit olmuş. 2,5 yaşında bir kız çocuğu olan Bağceğci 4 sene önce Büşra Bağceğci ile evlenmiş. O gece Elazığ'da olan Büşra Bağceğci eşi Vedat'la telefonda konuştuğunu ve annesinin evine gideceğini söylediğini anlatıyor. Telefonu kapattıktan sonra namaz kılıp, Kur'an okuyan Büşra Bağceğci'nin içine bir korku düşmüş ve eşinin sadece omzundan yaralı olduğu haberini alarak İstanbul'a gelmiş. Şehit Bağceğci'nin 22 yaşındaki eşi Büşra Bağceğci, sorumluların bir an evvel idam edilmesini istiyor.

Askerde şehit olmak istemiş



İki ay önce askerden dönen 21 yaşındaki Batuhan Ergin, askerliğini her zaman doğuda yapmak istermiş. Verdiği dilekçeyle Bitlis'te komando olarak vatani görevini yapan Ergin, o gece arkadaşlarıyla birlikte Sarıyer'deymiş. Arkadaşıyla birlikte gece saat 2'ye kadar haber bültenlerini izleyen Ergin, arkadaşına "Bu hainler vatanı ele geçirecekler. Biz burada niye oturuyoruz? Kalk biz de gidelim. Annem babam rahat edemedikten sonra, kardeşim bu hainlerin elinde sıkıntı çekecekse gidip mücadele edelim. Gerekirse şehit olalım" demiş ve köprüye gitmişler. Köprüde bir süre arkadaşı Murat ile birlikte fotoğraf çeken Ergin'e kurşun isabet edince apar topar hastaneye kaldırılmış. Oğlunun askerde şehit olmayı çok istediğini söyleyen baba Ahmet Ergin "Suçluların bir an önce idam edilmesini istiyorum. Onların ipini bana versinler ben çekeyim. Saldalyelerine tekmeyi ben atayım" diyor.

Hainlere karşı duyarsız kalamadı



Başarısız darbe girişiminin gerçekleştiği o gece sıcak gelişmelerin yaşandığı yerlerden biri de Sultangazi'deki Baştabya Askeri Kışlası'ydı. Buraya akın edenler arasında Erhan Dündar da bulunuyordu. 21 yaşında şehit olan sağır ve dilsiz Dündar'ın iman gücü ve vatan sevgisiyle sokağa çıktığını söyleyen baba Ramazan Dündar, “Maddi durumumuz çok iyi olmadığı için Erhan tekstil fabrikasında çalışarak evin geçimine destek oluyordu. O gece de yine işten gelmişti. Darbe girişimini televizyonda görünce kayıtsız kalamadı. Evladımla birlikte biz de dışarı çıktık. Çok kalabalıktı. Kışladan tanklar, askerler çıkamasın diye arkadaşlarıyla birlikte kışlanın önüne gideceğini söyledi ve gitti. En son gidişini gördüm. Ardından yanındaki arkadaşları vasıtasıyla kendisine ulaşmaya çalıştım ama olmadı. Sonra yaralandığını öğrendim. Ameliyata alındı. Ancak kurtarılamayarak şehit oldu" diyor.

'Kadınlarımızı korumamız lazım' dedi ve sokağa çıktı



Urfalı bir ailenin beş çocuğundan biri olan 15 yaşındaki Halil İbrahim Yıldırım, 15 Temmuz gecesi vatanını canı pahasına koruyan en genç şehidimiz. Bayrampaşa'da bulunan evlerine taziye için gittiğimizde Halil İbrahim'in vefatının yedinci günü dolayısıyla Kur'an-ı Kerim okunuyordu. Komşu ve akrabaların biraraya geldiği evde dualar, salavatlar ve tekbir sesleri yükseliyordu. Mevlid bittikten sonra acılı anneye baş sağlığı dileyip o gece oğlunun dışarıya nasıl çıktığını kendisinden dinledik. Maddi imkansızlıklardan dolayı oğlunun ortaokuldan sonra liseyi okuyamadığını söyleyen anne Hazal Yıldırım: "7 kişilik bir aileyiz ve kirada oturuyoruz. Zor şartlar altında çocuklarımı büyütüyorum. Halil İbrahim de babasına destek olmak için komşumuzun yanında çalışmaya başlamıştı. Liseyi okuyamadı ama daha yeni açık liseye kaydettirmiştik. Devam edecekti" diyor. O geceyi 'Kara gece' olarak tanımlayan anne Yıldırım, oğlunun evden gidişini şu şekilde anlatıyor: "O gece hepimiz dışarıdan gelmiştik. Oğlum da koltukta uzanmıştı. Yerine yatmasını söyledim ve üstünü değiştirip yattı. Dakikalar geçmeden sokaktan sesler gelmeye başladı ve oğlum balkona koştu. Kadın, çoluk çocuğun ellerinde bayraklarla gittiğini gördü. Televizyonu açtığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan herkesi meydanlara davet ediyordu. Oğlumun o sırada söyledikleri hiç aklımdan çıkmıyor: 'Kadınlar bile gidiyor. Bize niye gitmeyelim. Hadi çıkalım baba. Kadınlarımızı korumamız lazım' dedi ve çıktılar.

Vatan nöbet tutuyoruz

Eşi ve oğlunun Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne doğru yürümek için evden çıktıklarını belirten Yıldırım "Yarım saat geçmeden babası aradı ve oğlumun vurulduğunu söyledi. Yürürken bir anda benim güzel oğlum yere düşmüş. Vurmuşlar. Hemen Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürdük. Doktorlar kurşunun beyninde olduğunu söyledi. Ameliyatında riskli olacağını söylediler. Üç gün yoğun bakımda kaldı. Sonrasında beyin ölümü gerçekleşti" diyor. Evlat acısı çeken Yıldırım, vatanı için gözünü kırpmadan tekrar mücadele edeceğini dile getirerek: "Vatanımızı, milletimizi korumak zorundayız. Bu topraklar bizim. Biz vatanımıza sahip çıkmazsak bizi kim koruyacak?" diyen Yıldırım, kalan 4 çocuğunu da alıp her gün çevik kuvvete kadar yürüdüğünü ve meydanlara sahip çıkmaya devam ettiğini belirtiyor. Oğlunun katillerinin idamını isteyen acılı anne, "Bunlar insan değil, cani. İnsan olan bunu yapmaz" diyerek sebep olanların en kısa sürede cezalarını almasını istiyor.

Organları başka çocukları yaşatacak

Saatler gece 01.00'e doğru gelirken olacaklardan habersiz darbecilere karşı koymak için oğluyla yürüyen baba Bahattin Yıldırım, oğlunun yanından koşar adımlarla yürüdüğünü ve gruba yetişmeye çalıştığını söylüyor. "Oğlum sürekli 'Hadi baba, çabuk, yetişelim gruba' diyordu. Hızlı adımlarla yürürken oğlum birden yanımda yere yığıldı. İlk başta ayağı taşa takılıp düştü zannettim. 'Oğlum kalk dedim' ve kaldırmak için elimi uzattım. Ancak oğlum hareketsiz duruyordu. Sonra kaldırmak için başının altına elimi koyunca elime kan geldi. O zaman vurulduğunu fark ettim. Kurşunun nereden geldiğini görmedim, duymadım. Hemen oradan bir araçla hastaneye götürdüm. Hastaneye götürünce ilk başta kurşunun sıyırdığını söylediler. Ancak sonra başının arka kısmına isabet ettiği anlaşıldı" diyor. Vefat ettiği hastanede oğlunun organlarını bağışladıklarını belirten Yıldırım, diğer hastaların oğlunun organlarıyla yaşamasını istediğini dile getiriyor.

Gazeteciydi polis oldu



Toma aracında görevli polis memuru 31 yaşıdaki Mehmet Şevket Uzun da o gece Sarıyer'de nöbetçiymiş. Eniştesinin saat 02.00 civarında İstanbul Borsası önünde göğsünden vurulduğunu belirten Çerçi " Gazetecilik mezunuydu ama ekonomik şartları daha iyi diye polisliği tercih etti. Ama bu mesleği hiçbir zaman sadece parası için yapmadı. Kardeşimle 7 yıllık evlilerdi ve 4,5 yaşında bir de oğulları var. Şimdi bize düşen görev onun emanetlerini en şekilde korumak"diyor. O gece eniştesinin telsiz konuşmalarında "Ülkeyi o zalimelere teslim etmeyeceğiz" dediğini belirten Çerçi " Şevket her koşulda 'Allah var gam yok' derdi" şeklinde konuşuyor.

Tankın önünü kepçeyle kapattı



Pendik Belediyesi'nde kepçe operatörü olan 36 yaşındaki Yalçın Aran, o gece belediyenin emriyle havalimanına olan geçişlere izin vermemek için Kurtköy gişelerini kapatmak için yola çıkmış. 3 çocuk babası Aran'ın eşi Asalet Aran, eşinin yoğun bir iş hayatı olduğunu söylüyor. O gece eşinin işten eve geç geldiğini belirten Aran, yaşananları şöyle anlatıyor: "Yemeğimizi yedikten sonra 10 buçuk gibi yattık. Telefonumuza anında mesajlar gelmeye başladı. Darbe olduğunu söylüyorlardı. Hemen televizyonu açtık baktık ki her yeri kapatmış askerler. Apartmanda karşı komşumuzda belediyede kamyon şoförüydü. O esnada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Meydanlara çıkın' çağrısını dinlerken kapı çaldı. Komşumuz telaşlı bir şekilde 5 dakika dahi vakitleri olmadığını ve belediyeden çağırdıklarını söyledi. O gün de beni arayıp trileçe tatlısından istediğini söylemişti. Tatlıyı yedi. Eşim hemen giyindi ve bizi öpüp evden çıktı. 3 kepçe ve bir kamyon Kurtköy gişelerini kapatmış. Komutanları askerlere "Vur" emrini verince eşimde kepçeyi tanklara doğru sürmüş ve hedef noktadan eşimi vurmuşlar. Daha yeni evimizi almıştık. Oturmak nasip olmadı. Ailesi için her şeyi yapardı. Çocuklarına çok düşkün bir babaydı. Tek tesellimiz şehit olması."

Son defa kızını göremedi



8 yaşında bir kız çocuğuna sahip olan Hakkı Aras da o gece, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı üzerine gece 01.30'da dışarı çıkmış. Vatan Caddesi'ne giden Aras, çektiği son video kaydında "Bu askerler bizim askerlerimiz olamaz. Bunlar üzerimize ateş ediyorlar" demiş. 4 defa yanında kurşun geçen Aras'a kurşun isabet etmiş ve o an telefonu elinden düşmüş. Acılı anne Güleser Kara'ya sabah saat 10.00'da ulaşmış kara haber. En son bayramda oğlunu gören anne "Oğlum, eşinden ayrılmıştı ve o pazar yanıma taşınacaktı. Ama olmadı. O gün kardeşlerini arayarak dışarı çıkmamasını söylemiş ama kendisi çıkmış. Oğlum akciğer kanseri olduğu için çalışamıyordu. Önceden elektrik ve su tesisatı işleriyle uğraşıyordu. Cebinde beş kuruşu yoktu ama yemez yedirirdi. Oğlum kızını son bir defa göremeden gitti" diyor.




6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.