Gündem "Müslüman ülkelerin liderlerini düşürme savaşı veriyor"

"Müslüman ülkelerin liderlerini düşürme savaşı veriyor"

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Yusuf Kaplan köşesinde 'Tarihî kriz ve krizi aşmanın yolları' başlıklı yazısını kaleme aldı. Özlem Albayrak, Kemal Öztürk, Hasan Öztürk ve Ahmet Ulusoy da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Müslüman ülkelerin liderlerini düşürme savaşı veriyor
Kemal Öztürk, ​Özlem Albayrak, Yusuf Kaplan, Ahmet Ulusoy ve Hasan Öztürk

Yusuf Kaplan, Özlem Albayrak, Kemal Öztürk, Hasan Öztürk ve Ahmet Ulusoy'un yazılarının en dikkati çeken bölümleri:

0. Yusuf Kaplan: Tarihî kriz ve krizi aşmanın yolları...

İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT), Türkiye’nin çağrısı üzerine İstanbul’da âcil bir toplantı yaptı. Toplantıda alınan en önemli karar, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması kararı oldu.

Sorunlu ama önemli bir karar bu. Sorunlu; çünkü Kudüs’ün % 87’sini oluşturan Batı Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesinin önünü açmak anlamına gelebilir bu karar. Önemli; çünkü buna rağmen adında “işbirliği” bulunan bu örgüt şimdiye kadar dikkate değer herhangi bir konuda işbirliği yapamamış, önemli müşterek kararların altına imza atamıştı. Bu karar, İslâm ülkeleri arasındaki işbirliği faaliyetlerinin artırılmasını -belki- tetikleyebilecek olması bakımından bir başlangıç noktası işlevi görebilir. Ama yaşadığımız tarihî krizi, bu tür ısmarlama teşkilatlarla aşamayız.

Yusuf Kaplan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Özlem Albayrak: Kudüs için ses geldi

Önceki gün Kudüs özel gündemiyle toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan, içimizi ferahlatan, yüreklerimizi soğutan, kınamadan öteye gidebilen tarihi bir karar çıktı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın güçlü konuşmasını da belirleyen bu sonuca göre, İslam ülkeleri Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıma kararı aldılar. Dünyaya da Filistin’in başkentini tanıma yolunda çağrı yaptılar.

ABD’nin düşüncesizce, hukuksuzca attığı, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına karşı verilebilecek en şık karşılık herhalde bu olurdu. Oldu. Bildiride, “ABD yönetimi barış sürecindeki rolünden çekilmeli” çağrısıyla birlikte ABD’nin kararından geri adım atmadığı takdirde tüm sonuçlarından sorumlu olacağı da vurgulandı. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas da bundan böyle barış görüşmelerinde ABD’yi istemediklerini bildirdi. BM’ye de çağrı yapılan Bildiri’de, Kudüs’ün statüsüyle ilgili hukuki çerçeve de hatırlatılarak şöyle dendi:

Özlem Albayrak'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Kemal Öztürk: Sıra Müslüman halkların işbirliğinde

"Doğu Kudüs Filistin devletinin başkentidir” kararı, İslâm dünyasında politik, zihinsel ve duygusal olarak büyük etki yapacaktır. Sadece İslâm dünyasında değil, ABD, Avrupa ile ilişkilerde de etkisini göreceğiz.

Ancak bu kararın burada kalmaması gerekiyor. Zira asıl zorlu süreç bundan sonra başlıyor. Bu zorlu dönemde, devletlerin haricinde Müslüman halklara çok iş düşüyor. Konuyu sadece devletlerin, iktidarların ve liderlerin üzerine bırakıp olan biteni izlemek yanlış. Kudüs’ün sorumluluğu tek tek her Müslümanın omuzlarına yüklenmiş bir vazifedir.

Kemal Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Hasan Öztürk: İsrail’e öykünen, ona yaltaklanan ve emrinden çıkmayan…

2015 yılının Haziran ayında hiçbir gerekçe gösterilmeden Tel Aviv Ben Gurion Havaalanı’nda alıkonulmuş, saatler süren sorgunun ardından da 10 yıl süreyle İsrail’e giremeyeceğim söylenip, ilk uçakla İstanbul’a gönderilmiştim.

Bu olaydan yaklaşık 3 ay önceyse aynı havalimanına tek başına inmiş… Bir taksiye binip tek başıma Kudüs’e gitmiş… Mesci-’i Aksa’da namaz kılmış… Hazreti Zekeriya’nın mihrabında ona, Hazreti Meryem’e, İmran ailesine, cümle peygamberlere dua etmiş… Kubbetussahra’nın dış duvarına yaslanıp Miracı tefekkür etmiş… Aksa’nın zeytin ağaçlarının altında oturmuş… Doğu Kudüs’ü de Batı Kudüs’ü de yürüyerek gezmiş

Hasan Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

0. Ahmet Ulusoy: Tek hesap (havuz) sistemi yeniden düşünülmeli

1996/63 sayılı genelgesi ile “kamu ortak hesabı” adı altında kamu haznedarlığı uygulamasına başlanmıştı. Havuz sistemi olarak adlandırılan söz konusu uygulama hazinenin kamuya ait nakitleri yönetim etkinliğini artırma, daha sağlıklı bir kamu finansman yapısı oluşturma amacı taşımaktaydı. “Kamu ortak hesabı” sistemi ile nakit fazlası olan kurumlar parayı havuza yatırıyor ve ihtiyacı olan kurumlar ise belirli bir bedel ödeyerek havuzdan kullanıyor.

Kamu kurumları ellerindeki nakit fazlalarını özel bankalarda mevduat açarak yüzde 30-40 faiz alıyor, diğer yandan fon ihtiyacı olan başka bir kamu kurumu yüzde 140-150 faizle özel bankalardan borçlanıyordu.

Ahmet Ulusoy'un yazısının tamamını okumak için tıklayınız:

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.