Gündem Vicdanî kabule tarihi örnek…

'Vicdanî kabule tarihi örnek…'

Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... İsmail Kılıçarslan köşesinde 'Denge: O eşsiz zorunluluk' başlıklı yazısını kaleme aldı. Hasan Öztürk, Kemal Öztürk, Hatice Karahan ve Ali Saydam da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Vicdanî kabule tarihi örnek…
İsmail Kılıçarslan, Kemal Öztürk, Hatice Karahan, Ali Saydam ve Hasan Öztürk.

İsmail Kılıçarslan, Hasan Öztürk, Kemal Öztürk, Hatice Karahan ve Ali Saydam'ın yazılarının dikkati çeken bölümleri:

0. İsmail Kılıçarslan: Denge: O eşsiz zorunluluk

Farkında mısınız bilmem? İstanbul için 95,1 frekansında yayın yapan Diyanet Risalet Radyo, şahane bir yayıncılık başarısıyla her türlü takdirin üzerinde bir işe imza atıyor. 

Adından da anlaşılabileceği gibi ağırlıklı olarak hadis ve siyer alanında yayın yapan radyonun bana iyi gelen tarafı ise şu: Sahihliğinden, sıhhatinden emin olduğum hadis-i şerifleri rastlantısal olarak dinleyebiliyorum. Ne demek rastlantısal? Şu: Bazen Efendimiz(sav)’in dilinden bir dua, bazen ahlakla ilgili bir hatırlatma, bazen ibadetlerin önemi, bazen merhamet, bazen cihat… 

Efendimiz(sav)’in sözlerini peş peşe ve rastlantısal olarak dinlemek (veya daha iyisi okumak), insanın önünde son derece önemli düşünce kulvarları açıyor. Bir konuda derinlemesine bilgilenmek de önemli tabii ama rastlantısal olarak hadis-i şerif dinlediğinizde ya da okuduğunuzda elde ettiğiniz bilginin de çok kıymetli olduğunu söylemem lazım. O bilgi bence şudur: Efendimiz(sav)’in bizden en belirgin şekilde istediği husus “bir dengeye sahip olmamızdır.” İzninizle ben buna “yaratılış ve amaç dengesi” diyeceğim. Mesela bir hadis-i şerifte amelin, eylemenin, işlemenin, ibadet etmenin ne denli önemli olduğunu vurgulayan Efendimiz(sav), bir başka hadisinde amele, etmeye, işlemeye, ibadete güvenenin ziyanda olduğunu, cennetin ancak Allah’ın merhameti ile kazanılabileceğini ifade ediyor. Bir yandan bir çeşit riyazet hayatıyla dünya işlerinden el etek çeken ashabına bu yaptıklarını yasaklıyor, bir yandan ibadetlerini aksatan sahabilerini sert şekilde uyarıyor. 

Böylelikle dengeyi “ibadetsiz olmaz, ibadete güvenerek de olmaz” noktasına kurmuş oluyor ki “yaratılış ve amaç dengesi”ni kurabilelim.

İsmail Kılıçarslan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hasan Öztürk: Profesyoneller, terörün çanına ot tıkıyor

Afrin Zeytin Dalı Harekatı aynı zamanda nesilden nesile anlatacağımız “kahramanlık” ve “özveri” hikayeleriyle dolu.

Bunlardan en sonuncusu geçtiğimiz hafta Keltepe’deki çatışma esnasında yaşandı. Tünellerden sızan PYD/YPG-PKK teröristleri ile Mehmetçik göğüs göğüse savaştı.

8 Mehmetçik şehit düştü. Çatışma esnasında öyle anlar oldu ki mesafe “el bombası” menziline kadar düştü. Yani 20 metreye kadar. İşte o anlarda, bir bölük komutanının savaş uçakları ve fırtına topları için telsizden, “Gerekirse bizi de vursun ama teröristlerin hepsi burada imha olsun” dediği ortaya çıkmıştı. Buna benzer kahramanlıklar 90’lı yıllar boyunca devam eden terörle mücadelede de çok sık yaşandı. Abdullah Ağar’ın, “Ölüm Dağları Bekler Cudi Dağı” isimli kitabında da benzer olaylar anlatılır. 

Biri şöyledir: Bir üsteğmenin, PKK’lı teröristlerle göğüs göğüse muharebeye tutuşulduğu esnada yardıma gelen helikopter pilotu devre arkadaşına, “Üzerime at devrem. Üzerime at. At ki senin roketinle şehit olayım devrem. Bu şerefsizlerin mermisiyle ölmeyeyim…” dediği hadisedir. Olay aynıyla vakidir. Olayı yaşayan pilot, üsteğmen ve askerlerinin olduğu alanı ateş altına almaz, alamaz! Fakat üst teğmen şehit düşer. 

Bir olayı da ben anlatayım.

Hasan Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Kemal Öztürk: Devletleşen sivil toplum örgütleri

1991 yılıydı. Sabah erken saatlerde telefonum (sadece ev telefonu vardı o zaman) çaldı. Arayan, dini eğitim ve kültür faaliyetleri yapan Tevhit Vakfı Başkanı değerli ağabeyim Ahmet Karahan’dı. Beni yeni açtıkları Üsküdar’daki şubenin müdürü yapmak için teklifte bulunuyordu. Aslında o dönemde aldığımız dava terbiyesine göre, göreve çağırıyordu. Sivil Toplum kuruluşlarıyla profesyonel çalışmam ilk böyle başladı.

22 yaşındaydım. Bir yıl sonra da Türkiye’nin en önemli insan hakları örgütü olan Mazlumder’in İstanbul Şubesi’nin yönetimine girdim. O zaman da son derece politik ve sert bir zeminde yer alan insan hakları mücadelesi içinde buldum kendimi. Sivil örgütlerle başlayan bu ilişkim bugüne kadar devam etti. Her zaman sivil örgütleri önemsedim, destekledim ve gelişmesi için katkıda bulundum. Bugün de İstanbul’da Biksad isimli sanat ve kültür çalışmaları yapan bir derneğin başkanlığını yapıyorum. 

ÖNEMLİ ÇALIŞMALAR YAPAN BİR KURUM 

1991 yılında beni Üsküdar’daki vakıf şubesine çalışmaya davet eden arkadaşlarım, o günden beri çalışmaları sürdürdüler ve bugün İLKE DERNEĞİ (ilke.org.tr) çatısı altında son derece önemli bilimsel çalışmalara imza atıyorlar. Bunlardan bir tanesini İslam Düşünce Atlası adıyla geçen yıl yayınlamışlardı. Bu yıl Kurumsal Yönetim Akademisi adıyla bir akademinin kuruluşuna davet ettiler beni. Değerli dostum Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş’un başkanlığını yaptığı Akademi, sivil toplum örgütlerinin kurumsal gelişimi ve sağlıklı yapılanması için önemli bilimsel çalışmalar yapıyor. Türkiye’de bir benzeri yok.

Kemal Öztürk'ün yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Hatice Karahan: Ticaret savaşlarına ramak kala

Ocak ayı sonlarında konuyu gündeme getirmiştim. Ticaret atışmalarının yükseldiği o günden bu yana, süreç açıkçası pek de sürpriz olmayan bir şekilde ilerliyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Trump işi bir adım daha ileri götürerek, çelik ve alüminyuma koruma kalkanı çekeceğini açıkladı. 

İfadelerine göre ABD’ye giren bilumum çeliğe %25, alüminyuma ise %10 gümrük vergisi getireceği anlaşılan Trump, ticaret savaşlarının tetiğini çekmekten çekinmeyeceğe benziyor. Öyle ki kendisi yine bu bağlamda, ABD ekonomisi dinamikleri çerçevesinde “ticaret savaşları iyidir ve kolay kazanılır” şeklinde de açıklamalar sarf etmiş bulunuyor. Şimdi ABD açısından bakıldığında, Trump’ın bu iki sektöre karşı hassasiyeti bir bakıma anlaşılabilir.

Nitekim Çin’in yıllar boyunca uyguladığı politikalar sayesinde, ortada bir global aşırı kapasite olduğunu dünya biliyor. Hatta bu noktada son yıllarda, G20 bünyesinde Çin’in üretimdeki aşırılığına karşı bir bütünleşik duruş sergilendiği de hatırlayacağız. Lakin Trump’ın kast ettiği türde bir hamlenin spesifik olarak Çin’i hedef almadığı ve asıl diğer bazı yakın ortakları etkileyeceği gibi bir durumla karşı karşıyayız. Zira ABD’ye çelik ihracatı yapan ülkeler arasında, Çin nispeten arka sıralarda yer alıyor. 

Aksine, en yakın müttefiklerden Kanada çelik ticaretinde en tepede dururken, onu Brezilya, Meksika, Güney Kore gibi ortaklar takip ediyor. Ve hatta ABD’ye giren çelikte Türkiye’nin de yukarılarda yer aldığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla odaklanılması gereken sektörel sorun esasen Çin tarafında yatarken, Trump’ın bu çıkışı hem hakkaniyet hem de ikili ilişkiler açısından bir nahoşluk yaratıyor. 

İşin tartışılan bir diğer yanı ise, Trump’ın çelik ve alüminyuma karşı çekmeyi planladığı ticaret tetiğini, “ulusal güvenlik” gerekçelerine bağlıyor olması… Nitekim Kennedy zamanında uluslararası ticareti motive etme güdüsüyle yürürlüğe giren Trade Expansion Act kapsamındaki 232. bölümünde geçen istisnai durum böyle bir fırsat veriyor. Ne diyor söz konusu bölüm? Diyor ki; ABD Ticaret Bakanı, herhangi bir ürünün ithalatının ulusal güvenlik üzerinde yarattığı etkileri kapsamlı bir şekilde araştırmakla yetkilidir.

Hatice Karahan'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

0. Ali Saydam: Vicdanî kabule tarihi örnek…

İşte dünyaya anlatmamız gereken müthiş bir menkıbe… Hani askerlikten tüymek isteyenlerin kullandığı bir kavram vardır: Vicdanî red!.. Bizim sözünü ettiğimiz ise bambaşka bir alanda bunun zıddı. Yani, vicdanî kabul!.. 

Bu bağlamda ve de Türkiye’nin algısının yönetilmesinde Suriye’deki mülteci kamplarında büyüyen Filistinli Jamal Abdullah’ın bu kamplardan Oxford Üniversitesi'ne uzanan öyküsünü ne kadar insana yayabilirsek o kadar iyi… Batı’nın maneviyatını neredeyse tamamen kaybettiği bir dönemde (Bkz. Oscar kazanan filmlerdeki günah çıkarma, özlem ve sitem; örneğin The Shape of Water…) Türkiye’nin sergilediği vicdanî kabul ve çıktıları, ülkemiz algısı için ne kadar da önemli bir ifade biçimidir… 

TRT World’ün değişime ilham olmak sloganıyla hayata geçirdiği ve küresel vicdan çağrısı yapan sivil girişimi ‘World Citizen’, “Gençler için Gazetecilik- Journalism for Juniors” programının ikinci ayağına 2 Mart Cuma günü Harran Mülteci Kampı’nda başlamış. Sığınmacı çocuklar arasında gazetecilik mesleğine olan ilgiyi arttırmayı, böylece geleceğin gazetecilerini yetiştirmeyi amaçlayan ‘Gençler için Gazetecilik’ adlı eğitim programı bünyesinde bu yıl, farklı şehirlerde mülteci çocuklara yönelik çalışmalar yapılıyormuş. TRT World’ün deneyimli gazeteci kadrosu tarafından tasarlanan ve 3 gün süren eğitim kapsamında mobil gazetecilik, hikâye anlatımı ve gazeteciliğin temelleri başlıklı konular ele alınıyormuş.

Ali Saydam'ın yazısının tamamını okumak için tıklayınız

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.