Hayat Babamın Kitaplığı 2 / Okumayı söktüren yazar Kemalettin Tuğcu

Babamın Kitaplığı 2 / Okumayı söktüren yazar: Kemalettin Tuğcu

Salondaki, berjer koltukta oturan Kemalettin Tuğcu güler yüzle bizi karşılamıştı. O güne kadar, rahatsızlığından haberim yoktu benim. Eski İstanbullulara özgü bir şekilde konuşuyordu. Belki taa o günlerde de rahatsızlığı vardı ama bize hiç sezdirmedi. Gayet yavaş ama kibar bir şekilde konuştu. Kendinden emin insanlara özgü bir rahatlığa sahipti.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Babamın Kitaplığı 2 / Okumayı söktüren yazar: Kemalettin Tuğcu
Kemalettin Tuğcu

GÜLÇİN DURMAN

“Haydi başla bakalım. Seni dinliyoruz “diyor annem. Her akşam olduğu gibi o, örgüsü elinde divanda oturuyor. Biri bebek diğeri benden iki yaş küçük kardeşlerim ise uykulu gözlerle anneme yaslanmışlar. Çok geçmez, uykuya dalarlar. Babamın kitaplığından bir kitabı çekip alıyorum. Giriş bölümünü ararken, annem her günkü uyarısını tekrarlıyor. “Yavaş yavaş oku olur mu? Takip etmekte zorlanmayalım.” Teklemeden, bir çırpıda okuyamayacağımı bildiğim halde, ciddiyetle “Tamam tamam, yavaş okuyacağım” diyorum. Aramızda bir oyun bu. İşin aslını ikimiz de bildiğimiz halde, annem usanmıyor her akşam ikaz ediyor beni. Okumakta zorlandığımı bilmezden gelmesi, hevesle okumaya başlamamı beklemesi, hele ki o ciddiyeti; pek hoşuma gidiyor. Bu yüzden de heceleri güçlükle birleştirip, neredeyse acı çeker gibi ağır ağır kelimelere oradan da cümlelere geçeceğimi bilsem de; annemle kardeşlerime kitap okumayı çok seviyorum. Sınıfta öğretmenin karşısındaki o ürkek, sessiz çocuktan o kadar farklıyım ki, bu okuma saatinde.

Akşamları kitap okuma saatimiz, okumayı sökmem için annemle babamın uydurdukları bir oyun aslında. Okuyacağım kitapları genellikle annem belirliyor. En sevdiği iki yazar var. Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcu.

Kapağında kravatı ve kasketiyle gayet şık bir takım elbise giymiş sırtında çuval taşıyan yaşlı bir adamla, ikisi kaçmak üzere olan üç çocuğun resminin yer aldığı “Eskici Baba” nın girişinden başlıyorum okumaya.

“Küçük evin önündeki meydanda, Çeşme sokağında oynayan çocuklar onun sesini köşe başında duyunca oyunlarını bırakarak çil yavrusu gibi dağılıp evlerine kaçarlar. Bu, iri yapılı, çok yaşlı, beyaz sakallı ve temiz yüzlü bir adamcağızdır. Çocuklarıyla başa çıkamayan, onlara söz geçiremeyen anneler pencereden bu adamı göstererek:

-“Usandım artık seni ona vereceğim, çuvalına koyup götürsün, derler…”

KEMALETTİN TUĞCU KİTAPLARI

Böyle böyle, onlarca kitabını okumuşumdur Kemalettin Tuğcu’nun. Her bir yeni kitapla birlikte; hayatta karşılaşma imkânı bulamayacağım insanları, olayları, duyguları tanımış oluyordum. Okumayı sökmem kadar kitapları sevmem, hatta yazmaya başlamam da belki tesiri olmuştur o okuma saatinin ve tabii ki Kemalettin Tuğcu’nun da. Üstelik, günlerce beni üzüntüden mahveden o facianın rövanşını da onun sayesinde almıştım. Öğretmen, bütün sınıfın önünde kırmızı kurdelemi çekip almıştı, bir sayfayı okuyamadım diye. Bütün bu başıma gelenleri, can simidi olup hayatımı kurtaran kitapların yazarına da anlatabilseydim ne muhteşem olurdu değil mi?

ZİYARETİNE GİTTİM

Bin dokuz yüz doksan altı senesinin ekim ayında, Kanal 7’de yayımlanan “Kitap Defter Kalem” programı için Mukadder Gemici ile vefatından az bir zaman önce Kemalettin Tuğcu’yu ziyaret ettik. Ancak ne kitaplarının hayatımdaki yerinden bahsettim ne de kurdele meselesini açtım. Öyle kupkuru bir zaman geçip gitti kızı Gül Acır’ın Acıbadem’deki evinde. Pişmanlık duyduğum, üzüntüyle hatırladığım bir karşılaşmadır o gün... Hele ki, bunca emeğine karşın sürekli eleştirilmiş, yerilmiş, görmezden gelinmiş bir yazar olduğunu öğrendikten sonra. Bir fotoğraf çektirmeyi, kitabını imzalatmayı dahi akıl etmemişiz o gün.

Üzüntü ve pişmanlıktan başka o güne dair aklımda kalanları şöyle sıralayabilirim: Salondaki, berjer koltukta oturan Kemalettin Tuğcu güler yüzle bizi karşılamıştı. O güne kadar, rahatsızlığından haberim yoktu benim. Eski İstanbullulara özgü bir şekilde konuşuyordu. Belki taa o günlerde de rahatsızlığı vardı ama bize hiç sezdirmedi. Gayet yavaş ama kibar bir şekilde konuştu. Kendinden emin insanlara özgü bir rahatlığa sahipti. Çocukluğunda hastalığı yüzünden yıllarca yattığını, insanlardan uzak bir hayat sürdüğünü anlatınca; dayanamadık sorduk. “Peki, onca kitabı nasıl yazabildiniz o haldeyken?”

HAYAL KURARAK YAZDIM

Doksan dört yaşına rağmen muzip bir çocuk gibi gülümsedi ve cevabıyla bizi daha da şaşırttı. “Hayal kurarak.” dedi. Şaşkınlığımız hoşuna gitmiş olmalı ki, “Ben yattığım yerden, hayallerimde Aya, uzaya bile çıkıyordum”

Gerçekten de yüzlerce kitabına (bir görüşe göre 476 kitabı bulunuyor) şöyle bir baktığımızda dahi, Kemalettin Tuğcu’daki hayal gücünün ne kadar kuvvetli olduğunu anlayabiliyoruz. 27 Aralık 1902’de dünyaya gelen Tuğcu; II. Meşrutiyet, 31 Mart Vakası, Çanakkale Savaşı ile I. Dünya Savaşı, Millî Mücadele gibi önemli pek çok olaya tanıklık etmiş. “İşgal Altında İstanbul kitabının yazarı Bilge Criss, İstanbul’un işgal yıllarına, düşman askerlerinin tutumuna dair Kemalettin Tuğcu ile 1986 senesinde bir röportaj yaptığını belirtiyor kitabında. TRT yapımı, “Cumhuriyete Kanat Gerenler” belgeselinde yer aldığına dair bir bilgiye de ulaştım, ancak belgeseli bulamadım. Bu iki kaynak da erişime açılsa ne iyi olurdu.

“Ben annemin iç acısıydım. Sakat doğduğum için gizli gizli ağlardı. Annem beni yanından hiç ayırmazdı” diyerek anlattığı annesi Şaziment Hanımla hep yakın olmuş. Babası Binbaşı Ali Galip Bey ile ilişkisi ise tıpkı romanlarında kahramanlarına yaşattığı gibi imiş. Yani mesafeli bir baba oğul ilişkisi yaşamışlar. Varlıklı bir aile olmalarına rağmen, yaşadıkları üç yangından sonra ellerinde pek bir şey kalmamış.

Kemalettin Tuğcu, kitaplarının biyografi kısmında şu ifadelere muhakkak yer verilmiş: Hiçbir okula gitmedi ve özel olarak da ders almadı. Kendi kendisini yetiştirmiş ve tercümeler yapacak kadar da Fransızca öğrenmiştir. Bütün gençliğini Çengelköy’deki köşkte toplumdan uzak olarak geçirmiş, bu arada roman, hikâye şiirler yazmış, küçük el sanatlarının hemen hepsini öğrenmiştir.

Küçük el sanatlarından maksat marangozluk, ciltçilik, duvarcılık gibi zanaatlar-ki köşkün tamiratı da onun elinden geçermiş-, bunların yanı sıra keman ile piyano çalmayı da bilirmiş.

Marazi bir tutku olarak isimlendirdiği yazmak, annesinin teselli olsun diye bir buluşudur aslında. O günlerini de şöyle anlatır Kemalettin Tuğcu: “Benim kadar ağlayan genç pek azdır sanırım. Ağladığımı sezen annem hemen bir defter aldırdı. Mütareke yıllarında başlayan bu yazı yazma hastalığı, beni melankolik bir insan yaptı. Bütün o hayatı çocukluğu ve gençliği yazarak yaşadım.”

İLK ROMANINI 13 YAŞINDA YAZDI

Yazma tutkusu neticesinde ilk romanını daha on üç yaşında iken yazar. Yirmili yaşlarında, Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nde ameliyat olunca, koltuk değneği ile de olsa yürümeye başlar. Kemalettin Tuğcu romanı denilince, benim ilk aklıma gelen hep ‘çalışmak’ olmuştur. Çalışan, üreten, becerikli, pes etmeyen karakterler gözümün önüne gelir sürekli olarak. Tıpkı roman kahramanları gibi, Kemalettin Tuğcu’ da ömrü boyunca çalışmış çabalamıştır. Nasıl ki kitaplarının ana teması genellikle ekmek kavgası olmuşsa, onun da mücadelesi hep ekmek yolunda olmuş. Ulaşım imkanlarının kısıtlı olduğu dönemlerde, yıllarca Çengelköy’den Babıali’ye gidip gelmiş. Romanlarındaki kahramanlar gibi onun da eyvallahı yokmuş ne engelli indiriminden faydalanmış ne de istemediği yerde durmuş. Çocuklarının okul masrafı için istediği zammı kabul etmeyen patron karşısında, istifasını vererek ceketini alıp anında çıkıvermiş yazıhaneden. Hepimiz onu çocuk kitapları yazarı olarak bilsek de aslında, yazarlığının ilk dönemlerinde yetişkinler için kitaplar kaleme almış. Bin dokuz yüz elli beşten sonra ise sadece çocuklar için yazmış.

Bu yazı için, yeniden Kemalettin Tuğcu kitaplarını okurken bir yandan da hissettiklerimi ölçmeye gayret ettim. Okuyucu olarak kitaplar, çocukluğumdaki kadar olmasa da yine de merak içinde bıraktı beni. Ve en önemlisi de hiç sıkılmadan kitapları bitirebildim. Okuduklarım içinde “Eskici Baba” ile “Yer Altında Bir Şehir” daha öne çıktılar. Şöyle ki, “Eskici Baba” tipik bir Kemalettin Tuğcu romanıydı. Fakir ama onurlu insanlar, yanlış anlaşılma yüzünden ayrı düşmüş bir aile, sert ve ürkütücü görüntüsünün altında melek gibi bir kalbi olan yaşlı bir adam ve henüz altı yaşında olmasına rağmen olgun bir insan gibi konuşan, muhakeme eden, yemekler yapıp, bir ardiyeyi temizleyip düzenleyen bir kız çocuğu çok tanıdıktı. Bu arada Yeşilçam Sineması’nın ilk çocuk kahramanı olan “Ayşecik” karakterinin de Kemalettin Tuğcu’ya ait olduğunu hatırlatayım.

“Yer Altında Bir Şehir” ise Ömer Seyfettin’in “Eski Kahramanlar” serisi ile Jules Verne’nin fantastik -macera romanları arasında gidip gelen bir tür gibi geldi bana. Bu kitabın, ayrıntılı bir incelemesi yapılsa belki yeridir.

“Yer Altında Bir Şehir’ de düşman zulmünden kaçan Türklerin lideri Osman Baba yine ihtiyar bir kahraman- sanırım Türk yazarlar arasında eserlerinde yaşlılara en çok yer veren yazar da Kemalettin Tuğcu olmalı- insanlardan tutun da, karşılaştığı bütün vahşi hayvanlarla-kartal, kurt, ayı- dövüşüp boğuşuyor ve tıpkı Ömer Seyfettin’in kahramanları gibi akıl almaz şeyler yapıyor. Diğerleri gibi bu iki kitapta da doğru, dürüst, ahlaklı, merhametli ve çalışkan olanlar kazanıyor.

Kitap Defter Kalem programı için Kemalettin Tuğcu dosyasını hazırlarken, kızının evinden sonra oğlunun Çengelköy’deki evine de gitmiştik. Ev ile birkaç da fotoğraf kameraya alınmıştı o gün. Fotoğraflar arasında liseden aşina olduğum genç bir kızı görünce, kim olduğunu sormuştum. Torunu olduğunu öğrenince içim bir tuhaf oldu. Aynı dönemde Kandilli Kız Lisesi’nde okuduğumuz için, dedesinin kitapları hakkında öğretmenlerin söylenmelerini, aşağılamalarını -hele bir Türkçe öğretmeni vardı ki, hakaretamiz sözlerini unutmak mümkün değildi- hep duymuş, kim bilir ne kadar üzülmüştü.

Çocukluğumuzun yazarı Kemalettin Tuğcu, 18 Ekim 1996’da vefat etti.

Kitapları ise kim ne derse desin hala okunuyor, hala kendinden söz ettiriyor, hala yaşıyorlar…

  • Kaynaklar:
  • - TUĞCU, K. (1972). Eskici Baba. İstanbul: İtimat Kitabevi.
  • - TUĞCU, K. (1978). Yer Altında Bir Şehir. İstanbul: İtimat Kitabevi.
  • - TUĞCU, K. (1978). Altın Rüyası. İstanbul: Erdini Yayınevi.
  • - TUĞCU, K. (1979). Adını Değiştiren Çocuk. İstanbul: İtimat Kitabevi.
  • - CRİSS, B. (2018). İşgal Altında İstanbul 1918-1923. İstanbul: Yayınları
  • - ŞİRİN, M.R. (Ağustos 2018) Kemalettin Tuğcu İçin Vefa Ödevi (Günlük) Ankara: Türk Dili Dergisi
  • - Çocuk Vakfı: Kemalettin Tuğcu: Çocuklara Okumayı Sevdiren Yazar

- TRT Arşiv: Adam ve Çocuk

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.