Hayat Barış Pınarı Türkiyenin hukuki dayanakları

Barış Pınarı: Türkiye’nin hukuki dayanakları

Haber Merkezi Yeni Şafak

MERT H. AKGÜN
SETA HUKUK VE İNSAN HAKLARI ARAŞTIRMALARI

Etnik ya da bölücü terör, son 35 yıldır Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit etmekte ve buna yönelik yoğun bir terörle mücadele faaliyeti yürütülmektedir. Fakat özellikle 2011 yılından itibaren Suriye iç savaşının patlak vermesiyle bu tehdidin boyut ve niteliği değişti. Zira zaman içinde DEAŞ ve PKK’nın bu ülkede faaliyet gösteren kolu olan PYD/YPG, Suriye’nin Türkiye sınırına yakın bölgelerinde kontrolü ele geçirmeye başlarken aynı zamanda doğrudan Türkiye’yi hedef alan ciddi terör eylemlerinde bulunmaya başladı. Bu saldırıların bir kısmı sınırın Suriye tarafından karakollara ateş açılması, sivil yerleşim bölgelerine roket ve havan saldırıları düzenlenmesi şeklinde olurken bir kısmı ise bu bölgeden yönetilen ya da desteklenen intihar eylemleri biçiminde gerçekleştirildi. Bu süreci hatırlamak, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinden kaynaklanan haklı güvenlik endişelerinin anlaşılması için elzemdir.

YARGI KARARLARINDA PKK- PYD/YPG İLİŞKİSİ

Özellikle 2015-2017 yılları arasında bu iki örgüt tarafından başta Ankara ve İstanbul olmak üzere çok sayıda intihar saldırısı düzenlendi. Suruç/Şanlıurfa, Ulus/Ankara, Atatürk Havalimanı/İstanbul, Merasim Sokak/Ankara, Güvenpark/Ankara, Gaziantep ve Beşiktaş/İstanbul saldırıları sivilleri hedef alan canlı bomba eylemlerinden sadece birkaçıdır. Bugün bu saldırıların DEAŞ ve PKK tarafından gerçekleştirildiği ve ayrıca bazılarının Suriye bağlantılı olduğu mahkeme kararlarıyla sabittir.

Örneğin 17 Şubat 2016’da Ankara Merasim Sokak’ta askeri personeli taşıyan servis araçlarının geçişi sırasında düzenlenen ve 29 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırısını PKK’yla ilişkili TAK (Teyrebazen Azadiya Kurdistan‒Kürdistan Özgürlük Şahinleri) üstlenmişti. Saldırıya ilişkin yürütülen adli süreç eylemdeki PYD rolünü ortaya koydu. Davaya bakan mahkeme açıkladığı gerekçeli kararında saldırıyı gerçekleştiren canlı bombanın Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG kamplarında eğitim aldığı, örgütsel faaliyetlere katıldığı ve ardından kendini Suriyeli sığınmacı olarak tanıtarak Türkiye’ye giriş yaptığını tespit etti.

Diğer taraftan Suriye’nin kuzeyinde yakalanıp Türkiye’de yargılaması yapılan bir PYD/YPG mensubu terör suçlusuna ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin verdiği kararda da PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olan bir terör örgütü olduğu ifade edildi. Yüksek Mahkeme; Merasim Sokak/Ankara, Güvenpark/Ankara ve Beşiktaş/İstanbul saldırılarının PKK/PYD tarafından gerçekleştirildiğini tespit etti.

Özellikle ABD’nin PYD ile kurmuş olduğu ittifakı –en azından kendi kamuoyu ve iç hukuk düzeni nezdinde meşrulaştırabilmek için- PYD’nin, terör örgütü olarak tanımladığı PKK’dan ayrı bir örgüt olduğunu iddia etse de gerekçeli yargı kararlarından da anlaşılacağı üzere PYD’nin PKK’nın Suriye yapılanması olduğu gerçeği izahtan varestedir.

Hiç şüphesiz Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği bir terör örgütünün güney sınırlarında yoğun şekilde silahlandırılıp devletleşmesine müsaade etmesi beklenemez. Üstelik hem PKK/PYD hem de DEAŞ Türkiye için birer potansiyel tehdidin ötesindedir. Yukarıda örnekleri verildiği gibi her iki örgüt de Türkiye’ye yönelik çok sayıda yıkıcı terör eylemi düzenledi ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine yol açtı. Sadece Barış Pınarı Harekâtı’nın yürütüldüğü “Fırat’ın doğusu” olarak isimlendirilen bölgeden dahi Türkiye topraklarına harekâttan önce terör örgütü PKK/PYD tarafından çeşitli tarihlerde toplam 11 kez saldırıda bulunuldu.

Türkiye, geride bıraktığımız üç yılda Suriye’den kendisine yönelen bu tehditleri ortadan kaldırabilmek için Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarını icra etti. Üçüncüsü olan Barış Pınarı Harekâtı ise halen devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yürüttüğü bu harekâtların iç hukuktaki temeli Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca TBMM tarafından kabul edilen ve TSK unsurlarının Suriye’ye gönderilmesi maksadıyla Cumhurbaşkanı’nı yetkilendiren karardır. Bu askeri müdahaleler bir başka devletin topraklarında gerçekleştiği için uluslararası hukuk kurallarına tabi olmayı gerektirir.

BM ŞARTI 51. MADDE

Hemen belirtelim ki Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği askeri harekâtların birincil dayanağı Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51. maddesinde ifadesini bulan meşru müdafaa hakkıdır. Bu hüküm uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağının bir istisnası olarak devletlere silahlı bir saldırıya hedef olmaları halinde kendilerini savunma hakkı vermektedir.

BM Şartı 51. Madde “Bu antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkına halel getirmez.”

Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında BM Şartı’nın 51. maddesinin yanında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararlarına da atıfta bulunmuştur. Son olarak Barış Pınarı Harekâtı’na ilişkin Milli Savunma Bakanlığı’nca yapılan açıklamada da harekâtın uluslararası hukuktaki dayanakları olarak BM Şartı’nın 51. maddesi ile “BMGK’nın terörle mücadeleye yönelik özellikle 1373 (2001), 1624 (2005), 2170 (2014), 2178 (2014), 2249 (2015), 2254 (2015) sayılı kararları” gösterilmiştir.

Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kullanması bakımından tartışılması gereken husus silahlı saldırının bir devletten değil devlet dışı aktörden-terör örgütünden gelmiş olmasıdır. Zira 51. maddede saldırının bir devletten gelmesi ya gelmemesi konusunda bir açıklık yoktur. Öte yandan BM’nin uluslararası barış ve güvenliği korumakla yükümlü organı olan ve bu doğrultuda üye devletleri bağlayıcı karar alma yetkisi bulunan Güvenlik Konseyi’nin 1373 (2001) sayılı kararı bu noktada Türkiye’nin bir başka argümanını teşkil etmektedir. 1373 sayılı kararın atıfta bulunduğu ve 11 Eylül saldırılarından hemen sonra 12 Eylül 2001 tarihinde alınan 1368(2001) sayılı BMGK kararında ise terörist eylemlere karşı BM Şartının öngördüğü çerçevede meşru müdafaa hakkının kullanılabileceği kabul edilmişti. 1373 sayılı karar ise meşru müdafaa hakkının varlığını teyit etmişti.

SİVİLLERİN KORUNMASI VE ORANTILI MÜDAHALE

Tüm bu düzenlemelerin yanında altı çizilmesi gereken bir başka konu ise Esed rejiminin ülkesinin önemli bir kesimi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin üstesinden gelme istek ve imkânının bulunmamasıdır. Nitekim bu durum DEAŞ tarafından 2015’te gerçekleştirilen Suruç saldırısının ardından Türkiye tarafından BMGK’ya iletilmiş ve Esed rejiminin “Suriye kaynaklı ve Türkiye’nin ve halkının güvenliğini tehlikeye atan bu tehditleri önlemekte ne yeterli ne de istekli” olduğu ifade edilmişti.

Sonuç olarak Türkiye’yi zorunlu olarak askeri bir operasyona iten sebebin Suriye topraklarında Fırat’ın doğusu olarak isimlendirilen bölgeden kaynaklanan terör tehdidi olduğu açıktır. Bu tehdidi bertaraf etmek için başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’na yukarıdaki açıklamalar ışığında yaklaştığımızda ve BM Şartı’nın 51. maddesi ile BMGK’nın ilgili kararları birlikte değerlendirildiğinde DEAŞ ve PKK/ PYD-YPG terör örgütlerine yönelik gerçekleştirilen bu askeri müdahalenin uluslararası hukuka uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte uluslararası kamuoyunda harekâta ilişkin yoğun bir Türkiye aleyhtarı propaganda yürütülmektedir. Türkiye’nin Suriye’de bundan önce gerçekleştirdiği iki harekât da hem sivillerin korunması hem de orantılı müdahale hususlarında Türkiye’nin ne denli hassas davrandığının ispatı niteliğindedir.

Mevcut uluslararası hukuk düzeninin zaman zaman açıkça ihlal edildiği görülebilmektedir. Ancak yine de devletlerin çoğunlukla hareketlerini uluslararası hukuk kurallarına dayandırma gayretinde olduklarını söyleyebiliriz. Bu bakımdan uluslararası hukuka uygunluk aynı zamanda diplomatik bir argüman olarak da öne çıkmaktadır. Bu sebeple Türkiye’nin karşılaştığı tehdidin boyutunun ve askeri müdahalesinin hukuki dayanaklarının muhataplar nezdinde ve medya organlarında anlatılmasına devam edilmelidir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.