Hayat Bitmeyen Savaşların bitmesi için Barış Pınarı

Bitmeyen Savaşların bitmesi için Barış Pınarı

Türkiye, Batılı devletler gibi bir terör örgütüne karşı diğer terör örgütlerini beslemek yerine tüm terör örgütlerine ortak ve tutarlı bir duruş sergileyen bir politika izledi. PKK/YPG ile mücadelenin yanı sıra Türkiye aynı zamanda DEAŞ’a karşı sahada göğüs göğüse savaşan tek ordu oldu.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Düşünce günlüğü
Düşünce günlüğü

YENAL GÖKSUN – MARMARA ÜNIVERSITESI

Geçtiğimiz günlerde Danimarka parlamentosunda gerçekleşen bir oturumda sirklerden kurtarılan dört filin rahat bir emeklilik geçirmesi için atılacak adımlar konuşulurken meclis üyeleri bu tür birinci dünya problemleri ile uğraşmanın verdiği haz ile gülme krizine girmişti. Meclis üyeleri için bu kadar komik olan şey Ramboline isimli filin yıllardır birlikte yaşadığı ve en yakın arkadaşı olan Ali isimli deveden ayrılmak istemeyişi ve bu nedenle Ali’nin de devlet tarafından satın alınmasıydı. Neyse ki meclis kararı sayesinde Ali isimli deve Avrupa sosyal devlet mekanizmasının şefkatli kollarında güven bulacaktı.

Aynı günlerde Suriye’nin kuzeyinde Batı ülkelerinin desteğiyle kurulan terör koridorunun ortadan kaldırılması ve Suriyeli mültecilerin ülkelerine güvenle geri dönebilmeleri için başlatılan Barış Pınarı Harekatına karşı AB ülkeleri ortak bir açıklama yaparak Türkiye’den operasyonu durdurmasını istiyordu. Bu çağrıya ABD ve İsrail gibi ülkeler de destek veriyordu.

Batı ülkeleri açısından bakıldığında Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve ölümler bu coğrafyanın kaderiydi. Bu nedenle Ali isimli devenin Ramboline isimli fil ile birlikte kurtarılması önemli bir konuydu. Ancak PKK/YPG terörüne kurban verilen çocuklar, kadınlar ve sivillerin gündemde yeri yoktu. Barış Pınarı Harekatının başlamasının hemen ardından PKK/YPG terör örgütünün Akçakale’ye yaptığı roketli saldırıda 9 aylık Suriyeli Muhammed Omar dahil 3 sivil şehit oldu. Ancak hiçbir AB ülkesinden ya da Batı medyasından tepki görmedi. Bunun yerine PKK/YPG terör örgütü kaynaklı bir çok yalan haberin uluslararası medya tarafından bilinçli şekilde dolaşıma sokulduğu görüldü.

NEFRET TOHUMU EKEN BATI

Batı dünyası kendini Suriye kaynaklı sorunlardan soyutlamak için geçmişten bu yana her türlü tedbiri aldı. Türkiye milyonlarca mülteciye kapılarını açarak onları ağırlarken Avrupa kendi sınırlarına dikenli teller örmeye başladı. Daha güvenli bir gelecek kurmak umuduyla Avrupa’ya ulaşmak isteyen 35 bin mülteci Akdeniz’de ya da Avrupa topraklarında hayatını kaybetti. Türkiye ise geri dönüş anlaşmasıyla bu göç yolculuğundaki ölümlerin de azalmasını sağladı.

Suriye’deki krizin çözümü konusunda irade ortaya koyamayan ve krizin insani boyutu konusunda harekete geçemeyen Batılı devletler, krizin Ortadoğu bölgesinde devam etmesi ve kendilerine sıçramaması için Suriye ve Irak’a asker gönderdiler. Bugün Irak ve Suriye’de başta ABD olmak üzere İngiltere, Fransa ve Almanya’nın çok sayıda askeri konuşlu bulunuyor. Ancak bölgeye gönderilen bu “askeri destek” terör örgütleriyle mücadele etmekten daha çok IŞİD tehdidi karşısında PKK/YPG terör örgütünün desteklenmesini amaçlıyordu. Bu sayede Suriye’nin kuzeyinde yeni bir “oluşum” kurularak Batılı devletlerin güvenlik çıkarları bu cephe hattından idare edilebilecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için ABD ve AB ülkeleri tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK’nın uluslararası kamuoyuna yeni bir marka ile sunulması ve Batı kamuoyunda kabul edilen gerçekliklerin yeniden tanımlanması gerekiyordu. Bu doğrultuda Batı medyası son birkaç yılda PKK imgesini yeniden inşa etmek için moda dergilerinden sanatçılara, filozoflardan kanaat önderlerine kadar geniş bir kampanya başlattı. Batı kamuoyunda PKK üyesi kadın teröristlerin “cihadçı, İslamcı” olarak gösterilen IŞİD’e karşı mücadeleleri yüceltildi, PKK’nın yere izmarit atmayan çevreci bir örgüt olduğu anlatıldı. Aslında tüm bu imgeler Batı kamuoyundaki hakim paradigmalara uygun simgelerle bezenmişti. Seküler, demokratik, ekolojik, cinsiyet eşitlikçi bir dünya tahayyülünün en mükemmel örneklerinden biri PKK terör örgütünde vücut buluyordu. Batı medyasında üretilen hikayeler sayesinde Batı kamuoyunun bu tasarlanan yeni gerçekliği benimsemesi zor olmadı.

Batı kamuoyunda üretilen yeni algılar göz önünde bulundurulduğunda Barış Pınarı Harekatı karşısında Batı’dan gelen tepkileri anlamak daha kolay olabilir. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı hakkında Batı medyasında çıkan haberlerin ortak noktası Türkiye’nin “Kürtlere karşı bir savaş” yürüttüğü algısının yaratılmaya çalışılmasıdır. Batı kamuoyunda hakim olan bu algı bir yanlış anlama ya da eksik bilgilenme sonucu değil, bizzat Batılı devletler tarafından tasarlanan ve Batı medyası tarafından yıllardır uygulanan bilgilendirme (ya da yeniden tasarım) kampanyasının bir sonucudur. Bir terör örgütünü desteklemek kitlelerin kabul edebileceği bir şey değildir ancak masum bir topluluğu desteklemek herkesin sempatiyle bakacağı bir duruştur. Bu nedenle Batılı devletler yıllarca destekledikleri PKK/YPG terör örgütünü tüm Suriyeli Kürtlerin temsilcisi olarak tanımlayarak Batı kamuoyunu daha kolay mobilize edebildi. Günümüzde Aynel-Arab’ın ya da Tel Abyad’ın yerini bile bilmeyen Batılı siyasetçilerin, gazetecilerin tek bir ağızdan çıkarcasına ortak tepki vermesi, işte Batı kamuoyunda üretilen algı kampanyasının tuttuğunun bir göstergesidir.

TÜRKİYE’NİN KARŞI OPERASYONU

Türkiye, bölge ülkelerde yaşanan krizlerde her zaman sivil halkın sığındığı güvenli bir liman olmuştur. İran İslam Devrimi, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali, Halepçe katliamı ve Körfez Savaşı gibi krizlerde Türkiye dini, mezhebi, ırkı ne olursa olsun milyonlarca mülteciye kapılarını açmıştır. 2011 yılında başlayan Suriye krizi sonrasında da Türkiye 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Tüm bu politikalar Türkiye’nin bölge halklarıyla tarihten bu yana karşılıklı güvene dayalı yakın ilişki kurduğunun en büyük göstergesidir. Günümüzde Batılı devletlerin öne sürdüğü Türk-Kürt çatışması yalanının aksine, Türkiye 300 bin Suriyeli Kürt mülteciyi de ağırlamaktadır.

Türkiye şimdi Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması, Suriyeli mültecilerin güvenli biçimde ülkelerine geri dönebilmesi ve bölgenin istikrara kavuşması için Barış Pınarı Harekatını başlatarak önemli bir adım attı. Bu hedefler aynı zamanda Suriye’deki insani krizin sona ermesi için sunulan en tutarlı ve en şeffaf plan olma özelliği taşıyor.

Türkiye, Batılı devletler gibi bir terör örgütüne karşı diğer terör örgütlerini beslemek yerine tüm terör örgütlerine ortak ve tutarlı bir duruş sergileyen bir politika izledi. PKK/YPG ile mücadelenin yanı sıra Türkiye aynı zamanda DEAŞ’a karşı sahada göğüs göğüse savaşan tek ordu oldu. Batılı ülkeler DEAŞ’ı hedef gösterip PKK/YPG terör örgütüne silah gönderirken Türkiye doğrudan DEAŞ ile savaştı. Fırat Kalkanı operasyonunda 3binden fazla IŞİD’li etkisiz hale getirildi. DEAŞ için simgesel öneme sahip Dabık terör örgütünden temizlendi ve örgütün sayıflama süreci başlatıldı.

Barış Pınarı Harekatı şimdi PKK/YPG terörünün bitirilmesi ve örgütün yok edilmesi için önemli bir adım. PKK/YPG terör örgütü yıllardır binlerce masum Türk vatandaşının ölümüne neden oldu ve Suriye’nin güneyindeki gelişmeler bu terör örgütünün bölgede baskı, zorunlu göç ve zorla silah altına alma politikası uygulayarak yeni zulümlere imza attığını gösteriyor. Türkiye’nin müdahalesi bu zulmü de ortadan kaldıracaktır.

Türkiye yüzyıllardır bölgede komşularıyla birlikte yaşadı ve bundan sonra da yaşamaya devam edecek. Bu nedenle terörün ortadan kaldırılması, bölgede huzur ve istikrarın tesis edilmesi, bölge halklarının kendi topraklarında güven içinde yaşamlarına devam etmesi Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla uyuşmaktadır. Batı’dan gelen her türlü müdahale ise bölge halklarının bir arada barış içinde yaşama umudunu kırmakta ve bölgeye etnik-dini-mezhepsel çatışma paradigmasını dayatarak istikrarsızlığa neden olmaktadır. Terörün ve şiddetin olmadığı bir coğrafya yaratmak ise yine bölge halklarının elindedir. Türk Yahudi Toplumu, Ermeni Patrikhanesi ve İstanbul Süryani Kadim Vakfı’nın Barış Pınarı Harekatı’na destek vermesi bu açıdan çok önemlidir.

Sonuç olarak Suriye’de, Irak’ta ve bize komşu olan bütün coğrafyada barışı tesis etmek için Batı’nın onayını beklemek zaman kaybı anlamına gelmektedir. Çünkü Batılı devletlerin çıkarları bölge halklarının çıkarlarıyla uyum göstermemektedir. Türkiye’nin bugüne kadar yürüttüğü diplomatik çabaların Batı nezdinde karşılıksız kalması bunun en net göstergesidir. Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını yürüttüğü bölgelerde olduğu gibi Barış Pınarı Harekatı bölgesinde de güvenliği kısa sürede tesis edecek ve istikrarı sağlayacaktır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.