Hayat Burası dünyaymış meğer Abdullah Harmancı hikayesi üzerine

'Burası dünyaymış meğer' Abdullah Harmancı hikayesi üzerine

Abdullah Harmancı’nın hikayelerinde kişiler değişir; yazar, öğretmen, karma ortaokulda hademe, askerden yeni gelmiş bir genç olabilir. Hatta mekanlar da değişir bazan. Fakat onları insan kılan ayırdedici bazı özellikler aralarında pay edilmiştir.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Burası dünyaymış meğer Abdullah Harmancı hikayesi üzerine
Harmancı’nın hikayelerine topluca bakınca, iç içe ilerleyen serüvenlere tanıklık ediyorsunuz.

ÂLİM KAHRAMAN

Baltan Taşa Değecek, Abdullah Harmancı’nın yedinci hikâye kitabı. Muhit Yayınları arasında çıktı.

Son aylar içinde Harmancı’nın hikâye kitaplarını, bir kere daha okudum. Topluca. Bu tür okumalara bir değer yükleyenlerdenim. Seçtiğiniz yazarı “bütün” halinde görme, dünyasını çeşitli boyutlarıyla farketme, onu içselleştirme imkanı verir size.

Baltan Taşa Değecek, bir deyimden çıkarak yeniden söylenmiş bir söz bütünü. İnsanın nice emeklerle kendini bir düzlüğe çıkardığını düşündüğü bir zamanda, “kendisini bir saadet akıntısına bırakıvereceği dakikada”, hesaplanmayan bir duvara çarpması.. Bir darbe alması.. Böyle bir şey işte baltanın taşa değmesi. Kader denilen şey bir bakıma. Eğer hikaye sanatı bakımından düşünürsek, hayatın, bizi, kendisiyle yüzleştirmesi de diyebiliriz. Onsuz ayakları yere basmaz bir hikayenin.

Harmancı’nın hikayelerine topluca bakınca, iç içe ilerleyen serüvenlere tanıklık ediyorsunuz. Damar damar akıntılar. Oluşlar, oluşumlar. Hem hikaye sanatı hem de yaşanmışlıklar bakımından. Didişmeler, kendini bırakışlar, iç hesaplaşmalar, yeniden toparlanmalar, adanmalar. Bütün bir ömür.

SOSYAL DEĞİŞİMİ GÖRÜRSÜNÜZ

Baltan Taşa Değecek Abdullah Harmancı Muhit Kitap 2021 96 sayfa
Baltan Taşa Değecek Abdullah Harmancı Muhit Kitap 2021 96 sayfa

Fakat bir başka boyut daha var. Kendilerini hayat mücadelesine adamış yoksul insanlar. Köylerinden kopup gelmiş, bir büyük şehrin kenarına varla yok arası yerleşmeye başlamıştır onlar. “Kayısı Ağacı” adlı hikayede, yazarın önceki kitaplarında parça parça su yüzüne çıktığını gördüğümüz bazı detayların, bir kişinin hayatı ekseninde (Bahattin), bütünlenişine tanık oluruz. Bir mahallenin hayatı göç-yerleşme-değişim-yıkılış olarak kendi varlık dairesini tamamlar orada. Buradan devam ederek ülkenin yakın geçmişindeki sosyal değişim süreçlerini bazı özellikleriyle izlemek ve adlandırmak mümkün görünüyor.

Mahalleden sonra ev, ayrı bir anlam kazanır hikayelerde. Biraz derme çatmadır. Kerpiç duvarlı, genellikle tek katlı, bir bahçesi ve balkonu bulunan evlerdir bunlar. Yeşil boyalıdır. Saç böreği yapılan kuzine sobaları vardır. Kişiler arasındaki aile bağları kuvvetlidir. Amca, dayı, teyze kuzenler.. Ya balkonda, ya da bahçedeki ağacın altında toplanırlar. Yenilir, içilir “muhabbet gırıla!” Dayanışma içinde ve dinamiktirler. Boylarını aşan hayalleri vardır. Öyle öyle hem oldukları yere tutunur, hem de “ilerlerler”.

DİL VE ÜSLUP YAZAR İÇİN ÖNEMLİDİR

Aileden bireye inelim.

Abdullah Harmancı’nın hikayelerinde kişiler değişir; yazar, öğretmen, karma ortaokulda hademe, askerden yeni gelmiş bir genç olabilir. Hatta mekanlar da değişir bazan. Fakat onları insan kılan ayırdedici bazı özellikler aralarında pay edilmiştir.

Hikayelere dağılmış olan insan özelliklerini bir araya getirerek bir “portre” görünür kılmaya çalışalım: Aile içinde ve yakın arkadaşları arasında sevilen bir sohbet insanı, fakat insanlarla yapamayan, “a sosyal”, münzevi bir yönü vardır. Diş sıkma, dişlerini gıcırdatma bir huy olmuştur onda. Toplum içinde ansızın konuşması gerekince dizlerinin bağı çözülür, sesi değişir. Nasıl görüldüğü, bütün dünyanın onu nasıl gördüğü hayatı boyunca kurtulamadığı bir merakıdır. Kendi kendine konuşma huyu vardır. Konuşurken elini sağdan sola doğru bir kavis çizecek şekilde sallar. İnsanî hallerdir bunlar. Yazar, bu ve benzeri başka ayrıntılarla kişileri ayrı ayrı ve “biricik” kılar okuyucunun zihninde.

İntihar etmek üzere alnına tabancayı dayayan adam da, olgunluğun zirvelerinde gördüğümüz Bahattin Amca da, insan olarak, bir aynada kendini görme isteğiyle maluldur. Bir kişilik özelliği daha: Kendini kısa boylu sayar Bahattin Amca. Bisikletle geçerken görüntüsü yansıyan vitrin camına bakar ve “Allah günah yazmasın amma... Bişşiye benzemiyoruz arkadaş...” der. Yine başka bir hikayede, bir genç, hayatın onu cinayete mi yoksa intihara mı götürdüğünü bilmediği bir savruluş anında “arka avludaki manolya ağacını kimin sulayacağını” düşünür. Bu duygusu Bahattin Amca’nın ölüm anında bahçedeki kayısı ağacını düşünmesi ve “Allah vere de birileri sulasaydı” demesiyle örtüşür. İnsanîdir, merhamet yüklüdür.

Kendi de söylüyor Harmancı; baştan beri tekniği, dili, üslubu kendine sorun edinen, hikayeciler sınıfına dahildir o. Bu açıdan da arayan ve arayışı bitmeyen bir yazardır. Her hikâyenin bir marifeti (o “numarası” diyor) olsun istiyor. “Yenilginin Süreksiz Keşfi”ni ele alalım mesela. Amca, dayı ve yeğenin ayrı ayrıdır hayalleri. Uçuk ve ulaşılmaz. Bu hikayede farklı üç insan ve onların hayalleri, bir nesnede (bir kül tablasıdır o) birliğe kavuşur. Son olarak yeğen, yıllar sonra, aynı balkonda, kendini kaptırdığı hayallerini yeğenlerine anlatırken elindeki sigarayı söndürmek üzere kül tablasına uzanır. İşte tam o anda görüntü donar (sinema dili). Bir şeyi farketmiştir. Böylece bir soyaçekim kuralı daha doğrulanmış olur.

Harmancı’nın hikâyelerindeki ironi, ailede bireyden bireye intikal eden dinî duyarlık, olması gereken ile olanlar arasındaki örtüşme ve örtüşmezlik alanları tek tek ele alınmalı. O haklarım saklı kalsın. “Kayısı Ağacı” için birkaç söz daha:

“Kayısı Ağacı”nda bir müslüman kişilik koyar ortaya hikayeci. Bahattin Amca’dır o! Onun bazı insanî özelliklerini belirttim. İç çatışmalarıyla, kendini her an gözden geçirişiyle.. İnzivaya yatkın, kişiliğiyle.. “Ne köy ne şehir, burası dünyaymış meğer” olgunluğuna erişmişliğiyle... Bir melek değil, insandır o. Sadece gıybetten değil gıybet edilen ortamdan da kaçar. Nüktedan kişiliği dostları arasında ortaya çıkar. Kopup geldiği köy, orada kalmış yaşanmışlıklar.. Sanki bambaşka biridir o anlarda. İkram sevgisi yüksektir. Kendi evinde tek başına kaldığı son döneminde “dua eder, çiçekleriyle konuşur, bahçeyi adımlar”.

Rasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam”ıyla kardeşlik bağları var sanki aralarında. İki ayrı kalem ve iki ayrı başarı! Fakat ikincisi, birincisinin varlığıyla ayrıca bir güç buluyor. Bahattin Amcanın annesinin ölümünün anlatıldığı, son anın o kaçınılmaz şiddetini veren cümleler ise Sezai Karakoç’un “Geç Kalan Adam’ın Öyküsü”ndeki yaşlı kadının ölüm gecesine götürdü beni.

Sonuçlar çıkarmak değil amacım. Bazı okumalar yapmak. Sizi de yeni okumalara teşvik eder düşüncesiyle.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.