Hayat Güçlü Türkiyenin doğduğu gün

Güçlü Türkiye’nin doğduğu gün

15 Temmuz’da meydanlarda gösterilen irade hem siyasi hem de askeri karar vericiler için güçlü bir meşruiyet zemini oluşturuyor. Balkanlar ve Kafkasya’da kalıcı barışın tesisinin güçlü Türkiye ile mümkün olduğu bir defa daha görüldü. Şimdi Türkiye vatan denilen kavramı yeniden düşünmek için önemli bir kavşakta. Kardeş coğrafyalarla kurulan ilişkilerin derinliği, güçlü Türkiye’nin nefesini de belirleyecek. Türkiye sosyolojisi özgüven kazanmış şekilde yeni, güçlü bir hikaye yazmaya hazırlanıyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Güçlü Türkiye’nin doğduğu gün
İllüstrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım

HALİL İBRAHİM İZGİ

15 Temmuz, hikayesini arayan bir ülkenin o hikayenin nasıl yazılacağını gösterdiği bir geceydi. Sokaklarda, meydanlarda yazıldı ilk satırlar ama biraz daha geriden başlayarak hikayenin hikayesine bakmakta fayda var. Doksanlar, Türkiye ve hinterlandı açısından sıkıntılı zamanlardı. Bosna Savaşı ve geçtiğimiz günlerde 26. yıldönümünü andığımız Srebrenitsa Soykırımı travma oluşturmuştu. Diğer taraftan Kafkaslar’da Rusya destekli Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali ve Azerbaycan üzerinden Türkiye’nin yaşadığı travmayı düşünebiliriz. Türkiye içeride ise PKK terörü ile meşgul ediliyor ve İslam düşmanlığının zirvesi 28 Şubat süreciyle yaşanıyordu. İçeride ve dışarıda kara bir tablo vardı. Tam bu karanlık tablonun ortasında, post-modern darbe ikliminde yeşeren sivil bir dalga vardı. Bosna Savaşı yaşanan acılara rağmen Türkiye’de sivil toplumun güçlendiği ve farklı görüşler arasında -geçişkenlik olmasa da- iletişimin hız kazandığı bir dönemdi. Türkiye, kendisine dayatılan çaresizlik hikayesini kabul etmedi ve bir direniş hattını tahkim etmeye başladı. Siyasi kadrolar bu sosyolojinin üzerinden projeler geliştirdi ve Türkiye güç temerküzü için uzun bir yolculuğa başladı. Bosna-Hersek ve Azerbaycan, bu hikayenin meşruiyetinin dayandığı noktalar olduğu kadar, güç aldığı ve başarısını ölçtüğü göstergelerdi. Balkanlar’da ve Kafkasya’da barış olmadan güçlü bir Türkiye’den söz etmek mümkün olamazdı. Türkiye’yi 15 Temmuz’a taşıyan süreçleri de ironik şekilde bu iki tarihi izde görmek mümkün. Sırpların bir gecede komşuları olan Boşnakları yok eden canavarları içinden çıkarması ve Ermenilerin masum sivilleri Karabağ’dan gözyaşları içinde süren vahşet makinelerine dönüşmesiyle, silahını millete doğrultan hainler arasında önemli benzerlikler var. Uluslararası terörizmin, darbe mekanizmalarının hesaba katamadığı veya hafife aldığı nokta, halkın oluşturduğu direnç ve taşıdığı hafıza oldu. Srebrenitsa ve Karabağ hezimetten çok zafere giden yolda alınan önemli derslerdi. Aynı zamanda Türkiye’de farklı toplum kesimlerinin benzer şekilde gördükleri ve ortak paydalar oluşturdukları hikayeler oldular. Ancak ne kadar ortak bilince vesile olurlarsa olsunlar Türkiye’nin hafızasını oluşturmak için yeterli kapsayıcılıkta değillerdi.

BÜYÜK HİKAYENİN DÖNÜM NOKTASI

15 Temmuz gecesi Türkiye’nin yeni, büyük hikayesinin başlangıcı için önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Askeriye içinde kümelenen ve terörle mücadele, bölgesel askeri varlığımız gibi konularda zaafiyete uğratan ihanet şebekesi geri dönüşü mümkün olmayan bir yola girdi. Türkiye’nin hikayesinin Srebrenitsa ve Karabağ’da olduğu gibi “yabancı” bir “dilde” ilerlemesini arzu ediyorlardı. Ancak Türkiye ülke olarak farkı bir irade gösterdi. 15 Temmuz gecesi ortaya konulan irade Türkiye’nin hikayesinin “Türkçe” yazılması gerektiğinin irade beyanıydı. 15 Temmuz sonrası hız kazanan jeopolitik tahkimat Türkiye’yi yalnızlaştırmak üzerine kurulu uluslararası koalisyon ürünü ve başarısızlığa mahkum bir stratejiydi. Suriye’de Srebrenitsa ve Karabağ’ın benzerini yapmaya çalışan Rus aklı, kitlesel tehcirlerle bir insanlık dramını hızlandırdı. Türkiye’nin ortaya koyduğu vizyon Suriye içindeki güvenli bölgelerle barışın tesis edilmesine yönelik adımlar atmaktı. Diplomasi masasında atılan adımlar, askeri kararlılıkla desteklenmediği zaman anlaşma imzaları hızla silikleşiyor. Rus destekli Suriye rejimi ve PYD-PKK terör yapısı Suriye’nin kuzeyinde bir insanlık suçu işlemek üzere harekete geçtiler. 15 Temmuz’un hemen ertesinde Türkiye gücünü yoğunlaştırarak askeri varlığını gösterme ihtiyacı hissetti. Türkiye’de ve dünyada oluşturulmak istenen güçsüz ülke imajı bir anda silinmeye başladı. Suriye’nin kuzeyindeki askeri başarıda İHA ve SİHA teknolojileri oyun değiştirici bir rol üstlendiler. Hainlerin ele geçirdiği uçaklarla millete verilen gözdağından akıllı stratejilerle oyun kuran yeni nesil hava gücüne geçiş yapılmıştı.

15 Temmuz, ülke çapındaki klasik ideolojik tasnifi de büyük ölçüde değiştirmeye başlattı. Birlik görüntüsü altındaki karmaşadan, farklılıklar içinde sürdürülebilir bir birlik anlayışına geçiş yapıldı. Farklı görüşlerini muhafaza eden kişiler belirli konularda bir araya gelme ve güçlerini teksif etme pratiğini yaşadı. Bunun ilk ve en önemli tecrübesi 15 Temmuz gecesi sokaklarda tatbik edilmişti. Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasına karşı kararlı harekatlar, Türkiye hikayesinin artık reaktif değil proaktif olacağını gösteriyordu. İHA ve SİHA destekli nokta atışlı akıllı operasyonlarla terörün etki alanı önemli ölçüde azaltıldı ve bunu da 15 Temmuz kazanımları arasında sayılabilir.

SAHADA VE MASADA VARLIK

15 Temmuz’da Türkiye’nin kendi kaderini belirleme üzerindeki iradesi, Doğu Akdeniz başta olmak üzere farklı birçok coğrafyada makes buldu. İlham veren bu gelişme Türkiye’nin masada söylediği sözlerin sahada da geçerli olduğunu gösterdi. Rus stratejisine karşı girişilen Libya mücadelesi bunun en tipik örneklerindendi. Gelişmiş insansız hava araçları teknolojisi kurulan oyun planını Türkiye lehine değiştirdi. Diplomasiyle birlikte yürütülen girişimler, retorik çağından gerçekler dönemine geçişi de ifade ediyordu. Türk halkına söz verilen “onurlu ülke” çerçevesinin içi dolmaya başlıyordu. Mavi Vatan kavramsalının ülke nezdinde çabuk ve güçlü şekilde kabulü de 15 Temmuz etkisiyle açıklanabilir.

Azerbaycan Ordusu’nun Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle kazandığı Karabağ Zaferi yine değişen jeopolitiğin ayak sesleri arasında gösterilebilir. Suriye ve Libya örneklerinde olduğu gibi yine SİHA’ların sahada güçlü Türkiye’nin bayrağını taşıdığını söyleyebiliriz. İşgal altındaki Azerbaycan topraklarının 44 gün gibi kısa sayılabilecek bir sürede düşmanlardan temizlenmesi ve bunun da bir barış anlaşmasıyla taçlandırılması askeri ve diplomatik açıdan bir başarıdır. Aynı zamanda Kafkasya üzerinde Balkanlar’a verilen bir mesajdır. Zira doksanlardaki Bosna ve Azerbaycan trajedilerinin oluşturduğu ve Türkiye’de de hakim olan öğrenilmiş çaresizliği temel alan anlatı geçerliliğini yitirmiştir. Gölgelenemeyen bu başarılar Türkiye’nin büyük hikayesinin ipuçlarını da veriyor. 15 Temmuz, Türkiye tanımını yeniden şekillendirdi. Hain darbe girişiminin ardından Yenikapı mitinginde boy gösteren siyasi figürler sadece kendi varlıklarını değil sosyolojinin kendilerine işaret ettiği çerçeveyi de gösteriyorlardı. Batı’da Polonya, Arnavutluk; kuzeyde Ukrayna; güneyde Irak, Suriye ve Libya; doğuda Azerbaycan ve Katar olmak üzere kurulan stratejik işbirlikleri Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası yeni jeopolitik doktrinini resmediyor. Türkiye, kendisine yönelik tehditleri kendi topraklarında değil o tehditlerin yöneltildiği yerlerde, kendi belirlediği şekilde ve zamanda bertaraf etmeye niyetli olduğunu açıkça ifade ediyor. 15 Temmuz’da meydanlarda gösterilen irade hem siyasi hem de askeri karar vericiler için güçlü bir meşruiyet zemini oluşturuyor. Balkanlar ve Kafkasya’da kalıcı barışın tesisinin güçlü Türkiye ile mümkün olduğu bir defa daha görüldü.

SİVİL İRADEYLE YAZILIYOR

Şimdi Türkiye vatan denilen kavramı yeniden düşünmek için önemli bir kavşakta. Kardeş coğrafyalarla kurulan ilişkilerin derinliği, güçlü Türkiye’nin nefesini de belirleyecek. Türkiye sosyolojisi özgüven kazanmış şekilde yeni, güçlü bir hikaye yazmaya hazırlanıyor. Bu hikaye bugün ilk gençliklerini yaşayan kişiler tarafından yazılacak. İçinde havacılığın, teknolojinin, Mavi Vatan’ın, Srebrenitsa’nın, Karabağ’ın, Halep’in, Trablus’un olduğu yepyeni ve geleceği inşa edecek bir hikaye. 15 Temmuz, bu hikayeyi yazmaya karar verdiğimiz günün adıydı. Yeni Türkiye’nin hikayesi tüm aktörlerin kendi alanlarına odaklandığı sivil bir anlayışlar yazılıyor. Ülke iradesinin tecellisi olan siyasi mekanizmalar güçlü liderliği, güçlü liderlik de güçlü kurumları mümkün kılıyor. 15 Temmuz’un beşinci yıldönümünde Türkiye’nin önündeki başarı tablosu bu şekilde. Dostlarının güvendiği düşmanlarının ise saygı duyduğu, aklın ve kalbin birleştirdiği, mikropların kolayca zarar veremeyeceği güçlü bir bünye. Tarih bir gecede yazılmaz ama irade bir gecede ortaya çıkabilir. 15 Temmuz yeni, güçlü hikayemizi yazmak için sokaklarda buluştuğumuz bir sayfaydı.

Abone Ol Google News
Yedi ay sonra aynı senaryo: CHP'li İlgezdi'nin 'otel' iddialarına TRT'den 'bir kez daha' yalanlama
Gündem

Yedi ay sonra aynı senaryo: CHP'li İlgezdi'nin 'otel' iddialarına TRT'den 'bir kez daha' yalanlama

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, olası bir depreme karşı güçlendirme çalışmaları için boşaltılan TRT'ye ait Harbiye'de yer alan radyoevinin 'otel' olacağını öne sürdü. Bu iddialara ilişkin TRT'den yapılan açıklamada, geçtiğimiz yılın aralık ayındakine benzer ithamların kasıtlı olarak yeniden servis edildiği ifade edildi. 27 Aralık 2020 tarihli duyuruya 'bir kez daha' yer verilen açıklamada, "Bu maksatlı iddialarla oluşturulmak istenen algıya karşı, kamuoyunu bilgilendirmek adına; daha önce yaptığımız açıklamayı tekrar hatırlatmak isteriz." denildi.
Dışişleri Bakanlığından Avusturya Başbakanı Kurz'a 'göç' tepkisi: Türkiye yeni bir göç dalgasını üstlenmeyecektir
Gündem

Dışişleri Bakanlığından Avusturya Başbakanı Kurz'a 'göç' tepkisi: Türkiye yeni bir göç dalgasını üstlenmeyecektir

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Afgan mültecilere yaptığı çağrıda; Almanya, Avusturya ya da İsveç'e gitmektense Türkiye gibi 'komşu' ülkelerin sığınmak için daha doğru yer olduğunu ifade etti. Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Türkiye, Şansölye Kurz’un ifade ettiği gibi Afganistan’a komşu bir ülke değildir. Türkiye, bölgeden kaynaklanan kitlesel bir göç krizinin sonuçlarına katlanmayacak ve yeni bir göç dalgasını da üstlenmeyecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliği'nin sınır muhafızı veya sığınmacı kampı olmayacağını vurguluyoruz." denildi.

Tunus Meclis Başkanı Gannuşi: Darbe olduğunda sokağa çıkılması gerektiğini Türkiye'den öğrendik
Dünya

Tunus Meclis Başkanı Gannuşi: Darbe olduğunda sokağa çıkılması gerektiğini Türkiye'den öğrendik

Tunus Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi, Cumhurbaşkanı Kays Said'in darbe girişimine ilişkin yaptığı açıklamada Birleşik Arap Emirliklerini suçladı. Darbenin ve Nahda binalarının hedef alınmasının arkasında BAE medyasının olduğunu vurgulayan Gannuşi, "Darbe olduğunda sokağa çıkılması gerektiğini öğrendik. Türkiye'den aldığımız ders bu. Haberi duyar duymaz dışarı çıktık, önce parti genel merkezine sonra da Meclis binasına gittik ama kapılar yüzümüze kapandı" dedi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.