Hayat İslam Bir vakıf medeniyeti

İslam: Bir vakıf medeniyeti

Bu iş gerçekten gönül işidir. Türkiye’de birçok vakıf, hem yurt içi hem de yurt dışı garip gurabaya yardım ve hizmetleri için eğitim hizmetleri, burs yurt hizmetleri veriyor. Osmanlı’dan kalan geleneği fedakârca sürdürüyorlar. Son zamanlarda Türkiye’deki gerek özel vakıflar, gerek TİKA, KIZILAY vb. devlet kurumları vasıtası ile yapılan yardımlar önemli miktarları yakalamıştır. Bu işler bizim yüz aydınlığımız ve o coğrafyalarla sevgi ve vefa bağımız olmuşlardır.

Haber Merkezi Yeni Şafak
İllüstrasyon
İllüstrasyon

RECEP ÖNCEL

Vakıf kelimesi; bir mülkün kıyamete kadar Alllah’ın mülkü olarak tescil edilmesi anlamına gelir. Yani belirli bir hayır hizmeti yapmak için bir özel ya da tüzel kişilik sahip olduğu her hangi bir malı vakfeder. O andan itibaren mevcut mal Ümmeti Muhammed’in hizmetleri için vakfeden kişinin vakfiyede belirttiği şartlara uygun olarak kullanılabilir.

Vakıf müessesesi bilhassa İslam alemindeki uygulamaları sebebiyle adeta bir medeniyet sembolü haline gelmiştir.

İlk vakıf, Hz İbrahim (as) zamanında kurulmuştur. Hz İbrahim (as) kendisini ziyaret ve imtihan için gelen meleklere, “Allah’ı zikredin size sürülerimi vereyim” demiştir. Gerçekten meleklerin Allah’ı zikretmeleri, sonucunda onlara sürülerini bağışlamıştır. Daha sonra melekler, “Biz meleğiz sürüleri istemeyiz” deyince, Hz. İbrahim (as); “Ben Allah’ın haliliyim, verdiğim sürüyü geri almam” dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak kendisine bu malları vakfetmesini vahiy eyledi ve Hz. İbrahim (as) sürülerini vakfetti.

İslam’da ilk vakıf Sevgili Peygamber Efendimiz tarafından kurulmuştur. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz sahibi olduğu önce hurmalıkları ve sonra da Medine Çarşısı’nı ümmete vakfetmesiyle vakıf müessesesi başlamış oldu.

İslam tarihi bilhassa, Selçuklu ve Osmanlı devletleri dönemi, vakıf medeniyetimizin zirve yaptığı eşi bulunmaz, zarafet, muhabbet ve hizmet örnekleri ile doludur. Hatta bu uygulamaları İslam ekonomik sistem anlayışının sosyal güvenlik kurumları vakıflardır diye adlandırabiliriz.

İnsan öldükten sonra amel defteri kapanır. Ancak sadakai cariye, istifade edilen bir ilim ve hayırlı bir evlat bırakan kişinin defteri kapanmaz. İşte sadakai cariye (hayırlı devam eden bir iyilik) bırakmamayı Müslümanlar çok önemsemişler ve öldükten sonra amel defterinin kapanmaması için bir vakıf eseri bırakmaya gayret etmişlerdir.

OSMANLI’DA VAKIF

Osmanlı’da da birçok vakıf kurulmuştur. Eğitim, sosyal yardım, diyanet, bayındırlık işleri vakıflar tarafından yapılmıştır. Yollar hayratlar çeşmeler vb. eserler meydana getirilmiştir. İstanbul, Konya Bursa, Edirne, Erzurum gibi birçok yerde vakıflar kurulmuştur. Bilhassa, Osmanlı bir vakıf medeniyetidir.

Vakıflar hayır işlerinin kurumsallaşmış, müesseseleşmiş halleridir.

Padişahların hemen hepsi ve hanım sultanlar hep vakıf eserleri yaptırmışlardır. Örneğin Orhan Gazi İznik, Yıldırım Beyazıt Bursa, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’da birçok vakıf eseri yaptırmıştır. Özellikle Mimar Sinan tarafından yüzlerce çeşme, imaret, medrese, sebillerin yapılmasına başta bezmi alem valide sultan ve diğer hanım sultanlar vesile olmuşlardır. Galata Köprüsü bile bir vakıf eseridir.

Osmanlı’da adı duyulan büyük vakıf hizmetleri yanında, bu işteki merhamet sevgi boyutu o kadar ileri gitmiştir ki, sadece garip gurabaya yardım ile yetinilmemiş hayvanlara, tabiata, yeşile ve herkese merhamet nazarıyla bakılmıştır. Leylek koruma vakıfları, sokakları temizleme vakfı, meyve vakıfları, köprüleri imar, atları hayvanları koruma vakıfları, borçlarını ödeyemeyip hapse girenlere yardım vakfı, misafir ağırlama vakfı, bahçe meyve vakıfları gibi İslam medeniyetinin sevgi boyutunu ortaya çıkaran vakıflar kurulmuştur.

VAKIFLARIN STATÜSÜ DEĞİŞTİRİLEMEZ

Bu statüyü padişah bile değiştiremez, bir vakıf vakfeden kişinin istediği şekilde faaliyetlerine devam etmek zorundadır.

Vakıflar sadece bu coğrafyada değil ecdadımızın gayretleri sayesinde dünya üzerinde farklı coğrafyalarda hayır hizmetlerine devam etmektedirler.

Bu bir aşk işidir. Sevdası olmayan bu işleri yapamaz. Her şey muhabbete bağlıdır dersek yanlış olmaz. Cenab-ı Hak; “Habibim sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” buyurarak, yaradılışın temelini muhabbete bağlamıştır. Sevgili Peygamber Efendimiz de hayatı boyunca; ümmetim, ümmetim; diyerek bu muhabbetin devamını getirmiştir. Muhabbet yukardan aşağıya bir rahmet ve merhamet, aşağıdan yukarıya bir görev ve sorumluluk ortaya çıkarmaktadır.

Sevgi emek ister. Sevgisine emek vermeyen insanın yaptığı iş kuru bir iddiadan ibarettir. Seviyorsan fedakârlık yapacaksın, hizmet edeceksin.

Hizmetten amaç mahlûkata faydalı olabilmek yaratılanı ‘Yaratan’dan ötürü hoş görebilmektir.

Kişinin değeri; malı ve makamı ile değil, topluma insanlığa sağladığı fayda ve hizmet ile ölçülür. Hizmet etmenin en güzel yollarından birisi de vakıflar aracılığı ile olur.

VAKIFLAR KURUMSALLAŞMIŞ HİZMET MÜESSESELERİDİR

Günümüzde vakıflar 4721 sayılı Medeni Kanun ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümlerine göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. Türkiye de 5692 vakıf vardır. Bunların içinde bu kanundan evvel kurulan cemaat ve azınlık vakıfları, mülhak vakıflar ve bu kanundan sonra kurulan yeni vakıflar vardır.

Vakıflar gerçek veya tüzel kişilerin mal ve haklarını belirli bir süre ve belirli bir amaç için kamu yararına hizmetler için vakfetmeleriyle meydana gelirler.

Önce notere giderek noter huzurunda vakıf senedine vakıf kurucuları kanunda belirtilen esas ve usullere uygun olarak iradelerini beyan ederler. Sonra mahkemece bu tüzük onaylanır, daha sonra da ilgili vakfı tüzel kişilik kazanır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü denetimine bağlı olarak faaliyet gösterirler.

Vakıflarda esas olan, vakfedilen mal ve bu mala bağlı olarak yürütülen vakfiyede belirtilen çalışmalardır. Ancak, günümüzde vakıflar dernekler gibi bağış ve yardım alabilmekte, Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına faydalı kabul edilip yapılan yardımlar vergiden muaf olabilmektedir.

Vakıfların derneklerden farkı, dernekler ilgili mülki amir tarafından kapatılabilir, ancak vakıflar mahkeme kararı ile tescil edildiği için mahkeme kararı ile kapatılabilir. Bu nedenle vakıf kuruluşu derneklere göre daha uzun süreç istemesine rağmen insanlar tarafından tercih edilmektedir. Vakıflar hem İslami hassasiyetler bakımından hem de bu günkü demokratik bakış ve sivil toplum anlayışı açısından, gönüllü kuruluşların toplumun kendini demokratik platformlarda ifade edebilmesi için çok faydalı kuruluşlardır.

Türkiye’de demokraside ve sıkıntılı zamanlarda ayrıca devletin ekonomik imkânlarla yetişemediği anlarda ve alanlarda vakıflar hep faydalı işler yapmışlar fakir gruba, eğitim ve kültürel hizmetlerle topluma yararlı olmuşlardır.

Bendeniz, kuruluş ve yönetim kurulu üyeliği 7 yıl ve başkan olarak 14 yıl, toplam 21 yıl Büyük Selçuklu Kültür ve Eğitim Vakfı’nda görev yapmaya gayret ettim.

GARİP GURABA’YA YARDIM ESAS

Bu konuda birçok hatıram var. Malum vakıf hizmetleri yaparken kasanızda öyle çok paranız olmaz. Vakıf yönetim kurulu üyeleri de bu görevden ücret almaz.

Bu hususta, bir kaç hatıramı nakledeceğim.

Vakfa okul yapmak için arsa alacağız paramız yetişmedi. Ödünç para bulduk. Ödünç para ile ödemeleri yaptık, arsayı aldık. Koşturduk, yorulduk, işimizi tamamladık. Sıra borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz diye düşünmeye geldi. Masaya geldim sandalyeye oturdum. Görevli arkadaşlarımız, birisi ziyaretinize geldi, dediler. Gelen bir tanıdığımız dostumuzdu. ( Sonra vefat etti, Allah rahmet eylesin. Onun şimdi sadakai cariyesi devam ediyor) Bir çay ikram ettik, hal hatır sorduktan sonra çıkardı, “Vakıfta kullanırsınız” diye bir çek takdim etti. Verilen çekteki miktar bizim ödünç aldığımız paraları karşılıyordu. Gözlerim yaşardı duygulandım, teşekkür ederek, çeki aldım.

Gene, yardım ettiğimiz garip guraba içinde öyle kişiler var ki gönülleri zengin insanlardı. Arkadaşlarımız yardım yaparlar belirli periyotlarla güncelleme yaparak durumu gözden geçirirler, kontrol ederler. Duruma göre düzenli şekilde fakirlere yardım edilir. Yardım ettiğimiz kişilerden bir tanesi zaman geçiyor, devamlı olarak yardım almaya gelirken artık gelmiyor. Bizim vakıftaki arkadaşlar durumu tespit etmeye evine gittiler. Gördükleri manzara enteresandır. O şahıs samanlıktan bozma bir yerde yaşıyor, ama yardım almaya gelmiyor. “Neden gelmiyorsun?” diye sorduğumuz vakit, cevaben “İş buldum çalışıyorum, az da olsa aileme ekmek alacak para kazanıyorum, siz o yardımı benden daha ihtiyaç sahibi birine verin” diyor...

Bir başka hatıra yurtdışına giden bir işadamı arkadaşım, Afrika’dan telefon etti, hal hatır sorduktan sonra, Afrika’da bizim vakfımızın yurdunda kalan bir öğrencinin selamını bana iletti. Bu işlerin çok duygusal boyutu var, daha pekçok gözyaşları içinde anlatabileceğim hatıra var.

Vakıf hizmetleri hassas ve sevgi esas hizmetlerdir. Gerek fakirlere yardım edilirken gerekse öğrencilere burs verilirken onları incitmemelidir. Nezaket kurallarına dikkat etmeli, vakıfların varoluş sebeplerini yardım edilen kişilere lütuf değil, bilakis Allah’ın vakıf hizmetlerinde bulunan kişilere böyle bir hizmette bulunmayı nasip etmesini bir lütuf olarak görmelidir.

Sevgi, kardeşlik merkezli faaliyetler kültürel etkinlikler tertip etmeli, insanlar arasında işbirliği dayanışma ve muhabbet duygularını artırmalıdır.

Benlik hizmet yolunun kanseridir, düsturunu ilke edinmeli, tevazu sahibi olmalıdır.

TEVAZU OLMAYAN BİR KALPTE, FEYZ OLMAZ

Bu iş gerçekten gönül işidir. Türkiye’de birçok vakıf, hem yurt içi hem de yurt dışı garip gurabaya yardım ve hizmetleri için eğitim hizmetleri, burs yurt hizmetleri veriyor. Osmanlı’dan kalan geleneği fedakârca sürdürüyorlar. Son zamanlarda Türkiye’deki gerek özel vakıflar, gerek TİKA, KIZILAY vb. devlet kurumları vasıtası ile yapılan yardımlar önemli miktarları yakalamıştır. Bu işler bizim yüz aydınlığımız ve o coğrafyalarla sevgi ve vefa bağımız olmuşlardır.

Ramazan ayı içerisinde yapılan yardımlar, Kurban dolayısıyla yapılan yardımlar çok faydalı oldu. Ancak kış mevsimi geliyor yapılacak yeni yardımlar, okullar açılıyor burslar, kültürel faaliyetler, eğitim çalışmaları büyük bir ciddiyet içinde olmalıdır. Bu memlekette sosyal dayanışma barış ve kardeşlik duygularının geliştirilmesi, daha kaliteli geçmişiyle manevi değerleri ile barışık, ilimde teknolojide kendini geliştirmiş insanların yetiştirilmesi çok önemlidir.

Vakıflar, vakıf insanların gayretleri sonucunda faaliyet yaparlar. Ben tanıdığım birkaç ismi burada anıyorum.

Hudayi Vakfı’nda Ahmet Topbaş, Dr. Adem Ergül beyi, İlim Yayma Vakfında Bilal Erdoğan, Yücel Çelikbilek beyi, Ensar Vakfı’nda Prof. Hayrettin Karaman, Hüseyin Kader beyi ve emsali bir çok vakfı ve bu vakıflara hizmet eden vakıf insanları saygıyla yad etmek istiyorum. Onlar isimsiz kahramanlardır.

İnşallah, vakıf hizmetlerinde bulunan kişilerin hepsinin sadakai cariyesi olsun. Cenab-ı Hak, kabul buyursun, hepimize hayırlı uzun hizmet ömrü nasib eylesin ve son nefeste hüsnü hatimeler lütfetsin.

Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanımıza buradan arz ediyoruz. Türkiye’nin 2023, 2053 ve 2071 vizyonları için, ekonomi, kültür, eğitim ve demokratikleşme alanlarında topyekûn daha gelişmemesi için, vakıf medeniyetimizin kıymetinin bilinmesi gerekmektedir.

Vakıfların bir genel müdürlük altında faaliyet göstermek yerine, müstakil bir vakıflar bakanlığı kurularak vakıf müessesesinin daha önemli hale gelmesi, kabinede temsil edilmesi sağlanmalıdır.

Hem tarihi birikimimiz medeniyet anlayışımız, hem de günümüzdeki sivil toplum yapılanmaları acısından bunun gerekli olduğu düşünüyoruz. Türkiye’nin geleceği için böyle bir ihtiyaç olduğunu değerlendiriyoruz.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.