Hayat Körfezde misilleme mücadelesi

Körfez’de misilleme mücadelesi

Haber Merkezi Yeni Şafak

CENK TAMER - ANKASAM UZMANI

14 Eylül’de Suudi Arabistan’ın milli petrol şirketi Saudi Aramco’ya ait petrol tesislerine düzenlenen SİHA saldırısını Husi Hareketi üstlenmesine rağmen ABD sorumluluğu İran’a yüklemeye çalışıyor. Husiler, insansız hava araçları teknolojisini İran’dan ihraç ettiği için saldırının çıkış kaynağına bakılmaksızın sorumluluğu İran’a yüklemek oldukça kolay. ABD ve Suudi Arabistan da bunun üzerinde yoğunlaşıyor. Fakat bu ikili, sadece silahların menşeine bakarak İran’a saldırmanın meşru olmayacağını biliyor. Bu sebeple saldırıların İran’dan gerçekleştiğine dair daha kesin kanıtlar bulmaları gerek. İran ise hem Körfez’de hem de Ortadoğu’daki direnişini güçlendirmeye devam ediyor.

Nitekim vekil aktörlerle gerçekleşen savaşlarda bir devleti hukuki açıdan sorumlu tutmak, ancak “devlet destekli terörizm” kapsamında mümkün olabilir. Ancak İran’ı BM şartının 7. bölümü kapsamında uluslararası kuvvet kullanımına kadar giden bir tedbirle cezalandırmak pek mümkün görünmüyor. Zira 2001 yılında BM güvenlik konseyinin onayıyla gerçeklesen NATO’nun Afganistan operasyonu bile günümüzde Afganistan Savaşı veya Afganistan’ın İşgali olarak biliniyor. Terör tanımının muğlaklığı ve devletlerin çıkarlarına göre değişkenlik arz etmesi, uluslararası toplumun bir araya gelmesini zorlaştırıyor. Hatta ABD yıllar sonra teröre karşı savaştığı aktörlerle barış görüşmeleri yürütüyor. Ayrıca İran destekli vekil aktörlerin terörist faaliyet yürütüp yürütmediğine karar verecek uluslararası bir hukuk mercii de bulunmuyor. Daha genel anlamda; İran’ın Ortadoğu’daki yayılmacılığı, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye atmasına rağmen BM güvenlik konseyindeki Rusya ve Çin faktörü nedeniyle ABD, bu konuda uluslararası toplumu harekete geçirmekte zorlanıyor. Bu durumda ABD’nin İran’a karşı sert güce başvurmasından başka çaresi kalmıyor.

DİPLOMASİ MASASI DEVRİLİRKEN

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’taki BM 74. Genel Kurul Toplantısı marjında görüşebileceği iddia edilirken, hem Tahran hem Washington tarafından yapılan son açıklamalar bu görüşmelerin mümkün olmadığı yönünde. Trump, önkoşulsuz İran’la görüşebileceği iddialarını yalanlarken, başta İran Devrim Rehberi Ayetullah Hamaney olmak üzere Cumhurbaşkanı Ruhani de yaptırımlar kalkmadan görüşmelerin mümkün olmadığını belirtiyor. Trump’ın İran karşıtlığıyla bilinen Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u görevden alması ve iddiaya göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “İran’a 15 milyar dolarlık kredi açma” teklifini gündemine alması, Washington ile Tahran arasında uzlaşının yakın olduğu yorumlarına neden olmuştu. Ancak İran’la yumuşuma söylemleri, ABD’de 2020’nin sonunda gerçekleşecek Başkanlık Seçimleri’nde Trump’ın bir seçim yatırımı olarak düşünülmektedir. Nitekim Trump, seçimlerden sonra İran’a karşı çok daha kararlı adımlar atacağının işaretlerini vermekte ve Tahran’ın bu yumuşama ortamından yararlanması için son şansı olduğunu vurgulamaktadır. ABD’nin İran’a yaptırımları hafifletebileceği iddia edilirken bölgede İran’ın sert güce başvurmaya devam etmesi krizin çözümünü zorlaştırmaktadır. Bu şartlarda ABD’nin İran’la yeni bir anlaşma için öne sürdüğü 12 maddelik şartın Tahran yönetimince yerine getirilmesi mümkün görünmemektedir. Nitekim İran, Ortadoğu’daki faaliyetlerini ve nükleer faaliyetlerini ulusal güvenliğinin bir parçası olarak görmekte ve asla pazarlık konusu yapmayacağını belirtmektedir. İran’a göre; ABD, nükleer müzakere sürecinde Tahran’ı aldatmaya çalışmıştır, ancak rejim bu oyuna gelmeyerek bölgedeki direnişini güçlendirmiştir.

TAHRAN GERİ ADIM ATMAYACAK

Ancak işin aslı şu ki; İran, bir taraftan nükleer anlaşma yürütürken diğer taraftan Ortadoğu’daki direnişini güçlendirmiş ve bu durumu mevcut statüko olarak göstermeye başlamıştır. Diğer bir ifadeyle İran ulusal güvenlik sınırlarını Ortadoğu’daki direniş hattından çizmeye başlamıştır. Buna göre İran’ın ulusal güvenliği, dolayısıyla Ortadoğu’daki faaliyetleri pazarlık konusu edilemez. Günümüzde İran, Ortadoğu’da ileri bir savunma hattı kurmasına rağmen ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmesini istemektedir. “Her yer Kerbela, her gün Aşura” söylemiyle Şii direnişini içselleştiren İran’ın bölgede geri adım atması mümkün görünmemektedir. En son Aramco saldırılarında görüldüğü üzere ABD-İran gerginliğinin tırmanarak devam edeceği söylenebilir.

Bu durumda diplomasi ve arabuluculuk girişimlerinin sonuç vermesi olası görünmemektedir. Bu konuda ön plana çıkan Avrupa ülkelerinin de İran’ın nükleer silah elde etmesinden ve Ortadoğu’daki faaliyetlerinden endişeli olduğu ve bu konuda yeni bir anlaşmaya sıcak baktıkları görülmektedir. ABD her şeye rağmen İran’la diplomasi yolunu açık tutmaya çalışacaktır. Bunun için İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’i yaptırım kapsamından çıkarmayı ve belirli şartlar karşılığında ekonomik yaptırımları hafifletmeyi düşünebilir. İran’ın ise Ortadoğu’daki faaliyetleriyle ilgili herhangi bir önkoşulu kabul etmesi mümkün görünmüyor. ABD ise geçtiğimiz aylarda Körfez’de iki İHA’sına gerçekleşen saldırıların ardından İran’ı vurma konusunda blöf yapmadığını kanıtlamak isteyecektir.

SURİYE VE IRAK’A DİKKAT

Trump yönetimi, İran’a misilleme saldırılar konusunda gerçekten hevesli, ancak bunun başkanlık seçimleri yaklaşırken Amerikan kamuoyunu olumsuz etkileyeceğinden endişe ediyor. Bu yüzden Trump, “İran konusunda acelem yok” sözleriyle seçimlerden sonra İran’ı çok daha büyük şeylerin beklediği konusunda Tahran’ı uyarıyor. İran’ın bu uyarıları ciddiye aldığı söylenemez. ABD ve Suudi Arabistan, Husilerin gerçekleştirdiği saldırıları İran’a mal etmeye çalışacaktır. İlerleyen dönemlerde yeterli hukuki dayanak olmamasına rağmen İran’a karşı gerçekleştirecekleri olası misillemeler, Suudi Arabistan ve onun müttefiki ABD’yi zor duruma sokacaktır. Dolayısıyla ABD, haklı durumdayken haksız bir duruma düşmekten de imtina ediyor. Fakat İsrail’in bu noktada kaybedecek bir şeyi olmayabilir. Bu sebeple Tel Aviv yönetimi, önümüzdeki süreçte Suriye ve Irak’taki İran destekli unsurlara yönelik saldırılarını daha da arttırabilir. Nitekim Husilerin son Aramco saldırılarının da İsrail’in Irak’taki Haşdi Şabi saldırılarına misilleme niteliğinde olduğu iddia edilmekte. Kısacası İran ile ABD-İsrail ortaklığı arasındaki “misilleme savaşları” yakın gelecekte devam edeceğe benzemektedir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.