Uğur Işılak, hem şiir yazıyor hem de yorumluyor. Kendisine modern halk ozanı diyen Işılak, son olarak Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini bestelediği albümünü piyasaya sürdü. Geçtiğimiz günlerde Konya'da altmış kişilik orkestra ile Üstad'ın şiirlerini seslendirdi. Onunla Almanya'daki çocukluğunu, Necip Fazıl'ı ve ozanlığı konuştuk...
Ankaralıyım.
Bir dönem vekil öğretmenlik yaptıktan sonra Konya'da iş bankasında memur olarak çalıştı, daha sonra da Almanya süreci başlamış oldu.
1970'li yıllar da Almanya'ya göç etmek isteyen her aile gibi şanslarını denemişler. Form doldurmuşlar ve başvuruları kabul edilmiş.
Gurbet ve hasret kelime anlamı olarak bir şeyler ifade eder. Fakat bunların ikisini de yaşadığınızda kelimelerin ne kadar boş olduğunu anlıyorsunuz. Benim doğduğum dönem 1970'lere denk geliyor ve o dönemde Almanya'daki Türkler ciddi mahrumiyet yaşıyordu.
Türk marketi, Türk gazetesi, Türk kitabı dahil Türklere ait hiçbir şeye ulaşamıyordunuz. Orada yaşamanın ezikliğinin ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Düşündüklerinizi ifade edemediğiniz ve konuşulanları anlamadığınız bir ortamda yaşadığınızı düşünün... Bu ortamda çoğu zaman alay konusu olursunuz.
Aileme dört elle sarıldım ve onun dışında hiç kimse ile konuşmak istemedim. Çünkü aynı dili konuşan insanlarla birlikte olmak istiyordum. Okula başladığımda bir kelime Almanca bilmiyordum. Çünkü evde sadece Türkçe konuşuluyordu.
Sayılır.
İlk dönemler normal bir işçi ailesiydik. O dönemde asgari ücret ile kiranızı ödeyip, mutfak giderlerinizi karşılayabiliyordunuz. Biz de başkasına muhtaç olmadan yaşıyorduk.
Yok. Almancaya tam olarak vakıf olmadıkları için oranın gidişatıyla ilgili ciddi bir birikimleri yoktu. Bu yüzden işçi olmaktan başka bir çare kalmıyordu.
Hayır. Fakat Almanya'yı çok seviyorum. Her yıl bir iki ay oraya kalmaya gidiyorum.
Evet. Çünkü artık oraya güçlü bir adam olarak gidiyorum. Ezik biri olarak Avrupa'da yaşamak istemem. O zamanlar kültürüne ve diline vakıf olmayan kendisini ifade edemeyen biriydim. Şimdi ise öyle değilim.
Tabi ki diyebilir. Bu evliyalık gibi bir şey değil ki. Bu gibi durumlarda genelde riyakar tevazulara girilir. Bir adam doktorsa, sözde tevazu göstererek doktor değilim diyemez. Böyle doktora itibar edilmez. Bu da onun gibi.
Elbette. Şair ve bestekar olup bunları icra etmeniz gerekir. Ozan, halk edebiyatına vakıf olması lazım. Halk edebiyatı tarzında eserler ortaya koymanız gerekiyor. Bazen şaire ozan diyorlar. Bu tanım doğru değildir. Ozanlar saz ile şiir söylerler. Şiir yazan şairdir. Ozan bağlama çalar, yazdığı şiirleri besteler. Saz çalmak da ozanlık sıfatını kazanmak için kâfi değildir. Bu tanımları iyi oturtmak lazım...
Evet. Ozanlık, hakikati paylaşma sebebimdir ve yaşadığım coğrafyanın manevi değerleri herşeyin üzerindedir.
Evet. Eskiden ozanlık yerel olarak, kahvelerde ve köylerde icra ediliyordu. Konya Meram'da yaptığımız bir konserde senfonik orkestra kullandık. Albüm çıkmadan önce Necip Fazıl'a ithafen sahneye 60 kişilik orkestra ile çıktık. Bu modern ozanlık kabul edilebilir.
Konservatuvara girmeyi hiç düşünmedim. Ozanlık yarı müzik yarı edebi birikimdir. Ozan aslında sürekli edebi metinler ile meşgul biri değildir. Halk arasında dolaşır. İrfan sahibi olmalı, fakat ilim sahibi olmayabilir.
Olabilir… Peygamberimizin ümmi olmasının çok önemli hikmetleri vardır. Kırk yaşına kadar hiçbir kitap okumadı. Peygamberimize filozof diyenler var. Fakat o bir tane kitap okumamış, felsefe yapmamış, kendi döneminin şairlerinden biri de olmamış. Saf bir kalp ve zihinle ona peygamberlik verilmiş. Bu nedenle bilgi, bazen insanı geliştirmek yerine ilham kapılarını kapatabiliyor. Belki satıh planında çok iyi bir bilge olabilirsiniz ancak mana planında bütün değerlerinizi yitirirme ihtimaliniz var. Mana eri olmak başka bir boyuttur. Sadece satıh planında bir şeyler yapma gayretinde olsaydık üniversitede hoca olurdum.
Var. Dedem iyi bir mutasavvıftı. Benim dedem Mevlana'dan üç rubai okuyup kendisini mutasavvıf addedenlerden değildi. Gerçek bir mutasavvıftı. Nakşi'ydi. Daha evvelden kadiri koluna bağlıydı. Bizim yaşadığımız köyde çok tanınan biriydi aynı zamanda imamdı. Bize olan dualarının bir neticesi olacak ki bizde de aşinalık ve yakınlık var.
Hayır. Amacım paylaşmak. Çünkü paylaşmak kişinin olgunluğu, erdemidir. Yediğiniz bir simidi arkadaşınızla paylaşmak gibi. Simitten daha lezzetlidir onu paylaşmak. Tecrübe ve bilgiyi paylaşmak da böyle bir şey.
Şöhretin, markanın, paranın mahkumu olmak kadar insanı aşağılayan ve alçaltan bir şey olamaz. İnsan bunlara mahkum değil, hakim olduğu zaman çok daha mutlu olur. Markalı bir araca binmek onun vasıta olduğunu gösterir. Ancak markalı arabadan başka araca binememek onun artık size bindiği manasına gelir. O araç sizi taşımaz, siz o aracı taşımaya başlarsınız. Markalar kamburunuz olur birdenbire. İnsan maddeyle kendini ispat etmeye kalkıyorsa manası tükenmiş demektir.
İtibar ettiğiniz şeye bağlı. Asıl olan zarf değil, mazruftur.
Aslında önemli olan kişinin geldiği noktadan ziyade o noktaya gelmeden önce geçtiği duraklardır.
Ne raydan çıktık, ne de yaydan şükürler olsun... Bir veli der ki, dualar ganimetinizdir... Biz de ganimetlerimiz vesilesiyle kendimizi muhafaza edebildik.
Yok. Etrafımdakilerle istişare ediyorum. Ama değişmeyen ilkelerimiz de var.
Necip Fazıl albümü yapmak istediğimde çevremde buna karşı olanlar da olmuştu. Senin "Üstad albümüne ihtiyacın yok zaten söz yazarısın" demişlerdi. Ancak ben bunu kafama koymuştum. Benim için bir vefa borcuydu. Edebiyatçı olarak bana yakışan bir projeydi.
Hayır. Çünkü benim dönemimde evde Türkçe konuşulur ve kitaplar okunurdu. O yüzden dil ve edebiyat eksikliği hissetmedim. Türk edebiyatını tercih etme nedenim ihtiyacım olduğu için değil, meraktandı. Hatta bir dönem fakültede hocalık yapmayı bile düşündüm.
Çünkü ozanlık halk edebiyatında işlenen bir türdür. Türkiye'de bu dersler genelde verimli değildir. Oysa ki Necip Fazıl'ın bütün şiirleri halk edebiyatı formunda yazılmıştır. Halk edebiyatı, halkın kendisidir.
Tabi ki… Necip Fazıl okumayan biri edebiyattan anladığını iddia edemez. Necip Fazıl çocukluğumdan beri idolümdür.
Şiirleri, duruşu, dava adamlığı, mütefekkirliği… Edebiyattan anlamaya başlayınca onun eline su dökebilecek bir şairin olmadığını anladım.
Nazım Hikmet ile Necip Fazıl'ı kıyaslayanlar çoktur. Fakat bu kişiler şiirlerindeki edebi farklılığını hesaba katmazlar. Onları ancak ideolojik yönden kıyaslayabilirsiniz.
Üstad geçinenler, Üstad'tan geçinenler, bir de hayatı üstat ile geçenler var. Benim hayatım üstat ile geçti. Onun eserleriyle yoğruldum. Hiçbir zaman üstat geçinmedim. Üstad'tan geçinen biri de değilim. Onun üzerinden kendimi ifade etmeye çalışmıyorum. Birileri tarafından meşru kabul edilebilmek için Necip Fazıl'ın adını kullanmıyorum. Buna ihtiyacım yok. Çünkü zaten yeterince tanınan biriyim. Onun adıyla pirim yapma düşüncesiyle bu albüm hazırlanmadı.
Edebiyat aşığı ve dava adamı olarak Üstad gibi büyük bir ismi sadece şiir okuyanlara değil, müzik dinleyenlere de duyurmak istiyorum. Ayrıca Üstadın ulaşamayıp benim ulaştığım bir kitle var. O kitleyi üstatla buluşturmak gibi bir amacım var. Bu konuda Konya Meram Belediye Başkanı Dr. Serdar Kalaycı Bey'e de teşekkürlerimi iletiyorum. İlk dev Üstad konserini Meram'da gerçekleştirdik.
Bu projeyi 15 yıldır düşünüyorum. Türkiye'de üstat ile ilgili pek çok iş yapıldı. Hiçbiri yok ortada. Çünkü onun eserleriyle ve savunduğu düşünce ile yoğrulmak gerekiyor. O yüzden Allah'ın izniyle bu çalışma samimiyetimizle yapıldığı için otuz yıl sonra da dinleyeceksiniz.






