Hayat ÖTEYE MEKTUPLAR / 8 Kapkara günlerin şairine

ÖTEYE MEKTUPLAR / 8 Kapkara günlerin şairine

“Senin, bir dava adamı olarak ortaya koyduğun hasbiliği, dürüstlüğü, içtenliği biz gösteremedik. Senin karşında dürüst olamadık. Seni davandan soyutlayarak folklorik bir unsur haline getirdik. Yıllarca andık, yazdık, çizdik, hamasi nutuklar attık.”

Haber Merkezi Yeni Şafak
Mehmet Akif Ersoy
Mehmet Akif Ersoy

ARİF AY

Muhterem Mehmet Akif Ersoy,

Memnuniyet duyacağınızı umarak, mektubuma çok sevdiğiniz ve hayranlık duyduğunuz Şeyh Sadi’nin şu dörtlüğü ile başlıyorum:

Avuçta taze gül, mahcup azıcık

Sitem rüzgârlarıyla darmadağınık

Ne umutlar besliyordu gönlünde

Umut uzun, ömür kısa ne yazık

Bu dörtlük başka bir hissiyata matuf yazılmış olsa da doğrusu tam da sizi anlatıyor. Resminize her bakışımda mahcup haliniz, siteminiz, gerçekleşmeyen umutlarınız ve bütün bunların biçimlendirdiği muzdarip yüzünüzü görüyorum.

İçiniz, dışınız bir ve dosdoğru bir insan olduğunuzdan, yüzünüz içinizin aynası işlevini görüyor adeta. Özellikle yeis günlerinizin tüm izlerini bu aynada görmek mümkün.

Yol arkadaşınız, dava arkadaşınız Eşref Edib’in:”Utangaçtı. Ona faziletlerinden, kudretinden bahsederseniz kızarır, başka tarafa bakardı.” Dediği gibi bu aynadan en çok da mahcup haliniz yansır.

“Süleymaniye Kürsüsünde”yi “Kardeşim Fatin Hoca’ya” diyerek ithaf ettiğiniz dostunuz matematik ve astronomi bilgini Fatin Gökmen, vefatınız üzerine şu tarih kıtasını kaleme alır:

Mum gibi yandı ciğer çünkü vatan türküsünü

Hep geçen kapkara günlerde terennüm etti

Çıktı kırklar bir ağızdan dediler tarihin

İçimizden vatan şairi Akif gitti.

Evet, geçekten kapkara günlermiş. O kapkara günlerde geleceğe dair yol bulmak da hayli zor olsa gerek. Deprem dipten dipten sarsıyordu. Eşya da, ruh da, zihin de sabit değildi artık. Bu bocalama, bu savruluş, hem devleti yönetenlerin, hem de aydınların doğru karalar almalarına, aklı selimle hareket etmelerine mani mi oluyordu acaba.

DEVLETİ AYAKTA TUTAN GÜÇ

Bu suni Batı depreminin, Osmanlı’yı yıkmakla kalmayacağı, bizi dinimizden, medeniyetimizden, tarihimizden, coğrafyamızdan da koparacağı ve Batı’ya yamayacağı bir projenin uygulaması olduğunu bir Allah’ın kulu görmez mi? Görmediniz. Anlamadınız. Çünkü zihinleriniz karışıktı. Dolaysıyla, Batı’nın işini kolaylaştırıcı, devleti içten çökertmeye zemin teşkil edecek faaliyetlere giriştiniz. Hedefte Başkan Abdülhamit vardı. Sizi de içinde yer aldığınız siyasi hareket, Batı’dan önce, otuz üç yıl devleti ayakta tutmaya çalışan Başkan Abdülhamit’i alaşağı etti. Çöküş hızlanır. İdealiniz olan “İslam Birliği” çok uzaklardadır artık. “Hazan ağlar bahar”ınızda.

Muhterem Şair’im,

Doğrularında ne kadar samimi idiysen, yanlışlarında da o kadar samimiydin. Çünkü, gerçek bir mü’min, asil bir insandın. Öyle olmasaydın, çok ağır ithamlarda bulunduğun Başkan Abdülhamit için nedamet getirip şunu der miydin Mısır’da sürgün günlerinde, Yozgatlı Mehmet Efendi’ye: “Ölmez de iyileşebilirsem hatıralarımı yazmak istiyorum. Sultan II. Abdülhamit’e karşı özür ve itiraflarım olacak.” (Mustafa Armağan, “Abdülhamit’in Kurtlarla Dansı”)

“Arkamda kalırsan, beni rahmetle anarsın”

Derdim, sana baktıkça, a biçare kitabım!

Kim derdi ki: Sen çök de, senin arkana kalsın,

Uğrunda harab eylediğin ömr-i harabım!

Seni rahmetle anıyoruz. Aslında “ömr-i harab” olan bizleriz. Sen yanlışınla, doğrunla dürüstçe bir hayat yaşadın. Her türlü zorluğa ve mahrumiyete rağmen davandan bir milim geri durmadın son nefesine kadar.

Bizse, seni anlamak ve anlatmak adına her yıl etkinlik üzerine etkinlik yapıyoruz. Süslü cümlelerle kendi yanlışımızı örtmek için sana övgüler düzüyor ve seni yere göğe sığdıramıyoruz. Ama, emanet bıraktığın davan için kılımızı kıpırdatmıyoruz. Seni “İrtica 906” koduyla damgalayan, fişleyen, peşine hafiye takan, seni sürgüne mahkum eden düzenle yüzleşmeye hiç mi hiç yanaşmıyoruz. Niye yanaşılsın ki, bir maaş yetmiyormuş gibi çalışmadan ikinci yüksek maaşlarla Müslümanlık havası atmanın zevki, keyfi, şatafatı sürdürülürken…

EVİNDEN VATANINDAN UZAKTA

O sürgün ki, seni vatanından, evinden barkından etti. Çocuklarına babalık yapamadın. Mektuplar yazarak birilerine emanet etmeye çalıştın. Biz onların akıbetinden de utanmadık.

“Eşref, (…) Rıza Bey bizi Cemile’nin hastanede olduğunu bir kere yazdı. Bir daha katiyen mektup göndermedi, merak etmemek mümkün değil. Kuzum Eşref, hemen bana malumat ver. Kızım hasta mı, öldü mü, sağ mı, hiç çekinme, olduğu gibi yaz. 27 Mayıs 1933, Mehmet Akif.” (Mehmet Akif Ersoy, Mektuplar, Hazırlayan: Yusuf Turan Günaydın, Atlaskitap)

Bir başka mektuptan: “ İki gözüm Fuat, bizim Emin çok haylazlık ediyormuş; müdavim bulunduğu Üsküdar Sultanisinden savuşup çarşılarda, pazarlarda dolaşıyormuş. Annesi, ben başa çıkamıyorum, diyor. Dünden beri kafam alt üst oldu. 3 Mart 1925, Mehmet Akif.” (a.g.e.) Bir baba için bundan daha acı ne olabilir? Akif bu, kendini suçlar hep:

Ne odunmuş babanız, olmadı bir baltaya sap!

Ona siz çekmeyiniz, sonra ateştir yolunuz.

Meşe halinde yaşanmaz, o zamanlar geçti;

Pek de incelmeyiniz, sade biraz yontulunuz.

Bunları yazarken “İstiklal Marşı”nın kabulü üzerine mecliste yapılan tartışmaları okudum. Bu marş “milletin ruhuna tercüman olacak bir marş değil.” Diyerek karşı çıkan Bolu mebusu Tunalı Hilmi’nin adı Ankara’da bir caddeye verilir de, senin adının esamisi okunmaz Ankara caddelerinde, bulvarlarında. Bu ne yaman çelişki!

Beşeri taptığı bir kendisinin heykelidir;

Dinlemem etse de Allah’ı bütün gün takdis,

Ben bu mel’un putun uğrunda geberdim, hala,

Kabaran kokmuş içimden: Yaşasın nefs-i nefis!

Demek de yetmiyor. Senin, bir dava adamı olarak ortaya koyduğun hasbiliği, dürüstlüğü, içtenliği biz gösteremedik. Senin karşında dürüst olamadık. Seni davandan soyutlayarak folklorik bir unsur haline getirdik. Yıllarca andık, yazdık, çizdik, hamasi nutuklar attık.

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevmem

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

Dersin ya, bizse tam tersini yaptık; zulmü de alkışladık, zalimi de sevdik, birilerinin keyfi için geçmişe de bol bol sövdük hem de ders kitaplarında.

Göster Allah’ım, bu millet kurtulur tek mu’cize;

Bir “utanmak hissi” ver gaip hazinenden bize!

Ruhun şad olsun .

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.