Hayat Suriyeli fobisi

Suriyeli fobisi

Hiçbirini tanımadığımız bu insanlar, ülke, sınır, devlet, toprak, egemenlik gibi kitabi kavramların hepsini silercesine kendilerinin ve çocuklarının canlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Orhan Gazigil

Suriyeli bir çocuk dövüldü. Daha doğrusu Suriyeli çocuklardan sadece birinin dövüldüğünü gazetelerdeki haberden öğrendik. Sokaklarda dilencilik yapan, mendil satan, binlerce Suriyeli çocuk var. Bu görüntü artık hayatımızın olağan görüntülerinden biri. Sayısı milyonları aşan Suriyeli muhacirlerin az bir kısmı devletin açtığı kamplarda barınma imkanı bulabildi. Kamplarda kalan çocuklar, kendileri için açılan kreşlerde ve okullarda çocukların yapması gereken şeyleri yapıyorlar. Oyun oynuyor, ders çalışıyor, resim çiziyorlar. Bakışları kırgın ve mahzun da olsa bir çocuk gibi gülmeye devam ediyorlar. Oysa kamplarda barınabilenlerin birkaç katı çocuk, ailelerinin büyük şehirlerin varoşlarında yerleştikleri evlerde, çadırlarda, barakalarda ve metruk inşaat alanlarında yaşıyor. Anadolu'nun belki de bütün şehirlerinde Suriyeliler, varoş semtlerin yeni sakinleri haline geldi. Bu insanların nasıl geçindikleri ve ne ile yaşadıklarına dair ne sorularımız ne de cevaplarımız var. Oysa, her ne kadar sormasak ve merak etmesek de bu insanlar her gün hepimizin gözü önündeler. Yürüdüğümüz bir sokağın kaldırımında iki büklüm oturmuş, elinde “Suriya” yazan bir kağıtla dilenmeye çalışan bir kadın, küçük ellerine sığdırabildiği kadar mendili, etraftan geçenlere satmaya çalışan ya da kavşakta duran arabamızın camını silmek için koşturan ve “Suriya, Suriya” diyerek yardım isteyen kirli yüzlü çocuklar olarak gözümüzün önündeler.

İNSANIN İNSANLA BAŞBAŞA KALDIĞI BİR SÜREÇ

Suriye'deki savaş yakın zamanda sona erer mi bilemeyiz. Mesele, dünya siyasetinin kilitlenme noktalarından biri haline geldi. Anahtarları birçok ülkenin elinde olan ve hepsinin aynı anda anahtarı çevirmesi ile ancak açılabilecek bir kilit bu. Görünen o ki bu kilidin açılması daha uzun zaman alacak.

Yerel veya küresel sorunların bir çoğu, siyasi hesapların ve dizayn çabalarının eseridir. Birbirinden çok farklı oyuncuların, kendi ve hesapları ile yukarıda yürüttükleri her oyunun aşağıda yıkıcı yansımaları oluyor. Bir kere bozulduktan ve yıkıldıktan sonra toparlanması ve yapılması gittikçe zorlaşan bir döngünün içine giriliyor. Bu noktadan sonra siyaset anlamını yitiriyor, insanların birbiri ile baş başa kaldığı bir süreç başlıyor. İnsanın insanla baş başa kaldığı alan ise düşündüğümüz kadar tekin olmayan, iyi ile kötünün, acımasızlıkla merhametin birbirine kolaylıkla karışabileceği bir alanı oluşturuyor.

Suriye meselesinde de böyle bir noktaya gelindi. Bizler hala bu işin siyasi sorumlusunun kim olduğunu tartışırken, binlerce insan, acılarını ve kaybolmuş ümitlerini de sırtlarına alarak ülkemize gelmeye devam ediyor. Hiçbirini tanımadığımız bu insanlar, ülke, sınır, devlet, toprak, egemenlik gibi kitabi kavramların hepsini silercesine yeryüzünün genişliğinde bir yer bulmaya, kendilerinin ve çocuklarının canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Biz kendimizin ev sahibi, onların ise misafir olduğunu düşünüyoruz. Oysa onlar, canlarını kurtarabildikleri her yeri kendi evleri gibi görüyorlar. Biz bu insanların evimizde ve rızkımızda gözü varmış da buraya ondan gelmişler gibi “her yer Arap doldu” diyoruz. Onlar ise ölmedikleri ve bir parça ekmek bulabildikleri her günü nimet olarak görüyorlar. Bizim ev sahibi, güç sahibi, vatan sahibi olduğumuz bir zamanda bu insanları güçsüz, evsiz ve vatansız olarak yanı başımızda ve içimizde bulduk.

İÇİMİZDEKİ GÜNDEMİ GÖRMEK

Bu mazlumlara karşı, insanlığın gereği neyse ona göre davranan insanlarımızı tenzih ederim. Ancak bizler işin hala siyasi boyutu ile uğraşırken, semtlerimizde ve mahallelerimizde Suriyeli komşularla ilgili başka bir gündemin oluştuğu da bir gerçek. Bu komşular bazısı için ucuz işgücü anlamına geliyor. Bir başkası tarafından, ucuza çalışmayı kabul ederek kendisinin işini elinden alan bir rakip olarak görülüyor. Bazı şehirlerde Suriyeli kadınların ikinci eş olarak Türk erkekleri ile evlenmesi gündem oluyor. Adi suçlara karışan Suriyeliler abartılarak anlatılıyor. Bu sorunlar halk arasında dilden dile yayılıyor. Devlet kurumlarının, STK'ların ve medyanın bu konuda doğru kanaatleri oluşturamadığı süreçte, halk arasında “Suriyeli fobisi”nin zemini oluşuyor. “Bunlar ülkemize geldiler ve her şeyi bozdular” algısı bir kere yerleşince, mendil satan bir çocuğu dövmek veya “Suriyeli defol” eylemi yapmak da normal bir şey haline gelebiliyor. İnternette izleyebildiğimiz birçok görüntü var Suriyelilere nasıl bakıldığını anlatan. Tekbir nidaları ile Suriyelilerin evlerinin basıldığı kitlesel eylemler, “hepsi defolup gitsin” diye bağıran kadınlar, “bu kadar yabancının ülkemizde ne işi var” diyen esnaf… Bütün bunlar bizim ülkemizde oluyor. Tarihimiz, medeniyetimiz, kadim değerlerimiz gibi büyük sözlerin günde bin kere tekrar edildiği bizim ülkemizde.

Avrupa'daki İslamofobiden şikayet ederken kendi içimizde başka bir fobi yeşeriyor. Avrupa'da, Müslümanlara karşı tarihsel referansları olan bir nefret zemini vardır. Dolayısıyla Avrupa'nın İslamofobik olması bizi şaşırtacak bir şey değildir. Ancak, aynı dini inancı, aynı tarihsel ve kültürel değerleri paylaşan komşu bir ülkeden gelerek içimizdeki komşular haline gelen insanlara karşı Türkiye'de bu duyguların yayılması hayra alamet değil. Böyle bir gidişatın sonu da hayır değil…




Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.