<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="https://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Yeni Şafak - Benim Hikayem</title>
    <link>https://www.yenisafak.com/benim-hikayem</link>
    <atom:link href="https://www.yenisafak.com/rss-feeds?category=benim-hikayem&amp;contentType=video" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <description>Türkiye'nin Birikimi</description>
    <copyright>(c) 2026, Yeni Şafak</copyright>
    <lastBuildDate>Wed, 18 Jun 2025 18:02:34 GMT+3</lastBuildDate>
    <pubDate>Wed, 18 Jun 2025 18:02:34 GMT+3</pubDate>
    <language>tr-TR</language>
    <image>
      <title>Yeni Şafak</title>
      <url>https://www.yenisafak.com/assetsNew/img/logorss.png</url>
      <link>https://www.yenisafak.com/</link>
    </image>
    <item>
      <title>Sanatçı Sedat Anar: Annem sokak müzisyenliği yapmamdan utanırdı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sanatci-sedat-anar-annem-sokak-muzisyenligi-yapmamdan-utanirdi-4719447</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sanatci-sedat-anar-annem-sokak-muzisyenligi-yapmamdan-utanirdi-4719447" rel="standout" />
      <description>Sanatçı Sedat Anar, Yeni Şafak izleyicileri ve okuyucuları için ‘Benim Hikayem’ röportaj serisinde hayat hikayesini anlattı. Halfetili bestekar, ‘dünyadan habersiz bir köyde doğdum’ diyerek geçmişte ‘cahil’ olarak gördüğü köylülere bugün duyduğu hürmetten bahsetti. Ayrıca Anar, maruz kaldıkları linçlere karşı artık ‘duyarsızlaştıklarını’ söyledi.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Santur erbabı ve sanatçı Sedat Anar, 1988 yılında Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesine bağlı olan ve “Dünyadan habersiz bir köyde dünyaya geldim” dediği <strong>Arğıl köyünde doğdu.</strong></p><p><br></p><p>Anar, Tarih bölümünü okumak üzere kazandığı Hacettepe Üniversitesi'ni üçüncü sınıfta bıraktı. Doğu müziğine ve çalgılarına merak saran Sedat Anar, sık sık gittiği İran’da yaklaşık 2 yıl yaşadı. 2007 ve 2014 yılları arasında Ankara’da sokak müzisyenliği yaptı. TRT Müzik kanalında “Sesler Âlemi” ve “Santur’un Sesi” adlı müzik programlarını hazırlayıp sundu.</p><p><br></p><p>Müziyenliğinin yanı sıra yazarlık da yapan Anar’ın kendi bestelerinden oluşan 12 albümü ve 8 kitabı var.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/e0338d20-1r36x91c7zadm17kpvrzm7.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/e0338d20-1r36x91c7zadm17kpvrzm7.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar ile röportajımızı dört bir duvarı, odaları ve hatta koridorları kitaplıklarla dolu olan evinde gerçekleştirdik. Çekimimizin ardından da bir hatıra fotoğrafı çekildik."></p><p><br></p><h4>‘Hayallerimin ötesini yaşıyorum’</h4><p><br></p><p>Benim Hikayem röportaj serisinde hayat hikayesine dair sorularımızı cevaplayan Sedat Anar, ailesinin ve köy eşrafının hayvancılık ve fıstık üretimiyle meşgul olduğunu söylerken, kendisinin de ailesine yardım amacıyla hayvanları otlatarak çobanlık yaptığı dönemlerden bahsetti.</p><p><br></p><p>Anar o yıllarda bir gün dünyanın farklı ülkelerinde konserler vereceğinin aklına hiç gelmediğini ifade ederek, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Her şey hayallerimin çok daha ötesinde gelişti” </span>dedi.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/46a9f78d-cbh7t2se7xulg4l9t2jke.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/46a9f78d-cbh7t2se7xulg4l9t2jke.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar'ın çocukluğu ve büyüdüğü ev"></p><p><br></p><h4>‘Ninemin ağıtları beni derinden etkilerdi’</h4><p><br></p><p>Ninesinin ağıtlarıyla büyüdüğünü anlatan Sedat Anar, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Dedem görmüyordu, amaydı… Kendisi masal anlatıcısıydı, günlerce anlatırdı. O anlatıları dinleyen son nesildenim. Bir hafta elektrikler kesilirdi, her akşam dedemlerde toplanıp hikayeler dinlerdik. Ama beni asıl etkileyen ninemdi, rahmetli ninem. Ninem, cenazelerde ağıt yakmasıyla meşhurdu. Halfetili Şahide Bacı diye internette de aratıp dinleyebilirsiniz. Tüm ağıtları kendisi bestelerdi daha çok Ehli Beyt sevgisi üzerineydi”</span> diye konuştu.</p><p><br></p><p>Eğlenceli müzik yapamayışının sebebini ninesinin ağıtlarıyla büyümesi olarak gören ve ruhuna hüznün işlendiğini söyleyen Anar, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Çocukluktan beri ninemin yanındaydım ve onun ağıtlarıyla büyüdüm. Hüzün ve üzüntüyü herkes ayırt edemiyor. Hüzün güzel bir şeydir. Ninem bana o hüznü hep yansıttı. Onun ağıtları beni çok etkiledi”</span> ifadelerini kullandı.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/21bf53b3-2hn3tows4fnse3iv86dpi.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/21bf53b3-2hn3tows4fnse3iv86dpi.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar'ın babası, kardeşleri ve çok sevdiği ninesi 'Halfetili Şahide Bacı'"></p><p><br></p><h4>‘Her şey Sare’ye duyduğum üzüntü ile başladı’</h4><p><br></p><p>Çocukluk yıllarında işitme engelli kuzeni Sare’yle anlaşabilmek için çaba gösterdiği dönemlerde seslere dair düşünmeye başladığını anlatan Anar,<span style="background-color: rgb(255, 255, 204);"> “Onun oynamasına izin vermez hep dışlarlardı, ben de hep anneme sorardım “Duymadan nasıl yaşayabiliyor?” derdim. Onunla teneke çalıp ritim tutmaya çalışırdım. Düğünlerde ortada oynarken, onun elinden tutup ritme uymasını sağlardım. Sare beni çok farklı etkilemiştir. Asıl müzik yolculuğumun başlangıç sebeplerinden biri de Sare’dir. Onun hiçbir şey duymamasına çok üzülürdüm” </span>dedi.</p><p><br></p><p>Müziğe heves ettiği ilk dönemlerde ise babasından destek görmediğini fakat sonradan bu durumun değiştiğinden bahseden Sedat Anar,<span style="background-color: rgb(255, 255, 204);"> “Antep’in yerel bir kanal vardı, Aşık Mahzuni Şerif böyle divan sazıyla Çeşmi Siyahım türküsünü söylemişti. Evimizde televizyon yoktu amcamların evinde vardı. Ben onu dinlediğim anda kilitlendim. “Ben bu amca gibi saz çalacağım ve türkü söyleyeceğim” dedim. Babam başlarda inat etti almadı ama sonrasında annemin zoruyla bana bir cura aldı. Sazın en küçüğü hali”</span> diye konuştu.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/151ff3cb-trorxa5362dq4nbvhuv9f.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/151ff3cb-trorxa5362dq4nbvhuv9f.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar'ın röportajımızın ardından çektiğimiz kapak fotoğrafları"></p><p><br></p><h4>‘Kim milyoner’de yıllar sonra soru olarak soruldum’</h4><p><br></p><p>Anar, albüm yapmak için ATV’nin meşhur yarışmasına katıldığını anlatarak, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Sokak müzisyenliği yaptığım dönemde para kazanayım da albüm yapayım diyerek, Kim 500 milyar almak ister’e katılmıştım Kenan Işık sunuyordu. Orada </span><strong style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Sokak müzisyeniyim” dediğimde annem benimle bir süre konuşmamıştı.</strong><span style="background-color: rgb(255, 255, 204);"> “Beni rezil ettin, insanlara dilenci olduğunu söyledin” demişti. Fakat 10 yıl sonra işler değişti ve aynı yarışmada bir soru olarak çıktım. “Sedat Anar’dan dinlemekte olduğunuz enstrümanın adı nedir?” diye”</span> ifadelerini kullandı.</p><p><br></p><h4>‘Cahil olan benmişim köylüler değil’</h4><p><br></p><p>Şimdilerde özlem ve hürmetle bahsettiği memleketinden bir dönem uzaklaştığını anlatan Anar, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Lise döneminde roman okumaya başladıktan sonra kendimi beğenmeye, köydekileri cahil görmeye ve köyü kötülemeye başladım. Bir süre sonra anladım ki cahil olan benmişim, köydekiler değil. Hayvancılık yapan babama Dostoyevski okutamam. Onların dünyası öyle, onların en çok konuştuğu şey “Senin ineğin kaç kilo süt veriyor, fıstıktan kaç ton geldi, benim hindim seninkinden daha büyük” Kardeşim Selahattin’in bir lafı var, “Keşke köyden hiç çıkmasaydık sanata bulaşmasaydık daha mutlu olabilirdik” diyor. Çünkü köye gidince görüyoruz gündemleri hep saf ve temiz”</span> dedi.</p><p><br></p><p>Santur’u nasıl keşfettiğinden bahseden Sedat Anar, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Santuru ilk olarak üniversite arkadaşım Cihan’da gördüm ve çok sevdim. Cihan çok sevdiğimi görünce Santur’u bana hediye etti. Oradan merak saldım ve İran’a gittim, bir buçuk yıla yakın bir süre Tebriz’de kaldım ve ders aldım. Sadece santuru değil birçok İran çalgısını öğrendim. İran’dan sonra Ankara’da sokak sanatçılığı yaptım ve 8 yıl aşkın bir sokak deneyiminden sonra sahnelere başladık” </span>sözlerini kullandı.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/6cc4d2ad-6z4qlaq0dz47d784319q7f.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/6cc4d2ad-6z4qlaq0dz47d784319q7f.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar'ın Ankara'da sokak müzisyenliği yaptığı dönemlerden birkaç hatıra fotoğrafı"></p><p><br></p><h4>‘Karanfil sokak benim için okul oldu’</h4><p><br></p><p>Sedat Anar, Ankara’da sokakta çaldığı yıllardan da bahsederek, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Sokak sanatçılığı yaptığım yılları da bir okul dönemi olarak görüyorum. Olgunlaştığım bir dönemdi, her çeşit olayı yaşıyorsun orada. Karanfil Sokak benim için çok güzel bir okul oldu. O sokakta Dost Kitapevi diye bir kitapçı vardı, yıllar sonra kitabım çıktığında o kitapevinin vitrinine afişim asıldığında ve kitaplarım dizildiğinde inanılmaz mutlu olmuştum</span>” diye konuştu.</p><p><br></p><h4>'Benim felsefem her insana hitap etmek üzerine'</h4><p><br></p><p>Müziğiyle toplumun her kesimine hitap eden ve bunu nasıl sağladığını sorduğumuz Sedat Anar, <span style="background-color: rgb(255, 255, 204);">“Sanatçı her insana hitap etmeli, benim bütün felsefem bütün amacım bu. Bazen görüyorum, ‘Başörtülüler konserime gelmesin’ ya da tam tersi de oluyor ‘Başı açık olanlar konserime sergime gelmesin.’ Ben bunlara gülüyorum ve bunları çok aptalca buluyorum"</span> sözleri ile cevap verdi. 'Linç yemekten duyarsızlaştık'</p><p><br></p><p>Boğaziçili sanat tarihçisi Damla Anar ile evli olan Sedat Anar, eşinin de müziğe ilgisi olduğunu ve kimi zamanlar birlikte konser verdiklerini anlattı.</p><p><br></p><p>Hatta kardeşi Selahattin Anar'ın da müzik kulağının çok güçlü olduğundan ve kendi eserlerini bestelediğinden bahseden Anar, kardeşi ile birlikte de müzik yaptığını bazı konserlere üçünün çıktığını söyledi.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/c83ba36f-qm0vm0aukg84bkbng4gmqi.jpeg" data-card-width="1423" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/6/18/c83ba36f-qm0vm0aukg84bkbng4gmqi.jpeg" data-card-caption="- Sedat Anar, eşi Damla Anar ve kardeşi Selahattin Anar"></p><p><br></p><h4>'Eşimin başarılarını bilmeden yargılıyorlar'</h4><p><br></p><p>Sedat Anar, eşinin başörtüsünden dolayı 'her iki mahalle' tarafından da linçlendiklerini ve kimilerinin 'başörtülü sanattan ne anlar', kimilerinin de 'cehennemde cayır cayır yanacaksınız' dediğini anlatarak, lince karşı artık duyarsızlaştıklarını ve bir zamanlar üzüldükleri bu sözleri umursamadıklarını aktardı.</p><p><br></p><p>Ayrıca Anar, ön yargılarla yaklaşılan eşi Damla Anar'ın başarılarından bahsederek Türkiye'de ilk 50'ye girerek Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandığını, aynı üniversitede yüksek lisans ve doktora yaptığını belirterek, dört uluslararası ödülünün olduğunu söyledi. </p><h4><br></h4><h4><br></h4><h4><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4688811" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/3/26/20f7bf5a-tnbtj3dgdwecwgxbwiczz5.jpeg" data-title="Prof. Dr. Atilla Yayla: Gezi antidemokratik bir isyan hareketiydi" data-url="/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-atilla-yayla-gezi-antidemokratik-bir-isyan-hareketiydi-4688811" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Prof. Dr. Atilla Yayla: Gezi antidemokratik bir isyan hareketiydi</span></span></span></span></span></span></span></h4><h4><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4692913" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/4/7/22f13843-15btpo9dhz7ikhewovnyzl.jpeg" data-title="Ünlü ses sanatçısı Mesud Uz: Çocukluğumdaki dervişleri arıyorum" data-url="/video-galeri/benim-hikayem/unlu-ses-sanatcisi-mesud-uz-cocuklugumdaki-dervisleri-ariyorum-4692913" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Ünlü ses sanatçısı Mesud Uz: Çocukluğumdaki dervişleri arıyorum</span></span></span></span></span></span></span></h4><h4><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4695860" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/4/15/f5d2a405-f4ifujuhgu6hr0lc8juzxm.jpeg" data-title="Sümeyra Keleş Yerkel: İslamofobiyle Türkiye'de tanıştım" data-url="/video-galeri/benim-hikayem/sumeyra-keles-yerkel-islamofobiyle-turkiyede-tanistim-4695860" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Sümeyra Keleş Yerkel: İslamofobiyle Türkiye'de tanıştım</span></span></span></span></span></span></span></h4>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sanatci-sedat-anar-annem-sokak-muzisyenligi-yapmamdan-utanirdi-4719447</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/6/18/8c6a77d1-5vy532zjsn3415liuhjla.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 18 Jun 2025 18:02:34 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sümeyra Keleş Yerkel: İslamofobiyle Türkiye'de tanıştım</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sumeyra-keles-yerkel-islamofobiyle-turkiyede-tanistim-4695860</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sumeyra-keles-yerkel-islamofobiyle-turkiyede-tanistim-4695860" rel="standout" />
      <description>Medya veri analisti Sümeyra Keleş Yerkel, özel gereksinimli çocukların ve ailelerinin maruz kaldığı zorlukları duyurmak amacıyla yola çıktığı Hemhal Podcast’i nasıl kurduklarını ve kendi hayat hikayesini Yeni Şafak’a anlattı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Klinik psikolog Ümran Yılmaz ile birlikte Hemhal Podcast’i kuran ve modere eden Sümeyra Keleş Yerkel, kendi deneyimlerinden yola çıkarak gerek hastane koridorlarında gerek ise fizik tedavi merkezlerinde yaşadıkları acı tatlı tüm deneyimleri yaklaşık 35 bölüm dinleyicileri ile paylaştı ve kendileriyle benzer yollardan geçenlere ‘yalnız değilsiniz’ dedi.</p><p><br></p><p>Yerkel, doğduktan kısa bir süre sonra beyin kanaması geçiren oğlu Emir Zahit’i 3 yıl sonra kaybetti. Evladının yas sürecini de Hemhal’de anlatan <span style="background-color: rgb(235, 214, 255);">Sümeyra Keleş Yerkel, bir süre sonra farklı konuklarla toplumsal meselelere değinerek sesli içeriklerini sürdürdü.</span></p><p><br></p><p>Sümeyra Keleş Yerkel’in hikayesi, Almanya’ya çalışmaya giden büyükdede ve büyükannesiyle başlıyor. Almanya’da doğup büyüyen Yerkel, anne babasının ve kardeşlerinin hala orada yaşadığını sadece kendisinin Türkiye’de ikamet ettiğini söyledi.</p><p><br></p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/4/15/f00e0bd8-tliks1kwkibf5xck9bsz6o.jpeg" data-card-width="1422" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/4/15/f00e0bd8-tliks1kwkibf5xck9bsz6o.jpeg" data-card-caption="- 2011'de Gymnasium Steinheim'dan mezun olan Yerkel, lisansını 2015 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Tarih bölümünde tamamladı."></p><p><br></p><p>Sümeyra Keleş Yerkel, yüksek lisansını ise İngiltere’nin en köklü üniversitelerinden biri olan Londra Üniversitesi’nde (University of London) Medya ve İletişim bölümünde ‘Cinsiyet, Medya ve Kültür’ başlık programda, <span style="background-color: rgb(255, 235, 204);">“Medya tarafından inşa edilen algılar nasıl gerçekliğe dönüşür? Alman ve İngiliz ana akım medyadan örnekler”</span> konulu tez çalışmasını tamamladı.</p><p><br></p><p>Yerkel sırasıyla; TRT Worl’de, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ve TRT’de çeşitli pozisyonlarda çalıştı, 2022 yılında ise özel bir şirkete girdi ve yaklaşık 2 yıl kıdemli medya veri analisti olarak çalıştı.</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Almanya’da doğup büyümesine rağmen güçlü aile ilişkileri sayesinde asimile olmadıklarından bahseden Sümeyra Keleş Yerkel, hem Almanya’da hem de İngiltere’de yaşadığı dönemlere kıyasla ‘İslamofobi’ye Türkiye’de maruz kaldığını anlattı.</span></p><p><br></p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4692913" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/4/7/22f13843-15btpo9dhz7ikhewovnyzl.jpeg" data-title="Ünlü ses sanatçısı Mesud Uz: Çocukluğumdaki dervişleri arıyorum" data-url="/video-galeri/benim-hikayem/unlu-ses-sanatcisi-mesud-uz-cocuklugumdaki-dervisleri-ariyorum-4692913" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Ünlü ses sanatçısı Mesud Uz: Çocukluğumdaki dervişleri arıyorum</span></span></span></p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4688811" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/3/26/20f7bf5a-tnbtj3dgdwecwgxbwiczz5.jpeg" data-title="Prof. Dr. Atilla Yayla: Gezi antidemokratik bir isyan hareketiydi" data-url="/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-atilla-yayla-gezi-antidemokratik-bir-isyan-hareketiydi-4688811" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Prof. Dr. Atilla Yayla: Gezi antidemokratik bir isyan hareketiydi</span></span></span></p><p><br></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/sumeyra-keles-yerkel-islamofobiyle-turkiyede-tanistim-4695860</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/4/15/f5d2a405-f4ifujuhgu6hr0lc8juzxm.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 19:13:25 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ünlü ses sanatçısı Mesud Uz: Çocukluğumdaki dervişleri arıyorum</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-ses-sanatcisi-mesud-uz-cocuklugumdaki-dervisleri-ariyorum-4692913</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-ses-sanatcisi-mesud-uz-cocuklugumdaki-dervisleri-ariyorum-4692913" rel="standout" />
      <description>Usta ses sanatçısı Mesud Uz, işini 'Türkçe'ye hizmet etme' şuuruyla yaptığını belirterek, seyircilere ana dillerini yeniden öğrettiklerini anlattı. İçine doğduğu İstanbul'u masalsı yönleriyle yad eden Uz, "Bahçeli evler, köşkler ve tabii masal kahramanı gibi insanlar vardı o şehirde. Ben, gündüz düşlerimde gördüğüm ak sakallı dedeleri, dervişleri arıyorum" ifadelerini kullandı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Şafak’ın özel serisi Benim Hikayem’in ikinci bölümünde konuğumuz olan ünlü ses sanatçısı Mesud Uz, hayat hikayesine dair sorularımızı cevapladı.</p><p><br></p><p>Akıllarda en çok yer edinen çalışmaları; Bir Dünya Yaşam belgeseli, Yıldızlararası, 300 Spartalı, Prestij filmleri başta olmak üzere çok sayıda yapımda baş rolü seslendirerek sesiyle hafızalarımızda yer edinen usta ses sanatçısı Mesud Uz, içine doğduğu İstanbul’a duyduğu özlemden bahsetti.</p><p><br></p><p>Uz, “Bahçeli evler, köşkler ve tabii masal kahramanı gibi insanlar vardı o şehirde. Ben, gündüz düşlerimde gördüğüm ak sakallı dedeleri, dervişleri arıyorum” dedi.</p><p><br></p><p>İlk dublajlarını henüz 15 yaşındayken yapmaya başlayan Mesud Uz çalışma hayatı boyunca; senaristlik, roman yazarlığı ve oyunculuk sanatını da icra etti.</p><p><br></p><p>Ses sanatçılığı ile 'Lisana, Türkçe’ye hizmet ettiğini' belirten Uz, “Dublaj, bir şekilde hayatımızın işi oldu. Yani gerçekten, "Senin bu dünyadaki varlığın Amerikan filmi seslendirmek midir usta?" deseniz, şunu düşünmesem utanıp sıkılabilirim ama ben "İnsanlara ana dillerini yeniden öğretiyorum" diyerek de böbürleniyorum bir taraftan. Çünkü mesele sadece Amerikan filmi değil, Türkçe'yi dinletmek. Böyle bir hizmetimiz var, şükürler olsun” ifadelerini kullandı.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Mesud Uz'un hikayesi nerede ve nasıl başladı?</span></li></ol><p><br></p><p>Teşekkür ederim, meraka değer bulduğunuz için. Tabii, bir hayat birçok yönden ele alınabilir. Yani acaba her gün bir parça akıllanıyor muyum mesela, bununla ilgili de bir hikâye anlatılabilir veya hayat bir kaybediş yolculuğu olabilir, değil mi? Hep bir kazanç peşindeyiz ama aslında büyüklerimizden başlayarak gençliğimizi, belki hayallerimizi, ümitlerimizi, birçok şeyi kaybediyoruz ve belki bu iyi de bir şey. Yani kaybediyor olmak negatif algılanıyor ama aslında bununla barıştığımız zaman, hayatı buradan okuduğumuz zaman, bu da başka bir kabullenme ve başka bir aydınlanma doğurabilir.</p><p><br></p><p>Dolayısıyla, ne anlamda bir hayat hikâyesi? Ama şöyle mesela, gündemde de olan, benim de gündemimde olan bir tarafıyla bakalım. Ben biraz masal şehirli İstanbul'da doğup büyüdüm. Bahçeli evler, köşkler ve tabii masal kahramanı gibi insanlar vardı o şehirde. Hani bu işte, "Buyurun efendim" derken vapuru kaçıranlara ben biraz yetiştim çocukluğumda. Çok da böyle binlerce yıl öncesinden değil, 40 yıl evvelden filan bahsediyorum aslında ama biz çok dinamik bir toplumuz. Hızlı değiştik ve o günler bize hani maziden bir yaprak gibi geliyor şu an maalesef.</p><p><br></p><p>Sonrasında da o İstanbul'u hep aradım, özledim ve bunu artık taşrada bulabileceğimi düşündüm. İstanbul'da da böyle Ada'da falan, değişik yerlerde ikamet ettim. Sonrasında da biraz o İstanbul'dan kaçış furyasının öncülerinden oldum. Ama tabii, denir ya, insan nereye giderse kendini de götürür diye. Bir tarafıyla bunu da önemsiyorum. Bir tarafıyla da aslında bu köy-şehir ayrımının da çok doğru olmadığını, şehirlerin biraz köy gibi, köylerin de biraz şehir gibi olması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla hiçbir yer cennet değil, hiçbir yerde bambaşka bir hayat ve bambaşka bir kendinizle karşılaşmayacaksınız.</p><p><br></p><p>Ama tabii ki ortam çok da etkili. Yani insanın hayattaki en önemli şeylerden biri nedir deseniz, hep parayı bulmak denilebilir. Ben ortamını bulmak derim. En az onun kadar o da önemli. Bu hem arkadaş çevresi itibarıyla olabilir hem gerçekten habitat açısından; işte deniz kenarı mı, dağ mı, şehir mi, kasaba mı, neyse o olabilir. Keza meşgaleniz, mesleğiniz, hayat arkadaşınız, filan filan gibi. Bu anlamda benim arayışım mesela devam ediyor. Hem doğal yaşam her yönüyle ama hem de bu yaştan sonra Türk köylüsü olacak hâlimiz de yok. Orada da bambaşka zorluklar var.</p><p><br></p><p>İşte bu ikisinin bir karışımı, bir dengesi nasıl olabilir? Biraz da artık 'freelancer' olmak kolaylaştı, hele bizim mesleklerde. Yani bulunduğunuz yerden çalışabiliyorsunuz. Dolayısıyla biraz mesela karavancılıkla meşgulüm şu sıralar. Onun da bir mazisi var. İlk defa olmuyor ama işte tam istediğim gibisi ya da kendimce zirvesine şu an ulaştım, ulaşmak üzereyim diyebilirim. Bir yönüyle de böyle bir hikâyem var mesela.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Hayat hikayenize dair okuduğum bir metinde çok masalsı bir çocukluk tanımı vardı. Sizin çocukluğunuzu farklı kılan neydi? O yıllarınız masallardaki gibi mi geçti?</span></li></ol><p><br></p><p>Eyvallah. Burada tabii, çok hani olmadık bir şeyden bahsediyor gibi olmak da istemen, bir lüks hayat tablosu da değil. Aslında bu daha ziyade lüks bir insani durum. Yani rant düzeni olmayan bir hayattı adeta. Mutlaka her zaman kendi içinde insanlar bir fayda gözetirler, bir takım formüller çıkar ortaya ama… Hani bugünkü o çıplak, vahşi rant düzenine nazaran, orada insanlar sanki çok müstağni. Bir şeye ihtiyaçları yokmuş gibi "Aman efendim, siz buyurun." gibi bir havadaydılar.</p><p><br></p><p>Dolayısıyla bu insanlar da öyle beton bloklar değil, daha mütevazı, bahçeli evler… Daha sıradan kıyafetler… Daha böyle, ithalata dayalı yaşam alışkanlığı değil de hani yerli malı haftası gibi, kendi imkânlarıyla yaşamak… Ve konuşmalarında, muhtemelen iç dünyalarında da bunu aksettirmek. Yani böyle bir hayat yaratıp, iç dünyanıza da bu nüfuz edecek değil mi? Yumurta tavuk esprisi gibidir bu yani. Tekrar sizden neydi o? Küpün içinde ne varsa dışarı o sızar hesabı… Sizden tekrar o sadır olacak.</p><p><br></p><p>Böyle bir hâldi. Mesela bana şu an çok ilginç gelen şeylerden biri, otomobil… Otomobil sahibi olmak ve her yere otomobille gitmek ayıplanırdı. Yani adeta araba almaya bile utanırdı insanlar. Çok ihtiyacı olan ancak bunu yapardı. Hele hele böyle çok mahalle içinde, yakın mesafelerde arabayla gezmek veya zırt pırt işte Karşıyaka'ya arabayla… Ya vapur var, mesela, ne gerek var? Bugün böyle 85 tane arabası olan insanlar, o zamanlar vapur trenle seyahat ederlerdi.</p><p><br></p><p>Ama tabii vapurlar, trenler de insan seyahatine göre dizayn edilmişti. Mesela ceketinizi asacağınız bir yer vardı vapurda falan. Trende çantanızı koyacağınız bir raf vardı. Şimdi mal gibi istif ediliyoruz ya toplu taşıma araçlarına, böyle değildi. Bu da tesadüf değil efendim, böyle istedik. Yani bu İstanbul 50 milyon, 100 milyon olsun istedik de tam beceremedik. Pandemi biraz kırdı bunu ama inşallah onu da başaracağız.</p><p><br></p><p>Bu hayattan çok memnunuz. Çok mutluyuz. Yeni yeni siteler, yollar, bir şeyler yapmaya devam ediyoruz herhalde bu sürsün istiyoruz, değil mi yani? 5-10 yıl sonra metrobüs terk edilir ve giderek artık bunlar hayalet duraklara dönüşür gibi bir düşüncesi yoktur kimsenin. Daha da olacak, belki altlı-üstlü çift metrobüs filan olacak.</p><p><br></p><p>Ama bunların hiçbiri tesadüf değil ya da “Allah kahretsin, bu metrobüsü kaldıralım İstanbul’dan” meselesi değil. Yani biz orada… Başka bir şey oldu biliyorsunuz, bütün dünyada oldu bu; sanayi devrimi, işçi lazım, kim olur? İşte köle getirelim ya da köylüleri şehre getirelim hikâyesi… </p><p><br></p><p>Türkiye’de de bu, bir müddet sonra artık istiap haddini de aşacak şekilde yaşandı ve maalesef bizim ruh dünyamız da değişti. Yani asıl hayat İstanbul'da ya da en yakın şehirde, büyük şehirde filan yaşamaktır. Diğeri yani bir prova, bir simülasyon hayattır; gerçek hayat o değildir.</p><p><br></p><p>Nitekim bu tersine göç meselesi var ya İstanbul’dan işte Ege başta olmak üzere ya da memleketine dönenler filan… Köylüler taaccüp ile bakıyor. Çünkü köylü kasabaya taşınmak istiyor. Kasabadan ilçeye, ilçeden şehre, şehirden en yakın büyük şehre ve giderek İstanbul'a… Yani onun 7-8 merhalede ulaşacağı yerden siz köye gelmişsiniz.</p><p><br></p><p>Dolayısıyla siz de kanun kaçağısınız ya çılgınsınız ve o gözle bakıyorlar. Bunda da haklılar ama biz bazen hep şöyle bakıyoruz hayata: “O gözle bakmamalarını sağlayalım, köylüleri cezalandıralım” falan, metrobüsü kaldıralım örneğinde olduğu gibi. Değil, hayatın akışı bizi bir yerlere getiriyor.</p><p><br></p><p>Nokta atışı müdahaleler, cezalar, kanun çıkarmalardan ziyade hayatı ve insanları genel olarak neye, nereye yönlendiriyoruz? Oralardaki şifreleri bence çözmek…</p><p><br></p><p>Burada gerçekten lüzumsuz bir masallaştırma yapmak istemiyorum. </p><p><br></p><p>Kaybettiğimiz şey ne? Bunu anlayalım istiyorum. Evet, bir yerde rant yoksa piyasa da oluşmuyor. Ama fazlaca rant varsa da bütün hayat bir piyasaya dönüşüyor. Yani 'Kaç paralık adamsın'a kadar giden bir şekle sanki geldik diye üzülüyor ve endişe ediyorum ve bunun geri dönüşü biraz zor. Çünkü buradan geri dönmek demek, sözüm ona uyanıklık olan bir şeyi terk edip bir tür enayiliğe razı olmak demek gibi bugün.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Sizi siz yapan, o dervişler ve ağır abiler miydi?</span></li></ol><p><br></p><p>Şüphesiz, şüphesiz ama bu bir tercih değil, bir şanstı. Sonrasında kısmen tercih de oldu tabii. Yani “Derya içredir, deryayı bilmez” hesabı. Ben herkesi öyle, her yeri öyle zannediyordum. Her çocuk gibi, her bebek gibi. Bir müddet sonra, yoo bunun çok bambaşka bir şey olduğunu anlayıp biraz daha sarıldığım tarafları da oldu.</p><p><br></p><p>Yine belki her ergen gibi buna itiraz edip isyan ettiğim tarafları da olmuştur ama her hâlükârda terbiyemizde bunun katkısı vardır. Psişik rahatsızlıklarımıza da katkısı vardır. Sosyal ilişkilerde, bugünün muhteşem Türk toplumuna tam intibak edemeyişimde bunun etkisi vardır.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Zamana intibak edememek sizi zorluyor mu?</span></li></ol><p><br></p><p>Zorlanıyorum. Evet, evet, evet. Ya böyle kendimi bir haltmış gibi anlatıyor olmayayım. Estağfurullah. Samimiyetle söylüyorum yani. Ben fildişi kulemden bu toplumu beğenmiyorum meselesi değil. İçinde yaşıyoruz ya, iliğimize, kemiğimize kadar ve nasıl söyleyeyim? Bazı insan biraz daha hani “Ne var ya? Ne yiyoruz? Bana ne veriyorsunuz? Alayım, gideyim” gibi olabiliyor. Bu da güzel belki kendince. Bu da bir kültürün doğurduğu bir şey. Fıtrat diyoruz, karakter diyoruz ama tesadüf hani tombala çektik bu da böyle çıktı değil aslında.</p><p><br></p><p>Hayat, bir zincirleme hep sebep sonuçlar şeklinde gidiyor. Kimi insan “Ne vereyim?” diyor. Bu bağlamda ben de hani “Ya, ne oluyor? Bir bakayım.” Bazen sulh taraftarı olmanın bir tür korkaklık mı olduğunu düşünüyorum ve bundan endişe ediyorum. Yani acaba savaşmaya cesaretimiz mi yok da herkes güler yüzlü, herkes müşfik, herkes saygılı olsun istiyoruz. "Yok, saygısız olsunlar, ellerinden gelenin adlarını koymasınlar. Bakalım kim kimin sırtını yere getiriyor" gibi bir hayat da yaşanabilir.</p><p><br></p><p>Böyle yaşayanlar da var. Bilmiyorum ki ama işte alışmak da belki. Yani o rüyamızdaki ak sakallı dedeyi arıyoruz ya, ben gündüz düşlerimde gördüğüm ak sakallı dedeleri arıyorum herhalde bundan kurtulamıyorum.</p><p>Çocuğuma ne yapmalıyım kara kara düşünüyorum. Yani çocuğumu ben bugünün ve yarınların Türkiye'si için iyi bir dolandırıcı olarak mı mesela yetiştirsem, daha doğru yapmış olurum? Bilmiyorum ki. Hani bir alfa erkek mi olmalı benim oğlum mesela? Zor sorular. Cevapları bende yok.</p><p><br></p><p>O eski kültürün devamı olarak insanlar çok tedirgin. Her an böyle bir işte saate takvime hani borsa tablosuna bir şeylere bakıp "Ne kazandık, ne kaybettik?" gibi bir duyguyla belki yaşamıyorlardı. Hayat bir nebze daha doğal bir şeydi. Yani yaşıyoruz efendim. Hani şimdi hep bir nabzı ölçüyoruz yani. Yaşıyor muyuz? Yaşamıyor muyuz? Boyumuz iyice uzadı mı? Falan. Belki daha tedirginiz. Dolayısıyla bugün o günkü rahatlık bize tuhaf geliyor, ya trende kulak kesilirken sen nasıl o trene biniyordun, 12-13 yaşında diye ama o zaman vakalar marjinaldi. Yani şimdi diyoruz ya işte adam köpeği ısırırsa haber olur. O zaman köpek adamı ısırsa bile haber oluyordu. Hayatın kendisiydi aslolan ve doğal bir şekilde sabah kalkılır gidilir işte akşam gelinir gibi bir yaklaşım vardı.</p><p><br></p><p>Şimdi ise eyvah nerede bomba patlayacak? İsrail bilmem nereye mi saldırdı? Rusya, Ukrayna, Amerika da bize şey yapar mı? YPG bilmem ne etti mi? Daha bir teyakkuz halindeyiz sanki. Dolayısıyla her şey potansiyel bir vaka gibi. O zaman hafsala almıyor "Ya bu ne rahatlıkmış" diyoruz.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Çocukken iyi ki çalışmışım diyor musunuz?</span></li></ol><p><br></p><p>Zorunluluk değildi oradan başlayayım. Bir mağduriyet... Gerçi mağduriyet iyidir ya. Aslında şöyle mi desem? Mecburdum. Çok kötü durumdaydık... (Gülüşmeler)</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Mağduriyet arayışında değilim bu röportajda, lütfen beni yanlış anlamayın.</span> </p><p><br></p><p>Lütfen sizi asla...</p><p><br></p><p>Sizi tenzih ediyorum, ben şahsınızı değil, medyamızı kastettim.</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Baştan sona, sonuna kadar keyifli, gülerek de bir röportaj yapabiliriz.</span></p><p><br></p><p>Şüphem yok, şüphem yok ama belki o da güzel olurdu yani. "Çok zor koşullarda büyüdük, çalışmak zorundaydım" filan... Ama değildi. Şükürler olsun, fena değildi vaziyet. Ama ailem sağ olsunlar, biraz da beni böyle hayatın içine sokmak istediler belki. Ben de istedim çocuk aklımla. Dolayısıyla ilkokul yıllarımda bile ben ufak tefek bir şeyler yaptım. Pazarda kitap sattım falan hani. Bunların çoğu böyle ne denir? Fasulyeden işlerdi. Ama işte yaş ilerledikçe bunlar da ciddileşti. Evet, iyi ki derim.</p><p><br></p><p>Ama bu işin şöyle bir tarafı olduğunu da bazen düşünüyorum. Biz hep kemâlatın bir işte olgun çocuk... "Ne kadar güzel. Büyümüş de küçülmüş." Bunları hep müspet addettik. "Ya çok iyi, böyle daha da olgun olmalıyım" filan gibi düşündük. Keza işte iş hayatına veya genel anlamda hayata, sosyal hayata erken atılmak iyidir. "Erken kalkan yol alır." Değil mi? Ama bunun yorgunluk tarafını, bıkkınlık tarafını pek hesaba katmamışım.</p><p><br></p><p>Şimdi bakıyorum, ben 15 yaşındaydım, film çekmeye çalışıyordum VHS kameralarla. 25 yaşındaydım, "Hâlâ sinema yapamadım. Ne kadar kabahatliyim" filan gibi düşünceler, duygular içindeydim. Şimdi diyorum ki keşke 30'dan sonra böyle bir merak bende hâsıl olsaydı. "Ya biraz bir şeyler mi çeksem, bir kamera mı alsam?" Belki daha az yorulmuş olurdum daha hevesli olurdum bir şeyler yapmaya. Saçı sakalı biraz erken ağarttık gibi oldu erken başlayınca sanki.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'nden mezunsunuz değil mi?</span></li></ol><p><br></p><p>Doğrudur efendim 7 senem orada geçti evet. Yedi sene mi okudunuz? Evet. Biz İngilizce hazırlık, 3 yıl orta, kredili sistem sayesinde de 4'ten 3'e düşen 3 yıl lise.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Size biri mi tavsiye etmişti Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesini yoksa o dönemde de popüler miydi?</span></li></ol><p><br></p><p>Kendi içinde popülerdi. Yani belki bütün İstanbul Türkiye sathında bütün talebeler burayı hedeflemiyordu ya da veliler ama işte biraz daha dini hassasiyeti olanlar, "Ya çocuğu imam hatibe mi göndersek, işte orada da biraz zayıf mı kalır, üniversite falan kazanamaz mı? Anadolu Lisesi mi olsa, kolej mi?" filan gibi düşünenler için. Evet popülerdi. Kazanması çok zor değildi. Sanki bir ön kayıt sistemi vardı ama yine o ön kayıtta da nispeten bir puanınız olması gerekiyordu filan gibi şeyler hatırlıyorum. Tabii ben çocuk aklımla ben buraya gideceğim demedim. Bu daha ziyade. Velilerin marifeti olan bir şey ama gittikten sonra da çok intibak ettik. Çok orada bambaşka bir kardeşlik duygusu yaşadık ve hala o insanlarla arkadaşız.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Soracaktım, devam ediyor mu dostluğunuz?</span></li></ol><p><br></p><p>Sade ben değil hatta benden çok daha sıkı bir şekilde. Bu kardeşliği yürütenler var ve başka yerlerde de o ortamı aradık mesela ben Galatasaray Üniversitesi'ne girdim. Şu anlamda da bir beklentiyle girdim. Ya burada bir işte kitap kulübü vardır. Enteresan sohbetler vardır kantinde filan gibi. Ben Kartal'daki felsefe ortamını aradım ve nitekim orada bir tür ben şey oldum yani güya filozof geçindim Galatasaray'da Kartal sayesinde.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Sesinizi hep farkında mıydınız? </span></li></ol><p><br></p><p>Menfi anlamda söylerlerdi. Bu, sevdiğim bir hikaye. Ben bazen insanlardan intikam aldığımı söylüyorum. "Bakın, o beğenmediğiniz sese şimdi para ödüyorsunuz" filan diyorum. Şaka bir yana, yani ne berbat sesin var anlamında bir beğenmemezlik yoktu ama işte biraz böyle kart, biraz da hani affedersiniz işte "Boru gibi sesin var" filan şeklinde de bir feedback alıyordum çocukken ya da ergenlik civarında ama hızlı bir şekilde de bu, işte bir "Şiir okusana" bilmem neye dönüştü.</p><p><br></p><p>Dolayısıyla evet, büyükler de biraz sesimi keşfetmemi sağladılar. Üvey anneme ayrıca müteşekkirim. Mesela o beni yönlendirdi bu anlamda. "Oğlum," dedi işte "ses bankası falan, böyle bir şeyler varmış" dedi. "Ajanslar varmış" dedi mesela sağ olsun. Yine rahmetli dayım, yani birçok insanın bu anlamda emeği, yol göstermesi zaten böyle olmalı ya. Hayat, yani büyüklerden sadece bayramda harçlık değil ya da sadece böyle basmakalıp "terli su içme" gibi nasihatler değil. Biraz daha kişiye özel nasihatler, biraz mentörlük hizmeti alabilmeliyiz bence.</p><p><br></p><p>Evet, lafa geldi mi hep şişinmeyi seviyoruz; işte "ben senin abinim, babanım, biz aileyiz, şuyuz, buyuz, hocanım" filan ama ya bunun işlevsel tarafı bazen zayıf gibime geliyor toplumda. En büyük mentörümüz medya olmuş. Ehh onun da bizim çıkarımıza mı? Kendi çıkarına mı bu işi yaptığı her zaman için tartışılacak bir konu.</p><p><br></p><p>Hüseyin Goncagül hocam, buradan ellerinden öpüyorum her daim. Dediğim gibi dayım vesilesiyle, onunla tanıştım onun yanına biraz da eti senin kemiği benim olarak takıldım öyle 1-2 yaz tabii ailede filan da müthiş bir ciddiyet vardı bazen o da komiğime gidiyor yani "Aman okul var" falan. Dolayısıyla yazları ancak bir şeyler yapmak mümkün oluyordu. Hocam da o esnada radyo programı yapıyordu. Sağ olsun, beni de stüdyoya soktu ve program içinde bana laf atmaya başladı. “Değil mi ya Mesutçuğum” filan demeye başladı. Orada da yine aynı şekilde benim sesim; biraz güzel, biraz ilginç, biraz komik, biraz absürt filandı.</p><p><br></p><p>Yani o zaman da böyle değildi. Biraz daha böyle bir sesim vardı galiba. Ben de zaman içinde kullanmayı öğrendim. Bu hem bir kas hem bir sanat, zanaat ne derseniz. Dolayısıyla o da gelişiyor ve gelişmeli şüphesiz. Yani “Merhaba” diye ben de bu hayata başlamadım. Dolayısıyla radyo öyle evet, çömezlikle başladı. Sonradan böyle yerel radyolar falan çok hoşuma gitti o iş, oraların kapısını çalıp “Ben program yapacağım” falan deyip kabul edildiğim ve gerçekten 15-16 yaşlarında tamamen tek başıma kendi programımı yaptığım da oldu.</p><p><br></p><p>Radyoda hemen benim sesimin seslendirme tarafı da fark edildi ve keşfedildi ve bana jingle, reklam, bir şeyler seslendirtmeye başladılar.</p><p>Dolayısıyla ben de tabii yine mukallitlik işte hep devreye giriyor bu seslendirmeyi sıfırdan kendiniz icat etmiyorsunuz. Aaa, sonra sonra şunu fark ediyorum ki ben çocukken çok radyo dinlemişim, radyo tiyatrosu çok dinlemişim ve mesela beni Rüştü Asyalı'ya çok benzeten olur hâlâ. Hatta geçenlerde sosyal medyadan biri "Ya üstat, ne güzel okumuşsun" diye Rüştü Asyalı'nın bir kaydını bana gönderdi.</p><p><br></p><p>Bazıları bu derece benzetiyorlar. Ben kasıtlı olarak hiç taklit etmedim. Yani Rüştü babayı taklit etmeye çalışayım diye uğraşmadım ama 5 yaşından beri dinlediğim o medya kulağımda yer etmiş ve beni dönüştürmüş. Keza radyoda da konuşurken belki hani Hüseyin hocayla sohbet ederken veya kendim program sunuyorum, “Merhaba değerli dinleyenler” filan derken değil ama seslendirme yaparken ben de artık seslendirmenleri taklit etmeye başladım. Yani jingle'ı nasıl, “Bilmem ne FM, 101. nokta bilmem ne” diyen adamı... Belli bir adamı, Ahmet'i, Mehmet'i değil ama genel olarak o tavrı taklit etmeye başladım elbette.</p><p><br></p><p>Bunu hem genç kardeşlerimize bir tür yol gösterme olarak paylaşmak istiyorum. Yani burada “Ben öyle mükemmelim ki doğuştan beyaz atlı bir seslendirme prensi olarak geldim dünyaya ve hep kendimce nameler icat ettim” filan demek açıkçası dürüstçe olmaz ve burada iki kelam ediyorsak, insanlar da lütfedip dinliyorsa bir faydamız olsun diye de bunu açıkçası paylaşmak isterim.</p><p><br></p><p>“Sanat taktikle başlar” diye bir laf bile vardı bizim çocukluğumuzda. Bilmiyorum, hâlâ var mı? Dolayısıyla burada maksat komiğini çıkarmak anlamında bir taklit değil; oraya bir özenme, benzetmeye çalışma, oradan bir ders alma ve inanır mısınız, yıllar sonra şuna denk geldim. Bekir Sıtkı Sezgin rahmetlinin bir ders kaydı yok bir röportaj olsa gerek. “Benim” diyor, “hayalimde hep bir seda vardır ve ben aslında icraya başladım mı o kuvvetlenir. Ben onu takip eder, taklit ederim” diyor. Evet, hayalindeki sesi taklit ediyor. Ne o ses? Ona sadece ilham diyebilir miyiz? Biraz da birikim olsa gerek, değil mi?</p><p><br></p><p>Ve burada nasıl ki gurmeler bazı keskin tatları yemezler, “Damağım bozulur” derler, bizim de aslında kulağımızı bozmamaya dikkat etmemiz lazım. Her çirkinliği, her pisliği de “Aman ne kadar enteresanmış” diye dinlemememiz, izlemememiz, gözümüzü bozmamamız...</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Heyecandan uyuyamadığınız o proje hangisiydi?</span></li></ol><p><br></p><p>Yoo ben heyecanlanmaya yatkınım. Şu anda da heyecanlıyım mesela.</p><p><br></p><p>Benim böyle pek "İşte, oldu ya! Bu iş falan" gibi bir şey olmadı ya. O kadar büyük bir başarım olmadı diyeyim.</p><p><br></p><p>Gözüm çok yüksekte miydi acaba? Bilmiyorum ama şunu mesela çok rahat söyleyebilirim, pazar sabahı TRT'de o kovboy filmi kuşağında Clint Eastwood'u izledim ve dedim ki, "Tamamdır, huzur içinde son nefesimi verebilirim." Mesela bu anlamda beni heyecanlandıran ya da tatmin eden işte bir proje söz konusu olabilir.</p><p><br></p><p>Dublaj, bir şekilde hayatımızın işi oldu. Yani gerçekten, "Senin bu dünyadaki varlığın Amerikan filmi seslendirmek midir usta?" deseniz, şunu düşünmesem utanıp sıkılabilirim ama ben "İnsanlara ana dillerini yeniden öğretiyorum" diyerek de böbürleniyorum bir taraftan. Çünkü mesele sadece Amerikan filmi değil, Türkçe'yi dinletmek. Böyle bir hizmetimiz var, şükürler olsun.</p><p><br></p><p>Türkçe dediğimiz şey de sadece gramer kuralları olarak düşünülmesin. Entonasyon da lisanın unsurlarından biridir. Yani bu dili nasıl nağmelendiriyoruz, nasıl tonluyoruz? Keza vurgu, bugün kaybetmek üzere olduğumuz çok başat unsurlardandır. Bunları büyüklerden tevarüs ettik. Şimdi biz miras bırakmaya çalışıyoruz.</p><p><br></p><p>Öğretmekten kastım, "En doğruyu ben biliyorum" gibi bir öğretme değil ama ister istemez biraz da hele duyarlıysanız daha güzel almış oluyorsunuz. İnşallah daha güzel veriyoruz aktarıyoruzdur diye umuyorum.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Bize kısa bir tirat ya da şiir seslendirir misiniz?</span></li></ol><p><br></p><p>Eyvah eyvah. Yani diyorsunuz ki bu sohbette biraz sizi beğenen olduysa finalde bunu izale edelim. (Gülüşmeler)</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Tabi dilerseniz, istemezseniz hiç problem değil.</span></p><p><br></p><p>"Bizi hatırlayın, bir kralın vereceği basitlikte bir emir. Nasıl öldüğümüzü hatırlayın."</p><p><br></p><p>300 Spartalı'da böyle bir şey vardı o geldi aklıma.</p><p><br></p><p>Teşekkür ederim iltifatınız için. Bunu bu şekilde yapmak gerçekten zor. Ben harika türkü söylüyor olsam bile şimdi şu sohbetin üstüne şu kameranın önünde, "Ormanlardan aşağı" çok zor yani. Ama eyvallah yani ben kendimi söylemiş kabul ettim, mutlu oldum. Umarım siz de bu şekilde kabul edersiniz.</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Çok teşekkür ederim, ayaklarınıza sağlık. Belki başka bir ortamda başka türlü. Benim için çok doyurucu, keyifli bir sohbetti.</span></p><p><br></p><p>Eyvallah.</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Çok memnun oldum, teşekkür ederim. Benim soracaklarım bu kadar, sizin söyleyeceğiniz son bir söz olursa dinlerim.</span></p><p><br></p><p>Teşekkür ederim ben bu verdiğiniz kıymeti şahsıma değil, sanata yormak istiyorum. Ben de ona layık olmaya çalışıyorum. Gerçekten seslendirme laf arasında kaynamış oldu bir kez daha belirteyim, bir lisana hizmet, ana dilimize, Türkçe'mize bir hizmet olarak, sade ben değil büyüklerimizden böyle öğrendik biz zaten. Birçok dostumuz kardeşimiz de bunu böyle görürler, bu bir hani vatani hizmettir. Bu şuurla yapmaya çalışıyoruz.</p><p><br></p><p>Buradan birçok felsefi tartışma elbette doğabilir amma velakin son tahlilde insanlar bizden duydukları şekilde ister istemez tesir altında kalarak konuşuyorlar, dili böyle kullanıyorlar. Ben bu anlamda çok mutluyum, kendimi çok şanslı hissediyorum. Bundan tedirgin olmuyorum. Bir de insanlardan iltifat aldıkça, o tedirginliğim daha da hafifliyor. Size de bu anlamda değerli gördüğünüz için teşekkür ediyorum.</p><p><br></p><p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Ben teşekkür ederim, çok sağ olun.</span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-ses-sanatcisi-mesud-uz-cocuklugumdaki-dervisleri-ariyorum-4692913</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/4/7/22f13843-15btpo9dhz7ikhewovnyzl.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 08 Apr 2025 17:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Atilla Yayla: Gezi antidemokratik bir isyan hareketiydi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-atilla-yayla-gezi-antidemokratik-bir-isyan-hareketiydi-4688811</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-atilla-yayla-gezi-antidemokratik-bir-isyan-hareketiydi-4688811" rel="standout" />
      <description>Liberal düşüncenin Türkiye'deki önde gelen isimlerinden, fikir adamı, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Atilla Yayla ile hayat hikayesini ve güncel meseleleri konuştuk. 19 yıl önce katıldığı televizyon yayınındaki başörtüsü açıklamalarıyla günlerce konuşulan Yayla, o gece telefonunun hiç susmadığını anlatarak, “O programdan sonra pek çok telefon aldım dindar muhafazakar insanlardan. Ağlayarak bana teşekkür ettiler” dedi.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Yeni Şafak’ın özel serisi Benim Hikayem’in ilk bölümünde konuğumuz olan Prof. Dr. Atilla Yayla, hayat hikayesine ve güncel konulara dair sorularımızı cevapladı.</span></p><p><br></p><p>Siyaset Bilimci Atilla Yayla ile eğitim-öğretim hayatından, 2006 senesinde maruz kaldığı linç girişimine, Gezi kalkışmasına dair kaleme aldığı ve oldukça ses getiren köşe yazılarından, sahipsiz köpek meselesine çeşitli konuları ele aldık.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim hocam. Hayat hikayenize dair bilmediğimiz satır aralarını dinlemek istiyoruz. Atilla Yayla'nın hikayesi nerede ve nasıl başladı?</strong></li></ol><p><br></p><p>Benim akademik hikayem Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesindeyken başladı. Siyasal Bilgiler Fakültesine bir, 'sadece sosyalist' olarak gelmiştim. Şimdi sadece sosyalist terimi biraz tuhaf gelebilir ama sosyalistlerin sağcısı da vardır, solcusu da vardır. Sadece sosyalist, anti komünist sosyalist demektir. Aileden gelen eğilimlerle, komünizme karşıydım ve komünizme karşı dikkatli olmak gerektiğini düşünüyordum ama komünizmin ne olduğundan da haberdar değildim. İki arkadaşımın etkisiyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdim ve ikinci sınıfta bir fikri değişim ve dönüşüm süreci başladı. İnandığım şeylerden şüphe etmeye başladım, devamlı tekrarlanan görüşleri sorgulamaya başladım. Biz iki arkadaştık Mustafa Erdoğan ve ben, iki kişi beraber olmamız bize çok yardımcı oldu. Çeşitli konularda birbirimizle tartışıyorduk, müzakereler gerçekleştiriyorduk. Orada hocalarımdan da etkilendim. Belki ismini zikretmemde fayda var. İktisadi Düşünce Tarihi dersi hocası Profesör Doktor Aydın Yalçın'dan çok etkilendim. İkinci sınıfta zannediyorum ki İktisadi Doktrinler Tarihi dersi veriyordu hoca. Sosyalist öğrenciler dersi sabote etmek için geliyorlardı. Saçma sapan sorular soruyorlardı. Hoca sakin bir şekilde elleri cebinde dolaşarak cevap veriyordu. Hoca da anti komünist olduğu için bu tarafı hoşuma gitmişti. Dolayısıyla hocaya sempati duymaya başladım. Bir sonraki sınıfta onun bir dersini aldım. Seminer dersini aldım. Altı yedi kişiydik seninle dersine alan ama sosyalistlerin egemenlik kurduğu bir okulda olduğu için pek kendimizi dışa vurmak istemiyorduk. Dolayısıyla okul idaresine ben, bizim notlarımızın ilan edilmemesi doğrultusunda bir ricada bulundum ama nasıl olsa öğrenciler öğrenmişler isimlerimizi. Bugünlerden hatıraları zikredecek olursam, ilginç bir şekilde bir manga askerin korumasında derse giriyorduk. Yani manga asker hocanın odasında ders yapıyordu. Kapıda bekliyordu. Biz ders bekliyorduk. Onlar dersten sonra gidiyorlardı. Bu şartlar altında başladım. Ben Maliye Bakanlığından burs almıştım. Dereceyle girdiğim için Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine ayda 500 de burs vermişlerdi. Okulu bitirir bitirmez bir yazı gönderdiler. Gelip göreve başlamam için. Kabul etmedim. O da Milli Eğitim Bakanlığının sınavına da girmiştim. Orada da memuriyeti kazandım. Ona da gitmedim. Bir gün kaymakam olmayı düşündüm, sonra vazgeçtim ve master yapmaya başladım. Yani biraz tesadüflerle, biraz işte hayatın değişik yollarından aldığım etkilerle akademik hayata yöneldim.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">"İnandığım değerler değişti" dediniz, nasıl değişti?</strong></li></ol><p><br></p><p>Kolektivist görüşler o zamanın Türkiye'sinde daha fazla hakimdi. Liberal bir ekol yoktu. Liberal ve muhafazakar bir ekol yoktu. Üniversitelerde ağırlığı olarak sosyalistler ve Kemalistler ve Türk milliyetçileri vardı. Bunların hepsi de bireye bireysel değerlere değil. Kolektifliğe inanıyorlardı, hepsi de dünyanın bütün problemlerini çözmüş sihirli formüller ellerindeymiş gibi konuşuyorlardı. Hiç kimsenin insan hak ve özgürlüklerine inandığı yoktu. Mesela özel mülkiyet özellikle dışlanmaktaydı. İfade hürriyeti, din hürriyeti gibi değerler bizim düşünce dünyamızda yoktu. Düşünce dünyamızda toplu kurtuluş çabası vardı. Yani topluca kurtulacağız. Bütün problemler çözülecek havasındaydık. Bu şeyden şüphe etmeye başladım. Bu görüşlerden şüphe etmeye başladım ve yavaş yavaş yavaş yavaş bu konulardaki birikimim arttıkça tabii ki dünya tecrübem de arttıkça ben de ciddi bir değişim ve dönüşüm başladı. Bu çerçevede belki Türkiye'de entelektüel göç yaşamış, az sayıda insanlardan biri olduğumu söyleyebilirim. Entelektüel göç kavramı önemli bir kavram. Size verdiğim romanda da entelektüel göçle ilgili tartışmalar var. Entelektüel göç; kişinin inandığı, iman ettiği, mutlak doğru olduğuna inandığı görüşleri terk etmesi ve yeni bir dünya görüşüne geçmesi anlamına gelir. Bu tabii kolay bir süreç değildir. Çeşitli zorlukları vardır, entelektüel göç yaşadım. Bunu şuradan da anlıyorum. Mesela eski görüşümdeki arkadaşlarla zaman zaman karşılaşıyorum. Zaman zaman da sosyal medyadan yazıp çizdiklerini öğreniyorum. Hiçbir değişiklik yok. Hemen hemen aynı çizgide devam ediyorlar ve beni kendilerinden birisi filan zannediyorlar. Zaman zaman bunu düzeltiyorum yani "Ben sizden biri değilim. Çünkü ben bir entelektüel göç yaşadım." Yani sosyal muhitimi, düşünce dünyamı tamamen yıktım ve yeniden inşa ettim. Dolayısıyla bu entelektüel göç olayı mühim bir olay. Türkiye'de yaşayan tek kişi ben değilim, başkaları da yaşamıştır ama azdır bunu yaşayanlar ve çağa da bağlı bu çok yaşlı insanların yaşaması zor bunu.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Bugün kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></li></ol><p><br></p><p>Şu an ideolojik olarak kendimi tabii ki klasik liberal olarak adlandırmaktayım. Klasik liberalizmin de daha ziyade Hayek geleneğine sempati duyuyorum ama bu ideolojik bağlılık mesela sosyalizme ideolojik bağlılıkla veya faşizme ideolojik bağlılıkla veya İslamizme ideolojik bağlılıkla aynı anlama gelmiyor. Bu bahsettiğim ideolojiler sert ideolojiler, Liberalizm ise yumuşak bir ideoloji. Yani dünyanın bütün dertlerini çözmüş bir ideoloji değil. Belli temel üç beş tane prensip var. Bu prensiplere dikkat edilmesini istiyor. Onun dışında hayat değişik yorumlara ve çabalara açık. Dolayısıyla kendimi ideolojik olarak liberal addetmekteyim ama liberalizmi de bütün hayatımı kuşatan bir şey olmadığının altını tekrar çizmek isterim. Çünkü "Liberal ol gerisini merak etme" görüşü yanlış bir görüştür. Bu sosyalistler için faşistler için filan uygun olan bir bakış açısıdır.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">O dönem kısa bir gazetecilik deneyiminiz var ondan da bahseder misiniz?</strong></li></ol><p><br></p><p>Evet evet. Ben gençlik yıllarımda, lise yıllarımdayken bir sağcı grup tanışmıştım. O sağcı grup içerisinde dolaşmaktaydım. Totaliter bir yapılanmaydı. Yani totarite sadece sola mahsus bir şey değil, sağa da mahsus bir şey. 1976-1977'de Bayrak diye bir gazete çıkartıldı. O Bayrak gazetesinde çalışmaya başladım. Muhabir olmaktan ziyade sayfa editörlüğü yapıyordum. Yani iktisat ve eğitim sayfalarını hazırlıyordum. Döktürüyordum, bir şeyler yazıyordum. Şimdi baktığım zaman saçma sapan şeyler. Doğru cümleler kurmuşum ama saçma sapan bir görüş dile getirmişim. Yaklaşık iki sene filan sürdü sonra onu da bıraktım. Sırf akademik hayata yöneldim.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Yeni Şafak'ta kaleme aldığınız ilk köşe yazınızda şu alıntıyı yapıyorsunuz Pascal Salin'den, "İnsanlara karşı nazik, fikirlere karşı acımasız" bu duruş size ne kattı ya da ne götürdü?</strong></li></ol><p><br></p><p>Bu çok önemli bir ilkedir ama sadece o ilkeyi benimsemekle alakalı değil zannediyorum ki. Biraz da insanın tabiatıyla alakalı bir tarafı var bu ilkenin takip edilmesinin. Ben hala aynı çizgideyim. Yani fikirlere karşı acımasızım. Her türlü fikri eleştirebilirim. Her siyasi partinin her icraatını eleştirebilirim. Çok az burada engellerim var. Kişileri de mesela fikrinden dolayı eleştiririm ama mesela bir fikir ifade eden kişiye, "Vay nasıl bu fikri ifade ediyorsun?" demem. O fikrin niye yanlış olduğunu, yanlış olmasının sebeplerini ortaya koyarak eleştirmeye çalışırım ve o fikrin sahibine de bir nefret geliştirmem o fikrin sahibine karşı da bir düşmanlık beslemem. Bunun altını özellikle çizmekte fayda var. Çünkü özellikle son zamanlarda bana yönelik bu tür şeyler var. Mesela işte üniversite öğrencisi liberal olarak kendisini gören birisi. "Vay Atilla hoca bunu nasıl yazar? Bu liberalizmle bağdaşır mı?" gibi saçma sapan şeyler söylüyor yani nasıl yazdığımı söylüyor.</p><p><br></p><p>Bir konuda ben görüş belirtiyorum. "Şu konuda ne diyorsun?" diye başka bir ilgisiz konuyu ortaya seriyor. Bunlar Türkiye'de tartışmanın sağlıklı olmamasına sebep oluyor. Türkiye'de hala sağlıklı bir tartışma kültürü ne yazık ki yok. Yeni Şafak'ta onu ifade etmiştim. Yazılarımda da bu görüşe sadık kaldım. En sert eleştirileri bile en yumuşak üslupla ve hiç kimseyi ötekileştirmeden ve hiç kimseyi düşmanlaştırmadan yapmaya çalıştım. Yazılarımda da fikirlerle uğraştım, kişilerle değil. Hala da aynı çizgideyim. Bu arada Yeni Şafak'taki yazı dönemimde yaklaşık iki sene, üç ay, dört ay falan sürdü. İyi bir dönemdi, mutlu bir dönemdi benim için Yeni Şafak'ta yazılarıma hemen hemen hiç müdahale olmadı. Hemen hemen yazdığımda en mutlu olduğum yerlerden birisi Yeni Şafak'tı diyebilirim.</p><p><br></p><p>Liberallerin çok büyük bir dezavantajı var, Türkiye gibi ülkelerde. Belki bütün dünyada, liberaller bir komünite adamı değil. Bir cemaat veya bir komünitesi yok liberallerin. Türkiye'de komüniteler dediğimiz zaman aklımıza gelen komüniteler var. Mesela Kemalistler bir komünitedir. Türk milliyetçileri bir komünitedir. Kürt milliyetçileri bir komünitedir veya İslamcılar bir komünitedir. Komünite olduğunuz zaman hazır bir dinleyici kitlesi bulursunuz ve o kitlenin hoşuna gidecek şeyleri söylersiniz. Şimdi liberallerin böylece seslenebileceği, sahiplenebileceği ve kendilerine sahip çıkabilecek bir komüniteleri yok. Zaman zaman bu komünitelerin hoşuna giden şeyler söylerim. Mesela 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağına karşı çıkmam, dindar muhafazakarların hoşuna gitti. Dolayısıyla bana büyük bir ilgi ve saygı gösterdiler ama mesela "İslam ekonomisi diye bir şey yoktur" dediğim zaman oradan tepki görmek durumundayım veyahut da mesela "Kürtçe'nin eğitim dili olarak tartışması makuldür demokratik bir devlette, devlet önce değil kültür önce gelir, diller devletten eskidir dolayısıyla Kürtçeye saygı gösterilmelidir" dediğim zaman Kürt komünitesinin bir sempatisini alıyorum ama buna karşılık "Terörle demokratik siyaset bir arada bulunmaz, biri diğerine tasfiye etmek mecburiyetindedir. Demokratik hak ve özgürlükleri kullandığı için Kürtlerin terörden vazgeçmesi ve kayıtsız şartsız vazgeçmesi gerekir" dediğim zaman</p><p>oradan irite oluyorlar. Kemalistlerle de aynı durumdayım hemen hemen. Kemalistler tabii sistemin egemeni ve resmi ideolojinin sahibi oldukları için daha büyük tepki gösteriyorlar bana ve Mustafa Kemal üzerinden beni vurmaya çalışıyorlar. "Mustafa Kemal düşmanlığı yapıyor" falan diye. Halbuki düşmanlık benim tabiatımda pek yok. Kimseye düşman değilim ama Mustafa Kemal gibi tarihi bir figürü, tarihte iz bırakmış ve hepimizi hala etkileyen kamusal kararlara imza atmış bir figürü eleştirmek, değerlendirmek mecburiyetindeyim. Müspet veya menfi. Siyasi hayatı itibarıyla menfi tarafı daha fazla tartışılır şüphesiz. Dolayısıyla Kemalistlerin pek hoşuna giden bir tarafım yok. Bu liberaller için büyük bir problemdir.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Yorucu mu Hocam?</strong></li></ol><p><br></p><p>Büyük bir acıdır. Çok da yorucudur.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Hocam size göre Gezi kalkışması neydi ve sizce Gezi'den bize ne kaldı?</strong></li></ol><p><br></p><p>Geziye genellikle müspet gözle bakıyorlar. Mesela "Gezi bir demokrasi harikasıydı." "Gezide baskıcı hükümete karşı toplumsal direniş vardı" filan şeklinde bir söylem tutturulduğu görülüyor. Ben tamamen tersi kanaatteyim. Gezi, demokrasiye bir isyan hareketidir. Gezi antidemokratik bir isyan hareketidir ve Gezi'nin demokratik olarak meşrulaştırılması hemen hemen imkansızdır. Bu görüşü ben yanılmıyorsam Balçiçek İlter'in programında gezi olaylarının altıncı günü dile getirdim. Muhafazakarlar tamamen şaşkın vaziyetteydi. Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. Muhalif çevreler coşmuşlardı. "Hükümet yıkılıyor haydi hurra geziye gidelim" falan diyorlardı ve gezi böyle şen, şirin, makul, demokratik bir direniş gibi görünüyordu. Ben tamamen tersi olduğunu söyledim. Bir defa çatışan toplumsal talepler problemi var. Çatışan toplumsal talepler problemi şu demek. Yani toplumda insan haklarına ilişkin olmayan bir konu ortaya çıktığı zaman bu konudaki görüşler muhtemelen birden fazladır. Gezi de toplumsal talepler çatışmasının çok belirginleştiği bir alandır, Gezi'de gezi alanı park olarak mı kalacak? Yoksa Topçu Kışlası mı yapılacak? Bunun insan haklarıyla doğrudan doğruya bir alakası yoktur. Dolayısıyla bu konuda kimin karar verme hakkına sahip olduğuna bakmamız lazım. Bu kararı verme hakkına doğal olarak belediye sahiptir veyahut da il belediyesine aittir. Veyahut da Ankara'da seçilmiş hükümet sahiptir. Niye sahiptir? </p><p><br></p><p>Çünkü bunlar demokratik meşruiyete sahiptir ve bu konuda alınacak karar insan hak ve özgürlükleriyle alakalı değildir. Mesela insanların ifade hürriyetinin kısıtlanması, özel mülkiyet hakkının kısıtlanması gibi bir karar değildir bu. Bu kararın doğru mu, yanlış mı olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Mesela Gezi'ye Topçu Kışlası yapılması yanlış da olabilir ama önemli olan meşru otoritenin bu kararı almış olmasıdır. Çünkü meşru otorite yarın değişir. Mesela CHP işbaşına geldiğinde diyelim ki belediye karar veriyorsa yıkar şeyi Topçu Kışlasını tekrar parka çevirirdi veya Ankara'da hükümet CHP'nin eline geçtiğinde yıkar orayı tekrar parka çevirebilirdi. Bu noktaya dikkat çektim. Bu nokta hiç kimsenin farkına varmadığı bir noktaydı. İkinci problem şiddet. Tabii ki Gezi'de şiddet kullanıldı işte özel bir mülke zarar verildi. Onlarca belediye aracı yakıldı, ambulanslar yakıldı. Esnafa saldırılar oldu filan. İşte parasız market gibi fantezi şeyler ortaya çıktı. Ona dayanarak meşrulaştırmak isteyenler oldu. Bunlar saçma sapan şeyler. Gezi'yle ilgili eski hava yok tabii ki ama belli bir kesimde özellikle sol sosyalist kesimde, bir gezi yüceltmesi var. Hatta Gezi'yle ilgili yazılarımı bir kitap halinde de topladım derledim ve yayınladım. Belki tekrar yayınlamam lazım. Çünkü o kitap üzerinden epey zaman geçti ve yeni yazılar da yazdım. Dolayısıyla gezi demokrasiye karşı bir isyan hareketidir. Seçilmiş hükümete bir zorla dayatmada bulunma çabasıdır. Seçilmiş hükümete aldığı kararı uygulatmama çabasıdır ve bütün bunların hepsi antidemokratiktir. Bundan dolayı Gezi'nin pek yüceltilecek bir yanı yok.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">2013'te verdiğiniz röportajda, "Eğitim sistemi CHP'li yetiştiriyor" demişsiniz. Hala aynı düşüncede misiniz?</strong></li></ol><p><br></p><p>Evet maalesef hala aynı düşüncedeyim. AK Parti kısmi olarak bu eğitim sistemine ortak oldu ama bu eğitim sisteminin temel ideolojisini belirlemeye kadar ilerleyemedi. Mesela ilkokula gittiğiniz zaman ilkokuldaki sınıfların aldığı şekil sınıflarda duvarlarda asılan panolar, fotoğraflar filan Kemalist endoktrinasyonun devam ettiğini gösteriyor. Muhafazakar bir parti var iktidarda 20 yıldır, 20 yılı aşkın süredir iktidarda, eğitime bir takım müdahalelerde bulundu. Mesela, siyer dersleri Kur'an dersleri gibi şeyler ekledi. İmam Hatiplerin önünü açtı. Başörtülü öğrencilerin önünü açtı ve çok da iyi yaptı bütün bu yaptıklarıyla ama Kemalist endoktrinasyon hala devam ediyor. Buradan belki sözü şeye de getirmek lazım. Mesela bana yönelik eleştiriler var. Özellikle yeni yetme liberalizmin ne olduğunu çoğu benden öğrenmiş kimselerden. "Nasıl liberalsin, öyle liberallik mi olur? Liberal muhalif olur" şeklinde, liberal muhalif olur diye bir şey yok. Liberal muhalif de olabilir bazen muvafık da olabilir ama liberal topluca muhalif veya topluca muvafık olmaz. Liberal vaka vaka olay olay bakar ve muhalifse muhalefetini sergiler, muvafıksa muvaffakiyetini sergiler. Bu bakımdan ele alındığında maalesef Kemalist endoktrinasyon hala devam ediyor ve Türkiye'nin ana problemi bu. Bu problem bugünden yana çözülebilir mi? Emin değilim. Bunu bir siyasi partinin tek başına yapabileceğinden de emin değilim. Bu öncelikle bir akademik akım haline gelmeli. Entelektüel akım haline gelmeli ama küfretmeden Mustafa Kemal'i aşağılamadan, Kemalistleri dışlamadan aşağılamadan bunun niye yanlış olduğu anlatılmalı. Çünkü dünyanın hiçbir demokrasisinde Türkiye'deki gibi lokal, otoriter, yani yarı otoriterden, yarı totaliterden bir mali ideoloji yoktur. Bu ideoloji var olduğu sürece de Türkiye'de problem devam edecektir. Üniversiteler de aşağı yukarı bu şeyin çapındadır. Belki bazı üniversitelerde bazı hocaların bulunması öğrencilerin farklı ses duymasını sağlıyor ama üniversitelerde de bu total beyin yıkama; kitaplarla, törenlerle, tatillerle, geleneksel söylemle devam ediyor. Sizin pozisyonunuzu bilmiyorum bu konuda ama maalesef Türkiye'nin en önemli problemi ve bu problem çok vahim bir problem, çok ağır bir problem. Kolay kolay da çözülebilecek bir problem gibi durmuyor.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Başörtüsü yasağının devam ettiği 2006 yılında Nur Serter ile katıldığınız programdaki sözleriniz o dönem çok ses getirdi. Bekliyor muydunuz?</strong></li></ol><p><br></p><p>Başörtüsü yasağına karşı çıkan insanlar vardı ama dindar muhafazakar camiadan başörtüsü yasağına karşı çıkmada kullanılan argümanlar ve onların o argümanları dile getirmesi pek işe yaramıyordu. Mesela "Başörtüsü Allah'ın emridir. Allah'ın emri olduğu için örtmek zorundadır" şeklinde bir argüman var. Bu argüman zaten o yasağı getirenin umurunda değil. O yasağı getiren çünkü zaten bu şeye karşı savaş açmış vaziyetteydi. Tabii ben şöyle koydum meseleyi ortaya. O programda ve benzer programlarda. Negatif özgürlük her birey için bir haktır. Kılık kıyafet tercih etme özgürlüğü de negatif özgürlüğün bir yansımasıdır. Dolayısıyla kişilerin başını örtmesi kişilere bağlı bir şeydir. Kamu otoritesinin bu konuda bir dayatma getirmesi yanlıştır. Başı açıklara dayatma getirmesi de yanlıştır üniversiteye girememe konusunda. Başörtülülere dayatma getirmesi de yanlıştır. Bu çok kuvvetli bir argümandır şüphesiz. Bu argüman tırnak içerisinde batılı bir argümandı. Muhataplarım da güya batı görüşlerini savunuyorlardı ama batıyla alakası yok yani. Batıdan haberdar değillerdi. Batıcı da değiller o da ayrı bir tartışma konusu belki tartışmak lazım. Batıdan haberdar değillerdi. Fakat büyük bir özgüven içerisinde bu görüşü sanıyorlardı.</p><p><br></p><p>Karşılarında dindar muhafazakar İslamcı bir hoca olsaydı esip yağacaklardı ama karşılarında liberal ve liberal argümanlara başvuran bir hoca olunca çok şaşırdılar. İkinci şey, bu görüşü dile getiren insanlar pek yoktu. O dönemde birkaç kişi vardı. Bunlardan birisi de bendim ve o program bir dönüm noktası oldu. O programdan sonra mesela pek çok telefon aldım dindar muhafazakar insanlardan. Ağlayarak bana teşekkür eden... İkide üçte otele gittiğimde kendi kendime düşündüm. Doğru mu yaptım? Yanlış mı yaptım diye. Yanlış yaptığımla ilgili hiçbir endişem yoktu. Doğru yaptığıma çok emindim.</p><p><br></p><p>O dönemde de 4 tane profesör karşımda çok şaşır şaşırdılar yani. Ne diyeceklerini bilemediler. Nitekim ayrılırken de benimle vedalaşmadılar.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Perde arkasında aranızda farklı bir diyalog geçti mi?</strong></li></ol><p><br></p><p>Hemen hemen hiçbir diyalog geçmedi. Benimle de el sıkışmadılar ayrıldılar öyle gittiler.</p><p><br></p><p>Mesela 97 yılında Hacettepe Kamu Yönetimi bölümünde bir bölüm başkanımız vardı. Bana tebliğ etti. Başörtüsü yasağıyla ilgili üniversitelere gelen bir talimat olduğunu tebliğ etti. Ben de bu yasağın insan haklarına aykırı olduğunu ve bunu uygulamayacağımı söyledim. "Siz" dedim, "bölüm başkanısınız ne yapmanız gerekiyorsa yapın ama ben bu yasağı uygulamam" dedim. Nitekim asistanlarıma da talimat verdim. "Başörtülü kızlar öğrenciler sınava girecekler. Herhangi bir probleminiz varsa benimle gelin konuşun" şeklinde.</p><p><br></p><p>Mesela o hafta sonu çocuklarımı sinemaya götürdüm. Sefiller adlı filmi seyretmiştik. Tabii insan devamlı muhasebe ediyor. Bu üniversiteden atılma sonucunu da getirebilirler. Üniversiteden atılırsam ne yapacağım? Akademisyen olduğunuz için sadece akademisyenliği biliyorsunuz. O zaman yeni bir arabam vardı Opel Corsa, "Bunu satarım" dedim. "Bu araba yaklaşık bir yıl beni idare eder, sonra bakarız o zaman" dedim ve bu bu kararı aldığıma çok çok memnun oldum. Yani Sefiller filmini çocuklarla seyretmeye gittik. Sefiller filmindeki ruh hali bana yansıdı ve iyi ki yapmam gerekeni yapmışım dedim. Şimdi geriye dönüp baktığımda eğer bunları yapmasaydım ve başörtüsü yasağına yasakçı olarak ayak uydursaydım yani muhtemelen manen çökmüş olurdum. Ayakta kalamazdım. Psikolojik olarak pek iyi durumda olmazdım diye düşünüyorum ama şu anda göğsümü gere gere gurur duyarak geziyorum. Bu doğru zamanda doğru şeyleri söylemiş olmanın getirdiği bir sonuç olsa gerek.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Yıllar önce sözleriniz çarpıtıldı ve haksız yere linç edildiniz. Size itibar suikastı düzenleyenler gerçek ortaya çıkınca sizden özür dilediler mi?</strong></li></ol><p><br></p><p>Beni linç eden kesim her zaman haklıdır. Doğuştan haklıdır. Yanlış söylese de haklıdır. Bu tipi Kemalist, CHP zihniyetidir. Dolayısıyla kimse özür dilemedi. Kimseden özür de beklemiyordum tabii ki. Orada ben iki şey söyledim. Birincisi "Türkiye'nin tek parti Cumhuriyeti dönemi Osmanlı'nın son dönemlerine göre bir ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir" dedim. Malum ilerlemedir diye anlatılıyor ya reformlar yapıldı vesaire. Hangi bakımlardan gerilemeye tekabül ettiği de işte "Din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, siyasi çoğunluğu, siyasi iktidarın seçime girip gitmesi gibi bakımlardan Osmanlı döneminin, Osmanlı Devletinin son dönemlerine göre bir gerilemedir" dedim. Bir gazetecinin, Yeni Asır'dan bir gazetecinin sorusu üzerine de "Sadece bunu tartışmak durumunda değiliz. Başka meseleleri de tartışacağız" dedim. Siyasi sembol tekelciliğini eleştirdim. Mustafa Kemal tek siyasi sembol haline getirmiş vaziyette. Herkesi bağlayan bir sembol halinde. "Muhtemelen" dedim "Avrupa Birliği'ne Türkiye üye olursa Avrupa'dan Türkiye'ye gelecek kişiler neden her yerde Mustafa Kemal'in heykelleri var? Neden her yerde aynı adamın fotoğrafları var diye sorgulayacaklardır?" dedim. Bu da zaten fiilen olan bir şey. Bunun üzerine Yeni Asır gazetesi bir kampanya başladı. Sonra İstanbul'a sıçradı İstanbul'dan doğru tespit etmişsiniz Hürriyet Gazetesi'nin başı çektiği bir linç kampanyası başladı. Kemalist dernekler ve Kemalist çevreler okulu faks yağmuruna tuttular. O zaman da Kemalist bir rektörümüz vardı. Adam korktu ve beni açığa aldı. Hakkımda soruşturma başlattı. Öbür taraftan da bir ceza davası geldi peşinden, o günlerde de söylediğim şeyi tekrar söyledim. Hala aynı görüşteyim. Görüşlerimde hiçbir değişiklik yok. Bir defa siyasi sembol tekelciliği yanlıştır ve antidemokratik bir şeydir. Mesela Amerikalı'dan sadece Washington'ı veya Thomas Jefferson'ı öne çıkartması ve her şeyi ona bağlaması. Aklın alacağı bir şey değildi kabul edilecek bir şey değildi ama Türkiye'de her şey Mustafa Kemal'e bağlanması anormal bir durumdur. Siyasi sembol çoğunluğu olması lazım. Mustafa Kemal tabii ki önemli bir figür, tarihimize anılması gereken hatırlanması gereken bir figür ama her yaptığı ve her dediği doğru olan bir figür değil. Her insan gibi o da fani. Her insanın yaptığı gibi doğrular da yapmış yanlışlar da yapmış. Doğrularına doğru yanlışlarla yanlış demekte fayda var. Ayrıca hakaret de etmedim. Hala benzer eleştirileri sürdürüyorum mesela işte Kürt problemi ve Kemalizm dedim. Cumhuriyet severlik mi, Cumhuriyet perestlik mi? dedim. Hala daha da eleştirilerimi sürdürüyorum ama o kesim benden bir nefret geliştirdiği için diyaloğa da açık olmadığı için bu linç kampanyasını sürdürdü.</p><p><br></p><p>Muhatabımız olan kitle aklını kullanan, zekasını kullanan ve argümantasyon geliştirme tekniğini öğrenmiş kişilerden oluşmuyor. Bu çok büyük bir problem Türkiye için gazetecisi de böyle, sokaktaki insan da böyle ne yazık ki.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Başıboş sokak köpekleri meselesi nasıl çözülecek?</strong></li></ol><p><br></p><p>Sokak köpekleri serseri başıboş köpekler Türkiye için çok ciddi bir problem. Toplum henüz bunun farkında değil. 5-6 sene içerisinde yaklaşık 50-60 milyon tane köpek olacak Türkiye'de. O zaman bu problem 10 kat 20 kat ağır hissedilecek. Sokak köpeklerini dert etmemin sebebi bu köpeklerin insanlara zarar vermesidir, sokak köpekleri aleyhine yazdığım zaman hemen köpek aleyhtarı gibi bir bir havaya büründürüyorlar, ben köpek aleyhtarı değilim ama köpeklerin sahibi olması gerekir kanaatindeyim. Her köpeğin sahibi olmalı ve bu köpeğin yaptığı şeyin, hem hayatının sorumluluğu birine ait olmalı hem de yapacağı şeylerden birisi hesap vermeli. İngiltere'de olduğu gibi Almanya'da olduğu gibi Amerika'da olduğu gibi ama sokak köpekleri taraftarları tuhaf bir ruh hali içerisindeler. Onların sosyal profilinde incelenmesi lazım kimlerden oluşuyor bu insanlar ve insanlara verdikleri zararları görmüyorlar. Mesela çocuk, köpek tarafından yeniyor, umurlarında değil. Çocuğun yenmesini tasvip ediyorlar. Çocuğunuzu bırakmasaydınız sokağa diyorlar. Halbuki tırnak içerisinde dünyanın tüm medeni ülkelerinde sokak köpeği diye bir problem yok. İngiltere yılda yaklaşık 30 bin tane köpek itlaf ediyor. İngiltere'de bir hafta içerisinde sahiplenilmeyen köpekler itlaf edilmek mecburiyetindedir. Çünkü sokak köpekleri insana zarar verme potansiyeline sahiptir.</p><p><br></p><p>"İşte onlar da candır. Bütün canlar kutsaldır" Bütün canlar niye kutsal olsun? 75 milyar tane tavuk yiyor yılda insanlar. Her yıl 3 milyon kedi 25 milyon köpek yeniyor dünyada. Yani niye kutsal olsun? Kutsal olan insan hayatıdır. Saygı gösterilmesi gereken, üstün tutulması gereken insan hayatıdır. Dolayısıyla köpek probleminin mutlaka çözmesi lazım. Eğer sokak köpekleri problemi çözülmezse bu toplumsal ayrışmaya da sebep olacaktır. Büyük bir ihtimalle insanlar kendi ailelerine, kendilerine zarar veren sokak köpeklerini tasfiye etmeye başlayacaklardır.</p><p><br></p><p>Bu mama lobisi yılda yaklaşık 400-500 milyarlık paranın döndüğü bir lobi olarak, sokak köpeklerine özel yatırım yapmış. İşte dernekleri var, 2 bin 3 bin tane dernek var Türkiye'de sokak köpeklerine bakmak üzere. Kimsesiz çocukları bakmak üzere 2 bin tane dernek yoktur. Neden? Çünkü oradan nemalanıyorlar. Sokak köpeklerini sokakta beslemek... Şurada sokak köpeği beslemek demek yolda geçen insanlara kötülük yapmak demektir. Çünkü o köpek yarın yola atlayacak. Kazaya sebep olacak veya geçen ufak tefek bir kız öğrenciye saldıracak ve ısıracak kuduz aşısı olmasına sebep olacak. Dolayısıyla problem en önemli ölçüde AK Parti'ye ait. Bu AK Parti'nin 5199 sayılı kanunu çıkartması aynı zamanda kültürde de bir değişiklik meydana getirdi. Ben çocukluk zamanlarımdan hatırlıyorum. İnsana zarar veren köpek itlaf edilirdi. Şu anda insana zarar veren köpekler el bebek gül bebek yaşatılıyor. Çok çok ilginç bir durum.</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Çok teşekkür ederim benim sorularım bu kadardı hocam, eğer sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa dinleyebiliriz.</strong></li></ol><p><br></p><p>Ben de teşekkür ediyorum ilginize ve zahmetinize, zahmet edip geldiğinize, çok sağ olun var olun...</p><p><br></p><ol><li data-list="bullet"><strong style="background-color: rgb(250, 204, 204);">Sağ olun hocam, teşekkürler...</strong></li></ol>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-atilla-yayla-gezi-antidemokratik-bir-isyan-hareketiydi-4688811</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/3/26/20f7bf5a-tnbtj3dgdwecwgxbwiczz5.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 20:53:27 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kapalıçarşı'nın yarım asırlık çınarı: Nick Merdenyan (24 Ocak 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/kapalicarsinin-yarim-asirlik-cinari-nick-merdenyan-24-ocak-2022-4643372</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/kapalicarsinin-yarim-asirlik-cinari-nick-merdenyan-24-ocak-2022-4643372" rel="standout" />
      <description>Kapalıçarşı’da ‘Nick’in yeri nerede?’ diye sorsanız herkes yolu tarif eder. Kastamonulu Nick Merdenyan; yarım asırdır Çarşı’nın çekirdeğinde, İç Bedesten’de, kraliçelerin, devlet reislerinin, iş insanlarının ve  sanatseverlerin duvarlarına anlam katan yaprakları işliyor.
</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/kapalicarsinin-yarim-asirlik-cinari-nick-merdenyan-24-ocak-2022-4643372</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/6/e3cc65ad-lun5k0s9mwb82crsco4q.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 23:44:33 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uyuşturucu batağına düşen gençlerin kahramanı: Fatih Budak (15 Haziran 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucu-batagina-dusen-genclerin-kahramani-fatih-budak-15-haziran-2022-4643369</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucu-batagina-dusen-genclerin-kahramani-fatih-budak-15-haziran-2022-4643369" rel="standout" />
      <description>13 yaşında başladığı uyuşturucudan yıllar sonra kurtulan Fatih Budak, yaşadıklarını Saklı Kalanlar'da anlattı. Budak, iyileştikten sonra kurduğu Liman Ayık Yaşam Derneği'nde kendisi ile aynı kaderi paylaşan onlarca gencin hayata tutunması için büyük bir savaş veriyor.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucu-batagina-dusen-genclerin-kahramani-fatih-budak-15-haziran-2022-4643369</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/6/3b4d3a38-6tduz3zs7m9i49ss9a43nh.png</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 23:23:29 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>New York'ta Türk denince akla gelen isim: Erhan Yıldırım (19 Eylül 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/new-yorkta-turk-denince-akla-gelen-isim-erhan-yildirim-19-eylul-2022-4643365</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/new-yorkta-turk-denince-akla-gelen-isim-erhan-yildirim-19-eylul-2022-4643365" rel="standout" />
      <description>Uzun yıllar ABD'nin New York eyaletinin Polis Teşkilatı'nda üst düzey görev alan Erhan Yıldırım, Müslümanların huzuru için verdiği mücadeleyi Saklı Kalanlar'da anlattı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/new-yorkta-turk-denince-akla-gelen-isim-erhan-yildirim-19-eylul-2022-4643365</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/6/6952f9e3-yioblkzxpvqo484r57fad.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 22:56:36 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrenme aşkını kaybetmeyen 73 yaşındaki emekli imam Mustafa Alevnur: ‘Hutbelerimin tamamını kendim yazdım’ (12 Haziran 2024)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ogrenme-askini-kaybetmeyen-73-yasindaki-emekli-imam-mustafa-alevnur-hutbelerimin-tamamini-kendim-yazdim-12-haziran-2024-4627151</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ogrenme-askini-kaybetmeyen-73-yasindaki-emekli-imam-mustafa-alevnur-hutbelerimin-tamamini-kendim-yazdim-12-haziran-2024-4627151" rel="standout" />
      <description>Manisa’da yaşayan emekli imam Mustafa Alevnur, 73 yaşına rağmen öğrenme aşkını hala kaybetmedi. “Okudukça huzur buluyorum, okudukça bilmediğim onca şey öğreniyorum” ifadelerini kullanan Hafız Mustafa amca, imam olarak görev yaptığı sürece hutbelerinin tamamını kendisinin yazdığını söyledi. Merak ettiği bir konunun peşine düştüğünde kimi zaman 15-20 kitabı aynı anda okuduğunu belirten Alevnur, İngilizce kelime haznesini geliştirebilmek için de odasının duvarlarını kağıtlarla donatarak öğrenmek istediği her şeyi gözünün önünde tutuyor. Yakın zamana kadar X’te (Twitter’da) hesabı olan Mustafa amca, İsrail’i ve Amerika’yı ağır bir şekilde eleştirdikten sonra hesabının askıya alındığını söylerken, terör devleti İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma karşı ise “Dünya suskun, dünya kendi keyfine düşkün, yazıklar olsun” dedi.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ogrenme-askini-kaybetmeyen-73-yasindaki-emekli-imam-mustafa-alevnur-hutbelerimin-tamamini-kendim-yazdim-12-haziran-2024-4627151</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/6/12/4af3748f-s7vaxq9tmbh1etzbhnjma2g.png</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 12 Jun 2024 20:51:19 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>44 yıllık alkol bağımlısı yaşadıklarını anlattı: ‘Babam bana her gece içki içirirdi’ (31 Mayıs 2024)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/44-yillik-alkol-bagimlisi-yasadiklarini-anlatti-babam-bana-her-gece-icki-icirirdi-31-mayis-2024-4624782</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/44-yillik-alkol-bagimlisi-yasadiklarini-anlatti-babam-bana-her-gece-icki-icirirdi-31-mayis-2024-4624782" rel="standout" />
      <description>Henüz 6 yaşındayken babasının zoru ile alkol kullanımına başlayan Serhat Zorbey, 44 yıl sonra ilk kez sağlığına kavuştu. Annesini 10 yaşındayken kaybeden Zorbey’in çocukluk yılları yetiştirme yurtlarında geçti. Alkol bağımlılığı, ameliyathane teknikeri olan Zorbey’i önce mesleğinden etti sonra evinden barkından... Serhat Zorbey’in hayatı, kamuoyunun birçok evsiz ve bağımlıya kapılarını açmasıyla tanıdığı Hz. Kaab Camii İmamı Emin Kır tanıştıktan sonra değişti. İmam Kır’ın elini uzattığı Zorbey, Yeşilay’dan ve Emin Hoca’dan aldığı destek ile hayata yeniden tutundu. Yaklaşık 9 aydır alkol tüketmediğini ifade eden Zorbey, kısa sürede öğrendiği piragrovür (ahşap yakma) sanatı ile geçimini sağlamaya başladı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/44-yillik-alkol-bagimlisi-yasadiklarini-anlatti-babam-bana-her-gece-icki-icirirdi-31-mayis-2024-4624782</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/5/31/5c0b5494-z31ko4joxdn2lduyg4ujp6.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 31 May 2024 20:20:06 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İHH Başkanı Bülent Yıldırım hayatını Yeni Şafak'a anlattı: "Mavi Marmara ile bir çağ açıldı bir çağ kapandı" (12 Mayıs 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ihh-baskani-bulent-yildirim-hayatini-yeni-safaka-anlatti-mavi-marmara-ile-bir-cag-acildi-bir-cag-kapandi-12-mayis-2022-4569875</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ihh-baskani-bulent-yildirim-hayatini-yeni-safaka-anlatti-mavi-marmara-ile-bir-cag-acildi-bir-cag-kapandi-12-mayis-2022-4569875" rel="standout" />
      <description>İHH Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım, 1967 yılında Erzurum Akşar’da doğdu. Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Bosna Soykırımı yaşanırken bir grup arkadaşıyla birlikte, günümüzde 123 ülkede faaliyet yürüten İHH İnsani Yardım Vakfı'nı kurdu. Bülent Yıldırım, 2010’da işgalci İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargonun delinmesi amacıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisindeki aktivistlere öncülük etti. Bülent Yıldırım, Yenisafak.com'un Saklı Kalanlar isimli özel serisinde hakkında merak edilen soruları cevapladı. Yıldırım, geçmişte Deniz Gezmiş hayranı olduğundan bahsettiği röportajımızda, 'Mavi Marmara'ya dair bir keşkeniz var mı?' sorusunu da yanıtladı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/ihh-baskani-bulent-yildirim-hayatini-yeni-safaka-anlatti-mavi-marmara-ile-bir-cag-acildi-bir-cag-kapandi-12-mayis-2022-4569875</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/24/31059e0f-lvp5tnsrweyenuzlub69.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 17:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İş adamı İhsan Dağoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı anlattı: Dünya lideri ile dost olmuşuz haberimiz yok (16 Aralık 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/is-adami-ihsan-dagoglu-cumhurbaskani-erdogani-anlatti-dunya-lideri-ile-dost-olmusuz-haberimiz-yok-16-aralik-2022-4570670</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/is-adami-ihsan-dagoglu-cumhurbaskani-erdogani-anlatti-dunya-lideri-ile-dost-olmusuz-haberimiz-yok-16-aralik-2022-4570670" rel="standout" />
      <description>Almanya'da yaşayan Elazığlı iş adamı İhsan Dağoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1985 yılına dayanan dostluklarını Saklı Kalanlar'da anlattı. 1984'te Almanya'ya göç ettikten sonra ticaretle uğraşan, hayırsever iş adamı, 2013 yılında ailesi adına kurduğu İH-DA vakfı ile 23 ülkede; camiler, okullar ve yetimhaneler inşa etti, 200 bini aşkın mazluma el uzattı. Dağoğlu; Erdoğan'a 1994 İBB seçimlerinde dostluklarına binaen, işlerini kolaylaştırması adına bir araba verdiğini, o yıllarda söz konusu durumun gazete manşetlerine taşınarak çok büyütüldüğünü, dostlar arasında bu gibi durumların hiçbir öneminin olmadığını söyledi.  </description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/is-adami-ihsan-dagoglu-cumhurbaskani-erdogani-anlatti-dunya-lideri-ile-dost-olmusuz-haberimiz-yok-16-aralik-2022-4570670</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/27/9ba08ceb-1kxk05ejt2f04ebl1yz5i2v.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 10:41:16 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: "Annemi hayatımda ilk kez morgda öptüm" (13 Nisan 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-nihat-hatipoglu-annemi-hayatimda-ilk-kez-morgda-optum-13-nisan-2022-4570649</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-nihat-hatipoglu-annemi-hayatimda-ilk-kez-morgda-optum-13-nisan-2022-4570649" rel="standout" />
      <description>Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, özel hayatına dair hiç bilinmeyenleri Yeni Şafak'ın özel seri Saklı Kalanlar'da anlattı. İlahiyatçı Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, akademik başarılarının yanı sıra televizyonda yaptığı dini programlarla da tanıdığımız bir isim. Özellikle Ramazan ayında iftar ve sahur vakitlerinde saatlerce yayın yapan Hatipoğlu, kalan zamanlarında ise konferanstan konferansa koşuyor. Her zaman kendisine sorulan sorulara ayet ve hadislerle cevap veren Hatipoğlu'na, özel hayatına dair merak ettiğimiz birçok soruyu yönelttik. Hatipoğlu, 12 yaşına kadar anne babasından ayrı yaşadığını ve ilerleyen zamanlarda onlara çok zor adapte olduğundan bahsederken, yıllar sonra eğitim için gittiği Mısır'da da karşılaştığı zorlukları anlattı. Hatipoğlu, aile ilişkilerini sorduğumuzda, annesinin yüzünü ilk kez morgda öptüğünü belirtti.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/prof-dr-nihat-hatipoglu-annemi-hayatimda-ilk-kez-morgda-optum-13-nisan-2022-4570649</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/27/9fce0071-atvwaqz41nltei4gbvk66.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 27 Oct 2023 09:42:09 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Emel Hatipoğlu eşi Nihat Hatipoğlu'nu anlattı: Mükemmel bir babadır (19 Nisan 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/emel-hatipoglu-esi-nihat-hatipoglunu-anlatti-mukemmel-bir-babadir-19-nisan-2022-4570231</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/emel-hatipoglu-esi-nihat-hatipoglunu-anlatti-mukemmel-bir-babadir-19-nisan-2022-4570231" rel="standout" />
      <description>Emel Hatipoğlu, 36 yıldır aynı yastığa baş koyduğu eşi Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nu Yeni Şafak'ın özel serisi Saklı Kalanlar’da anlattı. Emel Hanım, eşinin çok ilgili bir baba olduğundan ve çocuklarının da kendisine düşkünlüğünden bahsetti.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/emel-hatipoglu-esi-nihat-hatipoglunu-anlatti-mukemmel-bir-babadir-19-nisan-2022-4570231</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/25/8ef311e2-xwyi532jt6negv3y4ce8y.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 25 Oct 2023 15:42:54 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uyuşturucudan kurtulan oğlu için yaşadığı mutluluğu anlattı: 'Artık ölsem de gam yemem' (9 Haziran 2022) </title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucudan-kurtulan-oglu-icin-yasadigi-mutlulugu-anlatti-artik-olsem-de-gam-yemem-9-haziran-2022-4569855</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucudan-kurtulan-oglu-icin-yasadigi-mutlulugu-anlatti-artik-olsem-de-gam-yemem-9-haziran-2022-4569855" rel="standout" />
      <description>19 yıldır eroin bağımlısı oğlu Yakup Satılmış ile mücadele eden Fatma Satılmış, yaşadığı acıları Saklı Kalanlar'da anlattı. Fatma teyze, LİMAN Ayık Yaşam Derneği'nde tedavi gördükten sonra iyileşen oğlu için Allah'a şükrettiğini söyledi.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/uyusturucudan-kurtulan-oglu-icin-yasadigi-mutlulugu-anlatti-artik-olsem-de-gam-yemem-9-haziran-2022-4569855</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/24/fca8d100-rki2tpd0pngxihu3ghaaw.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 11:20:56 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ünlü iş adamı Salim Öztoksoy 37 yaşında İslami hayatı seçti (28 Mart 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-is-adami-salim-oztoksoy-37-yasinda-islami-hayati-secti-28-mart-2022-4569848</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-is-adami-salim-oztoksoy-37-yasinda-islami-hayati-secti-28-mart-2022-4569848" rel="standout" />
      <description>Frankfurt, New York ve Türkiye'de uzun yıllar ticaretle uğraşan iş adamı Salim Öztoksoy, 37 yaşında İslam'i hayatı benimsedi. Öztoksoy'a göre Türkiye’de asıl sorun; “Müslümanların inanmaması.”</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/unlu-is-adami-salim-oztoksoy-37-yasinda-islami-hayati-secti-28-mart-2022-4569848</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/24/91d1d07e-ja0n96f7p3jhcubt2ehu.png</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 11:14:46 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocukluk arkadaşı iş adamları yetimler için bir araya geldi: “Eskiden pasif Müslümanlardık” (5 Ağustos 2023)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/cocukluk-arkadasi-is-adamlari-yetimler-icin-bir-araya-geldi-eskiden-pasif-muslumanlardik-5-agustos-2023-4550734</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/cocukluk-arkadasi-is-adamlari-yetimler-icin-bir-araya-geldi-eskiden-pasif-muslumanlardik-5-agustos-2023-4550734" rel="standout" />
      <description>İstanbul’da uzun yıllardır dostluklarını sürdüren işadamları, yetimler için bir araya geldi. Aralarında kimilerinin çocukluk arkadaşı kimilerinin ise okuldan sınıf arkadaşı olduğu hayırseverler, yedi yıldır babasını kaybetmiş ihtiyaç sahibi çocukların ve ailelerinin sadece faturalarını ya da eğitim masraflarını değil, tüm gereksinimlerini karşılıyor. Eski dostlar, bugün tam 50 ailenin derdiyle dertleniyor.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Feraset Derneği’nin kurucularından İsmet Tahirler, Ahmet Özkan ve Mehmet Baduk Yeni Şafak’ın özel serisi Saklı Kalanlar’da hikayelerini anlattı. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı ve işadamlarını bir araya getiren ismi Tahirler, atlattığı kanser hastalığının ve zorlukların ardından hayatının nasıl değiştidiğinden bahsederken, “Yen telefon, yeni araba, aile toplantıları... Klasik aslında baktığınız zaman popüler kültürün müslümanıydık, pasif müslümanlardık. Yıllar önce o gün, Florya sahilde küçük çocuğun yanıma gelmesiyle her şey değişti” dedi. Özkan ise hamilik yaptığı yetim çocukların karnelerini teşekkür ya da takdir belgesi ile getirmeleri şartıyla onlara hem yaz hem kış tatili düzenlediklerini söylerken, kimi zaman destek istedikleri arkadaşlarının ‘İşim var’ ifadelerine sitem etti. Ahmet Özkan, “Allah bu işlerde bizi istihdam etti. Her işimizi yetiştiriyoruz çok şükür. Kazancımızı elde edeceğimiz işlere de vaktimiz var, yetimlere de vaktimiz var” ifadelerini kullandı. Derneğin kurucuları ile yıllar önce futbol maçında tanıştığını ileri süren Mehmet Baduk ise yetimlerin kendilerini camlarda beklediğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/cocukluk-arkadasi-is-adamlari-yetimler-icin-bir-araya-geldi-eskiden-pasif-muslumanlardik-5-agustos-2023-4550734</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/8/5/7bc3bb2a-ncenvfkqsrly01k9x9z5v.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Sat, 05 Aug 2023 17:42:44 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vücudunun yüzde 70’i yanan genç Gökhan Baran: ‘Erdoğan benim kahramanım’ (10 Mayıs 2023)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/vucudunun-yuzde-70i-yanan-genc-gokhan-baran-erdogan-benim-kahramanim-10-mayis-2023-4529774</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/vucudunun-yuzde-70i-yanan-genc-gokhan-baran-erdogan-benim-kahramanim-10-mayis-2023-4529774" rel="standout" />
      <description>22 yıl önce henüz 9 yaşında bir çocukken elektrik akımına kapılan Gökhan Baran’ın vücudunun %70'i yandı. Baran'ın hayatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile tanıştıktan sonra değişti. Tedavileri hızlı ilerlemeyen ve yarım kalan Baran, Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde Konya’yı ziyaret ettiği bir programda kendisinden tedavileri için yardım istedi. Yardımcılarına talimat veren Erdoğan, ileriki yıllarda Gökhan Baran’ı hastanede de ziyaret etti. Yaşadığı her şeyi Saklı Kalanlar’da anlatan genç adam, Erdoğan’dan ‘Kahramanım’ diye bahsetti.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/vucudunun-yuzde-70i-yanan-genc-gokhan-baran-erdogan-benim-kahramanim-10-mayis-2023-4529774</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/5/11/c76cf50f-n6wrccfi8mgf4n08pqsdy.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 11 May 2023 15:27:01 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Depremde annesini kaybeden gönüllü Yusuf İslam Yeşil: “Elim hep 'Annem'i aramaya gidiyor” (23 Mart 2023)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/depremde-annesini-kaybeden-gonullu-yusuf-islam-yesil-elim-hep-annemi-aramaya-gidiyor-23-mart-2023-4517744</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/depremde-annesini-kaybeden-gonullu-yusuf-islam-yesil-elim-hep-annemi-aramaya-gidiyor-23-mart-2023-4517744" rel="standout" />
      <description>İnsani yardım gönüllüsü Yusuf İslam Yeşil, şubat ayının ilk haftası meydana gelen yıkıcı depremlerde Hatay’da yaşayan annesini kaybetti. Afetin yaşandığı ilk dakikalarda İstanbul’dan memleketine yola çıkan Yeşil, enkaz altındaki annesinden ses gelmeyince, kendini onlarca insanı kurtarmaya adadı. Genç adam, annesini 3. günün sonunda yıkılan evlerinin altından çıkararak defnetti.
Fetih Vakfı Başkan Vekilliği görevini de yürüten Yusuf İslam Yeşil, bölgede 20 güne yakın başta arama kurtarma olmak üzere depremzedelerin barınma, giyim ve gıda ihtiyaçlarını gidermek için çalışmalara katıldı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/depremde-annesini-kaybeden-gonullu-yusuf-islam-yesil-elim-hep-annemi-aramaya-gidiyor-23-mart-2023-4517744</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/3/23/9e321de7-hmacw9muggvnnh113k4vrg.png</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 23 Mar 2023 21:05:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğuştan görmeyen bestekar İsmail Hakkı Çimen: "Allah'ın da benim için bir planı vardı" (2 Ocak 2023)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dogustan-gormeyen-bestekar-ismail-hakki-cimen-allahin-da-benim-icin-bir-plani-vardi-2-ocak-2023-2242567</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dogustan-gormeyen-bestekar-ismail-hakki-cimen-allahin-da-benim-icin-bir-plani-vardi-2-ocak-2023-2242567" rel="standout" />
      <description>Gözleri doğuştan görmeyen bestekar İsmail Hakkı Çimen'in hayatı, Gönenli Mehmet Efendi ile tanışmasıyla değişti. Çimen, Erzurum'dan dünyaya uzanan hikayesini Saklı Kalanlar'da anlattı.Küçük yaşlarda anne ve babasını kaybeden Hakkı Çimen, ilkokul yaşlarında 10 ayda Kur'an-ı Kerim'i dinleyerek hafız oldu. 1970 yılında 9 yaşındayken tek başına İstanbul'a kaçtı, sokaklarda yaşadı.Uzun yıllar hayat mücadelesi verdikten sonra yeteneklerini keşfeden Çimen, 80'e yakın ülkede Türk musikisi ve tasavvuf kültürü üzerine konferanslar verdi. İngilizce, Portekizce, İspanyolca ve Arapça öğrenen İsmail Bey, Türkiye'ye ziyarette bulunan Amerikan Başkanı George H. W. Bush başta olmak üzere devlet erkanına zaman zaman rehberlik ve tercümanlık yaptı.DOĞUŞTAN GÖRMEYEN BESTEKAR İSMAİL HAKKI ÇİMEN: “ALLAH'IN DA BENİM İÇİN BİR PLANI VARDI”</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dogustan-gormeyen-bestekar-ismail-hakki-cimen-allahin-da-benim-icin-bir-plani-vardi-2-ocak-2023-2242567</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/18/136472b6-iylzim8dwilxqg4tbdff.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 02 Jan 2023 20:10:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milyonların dilindeki 'Bilal' marşının bestekarı Nizamettin Türeyenci hikayesini anlattı (2 Aralık 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/milyonlarin-dilindeki-bilal-marsinin-bestekari-nizamettin-tureyenci-hikayesini-anlatti-2-aralik-2022-2241761</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/milyonlarin-dilindeki-bilal-marsinin-bestekari-nizamettin-tureyenci-hikayesini-anlatti-2-aralik-2022-2241761" rel="standout" />
      <description>İstanbul'da seyyar satıcılık yapan Nizamettin Türeyenci, Afganistan'da 1987 yılında 20 yaşındayken şehit olan Bilal Yaldızcı anısına yazdığı marşın hikayesini Saklı Kalanlar'da anlattı.Afganistan'ın Sovyet Rusya tarafından işgal edildiği 80'li yıllarda, Türkiye'den Afganistan'a gidenler arasında ilk şehit olan Bilal Yaldızcı, vefat ettiğinde 20 yaşında bir gençti.Ailesinin tek erkek çocuğu olan Yaldızcı'nın hikayesi milyonların gönlünde yer etti. Birçok insanın severek dinlediği Grup Genç üyelerinden Nizamettin Türeyenci, Bilal'in hayatından etkilenerek onu anlatan bir marş kaleme aldı ve besteledi.Türeyenci, Saklı Kalanlar'ın yeni bölümüne konuk olarak Bilal'in kendisinde farklı bir yeri olduğunu söyledi.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/milyonlarin-dilindeki-bilal-marsinin-bestekari-nizamettin-tureyenci-hikayesini-anlatti-2-aralik-2022-2241761</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/18/eda10614-9mrzzlc9ebqonf4mby0i8.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 02 Dec 2022 20:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bitigen ailesi engelli ağabeylerini yalnız bırakmadı: "O bizim cennet kapımız" (17 Ekim 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/bitigen-ailesi-engelli-agabeylerini-yalniz-birakmadi-o-bizim-cennet-kapimiz-17-ekim-2022-2240719</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/bitigen-ailesi-engelli-agabeylerini-yalniz-birakmadi-o-bizim-cennet-kapimiz-17-ekim-2022-2240719" rel="standout" />
      <description>Otomobil ustası Fahrettin Bitigen, doğum anında ebe hatası sebebiyle beyinciği zarar gören ağabeyi Mustafa Kemal Bitigen ile örnek alınası ilişkilerini Saklı Kalanlar'da anlattı. Bitigen, “Ağabeyim ile ben et ve tırnak gibiyiz, asla ayrılamayız' ifadeleriyle, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını söyledi. Fahrettin Bey, oğlu Abdülkadir Cebbar ve kızı Berrunur Hürrem'in amcaları ile arkadaş gibi büyüdüklerinden, eşi Münevver Hanımın ise ağabeyinin bakımında gösterdiği özveriden bahsetti. Mustafa Kemal Bitigen'in en büyük hayali ise çok sevdiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/bitigen-ailesi-engelli-agabeylerini-yalniz-birakmadi-o-bizim-cennet-kapimiz-17-ekim-2022-2240719</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/18/bd20a8fa-karwseqt8f7v29nzrfi9e.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 19 Oct 2022 16:42:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Budistler Arakanlı Muhammed'in tüm ailesini katletti (15 Şubat 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/budistler-arakanli-muhammedin-tum-ailesini-katletti-15-subat-2022-2230241</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/budistler-arakanli-muhammedin-tum-ailesini-katletti-15-subat-2022-2230241" rel="standout" />
      <description>Kendi ülkelerinde vatandaşlık hakları reddedilen, BM'nin “Dünyanın en çok zulüm gören topluluğu' olarak tanımladığı binlerce insandan biri Arakanlı Muhammed. O, eşinin, çocuklarının, tüm ailesinin radikal Budistler tarafından katledilişine şahit oldu.  </description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/budistler-arakanli-muhammedin-tum-ailesini-katletti-15-subat-2022-2230241</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/27/505ef6cd-pb09am3qu6gzi2bohbzz2r.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 15 Feb 2022 20:30:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Meriç Erkan sadece hayatını değil adını da değiştirdi (9 Şubat 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/meric-erkan-sadece-hayatini-degil-adini-da-degistirdi-9-subat-2022-2230093</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/meric-erkan-sadece-hayatini-degil-adini-da-degistirdi-9-subat-2022-2230093" rel="standout" />
      <description>Meriç Erkan, bir zamanlar realty show dünyasının en meşhur ismiydi. Artık 'Mahmut' adıyla hayatını sürdüren Erkan, şöhretin zirvesini görmüş biri olarak geçmişi ile yaşadığı hesaplaşmayı Yeni Şafak'ın özel serisi Saklı Kalanlar'da anlattı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/meric-erkan-sadece-hayatini-degil-adini-da-degistirdi-9-subat-2022-2230093</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/27/41449c4a-jbin1jqanniataba645xo.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 10 Feb 2022 10:10:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hayatında ilk defa yatakta yattı: Afrikalı Kiberenge'nin İslam'a ve İstanbul'a yolculuğu (10 Ocak 2022)</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/hayatinda-ilk-defa-yatakta-yatti-afrikali-kiberengenin-islama-ve-istanbula-yolculugu-10-ocak-2022-2229105</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/hayatinda-ilk-defa-yatakta-yatti-afrikali-kiberengenin-islama-ve-istanbula-yolculugu-10-ocak-2022-2229105" rel="standout" />
      <description>Ömürlerini Afrika'ya adayan Ahmet Kemal Öncü ve Gülbahar Öncü çiftinin tebliğiyle Masai Kabilesinin şefi Kiberenge, Müslüman oldu. Şef, İstanbul'da modern hayatla tanıştı.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/hayatinda-ilk-defa-yatakta-yatti-afrikali-kiberengenin-islama-ve-istanbula-yolculugu-10-ocak-2022-2229105</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/18/e1f574b0-1yiu4hwswlxoc5p3wnccph.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 10 Jan 2022 18:17:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Drone’lar yokken gökyüzünde o vardı: Orhan Durgut (31 Ekim 2021) </title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dronelar-yokken-gokyuzunde-o-vardi-orhan-durgut-31-ekim-2021-2226114</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dronelar-yokken-gokyuzunde-o-vardi-orhan-durgut-31-ekim-2021-2226114" rel="standout" />
      <description>Dönemin Mekke Belediye Başkanının izni ile 14 yıl Kabe'yi görüntüleyen Fotoğraf Sanatçısı Orhan Durgut, o günlerin özlemini yaşıyor.  Orhan Durgut, 'İslam Şehirleri' projesi adı altında şu ana kadar İslam tarihine damgasını vurmuş 150'ye yakın şehri fotoğrafladı.  Durgut'un, Peygamberimizin 628 yılında zamanın dünya liderlerine gönderdiği 'İslam'a davet' konulu mektupları üzerine yürüttüğü 'Mektup' isimli çalışması eğer destek bulursa, bir yıl içerisinde raflarda olması bekleniyor.</description>
      <category>Benim Hikayem</category>
      <content:encoded />
      <link>https://www.yenisafak.com/video-galeri/benim-hikayem/dronelar-yokken-gokyuzunde-o-vardi-orhan-durgut-31-ekim-2021-2226114</link>
      <subcategory>Benim Hikayem</subcategory>
      <editor>Şefika Nur Çiftçi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/10/27/d60d2dd4-f8uh9fp2enn5kfusf1dhg4.png</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 21:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>