<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="https://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Yeni Şafak - İslam Sanatları</title>
    <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari</link>
    <atom:link href="https://www.yenisafak.com/rss-feeds?category=islam-sanatlari&amp;contentType=news" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <description>Türkiye'nin Birikimi</description>
    <copyright>(c) 2026, Yeni Şafak</copyright>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 04:00:00 GMT+3</lastBuildDate>
    <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    <language>tr-TR</language>
    <image>
      <title>Yeni Şafak</title>
      <url>https://www.yenisafak.com/assetsNew/img/logorss.png</url>
      <link>https://www.yenisafak.com/</link>
    </image>
    <item>
      <title>Çocuklarımızı nasıl eğitmeliyiz?</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuklarimizi-nasil-egitmeliyiz-4815955</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuklarimizi-nasil-egitmeliyiz-4815955" rel="standout" />
      <description>Evlatlarımız dünya hayatının süsü ve yüce Allah’ın bizlere emanetidir. Peki din eğitiminde anne babaların dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir? Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Fatma Bayraktar Karahan yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü’nün “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi yahut Hristiyan veya Mecûsi yapar” hadisi, dinî inancın, bilgi, tecrübe ve alışkanlıkların eğitim neticesinde şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu ise bize İslâm’da eğitime güçlü bir değer verildiğini ve ebeveyne ciddi bir sorumluluk yüklendiğini göstermektedir.</p><p>Çocuğun terbiyesi, sahip olduğu kabiliyet ve kuvvelerin birbiri ile uyumlu olarak insan fıtratının yüksek derecesine ulaştırılma gayretidir. Ebeveynin bu gayreti sayesinde çocuk, hem fıtratına uygun bir yaşam sürdürebilecek hem de sahip olduğu kabiliyetleri kuvveden fiile geçirebilecektir. Bu sebeple çocuğun terbiyesinde onun fıtratı ve sahip olduğu melekeleri dikkate alınmalıdır.</p><h2>AİLEYE BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR</h2><p>Fıtrata uygunluk, insanı yaratan, en iyi tanıyan yüce Allah’ın emir ve yasaklarını dikkate almayı gerektirir. Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu ve Allah Resûlü’nün detaylı şekilde tarif ederek öğrettiği namaz, çocuk terbiyesinde önemli bir emir olarak karşımızda durmaktadır. Bunun yanında Peygamberimizin “gözümün nuru” olarak tavsif ettiği namaz, “göz aydınlığı” çocuklar yetiştirmeye imkân verecek ihmâl edilemez bir terbiye vasıtasıdır. Zira namazın, çocuğun mekân, zaman ve beden tasavvurunun şekillenmesinde önemli etkileri vardır.</p><p>Yön (kıble) ile mekânın; vakit ile zamanın ve azalara hükmedilerek de bedenin fark edilmesini sağlayan namaz, ergenlik dönemi öncesi öğretilmelidir. Çocuğun hayata bütünüyle dâhil olmadan namaz ile kazanacağı zihni inşa süreci, onun özdisipline, otokontrole ve kendini ifade gücüne de sahip olmasını sağlayacaktır. Namaz öğreniminde, ebeveyn anahtar rol oynamaktadır. Çocuğu namaz ile tanıştırmak ebeveynin vazifesidir.</p><p>Yüce Allah: “(Ey Muhammed) Ailene namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanındır.” (Tâhâ, 132) buyurmaktadır. Ayette, aileye namazı emretmenin hemen arkasından namazda devamlılığın emredilmiş olması, anne-babanın namazı ile çocuğun namaz eğitimi arasındaki ilişkiye bir atıf kabul edilebilir.</p><h2>NAMAZ DİNİ BİR TECRÜBEDİR</h2><p>Çocuğun namaz ile tanışmasında namazın sadece formu üzerinde durulmamalıdır. Çünkü namaz, belirli bir formu olduğu gibi deruni yönü de bulunan bir ibadettir. Namazın bu iki yönü ayrılmaz bir bütünlük içinde yansıtılmalı; bu yönler arasındaki bağın kopmamasına, sadece bir yönün öne çıkarılmamasına dikkat edilmelidir. Namaz, dini bir tecrübedir. Tecrübe kelimesinin sözlük anlamı, denemek, görmek geçirmek, tatmak; uygulama ve pratik becerilerden bilgi kazanmaktır. Söz konusu dini tecrübe olduğunda, kişide “dünyayı ve hayatı duygusal ve sezgisel bir kavrama” vardır. Çocuğun namaza dair böyle bir kavrayış geliştirebilmesi onu pratikte uygulama imkânı bulabilmesi ile mümkündür.</p><p>Nitekim Allah Resûlü’nün namaz öğreniminde de bunu görmek mümkündür. Sahabeden Hz. Enes şöyle anlatıyor: “Ben, annem ve teyzem Ümmü Haram evdeyken, Resûlullah çıkageldi. Bir müddet sonra; ‘Kalkın size namaz kıldırayım’ dedi. Beni sağ tarafına aldı. Öylece bize namaz kıldırdı. Namazdan sonra bize dua etti...”</p><p>Bir başka rivayette İbn-i Abbas der ki: “Ramazan veya Kurban Bayramı günü Resûlullah (sav) ile birlikte bayram namazına gittim. Allah’ın Resulü namaz kıldırdı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınların bulunduğu tarafa gelerek onlara vaaz etti ve namaza devam etmelerini söyledi.”</p><p>Görüldüğü gibi Resûlullah çocukların namazı kılmalarına imkan oluştuğunda namaza katılmalarına fırsat vermiştir. Çünkü namaza dair tüm anlatımlar, uygulamasının kazandıracağı deruni boyutun yanında yetersiz kalacaktır. Mimarisi ile dikkat çeken, cemaati kalabalık büyük ve tarihi camilerde, sabah namazı gibi günün çocuk için gözlemlenmesi sair zamanda pek mümkün olmayan vakitleriyle bayram ve cuma namazlarında cemaate iştirak, böylesi ortamlara ve vakitlere örnek gösterilebilir. Henüz namazın kılınışı tam öğrenilmeden namaza dair kazandırılacak bir ilgi, namaz öğrenimini de kolaylaştıracaktır.</p><h2>PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARIYLA İLİŞKİSİ</h2><p>Namaz kılan anne-babasının, akrabalarının ve gözlemleyebildikleri kişilerin namaz kıldıktan hemen sonraki olumlu hâlleri, çocuk üzerinde etkilidir. Çocukta, namazın kişiyi değiştirdiği, daha iyi bir insana dönüştürdüğü şuuru oluşturulabilir. Resûlullah’ın namaz esnasında çocuklara karşı müsamahakâr ve şefkatli tavrında bunu görmek mümkündür. Efendimiz'in mescitteki namazlarında dâhi çocuklar omzunda ve sırtındadır. Hz. Zeynep’ten kız torunu Ümame’yi, namazda omzuna alır, secdeye gittiğinde yere kor, kalktığında tekrar omzuna alırdı. Secdede iken sırtına oturan torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i namaz bitince hiç kızmaksızın alıp dizlerine oturturdu. Resûlullah bir defasında secdede iken sırtına çıkan torunları ininceye kadar secdesini uzatmıştır.</p><p>Çocukta namaz sevgisi oluşturmak için çocuğun vazgeçmesi zor istekleri ve ihtiyaçları ile namaz karşı karşıya getirilmemelidir. Henüz öz denetimini kazanamamış çocuklarda böylesi durumlarda namaz vakti oyun öncesine planlanmalı değilse oyun sonrasında gerekli yönlendirme yapılmalıdır. Günlük planlamalarda, parka gitme, yemek yeme, kitap okuma gibi etkinlikler, namaz vakitleri esas alınarak programlanmalı; namazın vakti tanzim eden güçlü yönünden istifade edilmelidir. Bu duyarlılık, çocuğun zihnindeki zaman tasavvurunun şekillenmesine de katkı sağlayacaktır.</p><p>Namaz anlatımında kullanılan üslup da namazın sevdirilmesinde tesirlidir. Lokman Aleyhisselam’ın namaza davetinde ve “Allah beni zorluk çıkarıcı ve kusur arayıcı olarak göndermedi. O, beni kolaylaştırıcı bir eğitimci gönderdi” buyuran Allah Resûlü’nün üslubunda bunu görmek mümkündür. Namazın terki durumunda işlenen günah ve karşı karşıya kalınan cezalar yerine bu ibadetin tüm şartları ve rükünleri ile kazandıracağı güzel karşılıkları vurgulamak, namaz sevgisini artıracaktır.</p><h2>ÇOCUKLARDA NAMAZ EĞİTİMİ</h2><p>Namaz eğitiminde çocukta namaza karşı ilgi ve sevgi oluşturmak için dikkat edilecek yukarıdaki hususların yanında bir başka husus da çocukta sorumluluk bilincinin geliştirilmesidir. Zira namaz ibadetinde devamlılık gösterilebilmesi sorumluluk bilincine bağlıdır. Günlük hayatta herhangi bir görev üstlenmeyen çocukların namaz ibadetinin sorumluluğunu taşımaları mümkün değildir. Bu sebeple çocuklara, yaşlarına uygun vazifeler verilerek sorumluluk duyguları geliştirilmelidir. Nitekim Resûlullah’ın çocukluğu yanında geçmiş olan Hz. Enes’e bazı görev ve sorumluluklar verdiği bilinmektedir.</p><p>Namazı seven, deruni anlamlarını fark eden, sahip olduğu sorumluluk duygusu ile uygulama sahasına koyan çocuklar için hiç şüphesiz eğitimin tamamlayıcı unsuru olarak dua edilmelidir. “Ey Rabbim, beni ve soyumdan gelenleri namaz kılanlardan eyle…”</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuklarimizi-nasil-egitmeliyiz-4815955</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2026/4/17/8af666b8-kl0yanep69lhxzhh8iyy4.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Değişim ahlâkı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/degisim-ahlaki-4790772</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/degisim-ahlaki-4790772" rel="standout" />
      <description>Hz. Muhammed’in (sav) tebliği, indirildiği çağda dinî, sosyal ve kültürel alanlarda köklü bir yenilik hareketi ortaya koymuştur. Ancak bu yenilik anlayışı, geçmişi tümüyle reddeden bir kopuş değil, insan fıtratına ve vahyin ilkelerine dayalı bir ıslah sürecidir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yenilik, ilerleme, gelişme ve dinamizm, insanlığa mutluluk getiren adımlardır. Hz. Peygamber’in mesajı, her şeyden evvel geldiği çağda dinî, sosyal, ekonomik, ahlâkî ve kültürel düzenlemeler açısından muazzam bir yenilikti. Dolayısıyla onun Peygamberlik döneminin tamamı yeniliklerle doludur. Yalnız şu var ki, o bu yenilikleri gerçekleştirirken o güne kadar insanlığın ürettiği, vahye aykırı olmayan, akla ve insan yaratılışına uygun olan iyi uygulamaları, yani “ma’ruf”u yıkmamıştır. Çünkü Hz. Peygamber’in gayesi toplumun değerlerini ne olursa olsun altüst etmek değil, her alandaki bozuklukları düzeltmekti. Fakat bu ıslah faaliyetleri esnasında da düşündüğü ve uygulamayı planladığı bir hususta daha uygun bir alternatifle karşılaştığı zaman onu reddetme yoluna gitmemiş, aksine uygun gördüğü takdirde derhal uygulama alanına koymuştur. Esasında istişare müessesesine de bu noktadan bakılmalıdır. Onun istişareye verdiği değer de bir bakıma fikir üretmeye ve çok sesliliğe önem verdiğini, makul gördüğü takdirde yeni düşünceleri kabule ve tatbik etmeye hazır olduğunu göstermektedir.</p><h2>KANDİLLERLE GELEN IŞIK</h2><p>Hz. Peygamber’in hayatında yeniliklere açık olduğunu gösteren çok sayıda örnek mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek verebiliriz. Mescid-i Nebevî önceleri yatsı ve sabah namazı vakitlerinde hurma dalları ve yaprakları yakılarak aydınlatılıyordu. Hicretin dokuzuncu yılında Temîm heyeti ile birlikte Medine’ye gelen ve yanında birkaç kandil ile fitil ve yağ getiren Temîm ed-Dârî, bir cuma gecesi hizmetçisine Mescid’de kandilleri direklere astırarak yaktırır. Hz. Peygamber Mescid’e gelince bunları kimin yaktığını sorar. Temîm ed-Dârî’nin yaptığını öğrenince ona şunları söyler: “Sen İslâm’ı nurlandırdın. İslâm’ın mescidini süsledin. Allah da seni dünyada ve ahirette nurlandırsın.” Bu olay Hz. Peygamber’i o derece etkiler ki, Temîm ed-Dârî’ye kandilleri asan hizmetçinin adını sorar. Fetih olduğunu öğrenince onun adını Sirâc (kandil) olarak değiştirir. Sahâbe arasında yer alan Sirâc, Mescid-i Nebevî’yi aydınlatma ve isim değiştirme olayını bizzat kendisi anlatmıştır.</p><h2>SAVAŞ TAKTİĞİNİ DEĞİŞTİRDİ</h2><p>Hz. Peygamber’in yeniliklere açık olduğunun bir göstergesi de savaş alanında bir yabancı milletin tekniğini kabul etmesidir. Hendek Savaşı’nda şehri savunmak için İranlıların savunma tekniğini kabul ettiği ve Selmân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine şehrin çevresine hendek kazıldığı kaynaklarda kaydedilmektedir. Yine Taif kuşatmasında İran’da mancınık kullanıldığını bildiren Selmân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine mancınık kullanmaya karar vermiş ve ona mancınık yaptırmıştır. Yezîd b. Zem’a, Tufeyl b. Amr ve Hâlid b. Saîd gibi şahısların da mancınık getirdikleri ve adı geçen kuşatmada kullanıldığı kaynaklarımızda kayıtlıdır. Bütün bu örnekler, Hz. Peygamber’in insan aklının ürettiği yenilikleri benimsediğini ve daha da geliştirilmesini teşvik ettiğini göstermektedir.</p><h2>YAŞAYIŞI BİZE ÖRNEK OLMUŞTUR</h2><p>Peki, Müslümanlar tarafından Hz. Peygamber’in hangi tür davranışlarının örnek alınması gerekir? Hz. Peygamber’in kişiliği kendi döneminde olduğu gibi, kendisinden sonraki dönemlerde de Müslüman toplumların yaşayışı için örnek olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamber’in müminler için canlı ve mükemmel bir fazilet örneği olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla onun hedefi insanlara hayatta pratik olarak uygulayabilecekleri kuralları öğretmek ve bunları kendi yaşayışında göstermektir. Müminlere düşen de onu örnek almaktır. Bu hususla ilgili ayet-i kerimenin meali şöyledir: “Andolsun ki Resûlüllah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”</p><h2>ŞEKLÎ BİR ÖRNEKLİK DEĞİL</h2><p>Hz. Peygamber’in örnek alınmasını emrederken Allah Teâlâ’nın, onun yaşadığı dönemin ve coğrafyanın şartlarına göre yediği yemekleri, kullandığı eşyaları, giydiği elbiseleri, kısaca onun hayatının şeklî yönünü örnek almalarını kastetmiş olmadığı ve böyle bir örnek alma biçimi takdim etmediği açıktır. Zaten o takdirde Hz. Peygamber’in örnek alınmasının imkansızlığı ortadadır. Esasında örnek alınmadaki temel espri de bu değildir. Şayet öyle düşünülürse bugün binmek için deve, yemek için hurma, giymek için de Yemen elbisesi aramak gerekecektir. Aynı zamanda, Hz. Peygamber’in hayatının şeklî yönünü, mesela kıyafetinin örnek alınması gerektiğini savunmak, İslâm’ın evrenselliği ile çelişmektedir. Sözgelimi, hayvan derisi giyen Müslüman bir Eskimo'dan, onun Arabistan sıcağında giydiği kıyafetini örnek almasını istemek gerçeklerle bağdaşmaz. Bu sayılan hususların dinin özüyle alakası da yoktur. Nitekim Hz. Muhammed (sav) peygamberlikten önce ne yiyorsa peygamberlikten sonra da aynı şeyleri yemeye, peygamberlikten önce ne giyiyorsa peygamber olduktan sonra da onu giymeye devam etmiştir. Peygamber olduktan sonra giyim tarzını değiştirdiğine dair kaynaklarda hiçbir kayıt mevcut değildir. Dolayısıyla Müslümanlar için örnek alınması ve hayata geçirilmesi gereken şeyler Hz. Muhammed’in uygulamalarının şeklî yönüyle ilgili hususlar değil, bilakis doğruluğu, adaleti, insanlara sevgi ve saygısı, barışa verdiği önem, hoşgörüsü, güvenilirliği, yumuşak huyluluğu, çalışkanlığı, kanaati, şefkat ve merhameti, cömertliği gibi faziletlerdir.</p><p>(Bu yazı, Prof. Dr. İbrahim Sarıçam’ın “Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı” isimli kitabından derlenmiştir.)</p><p><br></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/degisim-ahlaki-4790772</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2026/1/23/ce42690d-fv2txvkl3enli974eyrb29.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘Eşya’ karşısında ‘insan’</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/esya-karsisinda-insan-4786567</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/esya-karsisinda-insan-4786567" rel="standout" />
      <description>Bugünün insanı, şu can yakıcı soruyla her sabah yeniden yüzleşmek zorundadır: Eşya mı bizim hizmetimizde, yoksa biz mi eşyanın emrindeyiz? Prof. Dr. Ramazan Altıntaş yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya denilen bu muazzam misafirhanede, attığımız her adımda bir “şey”e dokunuyor, her nefesimizde bir “eşya” ile kuşatılıyoruz. Sözlükte basitçe “varlık” anlamına gelen eşya, aslında ilahi iradenin tecellisiyle varlık sahnesine çıkmış, her biri Yaratıcı’nın birer mührünü taşıyan mukaddes emanetlerdir. Ancak modern zamanın baş döndürücü hızı ve ruhu uyuşturan hazzı, bizlere eşyanın gerçek mahiyetini unutturdu. Bugünün insanı, şu can yakıcı soruyla her sabah yeniden yüzleşmek zorundadır: “Eşya mı bizim hizmetimizde, yoksa biz mi eşyanın emrindeyiz?”</p><p>İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, özünde bir “ilişki kurma” biçimidir. Yaratan’la, kendisiyle ve “eşya” ile kurduğu bağ, kişinin dünya görüşünün ve ahiret tasavvurunun en çıplak aynasıdır. Bugün modern dünyanın içinde bulunduğu devasa anlam krizi, aslında büyük oranda bu üçüncü ilişki biçiminin, yani insan-eşya münasebetinin rayından çıkmasından kaynaklanmaktadır. İlahi bir hikmetle bize sunulan bu varlık sofrasında, sofranın asıl sahibi yerine sofradaki tabaklara, sunulan metalara tapınır hale gelmek, çağımızın en büyük ontolojik kırılmasıdır.</p><p><br></p><h2>EMANET Mİ MÜLKİYET Mİ?</h2><p>İslam itikadının sarsılmaz temel taşı, mülkiyetin mutlak ve sınırsız olarak Allah’a ait olduğu gerçeğidir. İnsanın yeryüzündeki konumu, bir “malik” (sahip) değil, geçici bir “emanetçi” ve sorumluluk sahibi bir “halife”dir. Kur’an-ı Kerim, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin O’na ait olduğunu beyan ederken (Bakara, 284), insanın bu mülk üzerindeki tasarrufunu “hudûdullah” yani Allah’ın sınırları ile kayıt altına almıştır.</p><p>Modern dünya görüşü ise insanı mülkiyetin mutlak efendisi, tabiatın ise acımasız hâkimi ilan eder. Bu seküler anlayışa göre insan, sahip olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, harcama veya israf etme özgürlüğüne sahiptir. Oysa bir mümin için “Bu beden benimdir, dilediğimce yaşarım; bu mal benimdir, dilediğimce harcarım” demek, sadece ahlaki bir zafiyet değil, aynı zamanda tevhidi bir sapmadır. Çünkü eşya, Allah’ın iradesiyle varlık bulmuştur ve ona yüklenen mana, insanın kendi nefsani arzularından ve bencil hazlarından çok daha büyüktür.</p><p><br></p><h2>KALPTEKİ TAHT VE AVUÇTAKİ SERVET</h2><p>Eşya-mümin ilişkisindeki en kritik sınır, servetin taşındığı yerdir. İslam geleneğinde malın kazanılması ve harcanması meşru dairede olduğu sürece kutsal bir emek olarak kabul edilir. Ancak burada kadim ve değişmez bir kural vardır: Servet cepte ve avuçta taşınabilir, ancak asla kalbe girmesine izin verilemez. Kalp, mecazi anlamda “Beytullah”tır; yani Allah’ın nazargahıdır, O’nun evidir. Oraya eşya sevgisi, marka tutkusu, makam hırsı ve “tekâsür” (çoğaltma yarışı) girdiğinde, kalp asıl vazifesini yitirir ve nuru sönmüş bir “eşya deposuna” dönüşür.</p><p>Kalp, Allah’ın tecelli mekânıdır. Oraya dünya sevgisi ve mülkiyet hırsı dolduğunda, insan özgürlüğünü kendi elleriyle teslim eder. Eşyaya hükmettiğini sanırken, aslında eşyanın görünmez zincirlerle bağladığı bir köle haline gelir. Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle, malının kendisini ebedi kılacağını zanneden (Hümeze, 3) insan, aslında kendi elleriyle ördüğü altın bir zindana hapsolmuştur. Eşyaya hükmeden insan manen özgürleşip kanatlanırken, eşyanın hükmü altına giren insan ağırlaşır ve toprağa çakılır. Bugün modern insanın yaşadığı derin mutsuzluğun temelinde, sahip olduğu eşyaların bekçisi haline gelmesi yatar. Biriktirdiğimiz her gereksiz nesne, aslında sırtımıza vurduğumuz yeni bir yük, zihnimize dolanan yeni bir bağdır. Eşya bizi değil, biz eşyayı yönettiğimiz sürece “insan” kalabiliriz.</p><p><br></p><h2>BERLİN METROSUNDAKİ “CEHENNEM” ÇİZGİLERİ VE TEKÂSÜR</h2><p>Büyük mütefekkir Muhammed Esed’in İslam ile şereflenmeden önce 1920’lerin Berlin metrosunda gözlemlediği o tablo, aslında modern medeniyetin trajik bir özetidir. Refah içinde yüzen, en son teknolojiye ve konfora sahip olan insanların yüzlerinde gördüğü o “cehennemi acı” ve huzursuzluk, Esed’i derinden sarsmıştır. Bu insanların her şeyi vardı ama hiçbir şeyleri tam değildi. Çünkü gönül gözü aç olanın dünya gözü asla doymazdı. İmanla terbiye edilmemiş bir nefis, tükettikçe tükenir; biriktirdikçe eksilir.</p><p>Esed’i Kur’an’ın hakikatine bağlayan, Tekâsür Suresi’nin bu tabloyu binlerce yıl önceden haber veren ilahi freni olmuştur: “Çoğaltma yarışı sizi oyaladı, ta ki kabirlere varıncaya kadar...” Tekâsür, sadece daha fazla paraya sahip olma arzusu değildir; o, her şeyi rakamlara, niceliğe ve maddiyata indirgeyen bir zihin tutulmasıdır. Daha lüks evler, daha hızlı vasıtalar, daha prestijli eşyalar... Bu doymak bilmeyen iştah, insanın manevi alıcılarını köreltir ve onu sadece “maddi bir canlıya” indirger.</p><p><br></p><h2>ÇÖZÜM: İNFAKIN ÖZGÜRLEŞTİREN GÜCÜ</h2><p>İslam, vahşi kapitalizmin maddeyi putlaştıran anlayışına karşı iktisadı ahlakla, serveti merhametle birleştirir. Eskilerin “Ahilik” teşkilatında olduğu gibi, ticaretin kuralları nefsin tezkiyesiyle (temizlenmesiyle) birlikte öğretilirdi. Mümin bilir ki; kazandığı da harcadığı da “Hudûdullah” (Allah’ın sınırları) içindedir. Eşyanın tutsaklığından kurtulmanın yegâne yolu infaktır. İnfak, sadece fakire para vermek değil; kalpteki eşya putunu devirme eylemidir. “Siz neyi infak ederseniz, O (Allah) hemen ardından onun yerine başkasını verir” (Sebe, 39) müjdesine ram olan bir gönül, eşyayı bir gaye değil, bir vasıta olarak görür. İnfak, mümini eşyanın kölesi olmaktan kurtarıp güvenli bir limana taşır. Allah yolunda harcamak, aslında “Seni sevmiyorum ey dünya, ben seni vereni seviyorum” demenin fiili ispatı ve nefsin bir nevi özgürleşme manifestosudur.</p><p><br></p><h2>AHİLİK RUHU VE İKTİSADİ TERBİYE</h2><p>Tarihimizdeki Ahilik teşkilatı, eşya-mümin ilişkisinin nasıl asil bir medeniyet kurduğunun en parlak örneğidir. Ahilikte bir esnaf, sadece ‘ticaret’ öğrenmezdi; aynı zamanda ‘helal ve haramın sınırlarını’, ‘nefis terbiyesini’ ve ‘kanaat hazinesini’ ruhuna nakşederdi. Çünkü İslam, dünya imarını ancak kalbi imar olmuş, hırslarından arınmış insanların eliyle yürütmek ister. Bugün Müslüman toplumlarda görülen yozlaşma ve ‘seküler dindarlık’, iktisadi hayatın ahlaki terbiyeden koparılmasının bir sonucudur. Yaşam alanlarımızı lüks mobilyalar, devasa mutfaklar ve salon dekorasyonları arasına sıkıştırdığımızda, eşyayı bir gaye haline getirmişiz demektir. Oysa mümin, eşyayı sadece bir ihtiyaç, bir örtü ve bir hizmet aracı olarak görmelidir.</p><p><br></p><h2>NETİCE-İ KELAM: GAYE Mİ, VASITA MI?</h2><p>Sonuç olarak; ebediliği bu dünyada, eşyada ve maddede aramak, seraptan su beklemektir. Bizler eşyaya değil, eşyanın tek sahibine aitiz. Kalpler dolarla, makamla veya teknolojik oyuncaklarla değil, ancak “Allah’ı zikirle” mutmain olur.</p><p>Eşya kendi başına ne iyidir ne de kötüdür. Onu anlamlı veya zararlı kılan, bizim onunla kurduğumuz ilişkinin niteliğidir. Eğer eşya, bizi Allah’a götüren bir köprü, bir hizmet aracı ise kıymetlidir. Ancak bizi kendine bağlayan, ufkumuzu dünyevi hazlarla kapatan bir engel haline gelmişse, o artık bir puttur. Modern zamanın “müstekbir” ruhundan kurtulmak için kalplerimizi eşya sevgisiyle değil, Allah sevgisiyle doyurmak zorundayız.</p><p>Eşyanın esiri değil, sahibi; dünyanın tutsağı değil, geçici bir misafiri olduğumuzu hatırladığımız gün, yüzlerimizdeki o modern zaman huzursuzluğu silinecek ve yerini gerçek imanın getirdiği asude bir huzura bırakacaktır.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/esya-karsisinda-insan-4786567</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2026/1/9/3be287ec-p4uyll556ldvban8mg90k.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern dünyada tüketim ölçüsünü kaybetmek</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/modern-dunyada-tuketim-olcusunu-kaybetmek-4784256</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/modern-dunyada-tuketim-olcusunu-kaybetmek-4784256" rel="standout" />
      <description>Modern dünyada tüketim, ihtiyacın ötesine geçerek kimlik ve mutluluk arayışına dönüştü. Daha çok sahip olmanın huzur getireceği vaadi, insanı görünmez bir tüketim döngüsüne sürüklüyor. Reklamlar, markalar ve indirim günleri arasında kaybolan modern insan için ölçü nerede başlar? İhtiyaç ile istek arasındaki sınırın silikleştiği çağımızda, tüketim yalnızca cüzdanı değil; zamanı, emeği ve geleceği de tüketiyor.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsana bahşedilen nimetler sayısızdır ve bu nimetler karşısında sergilenmesi beklenen temel tutum, ölçü ve dengedir. İslam düşüncesinde insan, sadece tüketen bir varlık değil; kendisine emanet edilen imkânları bilinçle kullanan sorumlu bir kuldur. Kur’an ve sünnet, hayatın her alanında olduğu gibi tüketimde de itidali esas alır. Peygamber Efendimizin, akan bir nehir kenarında dahi abdest alırken israfı yasaklaması, ölçüsüzlüğün ibadet kisvesi altında bile meşrulaştırıla-mayacağını açıkça ortaya koyar. Bu yaklaşım, tüketimin yalnızca maddi bir mesele değil, ahlâkî ve manevî bir sınav olduğunu göstermektedir.</p><p><br></p><h2>MUHAKEME YETİSİNİ ZAYIFLATIR</h2><p>Günümüz dünyasında ise tüketim, ihtiyaçları karşılamanın ötesine geçerek bir kimlik ve mutluluk aracı hâline gelmiştir. Modern insan, daha çok sahip oldukça doyuma ulaşacağını zannederken, aslında tüketim arttıkça tatminsizlik de derinleşmektedir. Tüketim çılgınlığı, tuzlu su ile susuzluğunu gidermeye çalışan kişinin daha çok susuzluk hissine kapılması misalidir. Günümüz insanlarının kendisini kaptırdığı, bir türlü doyum noktasına ulaşamadığı, maddi-manevi çeşitli sıkıntılara sebep olan bir alışkanlık haline dönüşmüştür. Materyalist anlayışın giderek daha çok hakim olmasının etkisiyle, yılbaşı ve doğum günü kutlamaları, bebek için yapılan cinsiyet öğrenme partileri (baby shower), bekarlığa veda partileri (bride to be), indirim haftaları, kara cuma günleri (black friday) gibi tüketimi özendiren uygulamalarla insanlar alışveriş furyasının içine çekilmektedir. Bu kültür, istekleri ihtiyaç gibi sunarak insanın muhakeme yetisini zayıflatmakta ve onu farkında olmadan israfa sürüklemektedir.</p><p><br></p><h2>İSRAF AYNI ZAMANDA HADDİ AŞMAKTIR</h2><p>İslam ahlâkında tüketim üç kavram etrafında değerlendirilir: cimrilik, iktisat ve israf. Doğru olan, bu iki uç arasında dengeli bir yol tutmaktır. İhtiyacın ötesine geçen her harcama, maddi güç yeterli olsa dahi israf kapsamına girer. Bu noktada bireyin kendisine yöneltmesi gereken temel soru şudur: “Bu gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa nefsin geçici bir arzusu mu?” Zira israf sadece fazla harcamak değil, haddi aşmaktır; bu aşım bazen malda, bazen sözde, bazen de zamanda kendini gösterir. Gereksiz konuşmak, zamanı boşa harcamak ya da duyguları ölçüsüzce tüketmek de israfın farklı yüzleridir.</p><p><br></p><h2>GEÇİCİ BİR HAZDAN İBARETTİR</h2><p>Tüketim sektörünün işleyişi, bu ölçüsüzlüğü sistematik biçimde beslemektedir. Reklamlar, vitrinler, alışveriş merkezleri ve dijital platformlar aracılığıyla insanlara sürekli bir “mutluluk vaadi” sunulmakta; sahip olmanın, mutlu olmanın ön şartı olduğu telkin edilmektedir. Oysa bu mutluluk, geçici bir hazdan ibarettir. Haz sona erdiğinde yeni bir arzu doğar ve birey kendisini sürekli satın alma döngüsü içinde bulur. Bu süreç, zamanla alışveriş bağımlılığına ve bireyin kendisini tükettikleri üzerinden tanımlamasına yol açar.</p><p><br></p><h2>HARCAMAK AMA NASIL?</h2><p>İslâm’da en azıyla yetinme mecburiyeti yoktur, insan onuruna yakışacak şekilde hayatın idame ettirilmesi için nimetlerden faydalanılması teşvik edilmiştir. Bu husus Kur’an’da şöyle dile getiriliyor: “De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” Ancak olgun mü’min, sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Kazancının sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir, servetini O’nun emrettiği biçimde kullanır, sosyal sorumluklarını yerine getirir ve asla gösteriş tüketimine yönelmez.</p><p>Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm ettiği gibi yaşadığı toplumu da huzursuz etmektedir. Yiyecek, giyecek ya da yakacak gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda pervasızca yapılan harcamalar maddi imkâna sahip olmayan insanlarda kıskançlık, kin ve nefrete yol açabilir. İslâm dini savurganlığın hakim olduğu böyle bir yaşayışı reddetmiş ve sadece kendi refahını düşünerek toplumsal sorunlara kayıtsız kalanları ağır biçimde eleştirmiştir.</p><p><br></p><h2>KAYNAKLARI HIZLA TÜKETİR</h2><p>Öte yandan aşırı tüketimin bedeli sadece bireysel değildir. İsraf, doğal kaynakların hızla tükenmesine, çevresel dengenin bozulmasına ve gelecek nesillerin haklarının ihlaline neden olmaktadır. Bir tişörtün, bir çift ayakkabının ya da bir hamburgerin üretimi için harcanan su miktarları dikkate alındığında, yapılan her gereksiz alışverişin aslında geleceği tüketmek anlamına geldiği daha net anlaşılmaktadır. Bu nedenle tüketimde ölçü, aynı zamanda çevresel ve toplumsal bir sorumluluktur.</p><p><br></p><h2>ÖLÇÜYÜ KORUYUP İNSAN KALABİLMEK</h2><p>Sonuç olarak İslam’ın öngördüğü tüketim anlayışı, yoksunluğu değil; bilinçli ve ahlâklı bir zenginliği hedefler. İnsan, sahip olduklarının mutlak sahibi değil, emanetçisidir. Harcama özgürlüğü sınırsız değildir ve toplumsal adalet, çevre bilinci ve manevî sorumlulukla sınırlandırılmıştır. İsraf, sadece malı değil; emeği, zamanı ve geleceği de tüketir. Bu nedenle gerçek refah, daha çok sahip olmakta değil; ölçüyü koruyarak insan kalabilmekte saklıdır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4781976" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/12/26/efbd26bd-5yz7w6sd0taijdhjip37b.webp" data-title="Tövbe ve istiğfar mevsimi" data-url="/islam-sanatlari/tovbe-ve-istigfar-mevsimi-4781976" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Tövbe ve istiğfar mevsimi</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4768479" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/11/14/d7195c95-mro6v220f2yn4qfq1i0l.webp" data-title="İslam'da her türlü şiddet yasaktır" data-url="/islam-sanatlari/islamda-her-turlu-siddet-yasaktir-4768479" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İslam'da her türlü şiddet yasaktır</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4757032" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/10/10/bde67596-v0z5pr81mp92816x66qvqb.webp" data-title="Allah’ın gazabına uğrayan kavimler" data-url="/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Allah’ın gazabına uğrayan kavimler</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/modern-dunyada-tuketim-olcusunu-kaybetmek-4784256</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2026/1/2/25940406-hr89cslvnrzq2ezza6h0b.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 02 Jan 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tövbe ve istiğfar mevsimi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/tovbe-ve-istigfar-mevsimi-4781976</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/tovbe-ve-istigfar-mevsimi-4781976" rel="standout" />
      <description>Üç aylar, kameri ayların yedincisi olan Receb ile başlayan, Şaban ayı ile devam eden ve Ramazan ayı ile son bulan ayların toplu adıdır. Gönül dünyamıza bahar neşesi getiren, yeniden derlenme, toparlanma ve hayat bulma mevsimi olan üç aylar, nefis muhasebesi için en kıymetli vakitlerdir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Allâh-u Teâlâ, mekânlar içinde mukaddes mekânlar; zamanlar içinde de mukaddes zamanlar yaratmıştır. İşte o mukaddes zamanlardan biri de üç aylar diye bilinen; Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Dinimizce bu üç ayların önemi ve kıymeti çok büyüktür. Üç aylar, gönül dünyamıza bahar neşesi getiren, yeniden derlenme, toparlanma ve hayat bulma mevsimidir. Bu aylar, rahmet dalgalarının başladığı, manevî huzur ve sükûnun kalplere doğduğu, ilâhî rahmetin coştuğu aylardır. Bu mübarek aylar içerisinde öyle feyizli ve bereketli geceler vardır ki, Allah’ın rahmeti bu gecelerde müminler üzerine yağmur gibi yağar.</p><p>Hayatımızda adeta otokontrol sisteminin kurulmasına vesile olan üç aylar ve kandiller, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi değerlendirmemiz için son derece kıymetli fırsatlardır.</p><p>“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 18)</p><p>Bu günlerde nefisler hesaba çekilmeli, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede ve nasıl tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak büyük divanın tek Hâkimi Yüce Allah’ın hakkımızda nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir.</p><p><br></p><h2>ÜÇ AYLARIN İLKİ: RECEB</h2><p>Receb ayı gerek İslâm’dan önce, gerekse İslâm’dan sonra mukaddes bilinen bir aydır. İslâm dini gelmeden önce, bu ay girer girmez, Arap kabileleri arasında harp etmek, baskın ve çapulculuk yapmak yasaklanır, herkes kendisini bu ayda güven içinde hissederdi. İslâm geldikten sonra da bu aya olan hürmet devam ettirildi. Receb ayı, içinde iki kandil gecesi bulunması açısından da faziletli bir aydır. Receb ayının ilk cuma gecesi Regaib kandilidir. Bu yıl da Receb ayı, Regaib Kandili ile başladı. Receb ayının 27. gecesi ise Miraç Kandili'dir. Büyük tasavvuf alimi, Zünnun-i Mısri üç aylar hakkında şöyle demiştir: “Receb tohum ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan hasat ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer. Ne yaparsa cezasını çeker.” Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan Ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı oluyor.</p><p><br></p><h2>EN FAZİLETLİ İKİNCİ AY: ŞABAN</h2><p>Sözlükte “dağılmak, gruplara ayrılmak” anlamındaki şa‘b kökünden türeyen Şaban kamerî yılın Receb’ten sonra, Ramazan’dan önce gelen sekizinci ayının adıdır ve dinî gelenekte önemli bir yeri olan üç ayların ikincisidir. Şaban ayının büyük kısmını oruçlu geçiren Hz. Peygamber (sav) “İnsanların değerini bilemedikleri bu ayda ameller Allah’a arz edilir; ben amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini arzu ediyor ve bu ayda oruç tutuyorum” buyurmuş, Ramazan dışındaki en faziletli orucun Şaban’da tutulan oruç olduğunu ifade etmiştir. Bu rivayetler sebebiyle Şaban ayında oruç tutulması mendup olmakla birlikte, Hz. Aişe’den nakledilen, Resul-i Ekrem’in Ramazan Ayından başka hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği şeklindeki rivayeti yanında oruç tutmanın farz olduğu Ramazan Ayına şevkle girmeyi zorlaştıracağı için Şaban’ın on beşinden sonra orucun azaltılması veya terk edilmesi tavsiye edilmiştir.</p><p><br></p><h2>KUR’AN AYI: RAMAZAN</h2><p>‘’Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin’’ (Bakara, 185)</p><p>Rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan’a “Kur’an ayı” da denilmektedir. Çünkü Allah’ın insanlığa son mesaj olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygambere bu ayda inmeye başlamıştır. Ayet-i Kerime’de Ramazan ayında indirildiği bildirilen Kur’an-ı Kerim, son ilâhî kitaptır ve Allah’ın son kelamıdır. O, bir kanundur, hükümleri Kıyamet’e kadar devam edecektir. Kur’an-ı Kerim insanlığı iyiye, güzele, doğruya götürecek olan tek hayat kaynağıdır.</p><p>Cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların zincirlere vurulduğu bu ay müminler için oruç ayıdır. Bu sebeple, Müslüman bu ayda orucunu tutacaktır. Zira oruç sadece aç ve susuz kalmak değil, kalbin Allah’a açılması hayata Allah’ın emrettiği şekilde bakılmasıdır. Yine başka bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Kim Ramazan ayının faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek, Ramazan’ı ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”</p><p>Ramazan’ın diriltici özelliği, bütün insanlığı huzura ve mutluluğa kavuşturmak için yeryüzüne gönderilen Kur’an-ı Kerim’in bu ayda inmeye başlamasından, bin aydan yani seksen küsur yıllık bir ömürden daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde bulunmasından kaynaklanmaktadır.</p><p><br></p><h2>GÜNAHLARDAN ARINMA ZAMANI</h2><p>Hayatımızın her anında, hataya düşen biz kullar için vazgeçemeyeceğimiz en temel husustur tevbe ve istiğfardır. Tevbe ve istiğfar; kulun günahını ve hatasını terk edip, dua ve niyaz ile Rabbinden bağışlanma dileyip bütün varlığıyla O’na dönmesi, Cenab-ı Hakk’ın da kuluna af ve mağfiretle mukabelede bulunmasıdır.</p><p>Bu sebeple, üç aylarda, Yüce Rabbimize yapmış olduğumuz günah, hata ve isyanlarımız için tevbe edelim, istiğfarda bulunalım. Günahlar insanların sırtında yüktür. Bu aylar ise bu yükü hafifletme vaktidir. Onun yolu ise tövbedir. İşte üç aylar, keşkelerin öğütülüp iradî başlangıçların yapıldığı en güzel anlardandır. Tevbe ve istiğfar ile günahlardan arınmanın, işlediğimiz hata ve günahlardan dolayı pişmanlık duyarak O’ndan af dilemenin, onları bir daha işlememek için kararlı bir duruş sergilemenin en güzel fırsatıdır. Yüce Mevla’nın huzurunda mahcubiyet ve pişmanlık duyarak, günahlara bir daha dönmemek üzere yüz çevirerek, hayatımızda yeni ve tertemiz bir sayfa açmaya karar verme anıdır.</p><p><br></p><h2>NAFİLE İBADETLERİ ÇOĞALTALIM</h2><p>Zamanımızda “Üç aylar” kış mevsimine rastlamaktadır. Efendimiz’in ifadesiyle “kış müminin ilk baharıdır.” Bu itibarla üç ayları bahara dönüştürmek için namaz, oruç ve benzeri nafile ibadetleri arttırmak gerekir. Zira namaz kötülüklere set, oruç takva aracıdır. Nafile namaz ve oruçlarla, yapılacak hayır ve hasenatla üç ayları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.</p><p>Receb ve Şaban aylarında ise; Hz. Peygamberin (sav) diğer aylara oranla daha fazla nafile oruç tuttuğu, ancak Ramazan’ın dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu itibarla, Receb ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Kişi, sağlığı müsait olup güç yetirdiği takdirde bu aylarda dilediği kadar nafile oruç tutabilir. Bir gerçeği de unutmamalıyız ki üç aylar içerisinde idrak edilen kandil gecelerine ait özel bir namaz sahih kaynaklarımızda mevcut değildir. Nebevi öğreti de asıl olan az ve devamlı bir ibadet düzenidir.</p><p>Yüce kitabımız Kur’an’ın ifadesiyle belirtmek gerekirse, gerçekte kalıcı olan, işleyeceğimiz yararlı amellerdir. Toplumumuzda boynu bükük, gözü yaşlı, dışlanmış kimse varsa onun derdini dert edinelim. Her ayı Ramazan ve her gün ve geceyi Kadir Gecesi gibi yaşamaya gayret etmek, dargınlık, kırgınlık, kin ve nefretin yerine; sevgiyi, merhameti, dostluk ve kardeşliği hâkim kılmak, yetimlerin, kimsesizlerin, fakir ve muhtaçların yüzünü güldürmek şiarımız olsun.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4768479" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/11/14/d7195c95-mro6v220f2yn4qfq1i0l.webp" data-title="İslam'da her türlü şiddet yasaktır" data-url="/islam-sanatlari/islamda-her-turlu-siddet-yasaktir-4768479" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İslam'da her türlü şiddet yasaktır</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4757032" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/10/10/bde67596-v0z5pr81mp92816x66qvqb.webp" data-title="Allah’ın gazabına uğrayan kavimler" data-url="/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Allah’ın gazabına uğrayan kavimler</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4752305" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/9/26/c1b29904-9pjxh3s4f6txp0c2e1ude.webp" data-title="Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri" data-url="/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/tovbe-ve-istigfar-mevsimi-4781976</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/12/26/efbd26bd-5yz7w6sd0taijdhjip37b.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 26 Dec 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam'da her türlü şiddet yasaktır</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/islamda-her-turlu-siddet-yasaktir-4768479</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/islamda-her-turlu-siddet-yasaktir-4768479" rel="standout" />
      <description>İslamî değerlere göre, bir insanın ölümü, insanlığın ölümü demektir. Dolayısıyla insan, bizatihi insan olduğu için bir değer taşımaktadır ve taşıdığı bu değerden dolayı şiddete maruz kalmamalıdır. Dinimizde her türlü ve her boyutta şiddet yasaklanmıştır. Şiddet nereden ve kimden gelirse gelsin bir insanlık suçudur. Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Ramazan Altıntaş yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şiddet; güç ve baskı uygulayarak, insanların bedenî ve ruhî açıdan zarar görmesine sebep olan bireysel ve toplu hareketlerin tümüdür. İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan şiddetle insanın yolları farklı zaman ve mekânlarda kesişmiştir. Ancak günümüzde dünyanın her bir bölgesinde yaşanan farklı türlerdeki şiddet olaylarına bakıldığında, bugünün en önemli ve öncelikli sorununun şiddet olduğu görülecektir. İnsanlık bugün fiziksel, psikolojik, sosyolojik, siyasal, kültürel, ekonomik, sözel ve cinsel yönden devasa bir şiddet sarmalına alınmış durumdadır. Aile üyelerinin birbirlerine uyguladıkları şiddet; kadının, çocuğun, yaşlının maruz kaldığı şiddet; toplumda savunmasız insanlara ve engellilere yönelen şiddet; hayvanları ve tabiatı tahrip eden şiddet; törenin, terör ve anarşinin şiddeti… Kısacası bugün şiddet sarmalı yeryüzünü acıya, gözyaşına ve nefrete boğmaktadır.</p><p>İslam’ın temel kaynaklarında şiddet, “zulüm” kavramıyla ifade edilir. Zulüm adaletin zıddı olup, sınırı aşmak, hak-hukuk gözetmemek, yapılmaması gereken bir davranışta bulunmak anlamına gelir. Adalet ise, her hak sahibine hakkını vermek ve her şeyi yerli yerine koymak demektir. İslam’ın en temel prensiplerinden birisi zulmün haram, adaletin ise farz oluşudur. Bir kutsi hadise göre, Cenâb-ı Hak, “Ben zulmü kendime ve kullarıma haram kıldım. O hâlde siz de birbirinize zulmetmeyin.” buyurur (Müslim, “Birr ve Sıla” 55).</p><p>Zulmün de adaletin de yaşı ve cinsiyeti yoktur. Bir diğer deyişle, erkeğiyle kadınıyla, genciyle yaşlısıyla, amiriyle memuruyla, zenginiyle yoksuluyla herkes birbirine karşı âdil olmakla ve zulmetmemekle mükelleftir. Dinimizde her türlü ve her boyutta şiddet yasaklanmıştır. Şiddet nereden ve kimden gelirse gelsin bir insanlık suçudur.</p><p><br></p><h2>ŞİDDET NEREDEN BESLENİYOR?</h2><p>Şiddetin asırlardır beslendiği bazı damarlar vardır. Şiddetle doğru ve etkili bir mücadele yürütebilmek için bu damarları bilmek önemlidir. Zira çoğunlukla engelleme, ötekileştirme ve ayrımcılık üzerinden yürüyen şiddet davranışları, zihinsel ve duygusal anlamda farklı zeminlere dayanır.</p><p><br></p><h2>1. İFADE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ENGELLENMESİ</h2><p>Din ve vicdan özgürlüğü, insan olmanın, kişilik ve haysiyetin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü, öncelikle kişinin hiçbir baskı altında kalmadan dinini serbestçe seçmesi anlamına gelir. Ardından yine hiçbir müdahaleye maruz kalmadan bu dini öğrenme, öğretme, yayma, telkin etme, okutma ve uygulama gibi faaliyetleri yürütme hakkı gelir. Devlet-millet kaynaşmasının güvencesi, din ve vicdan özgürlüğünün varlığıdır. Din, bir vicdan işidir. Kişi din konusunda bilgilendirildikten sonra iman ve inkâra zorlanamaz. İnsanların vicdanları üzerinde baskı ve güç kullanmak bir şiddet türü olup dinî bir tavır değildir.</p><p><br></p><h2>2. ADALET DUYGUSUNUN ZEDELENMESİ</h2><p>Adalet, her türlü sapmanın ve haksızlığın karşıtı olup, “bir şeyi ait olduğu yere koymak, bir şeyin hakkını vermek, eşit ve denk yapmak” anlamlarına gelir. Adalet “insaf, haklılık, söz ve eylemde doğruluk” manalarını kapsayan bir denkleştirmedir. Makamı, soyu, ırkı, rengi, mal varlığı gibi sebeplerle bir insanın hak ettiği cezaya çarptırılmaması, hukukun sağlıklı biçimde işlememesi anlamına gelir. Toplumda sosyal barış ve güvenin kaynağı, adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun davranmaktır. (Nisâ, 135) Çünkü adalet duygusunun tartışılır hâle geldiği bir toplumda güven olamayacağı için huzur ve barış yara alır, şiddete giden yolun kapıları açılır.</p><p><br></p><h2>3. CİNSİYET AYRIMCILIĞI</h2><p>İslam, gelişiyle birlikte her türlü cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmıştır. Kadın ve erkeğin bir bütün olduğunu ortaya koymak suretiyle her iki cinsin de Allah’ın teklifleri karşısında eşit düzeyde sorumlu olduğunu bildirmiştir. Bütün bu uyarılara rağmen yaşadığımız dünyada hâlâ kadınlar şiddet görüyor. Sadece kadın olmak bile, baskıya, zorlamaya, tehdide ve şiddete maruz kalmayı kolaylaştırıyor.</p><p><br></p><h2>4. IRK AYRIMCILIĞI</h2><p>İslam’da bir toplumun farklı soylara ve kabilelere ayrılması doğal kabul edilir. Kur’an-ı Kerim’de bu durum, insanların birbirlerini tanımaları ve kimlik kazanmaları açısından bir vesile olarak vurgulanmıştır. İslam kabileye değil, kabileciliğe karşı çıkmıştır. Zira kabilecilik zihniyeti, katı asabiyet anlayışına dayanır. İslam’da müşterek manevi değerlere bağlı kardeşlik, biyolojik kardeşlikten daha kuvvetlidir. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi kavme mensup olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun, derisinin rengi, cinsiyeti, ekonomik durumu ne olursa olsun, evrensel planda bütün müminler birbirlerinin kardeşidir. Bu kardeşliğin sevgi ve saygı ile tahkim edilmesi gerekir. Irk ayrımcılığına ve şiddete engel olmanın yolu da ancak gönül birliği ve din kardeşliği bilincinden geçmektedir.</p><p><br></p><h2>5. SINIF AYRIMCILIĞI</h2><p>Kur’an-ı Kerim’e göre, insanoğlunu büyüklük taslamaya sürükleyen sebepler arasında, kendisini ‘seçkin’ görmeye dayalı bir sınıf ayrımcılığı da vardır. (Leyl, 8-11). Bu da psikolojik bir şiddet türüdür. Nitekim Kur’an’ın örnek verdiği gibi, tarihte bazı varlıklı kimseler “servetlerinden dolayı” kendilerini müstağni görmüşler, küfre düşmüşler, insanlara zulmetmişlerdir.</p><p><br></p><h2>ŞİDDETİN YERİNE BARIŞI YENİDEN KURMAK</h2><p>İslam, kelime olarak “barış, güven, huzur ve mutluluk” gibi anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla, İslam’ı din olarak kabul eden her kişi, “yeryüzünde barış, güven ve esenlik isteyen, Allah’ın bu amaç için koyduğu ilke ve kuralların gereğini yerine getirmeyi kabul eden” insandır. İslam, insanlığa ulaşan bir barış davetidir. Kur’an-ı Kerim’de bu davet şöyle dile getirilir: “Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 208)</p><p><br></p><h2>SONUÇ OLARAK</h2><p>Şiddet ve terörün dini ve milliyeti olmaz. İslam, kaynağı ve şekli ne olursa olsun şiddetin her türlüsüne karşıdır. Çünkü şiddetin yanı başında haksızlık, adaletsizlik, merhametsizlik ve fesat vardır. Yeryüzünü ıslah etmeyi amaç edinmiş bir Müslüman, insanlık suçu olan şiddet eylemlerinde bulunmadığı gibi, şiddet ve terörden yana olumlu bir his de taşımaz. Bu nedenle, sorumluluk sahibi her Müslüman, ailesinden komşularına, mahallesinden iş yerine, çarşısından stadyumuna bütün yaşam alanlarını şiddetten arındırmalıdır.</p><p>Nasıl ki Hz. Peygamber (sav), Mekke’nin fethinde, muktedirken bile, yıllar önce Müslümanlara hayatı dar eden kimselere karşı “af ve gönül dilini” kullanmışsa, bizler de onun yöntemini kullanmalıyız. Asıl yücelik, muktedirken bağışlamaktır. Asıl başarı, güçlüyken şiddetten uzak durmaktır. Asıl iyilik, kötülük yapana iyilikle karşılık vermektir. İşte o zaman her türlü şiddetin üstesinden gelinecektir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4757032" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/10/10/bde67596-v0z5pr81mp92816x66qvqb.webp" data-title="Allah’ın gazabına uğrayan kavimler" data-url="/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Allah’ın gazabına uğrayan kavimler</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4752305" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/9/26/c1b29904-9pjxh3s4f6txp0c2e1ude.webp" data-title="Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri" data-url="/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4741710" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/22/94a5d842-8lyhme7s9uj1yfdmfliap4.jpeg" data-title="Kişi dostunun dini üzeredir" data-url="/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4741710" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kişi dostunun dini üzeredir</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4739536" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/15/3b74bc6e-fr2i8dghqmwj4vo3unmxta.jpeg" data-title="Kur'an mesajı tüm evrene" data-url="/islam-sanatlari/kuran-mesaji-tum-evrene-4739536" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kur'an mesajı tüm evrene</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/islamda-her-turlu-siddet-yasaktir-4768479</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/11/14/d7195c95-mro6v220f2yn4qfq1i0l.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 14 Nov 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Allah’ın gazabına uğrayan kavimler</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032" rel="standout" />
      <description>Kur’ân, geçmiş kavimlerin günahları sebebiyle helak olduklarını kıssalarla anlatır. Helak edilen kavimlerin başta gelen kabahatleri, onları imana, itaate ve doğruluğa davet eden peygamberlere isyan etmeleri ve onları yalanlamalarıdır.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur'ân-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’e gönderilen son ilahi kitaptır. Bu Yüce Kitabın muhatabı bütün insanlar, gayesi de onların dünya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır. Kur'an-ı Kerim’in önemli bir bölümü geçmiş kavimlerin (toplumların) ve peygamberlerin kıssalarından, hayat hikayelerinden kesitler sunmaktadır. Şüphesiz bu kıssalar insanların okuyup geçmeleri için değil, ibret almaları içindir. Bu kıssalar çok önemli ibret, hikmet ve öğütlerle doludur. Bu itibarla ayetleri dikkatle okumalı ve bunlardan ders almalıyız. Şimdi helâk edilen kavimlerden bazılarının helak ediliş sebeplerini zikredebiliriz.</p><p><br></p><h2>HZ. NUH’UN KAVMİ</h2><p>Hz. Adem’den sonra insan nesli çoğalmış, bunlar yeryüzünde birçok yeri imar etmişler ancak zamanla hak dinden uzaklaşarak putlara tapmaya başlamışlardır. Yüce Allah insanlara Nuh aleyhisselamı peygamber olarak göndermiş; ancak insanlar onun öğütlerini dinlememişler, hatta onu alaya almışlardır. Nuh (as), kavminin iman etmesinden ümidini kesince onların helak olmalarını istemiştir. Allah da ona bir gemi yapmasını emretmiş ve bu gemiye müminlerle cins hayvandan birer çift almasını söylemiştir. Bundan sonra büyük bir tufanla sular her tarafı kaplamıştır. İman etmeyenler boğulmuşlar ve böylece helak olmuşlardır. Nuh kavminin helak edilmesinin nedeni Kur'ân’da şöyle anlatılır:</p><p>“Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi." (Ankebut, 14)</p><p>“Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.” (Nuh, 25)</p><p>Nuh kavmi Allah’a ve peygamberine isyan etmeleri, zulme, küfre ve günaha dalmaları sebebiyle helak olmuştur.</p><p><br></p><h2>AD KAVMİ</h2><p>Yemen bölgesinde yaşamakta olan Ad kavmine Yüce Allah peygamber olarak Hud aleyhisselamı göndermiştir. Ad kavmi, birçok nimetlere nail olmuş, görkemli binalar inşa etmişlerdi. Şirk ve küfürde ısrar eden kavme Hud (as), mucizeler göstermiş ve onları Allah’ın birliğine inanmaya çağırmıştır. Ancak ona kulak vermemeleri ve şirkte devam etmeleri sebebiyle şiddetli bir rüzgar ile helak olmuşlardır.</p><p>“Ad kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.” (Fussilet, 15)</p><p>Ad kavmi, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmeleri ve peygamberi yalanlamaları, inkar ve isyanları sebebiyle helâk edilmişlerdir.</p><p><br></p><h2>SEMUD KAVMİ</h2><p>Ad kavminin helakinden sonra Hicr bölgesinde Semud kavmi yaşamıştır. Semud kavmi pek çok nimete nail olmuş, dağları ve taşları oyarak muhkem evler inşa etmişler, yazlık ve kışlık konaklar yapmışlardır. Bolluk ve refah içerisinde yaşamışlar, uzun ömürlü bir hayat sürmüşlerdir. Zamanla Hak yoldan sapmışlar, şirke düşmüşlerdi. Yüce Allah onlara Salih aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. Salih (as), onları Allah’a imana, ibadete ve itaate çağırdı. Mucizeler gösterdi, öğütler verdi. Ancak kavmi onu dinlemediği gibi yalanladı. Kendilerine mucize olarak verilen ve sakın dokunmayın denilen dişi deveyi öldürdüler. Bunun üzerine Salih (as), ve iman edenler dışında Semud kavmi şiddetli bir gök gürültüsüyle helak edildiler.</p><p>“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.” (Neml, 45)</p><p>“Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı. Allah’ın Resülü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları” helak etti ve kendilerini yerle bir etti.” (Şems, 13-14)</p><p><br></p><h2>LUT KAVMİ</h2><p>Lut alehisselam, Filistin muhitinde bulunan Sedom kavmine peygamber gönderilmiştir. Bu kavim, hak yoldan sapmış, inkâr ve isyana dalmış bir kavimdi. Kadınları bırakıp erkeklere yönelmişler, homoseksüellik yapmaya başlamışlardı. Lut (as) kavmini doğru yola davet etti. Kendilerine yapılan daveti kabul etmemeleri üzerine helake edildiler.</p><p>"Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o kavmine şöyle demişti: 'Göz göre göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz?. Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz.” (Neml, 54-55)</p><p>“Biz Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.” (Enbiya, 74)</p><p><br></p><h2>FİRAVUN VE ONA TABİ OLANLAR</h2><p>Kur'ân-ı Kerim’de helak edildiği bildirilen bir başka kavim de Firavun ve ona tabi olanlardır. Eski Mısır krallarına verilen genel bir isim olan Firavunlar İsrailoğullarını esir gibi ağır ve meşakkatli işlerde çalıştırmışlardır. Bir yanda firavunların diğer yanda Mısır’ın yerlisi putperest Kıptilerin kendilerine yükledikleri ağır işlerden bıkan İsrailoğulları eski ata yurtları Kenan diyarına gitmek istiyorlardı. Ancak Firavundan kurtulup bir türlü buna nail olamıyorlardı. Firavun’a bir kahin, İsrailoğullarından bir çocuğun doğarak saltanatını yıkacağını söyleyince, Firavun, İsrailoğullarından doğan erkek çocuklarını öldürmeye başlamış, böyle bir zamanda Musa aleyhisselam dünyaya gelmişti. Kur'an’a göre Musa (as), mucizevi şekilde Firavun’un elinden kurtulmuş hatta onun sarayında annesinin kucağında büyümüş, Firavun’u ve Kıptileri tevhit inancına çağırmış, ancak imana gelmeyen Firavun ilahlık taslamış, neticede askerleriyle birlikte denizde helak edilmiştir.</p><p>“İman eden bir kavim için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız” Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o bozgunculardandı.” (Kasas, 3-4)</p><p>“Bunun üzerine Mûsâ’ya, 'asan ile denize vur' diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk.” (Şuara, 63-66)</p><p><br></p><h2>İBRETLER VE ÖĞÜTLER VARDIR</h2><p>Her kavim için dünyada belirli bir yaşama süresi vardır. Bu süre geldiği anda geri bırakılmaz ve ertelenmez. Dünya üzerinde yaşamış olan kavimlerin helak edilmeleri, işledikleri şirk, küfür, isyan ve zulüm gibi günahları sebebiyledir. Allah kullarına asla zulmetmez. Geçmiş kavimlerin kıssalarında insanlar için ibretler ve öğütler vardır. Helak edilen kavimlerin kıssaları da böyledir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4752305" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/9/26/c1b29904-9pjxh3s4f6txp0c2e1ude.webp" data-title="Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri" data-url="/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-gazabina-ugrayan-kavimler-4757032</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/10/10/bde67596-v0z5pr81mp92816x66qvqb.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lokman Hekim’in hikmetli öğütleri</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305" rel="standout" />
      <description>Ahlâkî erdemler, Kur’an-ı Kerim’in ana mesajları arasında önemli yer tutmaktadır. Yüce Rabbimiz, kişinin hem kendi tekamülünde hem de evlat terbiyesinde dikkat edilmesi gereken hususları, Hz. Lokman'ın (as) oğluna öğütleri olarak ibret almamız için bizlere haber vermektedir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim’in ana konuları arasında itikat, ibadet, ukubat ve muamelatla birlikte eşsiz ahlaki erdemler de yer alır. Allah’ın son elçisi olan Hz. Muhammed de kendisinin güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini beyan eder. Dolayısıyla İslam ahlakının asıl kaynağını Kur’an ve onun ışığında oluşan sünnet teşkil eder. Bu iki temel kaynak dinî ve dünyevi hayatın genel çerçevesini çizmiş, peşinden bu çerçeveyi esas alan amelî kurallarını belirlemiştir. Kur’an-ı Kerim bütün hâlinde incelendiğinde eksiksiz bir ahlak sistemi oluşturacak zenginlikte nazari prensipler ile bunların pratik uygulamalara işaret eden örneklerinin verildiği görülür. Kur’an’da ifadesini bulan ahlaki prensiplerin mesajları bilhassa Allah’ın örnek elçileri olan peygamberlerin söz ve davranışları üzerinden verilmiştir. Bu konuda ilk akla gelen ahlaki prensip takdimlerinden birisi de Hz. Lokman’ın oğluna nasihatlerinin yer aldığı Lokman suresinde bulunur.</p><p><br></p><h2>PEYGAMBER DEĞİL HİKMET SAHİBİ BİR ZAT</h2><p>Peki Lokman (as) kimdir? Lokman suresinde Yüce Rabbimiz: “Andolsun, biz Lokman’a 'Allah’a şükret' diye hikmet verdik” buyurmaktadır. Bir başka bir ayet-i kerimede “Allah kime hikmet verirse ona büyük bir hayır vermiştir” diye beyan edilir.</p><p>Soyu hakkındaki rivayetler, Lokman’ın (as), Eyüp Peygamber ile akraba olduğu yönündedir. İslâm âlimlerinin ekseriyeti, onun peygamber değil, hikmet sahibi bir zat olduğu kanaatindedirler. “Hikme”in bir anlamı da nazarî ilimleri elde ettikten sonra kazanılan ruhî olgunluk, söz ve davranışlarda isabet melekesidir. Zemahşerî’nin Keşşâf isimli tefsir kitabında, onun hikmetlerinden bir örnek olmak üzere şu olay nakledilmektedir: Bir gün Davud Peygamber, Lokman’dan (as), bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça et getirmesini istemiş; Lokman da (as), ona kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirmiş. Birkaç gün geçince Davud aleyhisselâm, bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini istemiş; o, yine dilini ve yüreğini getirmiş. Hz. Davud’un, sebebini sorması üzerine Lokman (as) şöyle demiş: “Bu ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü olursa, yine bunlardan daha kötüsü olmaz.”</p><p>Ayrıca çiçekleri, otları ve tüm bitkileri kullanarak özel ilaçlar meydana getirmiştir. Bu nedenle yaygın olarak Lokman Hekim olarak da bilinir. Tıp biliminin amblemi bilindiği üzere yılandır. Bu amblemin Lokman’dan (as) geldiği rivayet edilmektedir.</p><p><br></p><h2>OĞLUNA ÖĞÜTLERİ</h2><p>Lokman Suresi'nde Rabbimiz bizzat ismini anarak Lokman’ın (as) lisanıyla onun oğluna yaptığı hikmetli öğütleri ibret almamız için bizlere haber verir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de bir hadisi şeriflerinde, ʺDin nasihattirʺ buyurur. Öyleyse Lokman’ın (as) oğluna verdiği öğütlerden kendimize düşen payı alalım.</p><p><br></p><h2>ALLAH’A ORTAK KOŞMA!</h2><p>Lokman’ın (as) oğluna yaptığı ilk nasihat, imanımızın vazgeçilmez ilk şartı “tevhid’dir.” O biricik evladına şöyle seslenir “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”</p><p>“İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır” mealindeki En’âm Suresi’nin 82. ayeti nazil olunca sahabeler, “Ey Allah’ın Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?” dediklerinde, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur, “Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir. O zulüm, şirk demektir. Lokman’ın oğluna nasihat ederken, ‘Allah’a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür’ dediğini işitmediniz mi?”</p><p>Lokman’ın (as) bu nasihati ile işaret ediyor ki bir kişiyi ve toplumu inşa etmenin birinci adımı onu şirkten kurtarmaktır. Şirk ise kısaca Allah’a zatında, sıfat ve fiillerinde başkalarını ortak koşmaktır.</p><p><br></p><h2>ANNE VE BABANA İYİ DAVRAN!</h2><p>Lokman’ın (as) ikinci nasihati, anne ve babaya iyi davranmaktır. “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.”</p><p>“Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur” şeklinde çevrilen ifade, emzirmenin normal süresi iki yıl kadar olmakla birlikte bunun mutlaka tamamlanması gerekmediğine, ana-baba isterlerse çocuğun iki yıl dolmadan da sütten kesebileceğine işaret eder. Allah’a minnettarlıkla ana babaya minnettarlığın birlikte emredilmesinin sebebi, Allah’ın insanı var edip onu nimetleriyle rızıklandırması, ana babanın da insanın hem dünyaya gelmesine vesile olması hem de hayatının en zayıf dönemlerinde, çocukluğunda, hastalığında ona kol kanat germesi, yetiştirip büyütmesi, beslemesi ve eğitmesidir. Ayette annenin fedakârlığına özel bir vurgu yapıldığı görülmekte, dolaylı olarak onun daha çok ilgi ve sevgi beklediğine işaret edilmektedir.</p><p><br></p><h2>İYİLİK DE KÖTÜLÜK DE ZAYİ OLMAZ</h2><p>Lokman’ın (as) oğluna yaptığı üçüncü nasihat, zerre miktarı bir iyiliğin bile Allah katında asla zayi olmayacağıdır. Konu ile ilgili ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”</p><p><br></p><h2>NAMAZI DOSDOĞRU KIL</h2><p>Lokman’ın (as) dördüncü nasihati inancımızda iman esaslarından sonra en büyük vazifemiz olan ve Rasûlullah (sav) efendimizin ifadesi ile dinin direği olan namazdır. Lokman (as) evladına: “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl” nasihati ile hem namazın kılınmasını hatırlatmış hem de dosdoğru ifadesi ile namazın nasıl kılınması gerektiğini beyan etmiştir.</p><p><br></p><h2>İYİLİĞİ EMRET, KÖTÜLÜKTEN VAZGEÇİR</h2><p>Beşinci nasihat ise her Müslümanda bulunması gereken en önemli ilkelerden “emr-i bi’l maruf nehy-i ani’l münker’dir.” Yani insanlara belli bir usul dairesinde iyiliği emretmek ve insanları kötülükten nehyetmektir. “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış…”</p><p><br></p><h2>İNSANI AYAKTA TUTAN SABIRDIR</h2><p>Lokman (as)’ın oğluna yaptığı altıncı nasihat. Her şeyin Allah’ın izni dairesinde meydana geldiği hakikatini insana hatırlatan ve musibetler karşısında insanı ayakta tutan sabırdır. “…Başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.”</p><p><br></p><h2>ALLAH KİBİRLİYİ SEVMEZ</h2><p>Lokman’ın (as) değindiği bir diğer husus ise insanın manevi hayatını tahrip eden kibirden uzak durmak, yürüyüş ve seslerimizde orta bir yol tutmaktır. Konu ile ilgili ayeti kerimelerde şöyle buyrulur: “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.”</p><p><br></p><h2>SESİNİ KIS!</h2><p>Lokman’ın (as) sekizinci nasihati ise “Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” şeklindedir. Üstteki ayette ve bu ayette kaçınılması gereken olumsuz davranışlardan örnekler verilir. Bu örneklerin, özellikle kendini beğenmişlerin, başka insanları aşağılayıcı tutumlarından seçilmiş olması ve bunların Allah sevgisinden mahrum kalacakları uyarısında bulunulması, Kur’an’ın insan onuruna verdiği değeri yansıtması bakımından özellikle dikkat çekicidir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4746986" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/9/8/dfe4a1de-owo8xb107udcedg33x8zyi.webp" data-title="5. Uluslararası İslam sanatında geometrik desenler çalıştayı Sivas’ta başlıyor" data-url="/islam-sanatlari/5-uluslararasi-islam-sanatinda-geometrik-desenler-calistayi-sivasta-basliyor-4746986" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">5. Uluslararası İslam sanatında geometrik desenler çalıştayı Sivas’ta başlıyor</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/lokman-hekimin-hikmetli-ogutleri-4752305</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/9/26/c1b29904-9pjxh3s4f6txp0c2e1ude.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 26 Sep 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>5. Uluslararası İslam sanatında geometrik desenler çalıştayı Sivas’ta başlıyor</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/5-uluslararasi-islam-sanatinda-geometrik-desenler-calistayi-sivasta-basliyor-4746986</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/5-uluslararasi-islam-sanatinda-geometrik-desenler-calistayi-sivasta-basliyor-4746986" rel="standout" />
      <description>İstanbul Tasarım Merkezi, İslam sanatında köklü bir yere sahip olan geometrik desenleri uluslararası ölçekte ele almak amacıyla düzenlediği Uluslararası İslam Sanatında Geometrik Desenler Çalıştayı’nı bu yıl Sivas’ta gerçekleştiriyor.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Tasarım Merkezi, İslam sanatında köklü bir yere sahip olan geometrik desenleri uluslararası ölçekte ele almak, disiplinler arası bir bakış açısıyla değerlendirmek ve konunun uzmanlarını bir araya getirmek amacıyla düzenlediği Uluslararası İslam Sanatında Geometrik Desenler Çalıştayı’nı bu yıl Sivas’ta T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı - Marmara Üniversitesi destekleriyle gerçekleştiriyor.</p><p>İlk kez 2013 yılında “Tarihi Süreç ve Yeni Denemeler” başlığıyla düzenlenen çalıştay, daha önce İstanbul, Konya, Amasya ve Edirne’de gerçekleştirilmiş ve geniş bir ilgiyle karşılanmıştı. Beşincisi düzenlenecek olan çalıştay, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kabulünün 40. yılı vesilesiyle, 25-30 Eylül 2025 tarihleri arasında <strong>“Anadolu Kültür Mirasının İzinde” </strong>temasıyla Sivas’ta yapılacak.<img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2025/9/8/b9fc6ff7-zn5nc3wgioku6hhtevzvh.webp" data-card-width="1067" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2025/9/8/b9fc6ff7-zn5nc3wgioku6hhtevzvh.webp"></p><p><strong>Program</strong></p><p>•	Açılış Töreni ve Sunumlar</p><p>25 Eylül 2025 Perşembe günü, Sivas Şems-i Sivasi İl Halk Kütüphanesi'nde gerçekleştirilecek ve halka açık olacak.</p><p>•	Atölyeler ve Akademik Çalışmalar</p><p>26-30 Eylül 2025 tarihlerinde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde gerçekleştirilecek. Atölye katılımcıları ön başvuru yapanlar arasından seçilecek.</p><p>Çalıştay dili Türkçe ve İngilizce olup, İngilizce atölye programlarına katılmak isteyenlerin iyi seviyede İngilizce bilmesi zorunludur.</p><p>Katılım ve Başvuru</p><p>Çalıştay programı ücretsizdir ve sınırlı sayıda katılımcı kabul edilecektir.</p><p>•	Son başvuru tarihi: 10 Eylül 2025</p><p>•	Katılımcıların, programın tamamına katılması zorunludur.</p><p>Davetli Konuşmacılar ve Atölye Yöneticileri</p><p>Çalıştay kapsamında Polonya, İran, Özbekistan, Hindistan, İngiltere ve Türkiye’den birçok akademisyen, sanatçı ve araştırmacı sunum ve atölye çalışmaları gerçekleştirecektir.</p><p>Aralarında Prof. Dr. Miroslaw Majewski, Prof. Fatemeh Nazarian, Prof. Dr. Hamidreza Kazempourfard, Prof. Dr. Moones Rahmandoust, Prof. Dr. Aziz Doğanay, Dr. Shahboz Mustafoev, Richa Raut, Marzieh Kaviani, Tuba Genç, Leyla Betül Küçük, Nisa Sağkaya, Yusuf Bodur gibi isimler yer alacaktır.</p><p><br></p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4746358" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2023/3/22/35e00167-2k1difr1z5lyeqb7cq1ln.png" data-title="Eylül’de İstanbul’un Sanat Haritası" data-url="/yazarlar/samed-karagoz/eylulde-istanbulun-sanat-haritasi-4746358" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Eylül’de İstanbul’un Sanat Haritası</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/5-uluslararasi-islam-sanatinda-geometrik-desenler-calistayi-sivasta-basliyor-4746986</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/9/8/dfe4a1de-owo8xb107udcedg33x8zyi.webp</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 12:29:36 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişi dostunun dini üzeredir</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4741710</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4741710" rel="standout" />
      <description>İnsan, arkadaşını kendisi seçer. Ancak Kur’ân ve hadis uyarıyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun” (Tevbe,119). “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin” (Tirmizî, Zühd,45).</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hayatımızın her alanında olduğu gibi, bizleri dünya ve ahiret mutluğuna eriştirecek formülleri sunan güzel dinimiz, arkadaş seçimi ve hukuku konusunda da yol göstericimiz olmuştur. “Arkadaş seçiminde ölçümüz ne olmalıdır?” sorusunun cevabını Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle bildirir:</p><p>“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe,119)</p><p>Bu ayet-i kerime mucibince emrin muhatabı olan insan, öncelikle kendisi Cenab-ı Hakk’a karşı gelmekten sakınmalı, doğru olmalı ve sonra Allah’a karşı gelmekten sakınan, doğru insanlarla beraber olmalıdır.</p><p><br></p><h2>BİRBİRİYLE UYUŞANLAR KAYNAŞIR</h2><p>Türlü ihtiyaçlar ile var edilen insan tek başına yaşamak için yaratılmamıştır. Onu kuşatan çevresi ile aktif veya pasif bir şekilde etkileşim halindedir. Akıp giden hayatın karmaşası içinde kendisini anlayacak, derdi olduğunda içini dökecek, sevinçli olduğunda onunla beraber bu sevincini paylaşacak insanlara ihtiyaç duyar. Elbette insanın aile efradı ve akrabaları ile bu duyguları paylaşması tabii bir durumdur. Çünkü onlarla Allah’ın takdiri sonucu kan ve nesep bağı ile bağlanmıştır. Ancak, kişi arkadaşını kendisi seçer. Zorunlu olarak değil, sırf kendi istediği için hayatına alır ve bağ kurar. Çünkü kalp öyle bir yerdir ki içerisinde kendisinden bir şeyler bulamadığı kişinin sevgisini barındırmaz.</p><p>Peygamber Efendimiz bununla ilgili şöyle buyurur: “Ruhlar bir araya gelmiş topluluklardır. Onlardan birbirleriyle uyuşanlar kaynaşır, uyuşamayanlar kaynaşamaz, ayrılır.” (Müslim, Birr,159)</p><p><br></p><h2>MÜMİNLERİ BIRAKIP KAFİRLERİ DOST EDİNMEYİN</h2><p>Bir Müslümanın arkadaş edinirken, kendisiyle inanç birliği olan ve kalbinde Allah korkusu taşıyan kimseleri seçmesi gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şu ayetlerle bildirmektedir: “Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz...” (Âli İmrân, 28)</p><p>“Ey imân edenler! Yahudî ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar (gerektiğinde) birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden her kim onları dost edinirse, doğrusu o da onlardandır…” (Maide, 51)</p><p>“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin.” (Maide, 57)</p><p><br></p><h2>ARKADAŞINIZA DİKKAT EDİN</h2><p>İnsan kiminle gezdiğine, kiminle oturup kalktığına, kiminle yarenlik yaptığına ve arkadaşlık kurduğuna dikkat etmelidir. Çünkü insanların hali birbirine geçicidir. İnsan insanın aynasıdır. Atalarımız boşuna dememiştir: “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”</p><p>Nitekim Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Tirmizî, Zühd,45)</p><p><br></p><h2>MİSK KOKULU ARKADAŞLAR</h2><p>Yine bu konu ile ilgili bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın hali, misk (güzel koku) satanla körük üfüren kimse gibidir. Misk satan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan satın alırsın ya da ondan güzel kokular duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü koku duyarsın!” (Müslim, Birr,146)</p><p>İşte bu Hadis-i Şerifle Efendimiz'in işaret buyurduğu gibi hayatımıza aldığımız insanlar mutlaka menfi veya müspet olarak bizi etkiler. Böyle dostluk ve arkadaşlıklar edinmeliyiz ki güven vermeli, güven almalı. Temeli sadece Allah’ın sevgisine dayanmalı, her haliyle Allah’ı hatırlatmalı. Bu şekilde hayatımıza değer katacak, kişiliklerimizi geliştirecek, iyiliğe çağırıp kötülükten sakındıracak arkadaşlara her daim ihtiyacımız vardır.</p><p><br></p><h2>KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR</h2><p>Müminler birbirini Allah için sever ve yakınlık kurarsa bu dostluk ebedi alemde de sürecektir. Ancak cehennem ehlinin bu dünyadaki dostluğu ahirette bir pişmanlık olacak, kötülükte yardımlaşanlar orada birbirini suçlayıp duracaklardır. Yine Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi: “Kişi sevdiğiyle beraberdir” (Buhari, Edep,96)</p><p><br></p><h2>ÜÇ ÇEŞİT ARKADAŞ</h2><p>Üç çeşit arkadaş vardır;</p><p>1-Gıda gibidir sıklıkla ararsın;</p><p>2-İlaç gibidir ihtiyacın olduğunda ararsın;</p><p>3-Hastalık gibidir istemesen de o seni bulur.</p><p>Belki bu örnekler çoğaltılabilir. Ama asıl olan hayatımıza alacağımız insanları bazı elemelerden geçirerek tanımamız en doğru davranış olacaktır. Bu bizim körü körüne güven duyup sonra da hayal kırıklığı yaşamamızın önüne geçecektir.</p><p>Sevgili Peygamberimiz (sav), “Sevdiğini ölçülü sev belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız belki bir gün dostun olabilir” buyurarak, hem sosyal hayatımız hem de beşerî ilişkilerimiz hususunda sınırlarımızı belirleyen ölçünün nasıl olması gerektiğinin en anlaşılır şekliyle altını çizmektedir. Arkadaşlık ve dostluk karşılıklı sevgi, saygı, iyi niyet ve özveri ile beslenir. Bu duygularla beslenmeyen birliktelikler arkadaşlık ve dostluk değildir, menfaate dayalı ilişkilerdir. Dolayısıyla menfaat bittiğinde aradaki bağ da ona bağlı olarak kopar.</p><p>Sosyal hayat ve özel hayat ayrımını iyi yapmak, insanlarla iyi ilişkiler kurmak, bunu yaparken de her zaman Müslüman kimliğimizi muhafaza etmek bizim en önemli kriterimiz olmalıdır.</p><p>Sonuç olarak dünyada Allah için sevenlerin sevgisi bir rahmet, Allah için değil de başka sebeplerle birbirini sevenlerin sevgisi nedamet olacaktır. Bu itibarla, müşterek duygulara sahip olmayanların, tesâdüfî yakınlıklarının dostlukla alâkası yoktur.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4739536" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/15/3b74bc6e-fr2i8dghqmwj4vo3unmxta.jpeg" data-title="Kur'an mesajı tüm evrene" data-url="/islam-sanatlari/kuran-mesaji-tum-evrene-4739536" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kur'an mesajı tüm evrene</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4737162" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/8/0fd1cef1-cov7l1ag9asvjveh6k8j6i.jpeg" data-title="Çocuk yetiştirme ve kaliteli vakit geçirme anlayışı" data-url="/islam-sanatlari/cocuk-yetistirme-ve-kaliteli-vakit-gecirme-anlayisi-4737162" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Çocuk yetiştirme ve kaliteli vakit geçirme anlayışı</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4741710</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/8/22/94a5d842-8lyhme7s9uj1yfdmfliap4.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 22 Aug 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur'an mesajı tüm evrene</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-mesaji-tum-evrene-4739536</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-mesaji-tum-evrene-4739536" rel="standout" />
      <description>Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Soysaldı, Kur'an-ı Kerim'in evrensel olduğunu ve mesajlarının kıyamete kadar tüm zamanları, insanları ve cinleri içine alacak özellikler taşıdığını vurguladı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem ile birlikte ilâhî hükümleri insanlara bildirmeye başlamıştır. Hz. Âdem’den sonra insanların, kendilerine indirilen ilâhî dinleri tahrif ederek yeryüzünde fesat çıkarmaları veya zaman içerisinde insanların hayat şartlarının değişerek farklı ihtiyaçların ortaya çıkması üzerine, Yüce Allah yeniden peygamberler göndererek hükümlerini zaman ve şartlara uygun bir tarzda yenilemiştir. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’le başlayan peygamberlik meşalesi, son peygamber Hz.Muhammed’le zirveye ulaşmış ve son bulmuştur. Kur’an, bütün peygamberleri, aynı misyonu yüklenmek üzere gönderilmiş, birbirini doğrulayan Allah elçileri olarak tanımlamaktadır. Bütün peygamberler, Allah katında tek ve makbul din olan İslam dinini tebliğ için gelmişlerdir. Kur’an’ın açık ifadesinden anlaşıldığı üzere Hz. Muhammed (sav) son peygamberdir. Artık ondan sonra başka bir peygamber gelmeyecektir. Netice olarak, Kur’an-ı Kerim de son ilâhî kitaptır. Böyle olunca, Kur’an’ın ihtiva ettiği prensip ve hükümlerin evrensel olması, dünyanın tüm bölgelerinde yaşayan insanlara ve kıyamete kadar bütün zamanlara uygun olması gerekir.</p><p><br></p><h2>TÜM BEŞERİYETE HİTAP EDER</h2><p>Sözlüklerde evrenle ilgili, bütün insanlığı ilgilendiren, âlemşümul, dünya ölçüsünde, her türlü şartlarda geçerli olan gibi anlamlara gelen “evrensel” kelimesi, âdeta Kur’an mesajı ile bütünleşmiştir. Nitekim İslam’ın temel kaynağı Kur’an’ın mesajları, kıyamete kadar bütün zamanları kapsayacak ve bütün insanları ve cinleri içine alacak özellik taşımaktadır. Kur’an, herhangi bir coğrafya, zaman ve ırk kayıtlı olmaksızın bütün beşeriyeti karanlıktan çıkarıp aydınlığa ulaştırmak için indirilmiştir. Nitekim Yüce Allah, “Ey Muhammed! Bu, Allah’ın izniyle, insanları karanlıktan aydınlığa, güçlü ve övülmeye layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah’ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır.” buyurmaktadır.</p><p><br></p><h2>GENEL PRENSİPLER VERİP DETAYA GİRMEZ</h2><p>Bu ayet ve hadisler, Kur’an’ın bütün insanlık için gönderilmiş bir kitap olduğunu belirtmektedir. Netice olarak, Kur’an, bütün insanlığa ışık tutacak ilke ve mesajlar içeren evrensel bir kitaptır. Kur’an’ın evrenselliğinin en önemli sonuçlarından biri; ihtiva ettiği hükümlerin bütün insanlığa, her zaman ve mekâna uygun oluşudur. Diğeri ise, Kur’an ayetlerinin küllî kaideler (genel prensipler) verip, fazla detaya girmemesidir. Bilindiği gibi Kur’an, tarihin belli bir diliminde teşekkül etmiştir. Kur’an’da bütün ayetlerin olmasa da pek çok ayetin belli bir indiriliş (nüzul) sebebi mevcuttur. Belli bir sebebe bağlı olarak inen ayetlerin, sebeplerinin husûsî olması, o ayetlerin ihtiva ettiği mesajların evrenselliğine (umûmî olmasına) engel teşkil etmez. Çünkü Kur’an’ın muhatap aldığı toplum, sadece Hz. Peygamber’in içinde yaşadığı toplum değil, onların şahsında kıyamete kadar gelecek tüm insanlık neslidir. Nitekim Kur’an’da; “Ya Eyyühe’n-Nas!” (Ey İnsanlar!) veya “Ya Eyyühe’l-lezine Amenu” (Ey İnananlar!) şeklindeki hitapların sık sık tekrarı bunu bize açıkça ifade etmektedir.</p><p><br></p><h2>İLİM VE İLERLEMENİN YOLUNU GÖSTERİR</h2><p>Günümüzde Kur’an’ın 1400 küsur yıl önce indiğini dolayısıyla bugüne ve bugünün insanına vereceği bir mesajının olmadığını söyleyenler vardır. Bazılarının dediği gibi Kur’an, sadece, 14 asır önceki insanlara hitabeden bir kitap değil, her devirdeki insanlara hitap eden ve bizlere ilim, ilerleme, başarı ve medeniyetin yollarını gösteren evrensel bir kitaptır. Kur’an’ın getirdiği prensipler hiç eskimemiştir, eskimeyecektir de. Ayrıca, günümüzde Kur’an ayetlerinin ifade ettiği hükümleri yalnızca modern normlara ve değerlere ters düştüğü iddiasıyla değiştirmeye kalkanlar da bulunmaktadır. Burada problem nedir ve bu problem nasıl aşılmalıdır?</p><p><br></p><h2>YENİDEN TEFSİR EDİLEBİLİR</h2><p>Bu çözüm yolu da Kur’an’ı her devirde yeni ilmi gelişmeler göz önünde bulundurularak yeniden asrımızın insanının ihtiyacı doğrultusunda tefsir edilmesidir. Çünkü ilâhî kitapların sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim’in Müslümanlar, hatta bütün insanlar tarafından anlaşılıp, ona bağlanılması ve öğretileriyle amel edilebilmesi için, mutlak surette tefsir ve izah edilmesi gerekmektedir.</p><p>Şunu da ifade edelim ki bütün insanlık için evrensel olarak gönderilen bir kitabın, ayrı ayrı zaman ve mekânlar içerisinde yaşayan insanlığın bütün ihtiyaçlarını madde madde sıralayıp muhtevasında dercetmesi mümkün değildir. Onda kıyamete kadar geçerliliğini yitirmeyecek türden genel esaslar vardır. Onda açıkça anlaşılabilen ayetler olduğu gibi, sarih olarak anlaşılamayan ayetler de mevcuttur. Yine onda yüksek edebî sanatlar (belagat) vardır. Yani Kur’an ayetlerinde Arapça edebî sanatların her türü, çok güzel bir tarzda kullanılmıştır. İşte bu tür ayetler, Kur’an’ın bu özelliklerini iyi bilenler tarafından izah edilmekle anlaşılabilir.</p><p><br></p><h2>EMİR VE YASAKLAR İKİ GRUPTA TOPLANIR</h2><p>Bugün Kur’an’ı indiriliş gayesine uygun olarak okuyup anlayabilmek için dikkat edilmesi gereken birtakım esaslar vardır. Bunlar, Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in sünnetinde açıklanmıştır. Kur’an’ı maksadına uygun bir biçimde okuyup açıklamak gerekmektedir. Kur’an 114 sure ve altı bin küsur ayetten meydana gelen 600 sahifelik bir kitaptır. Kur’an’ın biz insanlara yönelik çeşitli emirleri ve yasakları vardır. Onun ihtiva ettiği emir ve yasakları iki grupta toplamımız mümkündür:</p><p><br></p><h2>BUNLARDA KESİNLİKLE DEĞİŞİKLİK YAPILAMAZ</h2><p>İlk grup, Allah’la insan arasındaki ilişkiyi inanç ve ibadet bağlamında düzenlemekle ilgili olanlardır. Bu tür ayetlere şu örnekleri verebiliriz: “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber eğilin.”, “İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin…”, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı.”, “Kim Ramazan'a erişirse oruç tutsun…”, “Kâbe’ye gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kâbe’yi ziyaret edip haccetmek farzdır.” İslam dininde inanç ve ibadet esaslarını belirleme yetkisi Allah’a aittir. Dolayısıyla Kur’an’ın bu türden emir ve yasakları kıyamete kadar geçerli olan ve değiştirilmesi mümkün olmayan emirlerdir. Bunlar benzetme ya da diğer yollarla ne genişletilebilir ne de daraltılabilir, kesinlikle bunlarda hiçbir değişiklik yapılamaz. İbadetlerin Allah’ın emrettiği şekilde yerine getirilmesi gerekir.</p><p><br></p><h2>DEĞİŞİM KAÇINILMAZDIR</h2><p>İkinci grup ise, insanlar arası ilişkileri düzenler. Kur’an’ın getirmiş olduğu bu tür emir ve yasaklarda mutlaka insanların maslahatı gözetilmiştir. Bu tür emir ve yasakların gözlenebilir etkin amaçları ve çeşitli hikmetleri vardır. İnsanlık tarihini incelediğimizde toplumsal hayatın sürekli bir değişiklik içerisinde olduğunu görürüz. Yani, zaman içerisinde toplumsal yapı, insanların ihtiyaçları, kültürleri, teknoloji vb. her şey değişmektedir. Günümüzdeki hayat şartları, öncekinden tamamen farklılık arz etmektedir. Mesela, dün, savaş ve nakil aracı olarak at, geçim kaynağı olarak avcılık çok önemli iken, bugün bunlar, eski değerini yitirmiş onların yerini yenileri almıştır. İşte toplumun farklı kesimleri tarafından çeşitli şekil ve tarzlarda karşı koyuşlara sebep olan toplumsal değişim, medenî ve ilkel toplumların vazgeçilmez özelliğidir. Yani değişim, bütün toplumların temel özelliklerindendir. İnsanın yaratılışından beri var olan ve çağımızda baş döndürücü bir hal alan değişim karşısında, yaklaşık 1400 küsur yıl önce inmiş olan Kur’an, bugünün problemlerine de çözüm getirebilecek özelliktedir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4729150" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/7/16/eb2385ee-3qm5fxnoop2ynkqa8j3krd.jpeg" data-title="İslam bilim tarihini dünyaya anlattı" data-url="/hayat/islam-bilim-tarihini-dunyaya-anlatti-4729150" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İslam bilim tarihini dünyaya anlattı</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-mesaji-tum-evrene-4739536</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/8/15/3b74bc6e-fr2i8dghqmwj4vo3unmxta.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 15 Aug 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk yetiştirme ve kaliteli vakit geçirme anlayışı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuk-yetistirme-ve-kaliteli-vakit-gecirme-anlayisi-4737162</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuk-yetistirme-ve-kaliteli-vakit-gecirme-anlayisi-4737162" rel="standout" />
      <description>Çalışan anne ve babalar, çocuklarına vakit ayıramadıkları için yaşadıkları vicdani yükü, uzmanların “Kaliteli vakit geçirme” tavsiyeleriyle üstlerinden atıyorlar. Ancak çocuk açısından kaliteli vakit yoktur. Çocuk büyütmek ihmale gelmez. Mutlaka anne ve baba çocuklarını kendi değerleri çerçevesinde yetiştirmeye gayret göstermelidir. Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Osman Mutluel yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde artan “Kadın istihdamı” ile ortaya çıkan, ailedeki çocukların eğitimi ve terbiyesi sorununun çözümü için özellikle psikologların öne sürdüğü “Çocukla kaliteli vakit geçirme” anlayışının, çocuk eğitimi açısından son derece sakıncalı bir durum olduğunu yaşayarak görmekteyiz. Aslında çocuk açısından son derece saçma bir fikir olan “Kaliteli vakit” kavramını, annenin vicdani suçluluğunu ortadan kaldırma amaçlı kapitalist bir anlayış olarak görmek gerekir.</p><h2>ZAMAN DEĞİL NİTELİK</h2><p>Peki, çocukla kaliteli vakit geçirmek anlayışı nedir?</p><p>Bu anlayışa göre çocuğun anne-babası ile birlikteliği açısından ihtiyacı olan şey vaktin çokluğundan ziyade, çocukla birlikte olmanın niteliğidir. Yani az bir zaman diliminde çok iş başarmak anlayışıdır.  Fakat annenin çalışma hayatında aynı mantıkla hareket edilmez. Çalışma alanında her şey vaktinde olmalıdır. Örneğin üretilen ürünler vaktinde bitirilmeli ve vaktinde gerekli yerlere ulaştırılmalıdır. Ancak iş çocuğa gelince, kısa sürede çok aktivite yapmayı önermek bilimsellik adına tavsiye edilir. Bu mantık, çocukların yalnız, huzursuz ve sağlıksız bir psikoloji ile büyümesine neden olmaktadır.</p><h2>UZMAN TAVSİYELERİ </h2><p>Günümüz kapitalist anlayışının yaygınlaşması sonucu, anne ve babanın her ikisinin de çalışmasının zorunlu olduğu anlayışı yaygınlık kazanmış durumdadır. Böyle bir çalışma anlayışının ortaya çıktığı çağımızda çocukla kaliteli vakit geçirme konusunda uzman tavsiyelerini şöylece sıralamak mümkündür:</p><p>Çocuğun yapabileceği sofra kurmak, tabakları mutfak tezgâhına koymak gibi basit işleri yaptırın. Bu tür aktiviteler ileride çocuğunuzun kendi ayakları üstünde durmasını sağlayacaktır. Sadece çocuğunuzla ilgilenmek amacıyla bir vakit ayırın. Bu zaman içinde başka hiçbir şeyle meşgul olmayın. Ayrıca çocukla kaliteli zaman geçirmek saatlerce beraber vakit geçirmek değildir. Sürekli olmak kaydıyla günde ortalama 30 dakikanızı çocuğunuza “özel” geçireceğiniz bir zaman dilimi olarak ayırın.</p><h2>ANNE BABANIN ZAMANI </h2><p>Bu mantıkta çocukların anne-baba ile sınırsız zaman geçirme isteğini engellemek esastır. Çünkü onlar kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilemezler. Tüm vakitlerini anne-babaları ile geçirmek isterler. Ancak bu anne-babanın ekonomik hayatı için tehlikelidir. İşte anne ve baba çocuğuna böyle bir sınır koyarak çocuğu disipline etmiş olur. Özellikle 3-6 yaş arası dönemde biyolojik cinsiyete uygun sosyal davranışların gelişmesi açısından erkek çocuk ve baba, kız çocuk ve anne paylaşımlarının artırılması da yararlı olacaktır. Çocuğumuzla oyun oynamak, onunla sohbet etmek, çocuğumuzla beraber kitap okumak, yaptığımız işe çocuğu da dâhil etmek, eve geldiğimizde ona sarılmak, çocuğun gözünün içine bakarak konuşmak etkili vakit geçirmek için yapılabilecek öneriler olarak sıralanabilir. Ayrıca çocuk için bir bakıcı tutulacaksa o kişinin, çocuk bakımı konusunda uzmanlaşmış, kaliteli vakit geçirme mantığına uygun bir kişi olmasına dikkat edilmelidir.</p><h2>İHMALE GELMEZ</h2><p>Sonuçta ben “kaliteli vakit” konusunda uzman değilim. Ancak bir baba olarak şunu tavsiye ederim; çocuk açısından kaliteli vakit yoktur. Mesela çocuk şunu söylemez: “Bugün annem veya babam benimle 30 dakika kaliteli vakit geçirdi. Ne kadar güzel.” Çocukta böyle bir anlayış olmadığı için, kaliteli vakit anne-babanın yani büyüklerin anlayışıdır. Oysa her anne-baba çocuğunu yanından ayırmamalıdır. Mutlaka anne ve baba çocuklarını kendi değerleri çerçevesinde yetiştirmeye gayret göstermelidir. Eğer bu mümkün değilse o zaman yapılacak en iyi şey, işe alacağınız bakıcının da kendi değerleriniz doğrultusunda olmasına özen göstermektir. Hiç farkında olmadan bir gün çocuğumuz elimizin altından kayıp gider. Bu durumda yapılacak hiçbir şey kalmaz. Kendi çocuğumuz başka dünyaların insanı haline dönüşmüş olur. Çocuk büyütmek ihmale gelmez. Küçük yaşlarda yapılan küçük bir hata, tıpkı kartopu gibi, yıllar içinde büyüyerek çocuğun dünyasında çözümü imkânsız problemlerin doğmasına sebep olabilir.  Bu açıdan kendi evimizde, kendi paramızla kendi çocuğumuzu bizim kültürümüze düşman olan insanların arasına göndermiş oluruz.</p><p>Çocuklarımızı kendi elimizle kendi dünyamızın insanı olarak yetiştirmek dini, ahlakî ve vatanî bir borçtur. Ayrıca en önemlisi çocuklarımız “cehennem kütüğü”ne dönüşmesin.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4736739" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/7/89e61568-tilwbqd2fr4n9ovmnrt23.jpeg" data-title="Vatikan’ın gücü: Eğitim ordusu" data-url="/dusunce-gunlugu/vatikanin-gucu-egitim-ordusu-4736739" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Vatikan’ın gücü: Eğitim ordusu</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4737099" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/8/7/33dbf9d0-ybejxlczmdc7c7ds0hnuau.jpeg" data-title="Kudüs için yola çıkmıştı: Portekizli Flavio bisikletiyle geldiği Şırnak'ta Müslüman oldu" data-url="/gundem/kudus-icin-yola-cikmisti-portekizli-flavio-bisikletiyle-geldigi-sirnakta-musluman-oldu-4737099" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kudüs için yola çıkmıştı: Portekizli Flavio bisikletiyle geldiği Şırnak'ta Müslüman oldu</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cocuk-yetistirme-ve-kaliteli-vakit-gecirme-anlayisi-4737162</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/8/8/0fd1cef1-cov7l1ag9asvjveh6k8j6i.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 08 Aug 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vatan sevgisi imandan sayılır</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vatan-sevgisi-imandan-sayilir-4729848</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vatan-sevgisi-imandan-sayilir-4729848" rel="standout" />
      <description>Sevgilerin en güzeli ve kutsalı olan vatan sevgisi, imandan sayılır. Vatan ile savunulan yalnızca üzerinde yaşanılan toprak parçası değil bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerleridir. </description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vatan; insanın halen üzerinde yaşadığı, geçmişin acı ve tatlı hatıraları ile avunduğu, istikbale ümitle baktığı, kısacası her üç zamanı da idrak ettiği bütün bir mekandır. Bir toprak parçasının vatan olabilmesi kolay değildir. Yüzlerce yıl yurt edinilen, uğrunda şehitler verilerek kanla yoğrulan toprak parçası vatandır. Uğrunda can verilen ve üzerinde bir medeniyet kurulan yerdir vatan. Yoksa uğrunda kan akıtılıp can verilmeyen toprak parçasının adı vatan değildir. </p><p>Vatan sevgisi, memleket sevgisi, Allah’ın insanların kalbine koyduğu fıtri bir duygudur. Zira her insan doğduğu, dünyaya gözlerini açtığı, yerleştiği, hayatının pek çok hatırasını yaşadığı, tarih ve kültürünün şekillendiği, akraba ve atalarının yaşadığı yere karşı ayrı bir sevgi ve ilgi duyar. Oradan uzaklaştığı zaman özlemle kavuşmayı arzu eder. </p><h2>KENDİ ŞEHRİNE ÖZLEMİ HİÇ BİTMEDİ</h2><p>Peygamber Efendimiz (sav) de her insan gibi, doğup büyüdüğü, türlü zorluk ve sıkıntılarına rağmen çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği şehri seviyordu. Müşriklerin insanlık dışı baskı ve zulümlerine, şiddetli eza ve cefalarına maruz kaldığı halde Mekke’den ayrılmak istemiyordu. Fakat daha fazla dayanamayıp ilk Müslümanlarla birlikte Allah’a kulluk görevlerini rahatça yerine getirebilmek, İslam dinini daha iyi yaşayabilmek ve yayabilmek için Medine’ye hicret edip orayı kendilerine ikinci bir vatan edindiler. Hz. Peygamber ve Mekkeli Müslümanların asıl vatanları olan Mekke’ye olan sevgi ve özlemleri de hayatları boyunca devam etmiştir. Nitekim Allah Resulü bu sevgisini Mekke’nin fethi sırasında şu şekilde dile getirmiştir: “(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.”</p><h2>MADDİ MANEVİ DEĞERLERİN HEPSİDİR</h2><p>Vatan ile savunulan yalnızca üzerinde yaşanılan toprak parçası değil bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerleridir. Bu mukaddes değerleri canı pahasına savunmanın karşılığı ise en yüce mertebelerden biri olan şehitliktir. Sevgili Peygamberimiz, çeşitli şekillerde şehitliğin ve gaziliğin faziletine işaret etmiş ve malı, canı, dini ve aileyi korumak uğruna öldürülen kimselerin şehit olduğunu bildirmiştir. İslam tarihi, vatanını savunurken şehit veya gazi olan cesur vatanseverlerin kahramanlık öyküleriyle doludur. Savaşlarda, özellikle sancağı koruma ve onu düşmana teslim etmeme uğruna büyük mücadelelerin verildiği görülür. Zira sancak, bir milletin bağımsızlığını, birlik ve beraberliğini, devletin egemenliğini simgeleyen unsurlardan biridir. Bayrağın taşıdığı temsili anlamdan dolayı ona yapılacak saldırı, temsil ettiği millete yapılmış bir saldırı olarak değerlendirilir.</p><h2>İMANDAN SAYILIR</h2><p>Vatan sevgisi, sevgilerin en güzeli ve kutsalıdır. Vatan sevgisi imandan sayılır. Vatanını seven, onun uğrunda canını, malını feda etmekten çekinmez. Vatan ile savunulan yalnızca üzerinde yaşanılan toprak parçası değil bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerleridir. Bu mukaddes değerleri canı pahasına savunmanın karşılığı ise en yüce mertebelerden biri olan şehitliktir. Bir vatana sahip olmak ve onu korumak kolay değildir, büyük fedakârlıklar gerektirir.  </p><h2>KİN, NEFRET VE DÜŞMANLIK VARDIR</h2><p>Bu vatan asırlarca birlik ve beraberliğin tesisi ve toplum içinde kardeşlik ruhunun canlı tutulmasıyla bugüne kadar gelebilmiştir. Bundan sonra da bu birlik ve beraberliğin sürdürülmesi Devlet-Millet kaynaşması, Bayrak, Sancak ve Vatan sevgisinin toplu bir şekilde yüreklerde hissedilmesiyle sürdürülecektir. Cenab-ı Hak, “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz” (Al-i İmran 103) buyurur. Milletimizin yükselmesi, güçlenip kuvvetlenmesi ve dünya milletleri arasında istenilen yeri alabilmesi birlik ve beraberliğe bağlıdır. Birliğin olmadığı yerde dağılma, parçalanıp bölünme, kin, nefret ve düşmanlık vardır. </p><h2>ÖNEMLİ OLAN BİRLİKTELİKTİR</h2><p>Vatan, Bayrak ve minarelerden yükselen ezan sesleri devamlı kalsın istiyorsak bu ancak birbirimizi sevmemiz, birlik ve beraberlik içerisinde içteki ve dıştaki düşmanlarımıza karşı yek-vücut olmamızla, vatan ve millet sevgisine önem vermemizle mümkün olabilecektir. Ezanlar susturan darbelerden darbeleri susturan sala seslerini bize lütfettiği için Allah’a hamdedelim.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4729150" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/7/16/eb2385ee-3qm5fxnoop2ynkqa8j3krd.jpeg" data-title="İslam bilim tarihini dünyaya anlattı" data-url="/hayat/islam-bilim-tarihini-dunyaya-anlatti-4729150" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İslam bilim tarihini dünyaya anlattı</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4728870" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/7/15/da8cded8-u4ph2dftawf4sai1xtni4k.jpeg" data-title="İslam adı altında gizli misyonerlik" data-url="/gundem/islam-adi-altinda-gizli-misyonerlik-4728870" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İslam adı altında gizli misyonerlik</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4729659" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/7/17/989ca43f-m1t41fzj02jeq8ejp48rz.jpeg" data-title="Diyarbakır’da imamdan gönüllere dokunan kütüphane: 7’den 70’e herkes burada" data-url="/video-galeri/hayat/diyarbakirda-imamdan-gonullere-dokunan-kutuphane-7den-70e-herkes-burada-4729659" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Diyarbakır’da imamdan gönüllere dokunan kütüphane: 7’den 70’e herkes burada</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vatan-sevgisi-imandan-sayilir-4729848</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/7/18/f961668d-x90qs0kymmnw5pamd66fo.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 18 Jul 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cemaatle namaz sosyalleştirir</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cemaatle-namaz-sosyallestirir-4673667</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cemaatle-namaz-sosyallestirir-4673667" rel="standout" />
      <description>İslâm’daki ibadetler sosyal hayata apayrı canlılık ve hareketlilik getirir. Örneğin, Peygamber Efendimiz (sav) namazın camide cemaatle kılınmasını ısrarla ister. Beş vakit camiye giden kimse, kendini yalnız hissetmez. İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Saffet Sancaklı yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modernizmin hâkim olduğu günümüzde maalesef din hafife alınıyor, dini hayat, ibadet hayatı çok basite indirgeniyor. Ameli yönü olmayan çok sayıda insanın da var olduğunu görüyoruz. Cemaatle namaz konusu da bunlar arasında. Ecdadımızın cami yapımına karşı gösterdiği hassasiyete baktığımız zaman adım başı birbirine çok yakın camiler yaptıklarını görüyoruz. Bunun da iki sebebi olsa gerek; namaza verdikleri önem ve namazın cemaatle kılınmasına gösterdikleri hassasiyet. Geçmişte cemaati terk edenlerin şehadetinin kabul edilmediği dönemlerin söz konusu olduğu ifade edilir. Bugün ise beş vakit namaz kılanların veya cemaatle namaz kılanların oranının çok düşük olduğunu görüyoruz. Hatta cemaatle namaz kılma meselesi, birçok Müslümanın gündeminden çıkmış gibi. Bunun çok üzücü bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Bu problem üzerinde önemle durmamız ve mutlaka çareler aramamız gereken bir husustur.</p><p><br></p><h2>BÜTÜN STATÜLER BİR YANA BIRAKILIR</h2><p>İslâm’daki ibadetler sosyal hayata apayrı canlılık ve hareketlilik getirir. Örneğin, pek çok faydası olan camide cemaatle namaz kılınmasını Peygamberimiz hadislerinde ısrarla ister. Cemaatle kılınan namazlar, kaynaşma ve bütünleşmenin canlı tablolarıdırlar. Camide gerek cemaatle kılınan günlük namazlar ve gerekse toplu halde kılınan cuma, teravih ve bayram namazları gibi toplu ibadetler, imamın arkasında ve onun önderliğinde bir tek Allah’a kulluk için saflar halinde toplanmış bulunan ve bu arada zengin, fakir, işçi, köylü, şehirli, patron, memur, vb. her türlü meslekî, sosyal, sosyo-ekonomik ve kültürel statü, tabaka ve sınıf farkları, imtiyazları ve ayrılıklarını bir kenara bırakarak kenetlenen ve yek vücûd olan bir toplumsal kaynaşma ve bütünleşmenin en canlı örnekleridirler.</p><p><br></p><h2>ŞEFKAT VE MERHAMET ARTAR</h2><p>Bir arada toplu olarak Allah’a ibadet edenler birbirini daha iyi tanır, birbirine yaklaşır, aralarında şefkat, merhamet, sevgi duyguları artar: Bu ise topluma büyük bir güç verir. Böylece cemaatten hem fert hem de toplum güçlenir. Çünkü, cemaate iştirak eden kişi kendi kişiliği ile topluma güç verir, aynı zamanda da toplumdan destek görür. Böylece Allah’ın muradı olan birlik ve beraberlik gerçekleşmiş olur. Aynı zamanda cami ve cemaat, Müslümanların ihtiyaç duyduğu meseleleri konuşma, tartışma, dert ve sıkıntıları gündeme getirme mekanıdır. Bu yönüyle de bir tanışma ve kaynaşma fonksiyonu icra eder. Toplu bir halde eda edilen namazlar, Müslümanların birbirleriyle ülfet, ünsiyet ve muhabbetlerini temin eder. Birbirleriyle görüşürler, tanışırlar, yabancılık, uzaklık ortadan kalkar, gönüller bir noktada birleşir. Birbirine yardım etmeye alışırlar. Cemaate iştirak eden esasen orada eğitilir, sosyalleşir. Medeni bir insan olma özelliğini kazanır.</p><p><br></p><h2>İNSAN RUHUNU DAHA FAZLA ETKİLER</h2><p>Cami ve mescitlerde, cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha fazla insan ruhu üzerinde etkilidir. Çünkü namazın bir zahiri yönü ve bir de derûnî yönü söz konusudur. Büyük işler, hep toplulukla birlikte yapılır. Cemaatle namaz olgusu, hedeflenen birlik ruhunun gerçekleşmesini ve devam etmesini sağlayan önemli bir unsurdur.</p><p>İslam, her zaman toplumla iç içe bulunulmasını teşvik etmiş inananları da daima birlik ve beraberlik içerisinde olmaya çağırmıştır. Fakat bir topluluk olmadan da bu birliğin olması mümkün değildir. Bu sebeple Müslümanların sık sık bir araya gelerek cemaat oluşturmaları ve toplu halde namaz kılmaları istenmiştir. Cemaat halinde yapılan ibadetler, bireylerin birbirlerini durumlarından karşılıklı haberdarlığa vesile olması dolayısıyla sosyal ilişkileri kuvvetlendirir. Kişinin ilgi ve dikkatini başkalarının sorunlarıyla karşı karşıya gelmeye ve onlarla ilgilenmeye yöneltir. Kendi benliğinin şuurlarından kurtararak başkalarının sorunlarıyla ilgilenen diğerkâm bir karakterin gelişmesinde son derece etkili olur.</p><p><br></p><h2>KENDİNİ YALNIZ HİSSETMEZ</h2><p>Beş vakit camiye giden kimse, kendini bir cemaatin mensubu olarak hissettiğinden yalnız değildir ve yalnızlığın verdiği vesvese, ruhi çöküntü içinde olmak gibi olumsuz duygulara kolayca yenilmez. “Cemaat olunuz (cemaate devam ediniz), bölünmekten kaçının, şeytan tek başına olanlarla beraberdir. Şeytan, iki kişi de olsa cemaat halinde olanlardan uzaktır” hadisinde de belirtildiği üzere şeytan tek başına olan kimselerde daha etkili olur. Ayrıca birbiriyle ilgili olan insanlar, gerektiğinde yardımlaşırlar, bir dayanışma içindedirler, bu da yalnız olmadığını bilmenin mutluluğu için bir sebeptir. Sürekli cemaatle namaz kılan kimse, düzenli olmayı öğrenir. Görünüşteki düzenin, kişinin iç alemiyle ilgisi vardır. Kişinin karakteri ve ahlakı daha sağlam olur. Örneğin kibir, gurur, bencillik, ihtiras, ümitsizlik, ikiyüzlü/riyakârlık gibi olumsuzlara kalkan olup, bunların yerine ahlak-i hamide dediğimiz vakar, tevazu, alçakgönüllülük, cömertlik, fedakârlık ve paylaşım gibi olumlu huyların yerleşmesini sağlar.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4670536" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/17/b43b941b-dy0rihpgz9tbyhgkn9xkh.jpeg" data-title="Müslüman'un pusulası 'sünnet': Nebevi kılavuz" data-url="/islam-sanatlari/muslumanun-pusulasi-sunnet-nebevi-kilavuz-4670536" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #999896;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Müslüman'un pusulası 'sünnet': Nebevi kılavuz</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4668905" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/10/f9e43304-pv7kja7h3nc2nbrgclzygu.jpeg" data-title="Ölüm en büyük nasihattir" data-url="/islam-sanatlari/olum-en-buyuk-nasihattir-4668905" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #999896;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Ölüm en büyük nasihattir</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4667303" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/3/93f7e0ac-kf3h4n6ditq55j5yakq27.jpeg" data-title="Önce sorumluluk sonra tevekkül" data-url="/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #999896;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Önce sorumluluk sonra tevekkül</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cemaatle-namaz-sosyallestirir-4673667</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/1/31/a1f85b81-x7932lbza1t1r12zvs8ory.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 31 Jan 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müslüman'un pusulası 'sünnet': Nebevi kılavuz</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muslumanun-pusulasi-sunnet-nebevi-kilavuz-4670536</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muslumanun-pusulasi-sunnet-nebevi-kilavuz-4670536" rel="standout" />
      <description>Sünnet, "İslâm’ın uygulamalar bütünü" olarak özetlenebilir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”</p><p>Sünnet, Hz. Peygamberin âdet hâline getirerek sürekli uyguladığı ve dinî kural olarak kabul edilen davranışları ifade eder. Onun sünnet dediğimiz davranışları İslam’ı yaşamak isteyen bütün Müslümanlar için bilinçli olarak taklit edilmesi gereken hüküm olarak kabul edilmiştir. Allah, Peygamberimizi bizlere en güzel örnek olarak göstermiş ve ona itaat edenin kendisine itaat etmiş olacağını buyurmuştur. Peygamberimizde bizlerin uyacağı en güzel örnek davranışlar vardır. Bu bakımdan Peygamberimiz de kendisine itaatin anlamını şu şekilde ortaya koymaktadır: “Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse ancak kendisine zarar verir.”</p><p><br></p><h2>NEYİ NİÇİN YAPTIĞINI ÖĞRENMELİYİZ</h2><p>Peygamberimiz Allah’ın göndermiş olduğu dini, pratik hayatta uygulamalı olarak bizlere sunan bir model olmuştur. Kur’an’ı Kerim’in yaşanması açısından da Peygamberimiz bizim için örneklik oluşturmaktadır. Bu bakımdan İslam’ı yaşamanın ve iyi bir Müslüman olmanın yolu dinimizi peygamberimizin yaşadığı gibi yaşamaktan geçmektedir. Bunun için de Peygamberimizin hayatını iyi öğrenmeli, neyi niçin yaptığını kavrayarak onu kendimize örnek almalıyız.</p><p><br></p><h2>GÜNLÜK HAYATI DA BİZE ÖRNEK</h2><p>Peygamberimizin dini referanslarla yaptığı, namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, kurbanın nasıl kesileceği gibi, ibadetlerin yanı sıra günlük hayatında yaptığı ve bize örneklik oluşturan bir çok sünneti de bulunur. Bir mümin hayatının her alanında ne kadar Sünnet-i Seniyye’ye uyabiliyorsa kalben ve fiilen Allah Rasûlü ile beraberliğin ve Hak Teâlâ’nın muhabbetini celbetmenin huzuru ile yaşayacaktır. O yüzden günlük hayatımıza tatbik edebileceğimiz sünnetlerden bazılarını sizin için derledik.</p><p><br></p><h2>TEMİZLİKTEN İŞE BAŞLAMAYA</h2><p>*Teheccüd namazı kılmak.</p><p>*Uykudan uyanınca şu duayı okumak: Öldürdükten sonra bizi dirilten Allâh’a hamd olsun. Dönüş ancak O’nadır.”</p><p>*Tuvalete girerken şu duayı okumak: “Allah’ım, şeytanların erkeklerinden ve dişilerinden sana sığınırım!”</p><p>*Tuvaletten çıkınca da şu duayı okumak: “Allah’ım, affını isterim, beni mağfiret eyle!”</p><p>* Bütün şartlarına ve edeplerine riayet ederek abdest aldıktan sonra kelime-i şehâdet getirmek.</p><p>* Kur’an’ı tegannî ile yani güzel sesle, kaide ve kurallarına ve tecvidine uygun olarak okumak.</p><p>*Sabahleyin erkenden işe başlamak.</p><p>*Günde en az yüz defa, hatta daha fazla tevbe ve istiğfar etmek.</p><p>*Yemekten önce ve sonra elleri güzelce yıkamak.</p><p>* Yemeye ve içmeye besmeleyle başlamak, sağ elle ve önünden yemek.</p><p>* Suyu tek nefeste içmeyip, üç defada içmek.</p><p>*Bir şey yiyip içtikten sonra “Elhamdülillah” demek.</p><p>* Vedalaşırken “Allahaısmarladık” veya “Tevekkeltü alellah” demek.</p><p>* Ayakkabı ve elbise giyerken sağdan başlamak, bir yere sağ ayağını atarak girmek, bir yere girerken çıkarken sağda bulunanlara öncelik hakkı tanımak.</p><p><br></p><h2>HASTA ZİYARET ETMEK</h2><p>* Esneme anında el ile ağzı kapatmak.</p><p>*Hastaları ziyareti etmek.</p><p>* Herkesin imkânı nispetinde Allah yolunda infakta bulunması, Kur’an ve sünnette sıkça tavsiye edilmiş olan büyük sevaplardandır.</p><p>*Faziletli yerleri ziyaret etmek.</p><p>* Sevilen kişiye “Seni seviyorum” diye sevgisini bildirmek.</p><p>*Dua ederken elleri kaldırmak sünnettir.</p><p>*Ezanı, müezzinin söylediklerini tekrar ederek sonuna kadar dinlemek, bitince de dua etmek.</p><p>* Camiye ve cemaate erken gelmek ve ilk saflarda yer almak.</p><p>*Cemaatle namaz kılarken safları sık ve düz tutmak.</p><p>* Güzel koku sürmek. Kadınların dışarı çıkarken koku sürünmeleri ise yasaklanmıştır.</p><p>* Cenazenin arkasından kabre kadar gitmek.</p><p>* Aksıran biri “elhamdülillah” dediğinde, “yerhamükellah” diye ona hayır dilemek.</p><p>*Aksıranın ağzını eliyle veya mendille kapatması.</p><p>* Cuma günü gusül abdesti almak, vücudun temizlenmesi gereken yerlerini temizlemek.</p><p>*Cumanın farzından sonra câmide iki rekât, oradan ayrılıp evine gidince ayrıca iki rekât namaz kılmak.</p><p><br></p><h2>ATEŞİ SÖNDÜRMEK</h2><p>*Oruç açmakta acele etmek.</p><p>* Taze hurma, yoksa kuru hurma o da yoksa su ile iftar etmek.</p><p>* Yeni bir elbise giydikten sonra Allah’a hamdetmek.</p><p>*Misafire ikram etmek.</p><p>*Erkeğin, ev işlerinde ailesine yardımcı olması.</p><p>* Bakara Sûresi’nin son iki âyeti olan Âmenerrasûlü’yü her gece okumak.</p><p>* Uyumadan önce, yanan bir ateş varsa onu söndürmek.</p><p>*Uykudan evvel namaz kılacakmış gibi abdest almak, sağ yanına yatmak ve uyku duasını okumak.</p><p>* Uyku için yatağa girince sağ elimizi yanağımızın altına koymak ve sağ tarafımız üzerine yatmak.</p><p>* Geceleyin uyumadan önce Âyetü’l-kürsî okumak.</p><p>* Âdet edinilen hayırlı işleri, sünnetleri, ibadet ve tâatleri sürekli yapmakta kararlı olmak gerekir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4668905" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/10/f9e43304-pv7kja7h3nc2nbrgclzygu.jpeg" data-title="Ölüm en büyük nasihattir" data-url="/islam-sanatlari/olum-en-buyuk-nasihattir-4668905" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #dedbd8;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Ölüm en büyük nasihattir</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4667303" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/3/93f7e0ac-kf3h4n6ditq55j5yakq27.jpeg" data-title="Önce sorumluluk sonra tevekkül" data-url="/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #dedbd8;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Önce sorumluluk sonra tevekkül</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4664287" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/20/47ee7028-f1qn8qgw4cuq79v08pawoj.jpeg" data-title="Vaktin keraheti nedir?" data-url="/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white; --darkreader-inline-bgcolor: #000000; --darkreader-inline-color: #dedbd8;" data-darkreader-inline-bgcolor="" data-darkreader-inline-color=""><span contenteditable="false">Vaktin keraheti nedir?</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muslumanun-pusulasi-sunnet-nebevi-kilavuz-4670536</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/1/17/b43b941b-dy0rihpgz9tbyhgkn9xkh.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ölüm en büyük nasihattir</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/olum-en-buyuk-nasihattir-4668905</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/olum-en-buyuk-nasihattir-4668905" rel="standout" />
      <description>"Her canlının muhakkak tadacağı" ölümle ilgili en önemli husus, ne zaman geleceğinin belli olmamasıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bu nedenle ölüm sonrası için dünya hayatının tanzim edilmesini tavsiye buyurmuştur.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ölüm, insan, hayvan, bitki gibi herhangi bir canlının yaşamının tam ve kesin bir biçimde sona ermesi demektir. Sadece insana mahsus değildir. Var olan yani sonradan varolan her şey fanidir ve ölümlüdür. “Her canlı ölümü tadacaktır” ve “Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir” ayetleri bu hakikati ifade eder. Ölümde mutlak adaletin tecellisi söz konusudur. Ölüm, zamanı geldiğinde zenginle fakiri; zalimle mazlumu; alimle cahili ayırmaz. Ölüm söz konusu olduğunda dünyadan ayrılma anlamında eşitlik söz konusudur.</p><p><br></p><h2>KUR’AN İKİ YÖNÜNÜ DE ANLATIR</h2><p>Ölümün nasıl gerçekleştiğini tecrübe edenlerden dinleme imkanımız yok. Ancak ölümü yaradan bu konu hakkında bazı bilgiler verir ve ölenin haline dair şöyle buyurur: “Hayır, can boğaza dayandığı, 'Kimdir (bunu) iyi edecek?' dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş Rabbinedir.” (Kıyame-26,30)</p><p>İnanmayanların dünyada yapıp ettiklerinden dolayı ölümleri hakkında bilgi verilirken ise şöyle buyrulur: “Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, 'Bana vahyolundu' diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, 'Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve onun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız' diyecekleri zaman hallerini bir görsen!” (En’âm-93)</p><p><br></p><h2>MÜMİN İÇİN RAHAT GEÇER</h2><p>Mümin için ise ölüm bir alemden başka bir aleme seyru sülûk etmek demektir. Son ana kadar gayreti ve bir amacı vardır müminin. Bu yüzden öldürme hırsını kardeşinin gözlerinde gören Habil, son deminde dahi hakkı söylemekten ve hakka ittiba etmekten sakınmamış ve ölmeden önce şöyle demiştir: “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Mâide-28)</p><p>Fecr Suresi'nin son ayetleri de müminin son nefeslerindeki rahatlığından bahseder. Ayet şöyledir: (Allah şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! (İyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir.”</p><p><br></p><h2>ALLAH MÜMİN KULUNA KAVUŞMAK İSTER</h2><p>Sevgili Peygamberimiz (sav) ölüme karşı takınılan tavrı Allah’la irtibat noktasından değerlendirerek, “Her kim Allah’a kavuşmayı dilerse Allah da ona kavuşmayı diler ve her kim Allah’a kavuşmayı hoş görmezse Allah da ona kavuşmayı hoş görmez.” şeklinde ifade edince, Hz. Âişe veya diğer hanımlarından biri, Allah Resûlü’ne, “Yâ Resûlallah! Bizler elbette ölümden hoşlanmayız!” demişti. Onun bu endişesi üzerine Allah Resûlü “Bu sizin anladığınız manada değildir.” demiş ve sözlerine şöyle açıklık getirmiştir: “Mümine ölüm gelince, Allah’ın hoşnutluğu ve ikramı kendisine müjdelenir. (Bu müjde üzerine) artık mümine ölümden daha sevimli bir şey olamaz. O anda mümin Allah’a kavuşmayı, Allah da mümin kuluna kavuşmayı ister. Kâfire ölüm geldiğinde ise Allah’ın azabı ve cezası kendisine bildirilir. O anda kâfire ölümden daha fena gelen bir hâl olamaz. O anda kâfir Allah’a kavuşmaktan, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”</p><p><br></p><h2>EN ÖNEMLİSİ ÖLÜME HAZIRLIKTIR</h2><p>Ölüme hazırlık, ölüm ve ötesi için en gerekli olan iştir. Yaptığı şeylerin hesabını vereceğine inanmayan bir insanın hayatını Allah’ın istediği istikamette düzene sokması düşünülemez ve böyle bir kişi ölümle karşılaşmayı da asla arzu etmez. Buna karşılık, attığı her adımda Allah’a hesap verme düşüncesini taşıyan, her davranışını ötede Allah’a hesap verme bilinci içinde hassasiyetle ele alan kişi için ölüm bir yok oluş değil, buluşmanın başlangıcıdır. Tıpkı Allah Resûlü’nün son nefesinde, En Yüce Dost’a gitme arzusunu dile getirdiği gibi ya da Mevlânâ’nın ifadesiyle “şeb-i arûs” (düğün gecesi) gibi.</p><p>Ölüme hazırlık, neden yaratıldığını, nereye gideceğini unutmamakla başlar. Var olma gayesini unutmayan kimse, varlığı ve kendini okumayı becerebilen kimse, iman ve salih amelle ölüme hazır olabilir. Yakup peygamberi son nefeslerinde görevinden alıkoymayan buydu. Hz. Peygamber’i son nefeslerinde irşattan alıkoymayan da buydu. Efendimiz (sav) bir hadislerinde, “Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyamet kopacak olsa, derhal onu diksin!” buyurmuştur.</p><p><br></p><h2>ALLAH’IN İSTEDİĞİ İSTİKAMETTE TANZİM EDİN</h2><p>Kıyamet yani evrenin ölümü Allah’ın iradesi ve takdirinde olan bir şeydir. Fidan dikmek ise insanın iradesinde olan bir şeydir ve biz yapacaklarımızla mükellefiz. Ölüm, kişinin kıyametidir. Gayret son ana kadardır. Kulluk yakîn gelene kadardır. Hazırlık da son ana kadardır. İnsan ölüm sonrası için iyi hazırlanırsa aklını kullanmış olur ve ahiretin başlangıcı olan ölüm anı sorunsuz atlatılır. Ümmetini çok seven ve bu nedenle de ümmeti için sık sık ellerini açıp Allah›a dualar eden Sevgili Peygamberimiz onlara ölümden sonra kötü akıbetle karşılaşmamaları için dünyalarını Allah›ın istediği istikamette tanzim etmeleri tavsiyesinde bulunmuştur.</p><p>Allah Resûlü’nün ölümle ilgili yaptığı uyarılarda en fazla üzerinde durduğu hususlardan biri de ölüm zamanının belli olmadığı, dolayısıyla her an gelebileceği için hayatı tanzim etmede geç kalınmaması gerektiğidir. Annesiyle birlikte evinin duvarını çamurla sıvayan Abdullah b. Amr’a, “Abdullah, ne yapıyorsunuz?” diye sorar. Abdullah da, “Evimizi tamir ediyoruz ey Allah’ın Resûlü.” diye cevap verir. Bunun üzerine Efendimiz (sav), “Ölüm, bu (duvarın yıkılması)ndan daha hızlıdır” buyurur. Peygamberimiz bu sözüyle ölümün her insanı ansızın yakalayabileceğini ve ona hazırlıklı olunması gerektiğini hatırlatmıştır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4667303" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2025/1/3/93f7e0ac-kf3h4n6ditq55j5yakq27.jpeg" data-title="Önce sorumluluk sonra tevekkül" data-url="/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Önce sorumluluk sonra tevekkül</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4664287" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/20/47ee7028-f1qn8qgw4cuq79v08pawoj.jpeg" data-title="Vaktin keraheti nedir?" data-url="/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Vaktin keraheti nedir?</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4662759" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/13/6dc74d8a-1a8kjr38ort56ts4t2n8mn.jpeg" data-title="Zulüm ile âbâd olunmaz" data-url="/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Zulüm ile âbâd olunmaz</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/olum-en-buyuk-nasihattir-4668905</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/1/10/f9e43304-pv7kja7h3nc2nbrgclzygu.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Önce sorumluluk sonra tevekkül</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303" rel="standout" />
      <description>Sorumluluk birçok ayet ve hadisle insanlara yüklenmiş bir görevdir. Sorumluluk almadan tevekkül ve kadere sarılmak ise insanı tembelliğe ve başkasına yük olmaya sevk edecektir. Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Osman Mutluel yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kişinin tam bir bilinç ve özgürlük içinde yaptığı iyi veya kötü tüm eylemlerini üzerine alması bilinci olarak tanımlanan sorumluluk, ayet ve hadislerde de vurgulanmıştır. Bu konuda Kur’an “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” (Tahrim, 6) ikazını yaparken, Hz. Peygamber her insanın çoban olduğunu ve her çobanın sürüsünden sorumlu olduğunu belirtmek için “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz” hadisi oldukça meşhurdur.</p><p><br></p><h2>ÇABA ORTAYA KONULMALI</h2><p>Sorumluluk ve tevekkül arasındaki ilişkinin mahiyetini anlamak için önce tevekkülün anlamını kavramakta fayda vardır. Çünkü bir terimin anlamını doğru bilmeden sonuç cümlesi kurulduğunda o cümle yanlış bir hüküm ortaya koyar. Tevekkül kelimesi bu açıdan ele alındığında sözlük anlamı “Güvenmek, dayanmak, vekil tayin etmek” gibi anlamlara gelmektedir. Dini terminolojide ise “Kişinin kendi gücü dahilinde elinden gelen tüm gayretini ortaya koyduktan sonra Allah’a güvenmek, O’na dayanmak” anlamı içerir.</p><p>Tanımın ana noktası, kişinin elinden gelen tüm meşru çabayı ortaya koymasında yatar. Çünkü Allah’a güvenmenin ana noktasında kişinin elinden gelen çabayı art niyetsiz, samimi bir şeklide göstermesinde yatar. Aksi takdirde Allah’ı kendi emrine amade etme durumu ortaya çıkar ki bu durum imani zaafa yol açar.</p><p><br></p><h2>ÖNCE SORUMLULUK YERİNE GETİRİLMELİ</h2><p>Peki o zaman sorumluluk erdemi ile tevekkül arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Aslında tevekkülün temel felsefesi sorumluluk üzerine kuruludur. Çünkü tanımdan da anlaşılacağı gibi, tevekkülde insanın elinden gelen meşru her şeyi yapması esastır. Bu tevekkülün sorumluluk kısmını oluşturur. Yani insan kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olur. Artık sonrası Allah’a kalmıştır. Bunun için dua gerekir. Tevekkül eden kişi Allah’tan hayırlısı ile yaptığı çalışmanın sonuçlanmasını ister. Çünkü gaybi bilgi Allah’a aittir. İnsanın gaybi bilgiyi yani geleceğe dair bilgiyi bilmesi mümkün olmadığı için o kısım Allah’ın takdirindedir. Bunun için kişiye düşen sorumluluk Allah’ı Rab olarak tanımak ve O’na güvenmektir. İşin ilginç yanı bu yol takip edildiğinde kişinin o işle ilgili ahiretteki sorumluluğu ortadan kalkmış olmasında yatar. Başka bir deyişle kişi önce çabalayacak, üzerine düşeni yapacak sonra işin sonunu Allah’a havale edecek üçüncü adımda da o işle ilgili ahiret sorumluluğundan kurtulacaktır. Aslında tevekkül hakkında asıl ilginç olan durum, önce sorumluluğu yerine getirmek sonra işin geleceği ile ilgili Allah’a havale etmek en sonunda da o işle ilgili ahiret sorumluluğundan kurtulmak. Çünkü artık olay kadere dönüşmüş olur.</p><p><br></p><h2>KİŞİ TÜM FİİLLERİNDEN SORUMLUDUR</h2><p>O zaman kader ile sorumluluk arasında nasıl bir ilişki vardır?</p><p>Bilindiği gibi kader kelimesi sözlükte “Ölçmek, gücü yetmek, ölçüp takdir etmek, kudret” gibi anlama gelir. Dini terim olarak “Allah’ın ebede kadar olacak şeyleri zaman, yeri, özellikleri ve nitelikleri itibariyle olacak şeyleri ilim sıfatı ile bilmesi” anlamında kullanılmıştır.</p><p>Bu aşamada kaderi iyi anlamak ve tahlil etmek gerekir. Çünkü örneğin insanların tüm fiillerini kader çerçevesinde ele alınırsa o zaman insandan tüm sorumluluk kalkmış olur. Oysa insan dini açıdan mükellef olduktan sonra yaptığı iyi veya kötü tüm fiillerinden sorumlu tutulmuştur. Öyleyse kaderin başka bir izahı olmalıdır.</p><p><br></p><h2>FİİLİN SEÇİMİ İNSANA AİTTİR</h2><p>Şu açıktır ki kader olarak isimlendirdiğimiz fiiller, seçim söz konusu olduğunda kader olmaktan çıkar ve sorumluluk alanına girer. Ancak bu fiiller de aynı zamanda Allah’ın iradesi içinde icra edilir. Bu anlamda kader olarak vasıflanan fiiller, insan iradesi dışında kalan ancak insanın kendini bir şekilde ilgilendiren fiillere verilen isimdir. Bunlar örneğin insanın kadın veya erkek olması, doğduğu ve yaşadığı zaman dilimi, anne-babasının kim olduğu gibi iradesiz fiillerden oluşur. Ancak insanlar bu fiillerden sorumlu değildir.</p><p>İkinci aşamada kader haline gelen fiiller ise, önce kader olmayıp insanın kendi iradesi ile kaderleşen fiillerdir. Bu anlamda geride geçen tevekkül bahsinde de ifade edildiği gibi, insan özgür iradesi ile her türlü, iyi veya kötü anlamda, fiilleri seçer. İnsanın özgür iradesi ile ortaya koyduğu bu seçim o fiilin de sorumluluğunu o kişiye yükler. Çünkü fiilin seçimi insana ait olur. Bundan dolayı seçim yaptığımız her fiil sonucunda özgür irade ile yapıldığı için sorumluluk ortaya çıkar. Sonuç olarak kendi irademizle seçtiğimiz her davranış ve fiil, sorumluluk olarak bize döner. Bu fiiller bazen helaldir bazen haramdır bazen mekruhtur bazen müfsittir bazen mübahtır. Böylece insan seçtiği her fiilin çeşidine göre mükafat veya ceza almış olur. Bu fiillerin kader olarak vasıflanan kısmı, Allah’ın ilim sıfatı ile o fiili insanın yapacağını bilmesidir. Ancak bu bilginin insan üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4664287" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/20/47ee7028-f1qn8qgw4cuq79v08pawoj.jpeg" data-title="Vaktin keraheti nedir?" data-url="/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Vaktin keraheti nedir?</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4662759" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/13/6dc74d8a-1a8kjr38ort56ts4t2n8mn.jpeg" data-title="Zulüm ile âbâd olunmaz" data-url="/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Zulüm ile âbâd olunmaz</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4661340" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/6/190f2cff-316lkgmi8muhparazvy3yr.jpeg" data-title="Dijital dünyada din hizmetleri" data-url="/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Dijital dünyada din hizmetleri</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/once-sorumluluk-sonra-tevekkul-4667303</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2025/1/3/93f7e0ac-kf3h4n6ditq55j5yakq27.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vaktin keraheti nedir?</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287" rel="standout" />
      <description>İslâm dininde ibadetlerin yapılması için vakitler belirlenmiş, bazı zamanlarda da bu ibadetleri yapmak mekruh kılınmıştır. Bu anlarda yapılacak ibadetler sevaba değil, günaha vesiledir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dini, Müslümanlara ibadetler için günlük, haftalık, aylık ve yıllık bir çizelge sunmuş, hayatlarını bu çizelgeye göre düzenlemelerini tavsiye etmiştir. Ancak İslam vaz’ettiği bu hiyerarşiye bir de mekruh vakitler mefhumunu ilave etmiştir. Yani bazı vakitler vardır ki, onlarda ibadetten kaçınmak gerekir. Bu anlarda yapılacak ibadet sevaba değil günaha vesiledir; kılınan namaz itaat değil isyandır. Bu mesele beşerî kıstasla mantıksız bile gelebilir, “Hiç ibadet isyan olur mu?” denilebilir. Ama dînin esasına göre bakınca meselenin mantığını kavramak zor olmaz. Çünkü dinimizde bir şeyin ‘iyi’ veya ‘kötü’ olması, o şeyin zatından gelmez. Allah’ın emrine veya nehyine göre “iyilik” veya “kötülük” ortaya çıkar. İbadet, Allah emrettiği için iyidir. İbadet Allah’ın dilediği şekil ve muhtevaya uygun olursa güzeldir, makbuldür. Veya Allah bir şeyi nehyetmişse o kötüdür, haramdır.</p><p><br></p><h2>BAZI VAKİTLER YASAKTIR</h2><p>Dinimiz namaz kılmayı en üstün ibadet kabul etmiş olmakla beraber bazı zamanlarda ibadeti yasaklamıştır. Öyle ise, namazın makbul olması için konan şartlardan biri zamanla ilgilidir. Bazı zamanlarda namaz ‘kılmak’ emredilmiş, bazılarında ‘kılmamak’ emredilmiştir. İşte namazın yasaklandığı bu vakitlere mekruh vakitler denir. Üç vakit vardır ki, bunlara kerahet veya mekruh vakitler denir. Bunlarda bazı ibadetlerin yapılması yasaklanmıştır.</p><p><br></p><h2>ŞU ÜÇ VAKİTTE YASAKTIR</h2><p>Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasûlullah bize üç vakitte namaz kılmayı ve ölülerimizi defnetmeyi yasaklıyordu: Güneşin doğmasından itibaren bir veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar, güneşin gök yüzünde tam dik oluşundan batıya yönelmesine kadar ve güneşin sararmasından itibaren batmasına kadar.” (Müslim, Müsâfîrîn, 293)</p><p>Bu hadiste belirtilen üç vakit şunlardır:</p><p>* Güneşin doğmasından itibaren, 40-50 dakika sonrasına kadar.</p><p>* Güneşin, başımızın üzerinde, tam dik bulunduğu vakit.</p><p>* Batmazdan önce, Güneşin gözleri kamaştırmaz hale gelmesinden, batmasına kadar olan vakit.</p><p><br></p><h2>UYGUN OLAN VE OLMAYAN VAKİTLER</h2><p>Amr b. Abese’nin rivâyetine göre: Rasûlullah’a: “Ey Allah’ın Rasûlü! Vakitler içerisinde araştırmaya değer, Allah’a yakın olunacak bir an var mıdır? Veya ibadet için tercih olunacak bir saat var mıdır?” diye sordum. Rasûlullah da, “Evet” dedi ve şöyle devam etti: “Kulun, Allah’a en yakın olduğu vakit; gecenin sonlarına doğru olan vakittir. O saatlerde Allah’ı zikredenlerden olmak istersen ol. Çünkü Güneş doğuncaya kadarki o vakitlerde kılınacak namaza melekler gelir ve özellikle şahitlik yaparlar. Güneş, şeytanın iki boynuzu arasından doğar, o saat Güneşe tapan kafirlerin dua ve ibadet saatidir. Güneş bir mızrak boyu yükselip iyice ışık saçmaya başlayıncaya kadar namaz kılmayın. Sonra gündüzün ortasında mızrak boyu güneş yükselinceye kadar kılınan namazda melekler hazır olur ve şahitlik yaparlar. Güneş tepede iken cehennem kapıları açılır ve ateşin şiddeti artar. O anlarda da namaz kılmayı bırakın, güneş batı tarafına kayıp gölgeler uzayıncaya kadar kılmayın. Ondan sonraki güneş batıncaya kadar kılınan namazlara melekler hazır olur ve şahitlik ederler. Çünkü Güneş şeytanın boynuzları arasından batar, o saat Güneşe tapan kafirlerin ibadet ve dua saatleridir.” (Müslim, Salat-ül Müsafirin, 52)</p><p>Güneşe tapan kafirlerin içine sadece insanlar değil cinni kafirler habis ruhlar da girer. Bütün bunlara benzeme nehyedilmiştir.</p><p>Hadiste geçen “şeytanın iki boynuzu” tabiriyle ilgili olarak İbnu Hacer şu açıklamayı sunar:</p><p>“Şeytanın iki boynuzu başının iki tarafı demektir. Denir ki: ‘Şeytan güneşin doğduğu yerin hizasında dikilir. Öyle ki o, doğunca (şeytanın) başının iki yanı ortasında olur. Ta ki, güneşe tapanların güneş için yaptıkları secde onun için yapılmış olsun. Batma sırasında da aynı hal mevzubahistir. Durum böyle olunca güneşin, şeytanın iki boynuzu arasından doğması, doğuşu esnasında güneşi seyredene nispetendir. Şöyle ki, eğer şeytanı seyretmiş olsaydı, onu güneşin yanında dikilmiş olarak görecekti.”</p><p><br></p><h2>BİRÇOK FAYDASI VAR</h2><p>Bu vakitlerde namaz kılmanın mekruh olmasının başka maslahatları da vardır. Müminlerin erken kalkmalarını sağlamak, müminlere zaman şuuru, programlı iş yapmak, vaktinde iş yapmak alışkanlığı kazandırmak, kendini vakte göre ayarlamak, disipline etmek, vaktinden sonra yapılacak işlerin kıymet ifade etmeyeceği fikrini zihinlere yerleştirmek gibi günlük hayatımızın gerek ferdi ve gerekse içtimaî hallerinde, gerek dünyaya ve gerek âhirete bakan pek çok faydasını görmek ve göstermek mümkündür. Bu vakitlerde sadece namaz kılmak nehyedilmiştir. Kul o vakitte başka ibadetlerle meşgul olabilir.</p><p><br></p><h2>ÜÇ ÇEŞİT UYKU VARDIR</h2><p>Sadece namaz kılmanın değil, uyumanın da mekruh olduğu vakitler vardır. Gece dışında ‘feylule’, ‘gaylule’ ve ‘kaylule’ olmak üzere üç çeşit uyku vardır.</p><p>Gaylule; fecirden itibaren güneş doğup kerahet vakti çıkıncaya kadar geçen sürede uyumaktır. Bu zamanda uyumak sünnete uygun düşmez. Nitekim Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sabah namazından sonra uyumak rızka manidir.”</p><p><br></p><h2>İKİNDİ UYKUSU DA UYGUN DEĞİL</h2><p>Feylule uykusunda da aynı durum söz konusudur. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar geçen zaman dilimi, yine birçok iş kolu için en verimli zaman dilimidir. Bu saatte uyumak rızkı da, ömrü de noksanlaştırır. Çünkü insanın günün verimini muhasebe edeceği, ölçüp tartacağı, yarınki gün için yeni plânlar yapacağı, hayat için yeni motivasyon bulacağı bu zaman diliminde uyumak insanı bütün bu neticelerden genellikle mahrum bırakır.</p><p><br></p><h2>SÜNNET OLAN UYKU</h2><p>Kaylule uykusu olan kuşluk vaktinden öğle sonrası vakte kadar güneşin en hararetli olduğu zaman dilimi içinde yarım saat kadar uyumak ise sünnette tavsiye edilmiştir. Bu saat kişiye ve iş yoğunluğuna göre değişebilmektedir. Belirli bir saat dilimi ile sınırlandırmak doğru değildir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4662759" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/13/6dc74d8a-1a8kjr38ort56ts4t2n8mn.jpeg" data-title="Zulüm ile âbâd olunmaz" data-url="/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Zulüm ile âbâd olunmaz</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4661340" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/6/190f2cff-316lkgmi8muhparazvy3yr.jpeg" data-title="Dijital dünyada din hizmetleri" data-url="/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Dijital dünyada din hizmetleri</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4658405" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/11/22/715ad849-u7m3av1yg3cvvfzvytq3.jpeg" data-title="Çağımızın hastalığı: Erdemlerin anlamsızlaştırılması" data-url="/islam-sanatlari/cagimizin-hastaligi-erdemlerin-anlamsizlastirilmasi-4658405" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Çağımızın hastalığı: Erdemlerin anlamsızlaştırılması</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/vaktin-keraheti-nedir-4664287</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/12/20/47ee7028-f1qn8qgw4cuq79v08pawoj.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 20 Dec 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zulüm ile âbâd olunmaz</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759" rel="standout" />
      <description>İslam'a göre affedilmez bir davranış olan zulmün en büyüğü, onun devlet eliyle işlenmesidir. Nizâmülmülk’ün Siyasetnâme’sinde yer verdiği “Küfür ile belki ama zulüm ile âbâd olmaz devlet” tespiti, zalimlerin karşılaşacağı mutlak sonu göstermektedir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Allah, yer-yüzünde adaletin tesis edilmesini, zulmün engellenmesini ve ortadan kaldırılmasını istemiştir. Bunun için adaleti emretmiş, zulmü ve haksızlığı yasaklamıştır. İnsanı yeryüzünde halife kılmak suretiyle de bu sorumluluğu insana yüklemiştir. Peygamberlere de hakkın hâkim kılınması için zulüm ve zalimlerle mücadele görevi verilmiştir. Zulüm, Kur’an ayetlerinde çok geniş anlamda ele alınır. Kur’an’ın ortaya koyduğu en üst değer olan adâletin zıddı zulümdür. Zulüm, gerek inanç gerek ahlâk bakımından her türlü haksızlık ve yermeyi içine alır.</p><p><br></p><h2>EN KORKUNÇ YÜZÜ</h2><p>Zulmün bir başka ve genişlemiş mekanizması, onun devlet eliyle işlenmesidir. Nizâmü’l-Mülk’ün devletin bekâsı için tavsiyelerinden oluşan Siyasetnâme’sinde, “Küfür ile belki, ama zulüm ile âbâd olmaz devlet” ifadesi yer alır.</p><p>Nitekim Peygamber Efendimiz ilk hicret edeceklere, Hristiyan, fakat âdil bir hükümdar tarafından yönetilen Habeşistan’ı işaret etmesi de müminlere rehberlik edecek vasıftadır. Zira adâlet, hem mülkün, hem İslâm’ın temelidir. Hakikat, ancak hakkı teslim eden yüreklerde yeşerebilir.</p><p>Rasûlullah (sav) en faziletli cihâdın “Zalim bir hükümdar karşısında hak sözü söylemek olduğunu” buyurur. Böyle çetin bir cihâdı seçenlerin çektikleri eziyetler ve gördükleri işkence örnekleri, bizim tarihimizde de mevcuttur. Son dönemde Gazze’de, Filistin’de ve Suriye’de ortaya çıkan görüntüler, insan eliyle yapılan zulmün ne kadar korkunç boyutlara ulaşabileceğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdi.</p><p><br></p><h2>GÖZ YUMMAK DA YAPMAK GİBİ</h2><p>Rejimin yıkıldığı ve artık özgür hale gelen Suriye’deki hapishanelerde yapılan işkencelerin ve işkenceye uğrayan insanların durumlarının ortaya çıktığı bugünlerde, Rabbimiz'in şu ayeti bizi bir kez daha uyarıyor: “İçinizden sadece zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan bir musibetten sakının ve bilin ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”</p><p>Evet sadece zalimler değil, zulme göz kapayan insanlar da bu suçlara ortak oluyor. Nitekim Peygamber Efendimiz de şöyle buyuruyor: “İnsanlar zalimin zulmünü görür de ona engel olmazsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”</p><p><br></p><h2>ZULME KARŞI DURABİLMEK</h2><p>Zulme karşı korkusuzca durabilmek ise, asıl korkulacak şeyi fark edebilmekten geçer. Bu dünyanın çile, sıkıntı ve musibetleri fânîdir. Ne kadar büyük olursa olsun ve ne kadar uzun sürerse sürsün er-geç biter. Ama Allâh’ın azâbı ve cezâsı, sonsuz bir hayatta gerçekleşir. O azabı düşünen, bu dünyada karşılaşacağı eziyet ve haksızlıklara rahatlıkla göğüs gerer. Dünya üzerindeki zulme karşı durabilmeyi, vicdan taşıyan Müslümanlar olarak çok istiyoruz. Ama zaferi elde edebilmek için, muzaffer olmaya lâyık olmamız gerekir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4661340" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/12/6/190f2cff-316lkgmi8muhparazvy3yr.jpeg" data-title="Dijital dünyada din hizmetleri" data-url="/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Dijital dünyada din hizmetleri</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4658405" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/11/22/715ad849-u7m3av1yg3cvvfzvytq3.jpeg" data-title="Çağımızın hastalığı: Erdemlerin anlamsızlaştırılması" data-url="/islam-sanatlari/cagimizin-hastaligi-erdemlerin-anlamsizlastirilmasi-4658405" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Çağımızın hastalığı: Erdemlerin anlamsızlaştırılması</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/zulum-ile-abad-olunmaz-4662759</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/12/13/6dc74d8a-1a8kjr38ort56ts4t2n8mn.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital dünyada din hizmetleri</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340" rel="standout" />
      <description>Diyanet İşleri Başkanlığı'nca düzenlenen Din Şurası, "Dijital dünyadaki gelişmeler din hizmetlerinde nasıl kullanılmalı" sorusuna cevap aradı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilgi ve bilişim teknolojileri alanındaki gelişmeler ile internetin icadı, iletişim teknolojilerinin gelişimi açısından tarihin önceki dönemleriyle kıyaslanamayacak ölçüde büyük değişimlere yol açtı. Bu teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği dijitalleşme süreci ise, bilgiyi inşa ve yeniden üretmenin geleneksel yollarına kıyasla her türlü enformasyona hızlı erişim imkânı sağladı. Bugün dijital platformlar, dini bilgiler de dâhil olmak üzere bilginin organizasyonu, üretimi ve sunumunu şekillendiren özerk bir yapıya dönüştü. Bu süreç dini gelenek ve kurumların söz konusu gerçekliği dikkate alarak strateji ve hizmet üretmelerini zorunlu kılıyor. Bu çerçevede içerik üretimi, dağıtımı ve tüketimi etrafında şekillenen bir medya sisteminin dayandığı dinamikler, dini bilginin üretim, sunum ve temsil biçimlerini etkiliyor. Dijitalleşmenin gerek kültürel gerekse dini alanda ortaya çıkardığı sorunların yeni boyutlar kazanacağı ve daha girift hale geleceği değerlendiriliyor. Dolayısıyla dijital mecraların dinî-ahlâkî sorumluluk alanlarına dâhil olduğuna dair kamuoyunun bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar büyük önem arz ediyor. Bu çerçevede dijital dünyadaki gelişmelerin din hizmetlerinde kullanılması için şu kararlar alındı:</p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2024/12/6/659fd975-37c831eggbf5fgcj428qfh.jpeg" data-card-width="800" data-card-height="975" data-card-path="/piri/upload/3/2024/12/6/659fd975-37c831eggbf5fgcj428qfh.jpeg" data-card-caption="İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım"></p><h2>İNSAN TASAVVURU YER ALMALI</h2><p>1. Günümüzde tekno-bilişim alanındaki hızlı gelişmelere bağlı olarak insan olmanın anlamını yitirmeye başladığına şahit oluyoruz. İnsanın manevi-aşkın yönünü ihmal eden, onu varoluş gayesinden uzaklaştırarak buhranlara sürükleyen tek boyutlu insan tasavvuru karşısında İslâm’ın insan anlayışı ve insana yüklediği anlamı yeniden güçlü bir şekilde vurgulamak önemli bir hale geldi. Bu durumun insanımızın din, toplum ve hayata dair yerleşik kabul ve duyarlılıkları üzerinde ciddi örselenmelere sebep olduğu da aşikârdır. İslam, insan fıtratını esas alan ve insana erdemli bir hayat yolunda rehberlik etmek üzere Yüce Allah tarafından gönderilen bir din. Dini, milli, ahlaki ve kültürel değerlerimizin doğru bir şekilde anlaşılmasında da İslam’ın insan anlayışı önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle dijital mecralar başta olmak üzere yürütülen bütün çalışmalarda İslâm’ın insan tasavvuruna özel bir önem verilmeli.</p><p><br></p><h2>YETERLİLİKLER GÜÇLENDİRİLMELİ</h2><p>2. Dijitalleşme sürecinde yaşanan değişim ekonomik, politik, kültürel ve dini alanlar başta olmak üzere toplumsal sistemin bütününde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturuyor. Dijitalleşen dünyada etkin, verimli ve sürdürülebilir din hizmeti sunumu, nitelikli dini bilgi üretimi ve üretilen bilginin toplumsal ihtiyaçları karşılaması ile yakından bağlantılı. Değişimin dinamikleri, bu süreçte yeni yeterliklerin kazanılmasını gerekli kılıyor. Bu kapsamda bilgi üreten ve hizmet sunanların dijital çağa özgü yeterliklerinin güçlendirilmesi gerekiyor.</p><p><br></p><h2>HEDEF KİTLE İYİ BELİRLENMELİ</h2><p>3. Dini içeriklerde önemli ilkelerden biri muhatabın durumunu dikkate almaktır. Dijitalleşme olgusu bu içeriklerin hedef kitleye daha hızlı, etkili ve verimli bir şekilde sunulabilmesine imkân sağlar. Dolayısıyla dini içeriklerde yaş, eğitim, meslek ve ilgi alanı gibi açılardan farklı hedef kitlelere yönelik çalışmalar yapılmalı. Eğitim ve ilgi alanlarına göre kişiselleştirilmiş veri sunan, metin, ses, video, kitap ve makale formatlarında içeriklerin mobil teknolojilerle desteklenmiş şekilde ulaştırılacağı dijital platformlar kurulmalı.</p><p>4. Dijital mecraların özelliklerini, toplumsal kabul ve beklentileri dikkate alan özgün bir iletişim ve sunum dili geliştirilmeli. Bu dil, dinî içerik üretimine ve sunumuna ilişkin yeni iletişim stratejilerini göz önünde bulundurmanın yanında söz konusu içeriklerin geniş kitlelere erişimi bakımından da büyük önem arz ediyor. Bu amaçla temel dinamiklerini dinî naslardan alan, nebevî pratiklerden ve İslam medeniyetinin kadim tecrübelerinden beslenen, bunun yanı sıra güncel problemleri muhatabın kolay algılayabileceği mahiyette çözümler sunan bir dil ve ahlâk tasavvuru ortaya konulmalı.</p><p><br></p><h2>MEDYA OKURYAZARLIĞI ARTIRILMALI</h2><p>5. Dijital platformlardaki yoğun dini bilgi akışı, içeriklerin uygunluğu, içerik üreticilerinin yetkinlik ve güvenirliğine ilişkin birtakım sorunları beraberinde getiriyor. Dini bilgi üretmek, paylaşmak ve din hizmeti sunmak, din alanında olduğu gibi dijital ortama dair de yeterli donanımı gerektiriyor. Bu amaçla Medya Okuryazarlığı, Dijital Medya Okuryazarlığı ve Dijital Dini Medya Okuryazarlığı gibi çoklu okuryazarlık türlerine dayalı becerilerin geliştirilmesi önemli hale geliyor. 6. Toplumun her kesiminden insanların hiçbir ayrıma gitmeden aynı inanç ve duygu ile bir araya geldiği en güçlü ortak zemin ve değerler ekseninde sosyalleşmeye yönelik en önemli alan olan camilerin, din hizmetlerindeki merkezi konumu korunmalı ve güçlendirilmeli. Hedef kitlesi ve sosyokültürel çevresi dikkate alınarak cami içi eğitim ve irşat hizmetlerinde teknolojik imkânlardan istifade edilmeli. Cami dışı ve toplumun farklı katmanlarına yönelik hizmetlerin de cami ile irtibatı güçlendirilmeli.</p><p><br></p><h2>REYTİNGE KURBAN EDİLMEMELİ</h2><p>7. Dijital ortamlar farklı, sıra dışı ve marjinal olanı ön plana çıkarıyor. Dini içerikler görünürlüğü artırmak amacıyla kimi zaman reytinge, beğeni sayısına, şöhrete, fenomenliğe, öne çıkma ve gündemde kalma tutkusuna feda ediliyor. Dinin medyatikleşmesi, amacından uzaklaştırılarak araçsallaştırılmasına ve dini içeriklerin endüstrileştirilmesine yol açıyor. Toplumun genelini ilgilendirmeyen ve yalnızca konunun uzmanları tarafından ele alınması gereken meseleleri dijital ortamlarda beğeni ve takipçi sayısı uğruna tartışmaya açmak, dini içerikleri bütünüyle diğer dini anlayışları “ötekileştirme” üzerinden sunmak, kendi dini grubunu veya anlayışını ön plana çıkartmak için dijital ortamların pek de masum olmayan yöntemlerini uygulamak, din adına telafisi zor zararlara neden oluyor. Bu sebeple söz konusu ortamlarda bulunan herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, özellikle yeni nesilleri bu değerlerden uzaklaştıran paylaşımlardan özenle kaçınması gerekiyor.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4657258" data-publish-date="16 Kasım, Cumartesi" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/11/16/a9ec9d4c-9lk34ce9vlld8p9cy6yz5e.jpeg" data-title="Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Bu zulmü durduralım" data-url="/gundem/diyanet-isleri-baskani-erbas-bu-zulmu-durduralim-4657258" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Bu zulmü durduralım</span></span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4660079" data-publish-date="29 Kasım, Cuma" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/11/29/c4e0d50d-tpsnosgnlgk2vmzd4fed.jpeg" data-title="Erbaş'tan sahih dini bilgileri içeren 'yapay zeka chatbot' önerisi" data-url="/gundem/erbastan-sahih-dini-bilgileri-iceren-yapay-zeka-chatbot-onerisi-4660079" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Erbaş'tan sahih dini bilgileri içeren 'yapay zeka chatbot' önerisi</span></span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4659826" data-publish-date="28 Kasım, Perşembe" data-cover-image-path="/piri/upload/3/2024/11/28/e631f10f-pd1v5ijyrz9oigvymiqbk.jpeg" data-title="Hac ek kayıt başvuruları yarın sona eriyor" data-url="/hayat/hac-ek-kayit-basvurulari-yarin-sona-eriyor-hac-ek-kayitlari-nasil-yapilir-4659826" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Hac ek kayıt başvuruları yarın sona eriyor</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dijital-dunyada-din-hizmetleri-4661340</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/12/6/20474013-00ls1b276gfghpaw2ngr43y.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 06 Dec 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağımızın hastalığı: Erdemlerin anlamsızlaştırılması</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cagimizin-hastaligi-erdemlerin-anlamsizlastirilmasi-4658405</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cagimizin-hastaligi-erdemlerin-anlamsizlastirilmasi-4658405" rel="standout" />
      <description>Toplumlarda insanların ahlaki yaşamlarına yön veren çeşitli ‘erdem’ler, asıl anlamlarının anlaşılması ile mümkündür. Özellikle günümüzde çok sık kullanılan doğru insan olmak, insan hakları, hayvan hakları, yalan söylememek, haksızlık yapmamak, özel hayatın dokunulmazlığı gibi pek çok erdem asıl anlamlarından saptırılıp manipüle edilmek suretiyle anlamsızlaştırılıyor. Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Osman Mutluel yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erdemler her toplumda kendine has anlamlarla insanların ahlaki yaşamlarına yön verirler. Ancak erdemlerin hem topluma ve hem fertlerin bireysel hayatlarına yol gösterebilmesi ifade ettiği asıl anlamları çerçevesinde mümkündür. Özellikle günümüzde çok sık kullanılan doğru insan olmak, insan hakları, hayvan hakları, yalan söylememek, haksızlık yapmamak, özel hayatın dokunulmazlığı gibi pek çok erdem asıl anlamlarından saptırılıp manipüle edilmek suretiyle anlamsızlaştırılıyor. Her gün televizyonlardan neredeyse canlı seyrettiğimiz İsrail‘in Gazze özelinde Filistin ve Lübnan’a yaptığı saldırılar karşısında insanların ortaya koyduğu tavırlar, erdemleri manipüle etmenin en açık örnekleri ile dolu.</p><p><br></p><h2>SAVAŞ AHLAKI İSRAİL İÇİN GEÇERLİ DEĞİL!</h2><p>Genel anlamda savaşın bir ahlakı vardır. Ancak konu İsrail olunca tüm dünya normal bir savaşın şartlarını unutmuşçasına veya bilerek taraf olmalarından dolayı çocuk, kadın ve erkek fark etmeksizin masum insanların öldürülmesine karşı sessiz ve duyarsız kalıyor ve kendilerine bu durum hatırlatılınca İsrail’in kendini savunma hakkından söz edebiliyor. Oysa savaşlarda devletler ne kadar savaşırsa savaşsın, masum insanlar hep korunmalı. Nitekim Kur’an bu tavrı “Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.” (Bakara-11) ikazı ile uyarır.</p><p><br></p><h2>İNSAN HAKLARI SADECE KENDİLERİ İÇİN</h2><p>Diğer taraftan sömürü dünyası olan Avrupa, çağdaş, medeni insan kavramını sadece kendi kıtası için kullanır ve dünyanın diğer bölgelerindeki insanların bu kavramın içeriği içine almaz. Bu anlayış çerçevesinde bir yaşam şekli ortaya konulduğunda Avrupa kıtasının yerli insanları haricinde yaşayan insanların haklarından söz etmezler. Bu açıdan o insanların hakları gücü elinde bulundurduğunu zanneden Avrupalıların iki dudağı arasında kalır. Böylece geliştirilen mantık içinde kendileri haricinde yaşayan diğer insanların öldürülmesinde herhangi bir sakınca görmezler.</p><p><br></p><h2>ÇOCUKLAR SİNCAP KADAR KONUŞULMADI</h2><p>Erdemlerde bir başka manipüle etme yolu değer kayması olarak ortaya çıkar. Bunun en güzel örneği, ABD’de bir fenomenin evinde büyütüp beslediği ve ondan kazanç sağladığı sincapın vahşi hayvan yetiştirildiği şikâyeti üzerine New York polisi tarafından el konulması esnasında, sincabın polisin elini tırnaklaması sonucu kuduz olabileceği ihtimaline karşı öldürülmesi ile gelişen olaylardır. Oysa Filistin’de öldürülen çocuklar sincap kadar konuşulmadı ve tepki çekmedi. Hayvan hakları kadar insan hakları gündeme getirilmedi. Akdeniz’in soğuk sularında boğulan Aylan bebek görmezden gelindi. Çünkü Aylan bebek Avrupa kültüründen olmadığı için bir Avrupalı gibi insan haklarına sahip değildi Batılıların gözünde.</p><p>Diğer taraftan her gün ulusal kanallarda haber izlerken örneğin herhangi bir ölümlü trafik kazası haberinde, ölen insanlardan söz edilirken biri çocuk biri kadın üç kişi öldü, cümlesi kullanılır. Bu ölen erkeğin değersizleştirilmesi anlamına gelir.</p><p><br></p><h2>İLAHİ DİNLER ÖLDÜRMEYİ YASAKLAR</h2><p>Oysa başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere tüm ilahi kitaplar hangi ırktan, hangi dinden, hangi ülkeden olmasına bakılmaksızın öldürmeyi yasaklamış ve en büyük günah olarak kabul etmiştir. Hatta Yahudilere gönderilen “On emir”den biri “öldürmeyeceksin”dir. Konunun daha iyi anlaşılması için Kur’an’dan birkaç örnek vermek gerekirse:</p><p>“İşte bundan dolayı İsrâiloğulları için şu hükmü koyduk: ‘Bir cana kıymanın veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmanın cezası olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.’ Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller, mûcizeler getirdiler. Ne var ki, bütün bunlardan sonra onların pek çoğu hâlâ yeryüzünde taşkınlık yapıp durmaktadırlar.” (Maide-32)</p><p>Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, öldürülmesini Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. (İsra-33).</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4657680" data-title="Gençler şiddet anaforundan nasıl kurtarılır?" data-url="/dusunce-gunlugu/gencler-siddet-anaforundan-nasil-kurtarilir-4657680" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Gençler şiddet anaforundan nasıl kurtarılır?</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4652894" data-title="İstanbul’u Bilmezse Gönül" data-url="/hayat/istanbulu-bilmezse-gonul-4652894" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İstanbul’u Bilmezse Gönül</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/cagimizin-hastaligi-erdemlerin-anlamsizlastirilmasi-4658405</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/11/22/715ad849-u7m3av1yg3cvvfzvytq3.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 22 Nov 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal barışın yolu Tevhid’de</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/sosyal-barisin-yolu-tevhidde-4655643</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/sosyal-barisin-yolu-tevhidde-4655643" rel="standout" />
      <description>Günümüzde tehlike boyutuna gelmiş olan ideolojik fanatizmin ilacı tevhid inancıdır. Devlet ile vatandaşı arasındaki dengenin tevhidini de kurmayı hedefleyen İslam’ın tevhid ilkesini, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Hadi Sağlam yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz toplumunda her grup veya alt kimlikler fanatikleşmiş durumdadır. Fanatik grup aidiyeti saplantı haline gelmiş ve bilgiye açık zihin yapısı adeta kapatılmıştır. Şartlanma ve koşullanma ile akıllar da imha edilmiştir. Bu tür kolektif narsist ve körü körüne bağlı insan ve grup tiplerinin Tevhid’i kabul etmeleri kolay olmayacaktır. Sözde Tevhid’i kabul etseler de özde Tevhid’i inkâr edeceklerdir. Tevhid’i inkâr ettiklerinin bilincine bile varamayacaklardır. Biz atalarımızdan ve babalarımızdan böyle gördük diyeceklerdir.</p><p><br></p><h2>İSLAM BARIŞ DİNİDİR</h2><p>Bu aşırı kendisini beğenen ve kendi grubundan başkasının haklı olmadığına inanan bir toplumun, tevhidi anlaması elbette zor olacaktır. Birey ve toplumlar ideolojik olarak fanatikleştikleri ölçüde gerçeği yakalamaları da mümkün olamayacaktır. Bugün de ideolojik fanatizmin tehlike boyutuna gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. İdeolojik fanatizmin ilacı da Tevhid akidesidir. Zira sosyal hayatta kıblesi Kâbe olanların barış silahı Tevhid’dir. Kıblesi Kâbe olanlar zaten barışçıdırlar. İslam dini barış dinidir. Topyekûn sulh ve selamete giriş dinidir. Klasik dönemdeki Tevhid anlayışı, günümüzdeki sosyal güvenlik anlayışı gibidir. Tevhid, sadece kendisini kurtarma dini değildir. Tevhid, sadece iç hukukumuzu tanzim eden bir anlayış da değildir. Tevhid, hem iç hem de dış hukukumuzu tanzim eden bir anlayıştır.</p><p>İslam’ın Tevhid ilkesi, devlet ile vatandaşı arasındaki dengenin Tevhid’ini de kurmayı hedeflemiştir. İslam, idare hukuku alanında insanlığa, anayasal mahiyetli evrensel ilkeler önermiştir. Bu ilkeler, özgürlük, sorumluluk, adâlet, emaneti ehline vermek ve şûrâ olarak belirlenmiştir. Kur’ân, yöneten ve yönetilenler arasında âdil bir düzen kurmayı emretmiştir. Keza Kur’ân, idari görevleri emanet görevler sayıp bu görevlerin tesliminde emanetin ehline/liyakatli olan insana verilmesini de emretmiştir. Bu emirler, anayasal mahiyetli, üst norm niteliğinde emirlerdir.</p><p><br></p><h2>TEVİHD’DE ‘ADL’ VE ‘KISD’ KAVRAMLARI</h2><p>Bu bağlamda Tevhid düzeninin sağlanması konusunda Kur’ân, “adl” ve “kısd” kavramlarını kullanmıştır. Bu kavramlardan adl adaleti, anayasal eşitlik haklarını ifade ederken, kısd adaleti ise idari görevlerde liyakatin esas alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de tevhidin eşitlik adâleti, "adl" terimi ile ifade edilmiştir. İnsan hakları alanı; eşitlik adâlet alanı kabul edilmiştir. Eşitlik adâleti alanının istisnası da bulunmamaktadır. Dil, din, cins, ırk ayırımı yapılmaksızın bütün insanlar arasında, insan hakları açısından, tam bir eşitlik sağlanmaya çalışılmıştır. Adâlet, bireylerin kanun önünde ve mahkeme kararlarındaki hükümlerde eşitlik anlamına da gelmektedir. Adl adaletinde objektif kriterler esas alınmalıdır. Keza adl adaleti, can, düşünce, inanç, nesil, mülkiyet, eğitim gibi haklar eşitlik ilkesi gereği adl adâletinin kapsam alanındadır. Herkes, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin, kanun önünde eşit olduğu ilkesi benimsenmiştir. Adl adalet gereği hiç bir kişiye ve zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınması düşünülemez. Bu adaleti uygulama konusunda devlet, adil bir hakem konumundadır. Devlet ile vatandaşları arasında objektif kriterlerin denetimi ve gözetimini yapar. Bu adalet ilkesi gereği, devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu da anlaşılmaktadır.</p><p><br></p><h2>GÖREVLER EHLİNE VERİLMELİ</h2><p>Kur’an’da kısd adalet anlayışına gelince, genellikle; istihkak, liyakat ve oran adâleti de denilen bu kavram "kısd" terimi ile ifade edilmiştir. Kısd adâleti, daha çok emanet görevler olan, devlet görevleri için kullanılan bir kavram olmuştur. “Kısd” adâleti söz konusu olduğunda, mutlaka hak edilen bir görevden söz edilmiştir. Bu görevler emanet görevleri olup liyakat esasına dayanmaktadır. Devlet görevlerinde liyakat anayasal bir emirdir. Bu anayasal tevhidi emrin ihlali ve ihmali, toplumun terakkisine mani olmak demektir.</p><p>Bu atamalarda anayasal Tevhid’in liyakat esası temel alınmazsa, milletin geleceğinin terakkisine set çekilmiş olunabilir. Bu ilkenin pratiğe sokulması da ancak hukukun üstünlüğü ilkesine inanmakla mümkün olabilir. Hukuk devletlerinin yapısı, bu iki tür adalet anlayışının icrasından geçmektedir. Adl ve kısd adalet anlayışı savsaklanırsa; vicdanlar kanatılır, vicdanlarda ne duygu ne de sevgi bırakılmış olur.</p><p><br></p><h2>YETKİ HALKTAN ALINMIŞTIR</h2><p>Bu emanet görevler, devlet görevleri olup en titiz davranılması gereken alanlardır. Devlet malı sorumluluğu âdeta vakıf malı gibi dikkat gerektirir. Devletin malı, milletin malı gibidir. Milletin malı üzerinde, kendi malımız gibi özgür olamayız. Sorumluluk alanlar, kendilerine uykuları bile haram kılan kimseler olmalıdırlar.</p><p>Devlet başkanı atanmanın meşruiyet kaynağını, tarihten günümüze ya ‘biat’ aracı ile halk ya da halkın seçeceği uzman kurul olan ‘ehlü’l hal ve’l-akd’den’ alınacak yetki oluşturmuştur. Bu sayede İslâm idare hukukunda, yöneten ve yönetilenler arasında yetki halktan alınmıştır. Sonuçta nasslar, sorumluluk hukuku alanında yönetimde adaleti ve liyakati esas alarak bir tevhidi denge kurmaya çalışmıştır. Nasların önerdiği bu Tevhid anlayışı, devlet ve vatandaş arasında adil bir düzen kurulamadığı sürece, kimi ağlarken; kimi de gülecektir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4652685" data-title="İnsanın kainattaki görevi" data-url="/islam-sanatlari/insanin-kainattaki-gorevi-4652685" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İnsanın kainattaki görevi</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4649912" data-title="İmanın 3 boyutu" data-url="/islam-sanatlari/imanin-3-boyutu-4649912" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İmanın 3 boyutu</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/sosyal-barisin-yolu-tevhidde-4655643</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/11/8/9afc2b86-bi22tnpj9bmcrev7hpz7tr.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 08 Nov 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnsanın kainattaki görevi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanin-kainattaki-gorevi-4652685</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanin-kainattaki-gorevi-4652685" rel="standout" />
      <description>Yüce Allah kâinatı kusursuz bir düzen içinde yaratmıştır. Tüm varlıkların da bu düzende bir görevi vardır. İnsanın tabiattaki görevinin, İslam'da, Yahudilik'te ve Hristiyanlık'ta nasıl tanımlandığını Dr. Mehmet Naim Boz yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSLAM'A GÖRE</strong></p><p>İnsan yeryüzünün halifesi ve yaratılmışların en üstünü olup, üstün meziyetleri ve çirkinlikleri kendisinde barındırabilen, melekler seviyesine yükselmeye veya hayvanlardan daha aşağı bir duruma alçalmaya yatkın bir varlıktır. İyilik ve ibadetiyle yücelen, kabul gören, kötülük ve isyanı ile de alçalan, şükür ile inkârın, sevap ile günahın, nimet ile nankörlüğün belirlenmesine zemin hazırlayan bir varlıktır.</p><p>İnsan Kur’an’da, “Ya eyyuhel insanu!” Ey insan! Diye ilâhi mesaja muhatap olmuş yaratılışı ile mucize olup, bütün zaaf ve aczine karşı ilâhi kudrete kafa tutacak kadar da şaşkın bir varlıktır. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “Gerçekten biz Âdemoğullarını şerefli kıldık, onlara karada ve denizde kendilerini taşıyacak vasıtalar lütfettik, onları temiz ve hoş nimetlerle rızıklandırdık ve onları yarattığımız varlıkların birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ, 70)</p><p>İnsanın üstünlüğü Allah’ın ona kendi ruhundan üflemesidir. Buna binaen insana böbürlenmenin (kibirlenmenin) yakışmayacağını, yeryüzünde bu şekilde yürümesi ayette nehyedilmektedir (yasaklanmaktadır): ““Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokça övünüp duran hiç kimseyi sevmez.” (Lokman, 18)</p><p>İslâm’a göre insan günahsız ve tertemiz olarak doğar. Daha sonra fiiliyatı ile günah işlerse günahkâr sayılır. Hiçbir aracıya gerek kalmadan tövbe ile günahı affedilebilir. Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Bu durum ayette şöyle beyan edilmektedir: “Gerçekten hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez.” (Necm, 38)</p><p>Azgınlıkları yüzünden helâk edilen kavimlerin başına gelenleri haber vererek gerekli uyarı yapıldıktan sonra, insanın azmasına sebep olan kendini beğenmişlik duygularından gelen başka zaaflarına dikkat çekilmektedir. Yüce yaratıcı, hikmeti gereği insanı bol nimete kavuşturduğunda o, bu nimetlerle bir sınamadan geçirildiğini, bunların bir hikmetle kendisine verildiğini düşünerek şükrünü yerine getirmesi gerekirken, bunu aklından bile geçirmez; sahip olduğu nimetlerden başkalarını yararlandırarak onların da bu mutluluğa ortak olmaları yönünde bir gayret göstermez. Ancak aynı insan rızkında bir daralma meydana geldiğinde bunun bir imtihan gereği yahut kendi kusurunun, çalışma ve gayretteki noksanlığının bir neticesi olabileceğini düşünerek sabretmesi ve kusurlarını gidermesi gerekirken o, kendisinin Allah tarafından göz ardı edildiği ve haksızlığa uğradığı iddiasında bulunma anlamına gelebilecek davranışlar içine girip isyan etmeye başlar.</p><p><br></p><p><strong>HRİSTİYANLIĞA GÖRE</strong></p><p>Hristiyanlığa göre insan (Âdem) günahı işlemeden önce iyi ve kutsaldı. Çünkü Âdem tanrının dostu olarak yaratılmış, O’nun inayetine mazhar olmuştu.</p><p>Günahtan sonra ise aslî iyiliğini kaybetmiş, günah onun mirası olmuş ve bütün kötü arzularının temelini teşkil etmiştir. Böylece insanın iradesi Allah’tan uzaklaşmış bulunmaktadır. Bununla beraber reformcuların ileri sürdüğü gibi insan tabiatı tamamen bozulmamıştır. Ne var ki insanın zihnine, daha önce fıtratında bulunan ve tabii olanla tabiatüstü gerçeği ayırmaya yarayan sezgiyi önleyecek bir perde inmiş ve insan iradesi önceki hassas mahiyetini kaybetmiştir. Bütünüyle bozulmuş olmamakla birlikte günahtan kurtulamayan insanda iyilik ve kötülük yan yanadır. Vaftiz, aslî günahı ve işlenen günlük günahları giderir.</p><p>Değiştirilmiş ve bozulmuş olan bu günkü Hristiyanlık inancında insanların günahkâr olduğu kabul edilmektedir. Hz. İsa, insanları bu günahtan kurtarmak için dünyaya gelmiş ve Allah’ın oğlu olduğu felsefesi kabul görmektedir.</p><p>Allah insanların günahını affettirmek için kendi oğlunu çarmıha gerdirmiştir. İnsanlar Allah’tan hiçbir şey isteyemezler. Ancak rahipler, insanların yerine Allah’a yalvarabilirler, onların günahını affettirebilirler.</p><p>Hristiyanlıkta; itiraf sakramenti halk arasında “Günah çıkarma” olarak bilinen, kişinin pişman olması sonunda bir papaza gidip günahlarını itiraf etmesidir. Hristiyanlığa göre; Papa günahsızdır. İnsanlarda ruh ve beden ayrıdır. Ruhu papazlar temizler, beden ise daima günahkârdır.</p><p><br></p><p><strong>YAHUDİLİĞE GÖRE</strong></p><p>Yahudiliğe göre insanlık bir tek soydan gelir. Âdem insanlığın birinci atası, Nuh ise ikinci atasıdır. Bu dönemde tanrının insanlar için gönderdiği birtakım kurallar olmuştur. Sayısı yedi olan bu kurallar, Nuh Kanunları adıyla bilinir.</p><p>Sina vahyi ile bir kırılma yaşanmış, İsrailoğulları tarih sahnesine çıkmışlar. Böylece insanlık artık Nuhoğulları ve İsrailoğulları kimliklerine ayrılmış, İsrailoğulları’nın karşısında Nuhoğulları artık öteki kimliğini temsil etmeye başlamıştır. Yahudi zihniyetine göre gelecek zamanda Mesih gelip İsrailoğulları’nı dünyada egemen kılacaktır.</p><p>Yahudiliğin değiştirilmiş şeklinde insanın bedeni ve ruhu birbirinden ayrıldığına ve ruhun daimi olduğuna inanılmaktadır. Yahudiler kendilerini Yahova dedikleri Tanrının çocukları sayarlar, Yahudi olmayan bütün insanları hayvanlar derecesinde kabul ederler. İnsanlar köle, Yahudiler ise efendi felsefesi hâkimdir.</p><p>Yahudilikte; kadın, erkeğin egemenliği altında hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kadın birçok yönden erkeğe göre daha alt sınıfta değerlendirilmiş ve yaptırımlara maruz kalmıştır. Yahudiliğin dini hukuku; kadınlara (alt sınıf değerlendirmesi) bakımından çeşitli durumlarda farklı davranır.</p><p><br></p><h2>Gönül ya da kıble vatan</h2><p><br></p><p>Bir zamanlar kıbleydi</p><p>Ümmet-i Muhammed’e</p><p>Yetim olunca ümmet</p><p>Kaldı öksüz Kudüs de.</p><p><br></p><p>Ağlıyorum şimdi ben</p><p>Yalnız kalan Gazze’ye</p><p>Soruyorum kendime</p><p>Acep ümmet nerede?</p><p><br></p><p>Direniyor bak Gazze</p><p>Yahudi zalimine</p><p>Sarsılmaz iman ile</p><p>Şehitler vere vere.</p><p><br></p><p>“Gönül vatan”dır Gazze</p><p>Dönse de harabeye.</p><p>Âbâd olacak bir gün</p><p>“Ya Allah” diye diye.</p><p><br></p><p>Rabbim, görünmezleri</p><p>Gönderiver Gazze’ye</p><p>Kavuştur sen zafere</p><p>Koy da Bedr’in yerine</p><p><br></p><p>Bizlere de nasip et</p><p>Uyanmak uykumuzdan</p><p>Mahrum bırakma bizi</p><p>Mübarek yurdumuzdan.</p><p><br></p><p>İsmail Lütfi Çakan</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4649912" data-title="İmanın 3 boyutu" data-url="/islam-sanatlari/imanin-3-boyutu-4649912" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">İmanın 3 boyutu</span></span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3575531" data-title="Namazda niyet sadece kalben yapılsa yeterli olur mu?" data-url="/namazda-niyet-sadece-kalben-yapilsa-yeterli-olur-mu-h-3575531" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false"><span contenteditable="false">Namazda niyet sadece kalben yapılsa yeterli olur mu?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanin-kainattaki-gorevi-4652685</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/10/25/f009c8af-8rhczh9x81f5rx1ebh569.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İmanın 3 boyutu</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/imanin-3-boyutu-4649912</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/imanin-3-boyutu-4649912" rel="standout" />
      <description>İman, statik ve değişmez bir kavram olmaktan öte insanın Düşünce, Duygu ve Davranışlarını kapsayan dinamik bir süreçtir. Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Seyithan Can yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>3D ifadesi, genellikle teknolojik bir terim olarak; sanal gerçeklik (VR) veya 3D modelleme gibi sınırlamalara atıfta bulunan bir kavramdır. Ancak bu yazımızda teknik anlamından ziyade çok boyutluluğu ifade eden anlamından faydalanarak kavramı, iman için kullanacağız. Toplumsal tabakada iman, genel manada Allah’ın varlığına ve birliğine inanç şeklinde kabul görse de çok boyutlu bir kavramdır. Bu çok boyutluluğu Düşünce, Duygu ve Davranış şeklinde “3D” kavramıyla ifade edebiliriz. Bu üç boyutundan da anlaşılacağı üzere, iman, statik ve değişmez bir kavram olmaktan öte insanın düşünce, duygu ve davranışlarını kapsayan dinamik bir süreçtir. Bu süreçteki ilk boyut olan düşüncede Allah’ın varlığına, birliğine, sonsuz gücüne ve her şeye hakkıyla hâkim olduğuna dair kesin bir inanç üzerine kuruludur. Bu inanç, sadece zihinsel bir kabul değil, aynı zamanda kişinin tüm hayatını şekillendiren bir dünya görüşüdür. Allah’ın her şeyi yarattığına, her şeyi yönettiğine ve her şeyin O’nun izniyle olduğuna dair derin bir teslimiyet bu boyutun temelini oluşturur.</p><p><br></p><h2>İNSANIN HAYATINA YÖN VERMESİ AÇISINDAN ÖNEMLİ</h2><p>İmanın düşünce boyutunun tamamlayıcı noktası olan diğer boyutu ise duygudur. Duygu boyutu, imanın kalbe yerleşmesi ve insanın hayatına yön vermesi için büyük önem arz eder. Şüphesiz ki duygusal boyutun en önemli unsuru sevgidir. İmanda sevgi ilk önce Allah’a oradan da insanın tüm davranışlarını etkileyen güçlü bir motivasyon kaynağına dönüşür. Sevginin, imanla birleşmesiyle ortaya çıkan bu güçlü bağ, insanı sadece ibadet etmeye değil, aynı zamanda tüm insanlığa karşı merhametli, şefkatli ve yardımsever olmaya da teşvik eder. İnsan psikolojisinde, bireyin sevdiği bir işe veya kişiye karşı gösterdiği özveri ve çaba, bir tür içsel motivasyonun sonucudur. Bu motivasyon, bireyi hedeflerine ulaşmak için sürekli bir çaba içerisine sürükler. Benzer şekilde, imanda Allah’a duyulan sevgi, müminin hayatının merkezine yerleşerek onun tüm davranışlarını etkiler. Allah’ın rızasını kazanma arzusu, mümini sürekli iyilik yapmaya, kötülükten kaçınmaya ve ibadetlerini eksiksiz yerine getirmeye teşvik eder. İman ve sevginin birleşimi, bireyi ahlaki mükemmelliğe ulaşma yönünde güçlü bir iradeye sahip kılar.</p><p><br></p><h2>ASIL HEDEF DAVRANIŞLARIN DEĞİŞMESİ</h2><p>İman ile ilgili olarak ele alınması gereken en önemli üçüncü unsur, davranış boyutudur. Öyle ki imanda asıl hedeflenen de bireyin davranışlarındaki değişikliktir. Hazreti Peygamber’in metodolojik olarak insana kazandırmaya çalıştığı şey imanın insanın kişilik ve karakteri haline gelmesidir. Bunun oluşabilmesi için imanın, bireyin günlük davranışlarında da tezahür etmesi gerekir. Bu bağlamda, iman eden kişinin inancı, yaşam pratiğiyle örtüşmeli ve belirgin hale gelmelidir. Davranış boyutunda özellikle üzerinde durulması gereken en önemli husus, davranışın kişilik ve karakter haline gelmesinde Hazreti Peygamber’in göstermiş olduğu yöntemdir. Hz. Peygamber’den rivayet edilen, “Allah katında amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olarak yapılanıdır” hadisi davranışların karakter ve kişilik haline gelmesinin temelinde sürekli olmasına açık bir vurgu vardır.</p><p><br></p><h2>SAMİMİYETİ BÖYLE DEĞERLENDİREBİLİR</h2><p>Dolayısıyla imanın zevkini almanın ve imanı ilkeleri kişilik ve karakter haline getirmenin yolu sürekli bu davranışları yapmaktadır. Öyle ki yaratıcıya karşı duygu boyutu geliştirilmiş olup ve sevgi unsuru olgunlaştırılırsa ilahi emirlere kayıtsızlık mümkün değildir. Bu bağlamda, Allah’a duyulan sevginin en önemli göstergesi, O’nun emir ve yasaklarına gönülden bağlılık ve bu bağlılığın hayatın her alanına yansımasıdır. İnsan, kendi davranışlarını, özellikle de sevdiklerine karşı sergilediği tutumları gözden geçirerek, Allah’a olan bağlılığının samimiyetini değerlendirebilir. Bu durum, imanın düşünce, duygu ve davranış boyutu arasındaki ilişkiyi daha net bir şekilde ortaya koymaktadır.</p><p><br></p><h2>KİŞİLİK HALİNE GELMELİ</h2><p>İnsanların inanma iradesi ortaya koymuş olmaları onların iman ettikleri anlamına gelmemektedir. Kur’an-ı Kerim bu durumu açık bir şekilde şöyle vurgulamaktadır: “Bedeviler: “İnandık” dediler de ki: “İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi, eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder." (Hucurat,14) Bu bağlamda, iman anlayışının kişilik ve karakter haline gelmesi, ahlaklı bir insan ve toplum inşa etme sürecinde kritik bir rol oynamaktadır. İmanla ilgili sürekli uygulama ve davranış değişikliği, bu sürecin temel taşlarını oluşturmaktadır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4644953" data-title="İzinden gittiğimiz tek insan Resulullah Efendimiz" data-url="/gundem/izinden-gittigimiz-tek-insan-resulullah-efendimiz-4644953" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İzinden gittiğimiz tek insan Resulullah Efendimiz</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4645886" data-title="Cuma hutbesi: Peygamberimiz ve şahsiyet inşası" data-url="/hayat/20-eylul-2024-cuma-hutbesi-peygamberimiz-sas-ve-sahsiyet-insasi-4645886" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Cuma hutbesi: Peygamberimiz ve şahsiyet inşası</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4647700" data-title="7 İklim 3 Sada konseri Filistin’i unutmadı " data-url="/hayat/7-iklim-3-sada-konseri-filistini-unutmadi-4647700" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">7 İklim 3 Sada konseri Filistin’i unutmadı </span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/imanin-3-boyutu-4649912</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/10/11/8cc91d42-x4cvha8lafs7v7ytea2y3p.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 11 Oct 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur'an'ı oku öğren ve öğret</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurani-oku-ogren-ve-ogret-4645975</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurani-oku-ogren-ve-ogret-4645975" rel="standout" />
      <description>Müslüman'ın öğreneceği ilk şey Kur’ân’dır. İlmini hangi alanda yaparsa yapsın, hangi sahanın mütehassısı olursa olsun Müslüman için bu gerçek değişmez. İnsanların en hayırlısı olmak için sözlerin en hayırlısını oku, öğren ve öğret.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaratılan binlerce canlı içerisinde, akıl ve şuur sahibi olan ve aynı zamanda Hz. Allah'ın yeryüzünde halifesi olma şerefini üzerinde taşıyan yalnızca insandır. İnsana, bu şerefi kazandıran Cenab-ı Hak, onu her dönemde kendisine muhatap kabul etmiş, bu önemli görev ve payeyi değişik zamanlarda hatırlatmış ve bunun insanlara ulaştırılması için de farklı zaman ve mekanlarda peygamberlere "sahifeler"ve"kitaplar"inzal buyurmuştur. Gönderilen bütün ilahi beyanlardaki temel gaye, insana verilen bu şerefin asla unutulmaması, yaratılıştaki sırrın farkında olunması ve netice olarak da dünya-ahiret mutluluğunun yakalanmasıdır.</p><p><br></p><h2>GAYE ALLAH RIZASIDIR</h2><p>Bir Müslüman’ın da öğreneceği ilk şeyin Kur’an olması gerekir. İlmini hangi alanda yaparsa yapsın, hangi sahanın mütehassısı olursa olsun Müslümanlar için bu gerçek değişmez. İslam’ın ilme ve öğrenmeye verdiği değer, dinin iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünnetin nasslarında yeterince temellendirilmiş bulunmaktadır. Kur’an’ı öğrenmek, her şeyden önce onu kurallarına göre okumayı öğrenmek demektir. Fakat onu okumayı öğrenmenin, bilgisine ve ilmine sahip olmak anlamına gelmediğini kabul etmemiz gerekir. Ancak bu durum, Kur’an’ı okumayı öğrenmenin bir fazilet ve hayır oluşuna engel teşkil etmez. Kur’an’ı öğrenen kişinin gayesi Allah’ın rızasına ulaşmak, Kur’an’ın ahkamı, adabı ve ahlakı ile amel etmek olunca, bu faziletlerin ve hayırların en büyüğü sayılır. Sözlerin en hayırlısı Allah’ın sözü olduğuna göre, peygamberlerden sonra insanların en hayırlısının Kur’an’ı öğrenen ve öğretenler olması tabiidir.</p><p><br></p><h2>YARATANIN İSTEKLERİNİ GÖSTERİR</h2><p>“Kur’an-ı Kerim'i neden öğrenmeliyiz?” sorusuna ise ayetler ve hadisler ışığında şu cevaplar verilebilir:</p><p>*Kur’an-ı Kerim, Rabbimiz tarafından bizlere gönderilen en son ilahi mesajdır ve son kutsal kitaptır. Bu ilahi mesajı iyi anlamak dünya ve ahiret mutluluğumuzu sağlayacaktır. Bu ilahi mesajı doğru anlamak hem bireysel hem de toplumsal sıkıntılarımızın hafiflemesini sağlayacaktır.</p><p>* Ne istenildiğini iyi bilen, elbette istenilen şeyleri daha güzel yerine getirecektir. Allah-u Teâlâ’nın kullarına duyduğu merhametin tecellisi olan Kur’an-ı Kerim, Yaratan'ın bizlerden neler istediğinin bir göstergesidir. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim'i öğrenmek Yaratan'ın isteklerinin neler olduğunun doğru bilinmesini sağlayacaktır.</p><p>*Neyin iyi neyin kötü olduğunu algılayabilmemiz için bizlere verilen ve iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı birbirinden ayırma yetisi olan aklımıza en büyük destek yine Kur’an-ı Kerim'den gelir. Doğru düşüncelerin, doğru davranış şekillerinin neler olduğunu, yanlış düşüncelerin ve yanlış davranış şekillerinin neler olduğunu bize Kur’an öğretir.</p><p><br></p><h2>EN GÜZEL ÖĞÜTLERİ SUNAR</h2><p>*'Kur’an-ı Kerim insanlar için en güzel öğütleri sunar. Nasıl bir iman? Nasıl bir ibadet? Nasıl bir ahlak?' sorularına karşı en güzel cevapların bulunacağı son ilahi mesajdır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim, toplum içerisinde insanların yapması gereken bir takım ilkeleri de kapsar.</p><p>*Kur’an-ı Kerim'in, tabiat kanunlarıyla ilgili vermiş olduğu bilgiler bütün ilim adamlarına bir yol gösterici olmuştur.</p><p>*Kur’an-ı Kerim, okuyana şifa veren, gönüllere huzur sağlayan bir kitaptır. Hiç mana bilmeyen insanları dahi o eşsiz üslubu ile etkilemektedir. Bu sebeple okunduğu zaman teskin edici çok büyük bir özelliği vardır.</p><p>*Kur’an-ı Kerim, indirilmeye başlandığından beri 15 asır geçmesine rağmen canlılığını, diriliğini, güzelliğini ve insanlara hidayet rehberi olmayı devam ettirmektedir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4642530" data-title="78 yaşındaki Menekşe teyzenin Kur'an-ı Kerim öğrenme azmi: Öğrendikçe mutlu oluyorum " data-url="/gundem/78-yasindaki-menekse-teyzenin-kuran-i-kerim-ogrenme-azmi-ogrendikce-mutlu-oluyorum-4642530" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">78 yaşındaki Menekşe teyzenin Kur'an-ı Kerim öğrenme azmi: Öğrendikçe mutlu oluyorum </span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4643641" data-title="Belçikalı kadın Kur'an-ı Kerim'den etkilenip Müslüman oldu: İsmini Fadile olarak değiştirdi" data-url="/gundem/belcikali-kadin-kuran-i-kerimden-etkilenip-musluman-oldu-ismini-fadile-olarak-degistirdi-4643641" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Belçikalı kadın Kur'an-ı Kerim'den etkilenip Müslüman oldu: İsmini Fadile olarak değiştirdi</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4644937" data-title="Mevlit Kandili'nde camiler doldu taştı: Tüm insanlık için kurtuluş pusulası" data-url="/islam-sanatlari/mevlit-kandilinde-camiler-doldu-tasti-tum-insanlik-icin-kurtulus-pusulasi-4644937" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Mevlit Kandili'nde camiler doldu taştı: Tüm insanlık için kurtuluş pusulası</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurani-oku-ogren-ve-ogret-4645975</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/20/7e2a7390-su86nrwgbcaf06nyvrh2ag.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 20 Sep 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mevlit Kandili'nde camiler doldu taştı: Tüm insanlık için kurtuluş pusulası</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mevlit-kandilinde-camiler-doldu-tasti-tum-insanlik-icin-kurtulus-pusulasi-4644937</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mevlit-kandilinde-camiler-doldu-tasti-tum-insanlik-icin-kurtulus-pusulasi-4644937" rel="standout" />
      <description>Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (sav) dünyayı teşrif ettiği Mevlit Kandili, dün gece dualarla idrak edildi. Camilerde düzenlenen programlarda cemaate Peygamberimizin güzel ahlakı anlatıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “O'nun her davranışı ve her sözü, tüm insanlık için bir kurtuluş pusulası ve bir hayat kılavuzudur” dedi.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberimiz’in (sav) dünyayı teşrif ettiği Mevlit Kandili, dün gece Türkiye’de ve tüm İslam aleminde büyük bir heyecanla kutlandı. Mevlit Kandili dolayısıyla camilerde düzenlenen programlarda Kur’an-ı Kerim okundu, salavat getirildi ve İslam dünyası için dualar edildi. Mevlit Kandili dolayısıyla bir mesaj yayımlayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, milletin ve İslam aleminin Mevlit Kandili'ni tebrik ederek, “Hiç şüphesiz insanlık tarihinin en büyük hadisesi, sevgili Peygamberimizin veladetidir. Yolunu ve yönünü kaybeden insanlık O'nun (Hazreti Muhammed) dünyaya teşrifleriyle yeni bir ufuk kazanmış, O'nun risaletiyle hayatın anlamını ve yaratılışın gayesini yeniden idrak etmiştir. Sevgili Peygamberimizin, imanı, samimiyeti, dürüstlüğü, vefası, insanlarla ilişkisi, tüm canlılara karşı sevgi, şefkat ve merhameti insanlık için en güzel örnek olmuştur” ifadesini kullandı.</p><h2>O İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR NİMET</h2><p>Mevlid-i Nebi'nin, insanlığın hak, hukuk, adalet, merhamet, güzel ahlak gibi değerlerle yeniden doğuşunun sembolü olduğunu vurgulayan Erbaş, şöyle devam etti: “Hakikat şu ki bugün Peygamberimizi ve O'nun örnek hayatını tüm yönleriyle ele almaya muhtacız. Zira insani değerlerin, ahlaki erdemlerin, insanı insan yapan manevi özelliklerin alabildiğine örselendiği bir zamanı yaşıyoruz. Bu kaotik süreçten salimen çıkmanın yegane yolu, kaybedilen değerleri vahyin rehberliğinde yeniden ihya etmektir. Yüce Allah'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Resul-i Ekrem Efendimizin sünneti, insanlık için büyük bir nimet ve kıymetli bir imkandır. Zira Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda, bütün ilke ve değerleriyle İslam'ın orada hayat bulduğunu görüyoruz. Kur'an-ı Kerim'in yaşanmış halini O'nun sünnetinde müşahede ediyoruz. Dolayısıyla O'nun her davranışı ve her sözü, tüm insanlık için bir kurtuluş pusulası ve bir hayat kılavuzudur.”</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4644889" data-title="Albayrak Grubu’nun Besmele-i Şerif Temalı Hat Sergisi: Kültür Yolu Festivali’nin Gaziantep durağına misafir oldu" data-url="/hayat/albayrak-grubunun-besmele-i-serif-temali-hat-sergisi-kultur-yolu-festivalinin-gaziantep-duragina-misafir-oldu-4644889" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Albayrak Grubu’nun Besmele-i Şerif Temalı Hat Sergisi: Kültür Yolu Festivali’nin Gaziantep durağına misafir oldu</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4644645" data-title="Diyanet İşleri Başkanı Erbaş Eyüp Sultan Camisi'nde sabah namazı kıldırdı: Hakkın yanında yer alırsak batıl yok olmaya mahkumdur" data-url="/foto-galeri/hayat/diyanet-isleri-baskani-erbas-eyup-sultan-camisinde-sabah-namazi-kildirdi-hakkin-yaninda-yer-alirsak-batil-yok-olmaya-mahkumdur-4644645" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Diyanet İşleri Başkanı Erbaş Eyüp Sultan Camisi'nde sabah namazı kıldırdı: Hakkın yanında yer alırsak batıl yok olmaya mahkumdur</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mevlit-kandilinde-camiler-doldu-tasti-tum-insanlik-icin-kurtulus-pusulasi-4644937</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/15/2fda26a2-jjbace0gefhmun653w73k.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Sun, 15 Sep 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Onlar ümmetin emanetleridir</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/onlar-ummetin-emanetleridir-4644606</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/onlar-ummetin-emanetleridir-4644606" rel="standout" />
      <description>Bazısı şehit çocuklarıdır, bazısı anne-babasını bir hastalığa, kazaya kurban vermiştir. Kimileri savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Onlar sahip çıkılmayı herkesten çok hak eden, ümmete, insanlığa bırakılmış emanetlerdir. </description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’ân insanlığa rehber olacak beyanlarıyla indiğinde Arap Yarımadası'yla birlikte bütün bir insanlık karanlıklar içindeydi. Kadınlar, köleler, fakirler ve yetimler. Toplumun en  zayıfları olan bu insanlar, cahilî toplum ve sistem tarafından sürekli eziliyordu. Nihayet Cenâb-ı Allah, alemlere rahmet olan “yetim” peygamberini, son elçisini, hidayet kaynağı Kur’an ile gönderdi. Böylece bütün sömürülen ve ezilenlerle birlikte “yetim” de tekrar doğmuş, maddi manevi bütün haklarını elde edip insan gibi yaşama fırsat ve şansına kavuşmuş oldu.</p><h2>SAHİP ÇIKILMAYI HAK EDERLER</h2><p>Yetimler önceliklidir. Bu çocukların bazısı şehit çocuklarıdır, bazısı annesini ya da babasını hastalığa, kazaya kurban vermiştir. Ve hatta kimileri de dünyanın değişik yerlerinde birilerinin dünyalık arzularına kurban edilmiş, daha çocukluklarını yaşayamadan şehirleri yıktığı kadar ruhları da tahrip eden savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Anneleri, babaları artık yanlarında değildir... Onlar sahip çıkılmayı herkesten çok hak ederler. </p><h2>İLKELERİ KUR’AN BELİRLER</h2><p>Uygulanması gereken tüm ilkeler Kur’ân ile ortaya konuldu. İyilik ve yardımlaşma İslam’ın en önemli esaslarından. Örneğin inananların ihtiyaç sahipleri olan kimselere infakta bulunmasının emredilmesi kapsamına giren zekât ibadeti bunun en büyük göstergelerden biri. Bakara 177. ayette de geçtiği üzere bu ihtiyaç sahipleri arasında yetimler de yer alır. Verilen her hayır insan içindir. Hayırdan infak edilen her şey kişiye tamamen ödenir. Yetim için Kur’ân ayrıca gereken tedbirleri izah etmiştir. Günümüzde alınan sosyal güvenlik tedbirleri dahi, Allah’ın aldığı tedbirlerin yanında yetersiz kalır. Yetimlerin kimsesiz olması hasebiyle onları suça sürükleyecek olumsuz koşulları ortadan kaldırmak da yine içerisinde yaşadıkları toplumun görevleri arasındadır.</p><h2>EN ÖNEMLİ DÜSTUR OLMALI</h2><p>Annesini ya da babasını ve yahut her ikisini de kaybeden, anne baba sevgisinden mahrum kalmış her çocuğun başını okşamak, maddî manevî ihtiyaçlarını gidermek, psikolojilerine olumlu katkılarda bulunmak her toplumun görevidir. Bu görev İslam toplumlarının en önemli düsturlarından biri haline gelmelidir. Onların güçlü bir kişiliğe sahip olabilmeleri ve topluma entegre olabilmeleri, salahiyetleri açısından oldukça önemlidir.</p><h2>KALBİ YUMUŞATIR</h2><p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Peygamber Efendimiz'in, “Yetim(ler)in başını okşa, fakir(ler)i doyur!” buyurduğu nakledilir. Yetimin başını okşamak, kuşkusuz ona sevgi ve merhamet göstermenin yanı sıra kimsesizliğini unutturup ayakta durabilmesi için yardımcı olmak demektir. Bu noktada Allah Resûlü, “Müslümanlar arasında kim bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse Allah onu mutlaka cennete koyar. Ancak affedilmeyecek bir günah işlemiş ise o başka” buyurarak, yetimleri sahiplenip, onlara kol kanat gerenlere cenneti muştular. Nitekim Kur’an da kendi ihtiyacı olduğu hâlde malını yetimle paylaşanları, gerçek anlamda iyilik yapan kimseler olarak tanımlar. Hz. Peygamber’in eğitiminden geçmiş olan Abdullah b. Ömer’in, sofrasında bir yetim bulunmadan yemek yememeye özen göstermesi bu konuda gösterilmesi gereken hassasiyeti ortaya koyması bakımından çarpıcı bir örnektir.</p><h2>GÖZLERİNDEKİ IŞILTI HER ŞEYDEN KIYMETLİ</h2><p>İnsanoğlu en büyük mutluluğun servet, makam ve kudret gibi değişken ve aldatıcı şeylerde olmadığının farkına vardığında, bir çocuğun gözlerindeki ışıltının her şeyden daha kıymetli olduğunu hissedecektir. İşte o vakit, “Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir” âyeti, hayatımızda hak ettiği yeri almış olacaktır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4643512" data-title="Türk İslam sanatlarının dünya elçileri" data-url="/hayat/turk-islam-sanatlarinin-dunya-elcileri-4643512" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Türk İslam sanatlarının dünya elçileri</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/onlar-ummetin-emanetleridir-4644606</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/13/db56f696-kah8gallwrba2zsn2hijd.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 13 Sep 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erdemli insan ve toplum etkileşimi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/erdemli-insan-ve-toplum-etkilesimi-4643166</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/erdemli-insan-ve-toplum-etkilesimi-4643166" rel="standout" />
      <description>Erdemli ve yetkinleşmiş insanlar, toplum içinde kalarak hem kendilerini kötülüklerden koruma yoluna gidecek hem de erdemli yaşamı arayanlara örnek olacaktır. Doç. Dr. Osman Mutluel, erdemli insan ile toplum arasındaki etkileşimi İslam ve İnsan sayfamız için yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an’da peygamberler kendilerine tabi olan inanan insanlar için birer örnektir. Bu durum Kur’an’da, “Andolsun, Allah’ın Resulü'nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) ayetiyle ifade edilir. Bu ayette ifade edilen Peygamber Efendimiz'in “En güzel örnek” oluşu müminler için geçerlidir. Yani getirdiği dine inanan insanlar açısından örnek ve rol model olmaktadır. Çünkü peygamberler, insani yetkinlik açısından en üst seviyeye çıkmış insanlardır. Diğer insanlar onlar gibi yaşayarak kendi yetkinliklerini elde etme yoluna giderler. Bu açıdan günlük hayatlarını tasarlarken, ibadet ve ahlaki yaşantılarını oluştururken, diğer canlılarla ilişkilerini düzenlerken hep peygamberin yaşantısına bakarak yön verirler. Çünkü peygamber kendine vahyedilen kitabı en iyi anlayan ve en iyi uygulayan (teori ve pratik olarak) insandır. Bundan dolayı peygamberler, inananlar ve peygambere tabi olanlar için en iyi örnektir.</p><p><br></p><h2>ERDEMLERİ YAŞAMAK ZORDU</h2><p>Peygamberin durumunu değil de yetkinleşmiş insanın kötü ve bozuk bir toplumda tek başına kaldığı zaman ne yapması gerektiğini Farabi ve İbn Bacce eserlerinde ortaya koymaya çalışmışlardır. Çünkü iyi toplumlarda erdemleri yaşamak kolaydır. Ancak kötü ve bozuk toplumlarda erdemleri yaşamak oldukça zordur. Farabi erdemsiz bir şehirde yaşayan erdemli bir insanın zamanla erdemlerini kaybetmesi ile karşı karşıya kalacağını ve yetkinlik özelliklerini kaybedeceğini düşünür. Bu yüzden Farabi, erdemli insanın kendini koruyabilmesi için, erdemli bir toplum bularak oraya göç etmesinden yanadır. Hatta Farabi, erdemli ve yetkin bir insanın erdemsiz bir toplum içinde yaşamaktansa kendini imha etmesi gerektiğini savunur.</p><p><br></p><h2>TEK BAŞINA MI KALMALI?</h2><p>Diğer taraftan İbn Bacce, Tedbiru’l-Mütevahhid adlı kitabında toplum içinde yalnız kalmış, kendi değerlerine sahip ve yetkinleşmiş insanların o toplum içinde nasıl davranması gerektiğini tartışırken Farabi’den farklı düşünür. Çünkü İbn Bacce’nin toplum ve siyaset anlayışı Farabi’nin teorik anlayışının aksine, Mağrib’de yirmi üç yıl vezirlik görevi yapmasından dolayı düşüncelerini uygulama imkanı bulması ve toplumu daha iyi tanıması bakımından değişiklik arz etmektedir. O, Farabi gibi erdemsiz bir toplum içinde yaşayan bir yetkin ve erdemli insanın önce erdemli bir toplum bulması durumunda oraya göç etmesi gerektiğini savunur. Ancak İbn Bacce, Farabi’nin erdemsiz toplumda kalan ve gidecek erdemli bir toplum bulamayan yetkin insanın kendini imha düşüncesinin aksine, erdemli bir toplum bulamadığı takdirde, erdemsiz bir toplumda yaşayan erdemli Müteahhidin kendini toplumdan soyutlayarak başka bir deyişle inzivaya çekilerek, tek başına yetkinliğini artırması gerektiğini savunur. İbn Bacce, bu düşüncesini temellendirirken erdemli insanın erdemsiz toplumdaki insanlar için rol model olmasını amaçlamaktadır. Çünkü iyi örnekler her zaman yıldız gibi parlayarak diğer insanlara yol gösterir.</p><p><br></p><h2>İNSANLARI DÖNÜŞTÜREBİLİR</h2><p>Peki bu durumun Kur’an’da bir örneği var mıdır?</p><p>Yukarıda ifade ettiğim iki örnek aslında Kur’an’da ifade edilen ve Hz. İbrahim için: “Muhakkak ki İbrahim, şirke isyan ederek, Allah’a gönülden yönelen [hanîf], tek başına bir ümmet idi. O asla şirk/ortak koşanlardan değildi.” (Nahl, 120) ayeti Farabi’nin erdemli insanın erdemsiz ve bozuk toplumda yaşamaktansa kendini imha etme düşüncesini değil İbn Bacce’nin ifade ettiği erdemli insanın erdemsiz insanlara rol model olarak toplumda görünür olmasını tavsiye eder.</p><p>Sonuç olarak erdemli ve yetkinleşmiş insanlar, toplum içinde kalarak hem kendilerini kötülüklerden koruma yoluna gidecek hem erdemli yaşamı arayan insanlara örnek olacaktır. Bu durum, azimli ve mücadele gücü kuvvetli bir insanın tek başına kaldığında bile insanları dönüştüreceğinin bir göstergesidir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4641755" data-title="Allah’ın merhameti: Rahman ve Rahim" data-url="/islam-sanatlari/allahin-merhameti-rahman-ve-rahim-4641755" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Allah’ın merhameti: Rahman ve Rahim</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4637733" data-title="Gençler alt kültür tutsaklığında" data-url="/islam-sanatlari/gencler-alt-kultur-tutsakliginda-4637733" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Gençler alt kültür tutsaklığında</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/erdemli-insan-ve-toplum-etkilesimi-4643166</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/9/6/cdb2d6eb-vmbrmp0coy4w4hwhrv8pw.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 06 Sep 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Allah’ın merhameti: Rahman ve Rahim</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-merhameti-rahman-ve-rahim-4641755</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-merhameti-rahman-ve-rahim-4641755" rel="standout" />
      <description>Allah’ın en çok zikredilen isimlerinden Rahman ve Rahim merhametin tecellisidir. Peki aralarındaki fark nedir? Rahman, sadece Allah’a mahsûs bir sıfattır. Rahman kapsamına giren rahmet, herkese şamildir. “Rahîm” ismi ise kulların iradelerini iyilik yoluna kullanmalarının bir ödülü olarak ulaşacakları ikinci bir rahmeti ifade eder.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O Rahman’dır, Rahim’dir.”</p><p>(Bakara-163)</p><p>Allah’ın en güzel isimlerini bir araya getiren esma-i hüsna, Rahman ve Rahim ile başlar. Allah ayrıca Rahman ve Rahim ism-i şeriflerini besmelede bir araya toplayarak, her başlangıcımızda O’nu öyle anmamızı istemiştir. Peki her ikisi de aynı kökten gelen ve Allah’ın merhametini gösteren bu isimlerin farkı nedir?</p><p><br></p><h2>MERHAMETTE ADALET</h2><p>“Rahmân” rahmetini hiçbir ayrım yapmadan bütün yaratılmışlara ulaştırandır. Bu rahmet hiçbir kayıt ve şarta, kulun kesp ve iradesine bağlı değildir; “Rahmân”ın tecellilerine mazhar olabilmek için yaratılmış olmamız yeter. Gelin görün ki Allah’ın rahmeti sadece Rahmân oluşundan ibaret olsaydı iyiyle kötü, haklıyla haksız arasında fark gözetilmemiş olurdu. İnsana irade verilmiş olmasının bir kıymeti olmaz; iyilik için çaba göstermek lüzumsuz olur, ahlaki gelişim ise imkansız olurdu.</p><p><br></p><h2>BİRİ DÜNYADA BİRİ AHİRETTE</h2><p>Rabbimizin esmasının birbirinden bağımsız olmadığını ve her birinin diğerleriyle ilişki içinde mükemmel bir bütün oluşturduğunu biliyoruz. Rahmetin adaletle ilişkisinin sonucudur ki “Rahîm” ismi kulların iradelerini iyilik yoluna kullanmalarının bir ödülü olarak ulaşacakları ikinci bir rahmeti ifade eder. O’nun katında çalışanla çalışmayanın bir tutulmayacağını gösterir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah, rahmetinin her şeyi kuşattığını beyan ettikten sonra son peygambere iman edip belli niteliklere sahip olan kimselerin gelecekte ayrıca ilahi rahmete mazhar olacaklarını belirtmiştir. Bu nedenle yaygın olarak “Rahmân”ın dünya hayatında herkesi, “Rahîm”in ise ahirette sadece müminleri kapsayan ilahi rahmeti ifade ettiği kabul edilmiştir.</p><p><br></p><h2>NETİCEDEN ÜMİT KESMEDEN</h2><p>İşte başlangıcımızı ve sonumuzu rahmetinin bu iki yönlü tecellisi ile kuşatan Rabbimiz “Rahmân” ismi ile bütün insanlığa mutlak bir ümit bahşederken “Rahîm” ismiyle de sorumluluklarını yerine getiren, gayret sahibi, iyilikperver insanları neticeden ümit kesmeden bu güzel hâllerini sürdürmeye teşvik ediyor.</p><p><br></p><h2>BU İSİMLERLE AHLAKLANALIM</h2><p>Bu isimlerle ahlaklanmış bir kul, Allah’ın merhamet edilmesini emrettiklerine merhamet eden ama merhametle adaletin dengesini de kurabilen kişidir. İnsanlara faydalı olmaya çalışırken meşakkat görse bile sadece Allah’ın rızasını gözeterek tahammül eder ve bundan yakınmak yerine kendisini bu meziyete layık gördüğü için daima Allah’a şükreder. Rabb’i tarafından hayırlı işlerde kullanıldığından dolayı katiyen gururlanmaz,</p><p>hayrı ulaştırmada sadece bir vesile olduğunu bilir.</p><p><br></p><h2>EN MERHAMETLİ</h2><p>Allah, merhametlilerin en merhametlisidir. Bütün yaratıklar, Allah’ın merhameti sayesinde varlıklarını sürdüre-bilmektedir. Ayet ve hadislerde Allah’ın özellikle kimlere, hangi vasıflara sahip insanlara merhamet ettiği bildirilmiştir. Bunlar; muttakî müminler, salih müminler, Kur’an’a sarılan müminler, itaatkâr müminler, namazlarını kılan müminler, zekatlarını veren müminler, muhsin müminler, mallarından Allah yolunda infak eden müminler, musibetlere sabreden müminler, emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ani’l- münker yapan müminler, Allah yolunda cihad eden müminler, kötülüklerden korunan müminler, okunan Kur’an’ı dinleyen müminler, ahiretten korkan müminler, hoşgörülü müminler ve merhametli müminlerdir.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4640360" data-title="Cuma hutbesi: Âdâb-ı muâşerette de rehberimiz Allah Resûlü (S.A.S)'dir" data-url="/hayat/23-agustos-2024-cuma-hutbesi-adab-i-muaserette-de-rehberimiz-allah-resulu-sasdir-4640360" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Cuma hutbesi: Âdâb-ı muâşerette de rehberimiz Allah Resûlü (S.A.S)'dir</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4639155" data-title="Allah için adaleti ayakta tutun" data-url="/hayat/allah-icin-adaleti-ayakta-tutun-4639155" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Allah için adaleti ayakta tutun</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4640449" data-title="İman, ibadet ahlâk" data-url="/hayat/iman-ibadet-ahlak-4640449" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İman, ibadet ahlâk</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/allahin-merhameti-rahman-ve-rahim-4641755</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/8/30/f3edb89c-8idjs5jnc8cvdfm1e3zv3.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 30 Aug 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gençler alt kültür tutsaklığında</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/gencler-alt-kultur-tutsakliginda-4637733</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/gencler-alt-kultur-tutsakliginda-4637733" rel="standout" />
      <description>Ülkemizde ortaya çıkan yeni jenarasyon sosyal değişimin alt kültür aşamasıdır. Bundan daha tehlikelisi bu alt kültür içinde yetişmiş ve kendi toplum kültüründen habersiz insanların yetiştirdiği jenerasyonda ortaya çıkar. Böylece İbn Haldun’un ifadesiyle imar ettiğimiz şehirler, kendi kültürümüze sahip olmayan ve düşünsel değişime uğramış yeni nesil tarafından ortadan kaldırılır. Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Osman Mutluel yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan toplum halinde yaşayan sosyal bir varlıktır. Bu açıdan çevresi ile hem olumlu hem olumsuz anlamda etkileşim içinde olur. İnsanın bu özelliğini bildikleri için İbn Miskeveyh, Tusi gibi İslam ahlak filozofları yalnız yaşayan insanı, insani özelliklerini yitirmiş bir varlık olarak görürler. Hatta Farabi, İbn Sina gibi İslam filozofları insanın ahlaki olarak yetkinleşmesinin toplum içinde yaşamasının şart olduğunu vurgularlar. Çünkü onlara göre yalnız yaşayan insan tam insan değildir. Başka bir ifade ile insanı tamamlayan şey, diğer insanlardan gelen bela ve musibetleri katlanmak ve onlara her şeye rağmen iyi rol model olmaktır. İşte insan ancak bu şartlarda yetkinleşebilir.</p><p><br></p><h2>TOPLUMSAL KÜLTÜR AİLEDE OLUŞUR</h2><p>Diğer taraftan toplu yaşamanın, özellikle dünyanın tek bir toplum olduğu bir çağda, iyi yönleri olduğu gibi kötü yönlerinin de olduğu bir gerçektir. İşte insanların iyi ve kötü anlayışını şekillendiren bilgi birikimini her toplumun kendi din, ahlak, örf ve adetleri ortaya çıkarır. Bu özellikler aynı zamanda toplumsal kültürü oluşturur. İnsanlarda toplumsal kültürün oluştuğu kurum önce aile sonra eğitim sistemidir. Bu iki kurum toplumsal kültürü oluşturamazsa o zaman yetişen nesil internet kültürü ile yetişir. Bu durumda artık o nesil dünya vatandaşı gibi davranış geliştirir. Bu önce alt kültür dediğimiz yeni bir davranış türü ile ortaya çıkar. İkinci aşaması ise kendi toplumsal kültürünü reddeder. Son aşamada artık değer yargıları değişmiş yeni bir nesil ortaya çıkar ve böylece toplum değişimi sağlanmış olur. İşte ülkemizde ortaya çıkan yeni jenarasyon bu sosyal değişimin alt kültür aşamasıdır. Bundan daha tehlikelisi bu alt kültür içinde yetişmiş ve kendi toplum kültüründen habersiz insanların yetiştirdiği jenerasyonda ortaya çıkar. Böylece İbn Haldun’un ifadesiyle imar ettiğimiz şehirler, kendi kültürümüze sahip olmayan ve düşünsel değişime uğramış yeni nesil tarafından ortadan kaldırılır. Peki bu nasıl olur?</p><p><br></p><h3>BİZE AİT OLMAYAN DÜŞÜNCELERLE BÜYÜR</h3><p>Aile ve eğitim sistemi ile sahip çıkamadığımız kendi çocuklarımız, internet ve akran çevresi ile etkileşimi sonucunda bize ait olmayan ve kapitalist ve liberal bir düşünce yapısı ile yetişir. Bu ilk adımdır.</p><p>İkinci adım toplumun sahip olduğu dini ve ahlaki değerlerinden arındırılması ile ortaya çıkar. Artık çocuğun davranışları değişime uğramıştır. Kendini özgür bir birey olarak kabul eder ve anne-baba da dahil hiç kimseden öğüt, tavsiye alma ihtiyacı hissetmez. Çünkü o düşünsel bir evrim içine girmiştir. Diğer taraftan bu aşamada çocuğun kendi menfaati ön plandadır. Bu onun için çok iyi bir yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzının önünde engel gördüğü her şeyi kötü olarak kabul eder ve ortadan kaldırmaya çalışır. Bu davranış çeşidi, hedefe ulaşmak için her şey mübahtır materyalist anlayışın yaşama geçmiş şeklidir. Bu açıdan bu tür insanı, anne-babasına iftira atarak kendi amacına ulaşmak asla rahatsız etmez.</p><p>Üçüncü adımda global şirketler ülkenin her şehrine hâkim hale gelir. Televizyonlar, sinema, tiyatro, diğer sanatsal faaliyetler, spor faaliyetleri gibi pek çok mekân ve faaliyet bu amaç için kullanılır. Böylece insanların ne giyeceğine ne yiyeceğine ve ne içeceğine onlar karar verir. İnsanlar kendi kültürüne ait giyim, kendi inançları doğrultusunda yiyecek ve içecek hatta oturup sohbet edecek bir mekân bulmakta zorlanacak hale gelir. Bu açıdan toplum kültürüne uygun yerel mağazaların, yerel yiyecek ve içecek üreten kurumların yaşatılması gerekir.</p><p><br></p><h2>HER AİLE KENDİ ÇOCUĞUNDAN BAŞLAMALI</h2><p>Peki çözüm nedir?</p><p>Bugün ülkemizde üç aşamadan oluşan bu alt kültür içinde yaşayan nesli ile karşı karşıyayız. Önlem alınmazsa bir sonraki nesil bizim neslimiz olmayacaktır. Hem aileler hem devlet eğitim sistemi ile bunun önüne geçmelidir. Ancak burada elbette yasaklardan söz etmiyorum. Çocuklarımız dünyaya açık ancak kendi kültürel değerlerini unutmadan yetiştirilmelidir. Bunu herkes biliyor diyebilirsiniz. Ancak her aile kendi çocuğundan başlayarak bu önlemi almalı ikinci aşamada hangi öğretmen çocuğumu daha iyi sınava hazırlar arayışı yanında hangi öğretmen çocuğumu kendi kültürümü daha iyi verir arayışına da girmek gerekir. Çünkü özellikle ilk okul öğretmeni çocuğu yoğuran ve yeni bir bireye dönüştüren kişidir. Bu aşamada eğitim sistemimiz de öğretmeni bu amaçla yetiştirmesi gerektiğinin farkında olmalıdır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4631203" data-title="Kişi dostunun dini üzeredir" data-url="/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4631203" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kişi dostunun dini üzeredir</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4629834" data-title="İnsanlığın 'edep' sınavı: İblisin nesillerdir süren sinsi tuzağı" data-url="/islam-sanatlari/insanligin-edep-sinavi-iblisin-nesillerdir-suren-sinsi-tuzagi-4629834" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">İnsanlığın 'edep' sınavı: İblisin nesillerdir süren sinsi tuzağı</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/gencler-alt-kultur-tutsakliginda-4637733</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/8/9/851df166-xmt70gwrmwfs0kr71u4cv.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişi dostunun dini üzeredir</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4631203</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4631203" rel="standout" />
      <description>Bir ismi de El-Vedûd (çok seven, çok sevilen) olan Allah Teâlâ, kâinatı dostluk temeli üzerine yaratmıştır. “Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle dostluk kurulamayan kimsede hayır yoktur” buyuran Peygamber Efendimiz (sav) de “Kişi dostunun dini üzeredir" diyerek kimlerle dostluk edilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ismi de “el-Vedûd” olan Allah Teâlâ, tüm kâinatı dostluk temeli üzerine yaratmıştır. İki insan arasında sıradan bir ilişkinin çok ötesinde derin bir sevgi ve saygıyı ifade eden dostluk ise insan olmanın bir gereğidir. Allah Rasûlü, “Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle dostluk kurulamayan kimsede hayır yoktur” buyurur. Bununla birlikte, “Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin” uyarısıyla arkadaş seçiminde dikkatli davranılmasını tavsiye eder. Dostların birbirlerini hem düşünce hem de davranış bakımından etkileyeceğini vurgulayan bu ifade, Kur'an'da da pekiştirilir. Kıyamet gününde gerçeklerle yüzleştiğinde, sıkıntıdan ellerini ısıran kafir, “Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim! Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı.”(Furkân, 28-29) sözleriyle pişmanlığını ortaya koyacaktır.</p><p><br></p><h2>MİSK TAŞIYANLA ARKADAŞ OLUN</h2><p>Kutlu Nebî, arkadaşın kişi üzerindeki etkisini, dolayısıyla iyi arkadaşın önemini şöyle anlatır: “İyi arkadaşla kötü arkadaşın örneği, misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!”</p><p><br></p><h2>İNANANLARLA YAKINLAŞIN</h2><p>Dinimizde gerçek dostlukların Allah'ın varlığını ve birliğini kabul eden ve Allah korkusuyla kalbi titreyen insanlarla kurulması önerilir. “Eğer Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsık kimselerdir” (Maide, 81) âyeti aksi davranışı sergileyenleri fâsıklıkla suçlar.</p><p><br></p><h2>SEÇİCİ VE DİKKATLİ OLUNMALI</h2><p>Sevgili Peygamberimiz, menfaat gözetmeksizin Allah için birbirlerini seven ve samimi duygularla oturup kalkan insanlara, hiçbir gölgenin (himayenin) bulunmadığı kıyamet gününde Allah'ın arşı altında gölgelenecekleri (himaye edilecekleri) müjdesini vermiştir. Dostluk, karşılıklı saygı ve değer vermeyle gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla, kadim zamanlardan beri söylenen, “Senin kendisine verdiğin değeri sana vermeyen insanların sohbetinde hayır yoktur” vecizesi unutulmamalı, dost edinirken dikkatli ve seçici davranılmalıdır. İlişkilerini, hoşgörü, nezaket ve güler yüzlülük üzerine kuran Allah Resûlü, kişinin mümin kardeşine tebessümünü bile sadaka olarak nitelemiş, bir dostluğun nasıl kurulup sürdürülebileceğinin en güzel örneklerini kendi hayatında sergilemiştir.</p><p><br></p><h2>İNCİTİCİ OLMAYIN</h2><p>Dostsuz hayat, desteksiz, dayanaksız ve sırdaşsız hayattır. Ev almadan önce komşu, yola çıkmadan önce de arkadaş edinilmesi tavsiyesine uyan kişi, hayatta karşılaşacağı olumsuzluklarla yapayalnız savaşmaktan kurtulur. Diğer taraftan, hayatı anlamlı ve yaşanabilir kılan dostlukların sürdürülmesi, yeni dostluklar oluşturulmasından daha önemli görünür. Bu bağlamda Hz. Ömer, bir kimseye sevdiği ismiyle hitap etmenin, geldiğinde ilgilenip ona yer açmanın ve karşılaşıldığında selâm vermenin dostlukları pekiştireceğine ve sürekli kılacağına dikkatleri çeker. Hz. Peygamber, dostluk ve kardeşliğe zarar verecek hâl ve hareketlerden de uzak durulmasını nasihat eder. Nitekim o, “Kardeşinle tartışmaya girme, onunla (incitici biçimde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme” uyarısında bulunur, üç kişi bir arada bulunurken birini yalnız bırakıp da diğeriyle özel olarak konuşmayı da incitici olabileceğinden dolayı yasaklar. Allah Resûlü, bir şekilde dostlar arasında kırgınlık oluştuysa muhabbet bağının zedelenmemesi için küskünlüğün üç günden fazla sürdürülmemesini söylemiş, hatta barış için ilk adımı atanı da övmüştür.</p><p><br></p><h2>GERÇEK DOST ALLAH'TIR</h2><p>Tanımak ve tanışmak, zorlukların ve anlaşmazlıkların yaşandığı dönemlerde, iplerin gerildiği anlarda anlam kazanır. Bu süreci başarıyla atlatan kalpler, kalıcı dostluklara imza atar. Ancak dostluğu tecrübe edecek kadar zamana, dostun ahlâk ve karakterinin ortaya çıkmasına imkân verecek kadar da vesileye ihtiyaç duyulacaktır. Sırdaş olmayı, dayanışmayı, fedakârlığı ve vefayı içinde barındıran dostluk, kişinin kimliğini ve duruşunu da ifşa eder. Hz. Peygamber, “Mümin, müminin aynasıdır” buyururken, genelde müminlerin, özelde ise dostların benzeşmelerine, birbirlerinde kendilerini görmelerine dikkat çeker. Öte yandan Hz. Peygamber'in, “Kişi dostunun dini üzeredir” hadisi de dinî ve kültürel kimliğe atıfta bulunur. Müminlerin dostlukları Allah içindir, Allah'tan korkanlarladır. Zira, “Gerçek dost, Allah'tır.” (Şûrâ, 9)</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4631192" data-title="Türkiye’de din ve Diyanet algısı-II" data-url="/yazarlar/mahmut-ay/turkiyede-din-ve-diyanet-algisi-ii-4631192" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Türkiye’de din ve Diyanet algısı-II</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4629864" data-title="Cuma hutbesi: İslâm inandığımız gibi bize yaşamayı emreder" data-url="/hayat/28-haziran-2024-cuma-hutbesi-islam-inandigimiz-gibi-bize-yasamayi-emreder-4629864" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Cuma hutbesi: İslâm inandığımız gibi bize yaşamayı emreder</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4626037" data-title="Zalime meyletmek ve zulme razı olmak" data-url="/hayat/zalime-meyletmek-ve-zulme-razi-olmak-4626037" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Zalime meyletmek ve zulme razı olmak</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kisi-dostunun-dini-uzeredir-4631203</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/7/5/c7589bfe-yygmmeytzkok0bp81vt1.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 05 Jul 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnsanlığın 'edep' sınavı: İblisin nesillerdir süren sinsi tuzağı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanligin-edep-sinavi-iblisin-nesillerdir-suren-sinsi-tuzagi-4629834</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanligin-edep-sinavi-iblisin-nesillerdir-suren-sinsi-tuzagi-4629834" rel="standout" />
      <description>İnsanın, edep yerlerini örtmesi, fıtratı bozulmamış insanların en önemli vasfıdır ve aynı zamanda onların, utanma/hayâ duygularının en şaşmaz göstergelerinden biridir. Müstehcenliğin neredeyse teşhirciliğe evrildiği ya da evrilmek istendiği bir ortamda bulunan insanlık, bu konuda büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Prof. Dr. Kerim Buladı yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kur’ân-ı Kerim, iblis/şeytan denilen bir varlıktan söz eder. Bu varlık, şerrin, hasedin, fesadın, fitnenin mümessili olarak ortaya konulurken aynı zamanda bunun, insanlığın baş düşmanı olduğuna da işaret edilir. Bu yazımızda insanları sapıtmaya çalışan iblisin/şeytanın, insanlara kurduğu en tehlikeli tuzaktan bahsetmek istiyoruz. İnsanların, doğru yoldan uzaklaşmasına ve savrulmasına vesile olan bu tuzağa düşme eylemi, insanlık tarihi boyunca da hak ve hakikatin önünde en ciddi problem teşkil etmiştir. İnsana mahsus utanma duygusunu en fazla örseleyen bu korkunç tuzağın, insan hürriyetinin merkezine yerleştirilmesi de ne yazık ki çağımızın en talihsiz algısını oluşturmasıdır.</p><p><br></p><h2>İLK İNSAN VE İLK HALİFE</h2><p>Allah, kendi adına hükümlerini icra edecek ve yürütecek, emirlerini ve kanunlarını tatbik ederek ilâhî hükümranlığı gerçek-leştirecek bir halife yaratmayı murat etmiştir. Bu halife, Allah adına iş yapacak ve O’nun bir vekili olarak görev ifa edecektir. Bu hilafet görevini üstlenen ilk insan, Hz. Adem’dir (Bakara, 30-31).</p><p>Kur’an, Hz. Adem’in, beşeriyeti aydınlatacak bilgilerle donatıldığını ve risâlete hazırlandığını haber vermektedir. (Bakara, 31-33) Allah Teâlâ, Hz. Adem’i yarattığında meleklere, Adem’e secde etmelerini emretmiştir. Melekler derhal bu emre itaat etmiş ve fakat iblis/şeytan buna yanaşmamıştır (Bakara, 34). Bu ilâhî emir neticesinde meleklerin Âdem’e secde etmesi, insanoğlunun şerefine bir delil olmakla birlikte, Hz. Âdem’in ve insan neslinin de şerefini göstermektedir. Allah Teâlâ’nın emrine itaat etmemesi ve isyan etmesi sebebiyle Hakk’ın huzurundan ve ilâhî rahmetten kovulan iblis, insanları doğru yoldan saptırmak için Allah’tan mühlet istemiş ve hatta bu mühletin insanların dirilme gününe kadar devam etmesini arzu etmiştir.</p><p><br></p><h2>İBLİS/ŞEYTAN İLK MÜCADELEYİ KİMİNLE BAŞLATTI</h2><p>Tabiî ki, iblisin/şeytanın ilk mücadele edeceği kişi, kendisini ilâhî rahmetten uzaklaştırılmasına vesile olan Adem (as) olmuştur. Allah, Adem (as) ve eşine cennete yerleşme emrini vermiş ve orada istedikleri zaman kolayca ulaşabilecekleri her çeşit nimetlerden istifade edebileceklerini, bol bol yiyebileceklerini, ancak gösterilen ağaca kesinlikle yaklaşmamalarını, aksi takdirde kendilerine zulmedenlerden olacaklarını bildirmiştir (Bakara, 35; A’raf, 19).</p><p> </p><h2>HZ. ÂDEM’İN KARŞILAŞTIĞI İLK ZORLUK</h2><p>Adem ile Havva’nın, cennette bol bol yiyerek ve içerek ilâhî nimetlerden istifade etmelerini ve mesut bir hayat sürmelerini şeytan çekemedi. Bu sebeple onları, bu nimetlerden mahrum bırakmak için her türlü vesveseyi yapmayı denedi. Adem ve Havva, şeytanın vesvesesine yenik düşerek onun vaadine kandılar. Ağacın meyvesinden tadar tatmaz, üzerlerindeki elbiseleri soyulup alındı. Bunun akabinde ayıp yerlerini görmeye başladılar. Son derece nadim oldular. Allah Teâlâ’dan utanmalarından dolayı cennet yaprakları ile avret yerlerini örtmeye başladılar. Tevbe ettiler, pişmanlık duydular, kendilerine haksızlık ettiklerini itiraf ettiler. Allah’ın bağışlamasını dilediler ve bağışlanmadıkları takdirde zarara uğrayacaklarını söylediler. Tevbeleri kabul edildi. Ancak belirli bir süre kalmak, orada yaşamak ve orada dirilmek üzere yeryüzüne indirildiler (Araf, 20-24).</p><p><br></p><h2>İBLİSİN/ŞEYTANIN KURDUĞU EN ETKİLİ TUZAK</h2><p>Yasak ağacın meyvesinden yediklerinde Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın, üzerindeki avret yerlerini örten elbiselerinin, işledikleri hata yüzünden Allah tarafından soyulup çıkarılması neticesinde ne kadar mahcup olduklarını ve avret mahallerini cennet yaprakları ile örtmek için adeta çırpındıklarını, Kur’an, üzerine basa basa açıklamaktadır. Avret kelimesinin çeşitli anlamları olmakla birlikte, Türkçemizde kullandığımız edep yerinin hemen hemen karşılığıdır. İnsanın, edep yerlerini örtmesi, fıtratı bozulmamış insanların en önemli vasfıdır ve aynı zamanda onların, utanma/hayâ duygularının en şaşmaz göstergelerinden biridir, belki de en önemlisidir. Zira aslî fıtrat, örtüyü, örtünmeyi, edep yerlerini gizlemeyi gerektirir. Bu yüzden bütün ilahî dinlerde örtünme meşru kılınmıştır.</p><p><br></p><h2>MÜSTEHCENLİK OLGUSUNUN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYANLAR</h2><p>Müstehcenliğin neredeyse teşhirciliğe evirildiği ya da evirilmek istendiği bir ortamda bulunan insanlık, bu konuda büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Orta eğitim müesseselerinde, üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında, özel iş yerlerinde, sosyal hayatta, çeşitli merasimlerde hatta eğitimin bir parçası haline getirilen mezuniyet törenlerinde müstehcenlik artık bir yaşam tarzı haline getirilmeye çalışılmakta, böylece masum insanların ve körpe gençlerin duyguları sömürülmekte ve hayâ duyguları törpülenmektedir. Zaten iblisin/şeytanın ve şeytanlaşmış insanların yapmak istediği ve insanları avlamaya çalıştığı en önemli sinsi tuzak da budur. Öte yandan böyle bir gelişme ve giyim tarzı, özgürlük alanı içerisine yerleştirerek, artık bu alanın dokunulmazlığı başlamakta ve ilericilik ve çağdaşlık adı altında makes bulmaktadır.</p><p>Böyle bir ortamın hazırlanmasında sosyal medyanın, kâr uğruna hiçbir ahlaki sınır tanımayan reklam kuruluşlarının ve onlara kucak açan uluslararası, ulusal ve yerel yönetimlerin rolü ve etkisi oldukça büyüktür. Billboardlarda, reklam panolarında, sosyal medyada ve konvansiyonel televizyonlarda mahremiyet teşkil eden giysilerin ve ürünlerin teşhiri, aslında şeytanî bir tuzağın en çirkin yüzüdür. Bunu ifşa etmek ve zaman zaman bu gerçekleri su yüzüne çıkarmak, insanları aydınlatmak, bilgilendirmek, başta ilim, irfan sahibi kimselerin, düşünürlerin, sanat erbabının ve din görevlilerinin Allah’a ve insanlığa karşı bir sorumluluğudur.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4624970" data-title="Kademe kademe aşk talimi yapıyoruz" data-url="/hayat/kademe-kademe-ask-talimi-yapiyoruz-4624970" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kademe kademe aşk talimi yapıyoruz</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4627382" data-title="Hac teslimiyettir: Kutsal bir yolculuk" data-url="/islam-sanatlari/hac-teslimiyettir-kutsal-bir-yolculuk-4627382" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Hac teslimiyettir: Kutsal bir yolculuk</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/insanligin-edep-sinavi-iblisin-nesillerdir-suren-sinsi-tuzagi-4629834</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/6/28/94d214cb-bgrzhtwvyiqsf2ojpiujf9.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hac teslimiyettir: Kutsal bir yolculuk</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hac-teslimiyettir-kutsal-bir-yolculuk-4627382</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hac-teslimiyettir-kutsal-bir-yolculuk-4627382" rel="standout" />
      <description>Müminin hem malı hem de bedeniyle gerçekleştirdiği bir ibadet olan hac, insanın bütün varlığını ilgilendirir. Külli bir teslimiyeti ifade eder. Hz. Âdem’le temelleri atılan, Hz. İbrahim’le sistemleşen ve Hz. Muhammed’le kemale eren bu ibadet, kulluk sınavının dönüm noktasıdır.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Ben cinleri ve insanları, sırf bana kulluk/ibadet etsinler diye yarattım.” buyurarak insanların yaratılma sebebini açıklar. Onun için Allah’a iman eden her Müslüman, inancının gereği olarak O’na ibadet etmekle mükelleftir. İslam’ın farz kıldığı temel ibadetlerinden biri de hacdır. Hac, “Özel şartlar ile özel birtakım ibadetleri yerine getirmek için belli bir vakitte Mekke’de ki Kâbe’yi ziyaret etmek” şeklinde açıklanır.</p><p><br></p><h2>SIKINTILARA HAZIR OLURLAR</h2><p>Müminin hem malı hem de bedeniyle gerçekleştirdiği bir ibadet olan hac insanın bütün varlığını ilgilendirir. Külli bir teslimiyeti ifade eder.</p><p>“Kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızâsına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.”,</p><p>“Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evinini) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, On’dan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.”,</p><p>anlamındaki hadislerde de ifade edildiği gibi hacda yapılan dualar ve tövbeler kabul görür. Böylece bu ibadeti yerine getirenler edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler. Hac ibadetinin temel gayesi ve hikmetlerinden biri insanların Allah'ın emri gereğince yurtlarını, ailelerini ve dostlarını, mallarını terk etmeye, bazı arzularına karşı koyup sıkıntıları göğüslemeye hazır olduklarını göstermeleridir.</p><p><br></p><h2>BÜTÜN STATÜLER BİR KENARA BIRAKILIR</h2><p>Hac esnasında yapılan bütün vazifelerin bir yansıması vardır. İhram giyen bir kişi, büründüğü kıyafetin kefene benzerliğinin şuurunda ve Kur’an’ın ifadesiyle takva elbisesine bürünmüş haldedir. İhram ayrıca, tüm imtiyazlardan uzak durmaktır. Onunla sosyal ve ekonomik statüler, makam ve mevkiler, üniformalar, zevkler, kültürler ve karakterler ve süsler bir kenara bırakılır. Eşitliği sembolize eden basit iki parça giysiden oluşur.</p><p><br></p><h2>HER TÜRLÜ GÜNAH TAŞLANIR</h2><p>Tavaf ise, her şeyin bir başka şey etrafında belli bir düzen içinde döndüğü ve insanın da bu kozmik düzenin bir parçasını teşkil ettiği şuurunu verir. Sa'y, Müslüman'ın sırf Allah istediği için katıldığı bir yürüyüştür; Müslüman bu sayede kendisi gibi aynı yola girmiş, aynı niyet ve duyguları taşıyanlarla beraber koşmanın ne demek olduğunu fark eder. Arafat'ta Rabb’ine yönelen insan O'nun huzurunda durmanın manasını anlar; üstünlüğün sadece takvada olmasının ne demek olduğunu kavrar. Temsili olarak yapılan şeytan taşlamayla ise her türlü gurur, kibir, mal, mülk, makam, şan, şöhret ve kısaca insanı şeytanın oyuncağı yapacak her türlü günah taşlanır ve onlardan uzaklaşılır.</p><p><br></p><h2>ALLAH’A SÖZ VERİRLER</h2><p>Özetle hac, her yıl dilleri, renkleri, ülkeleri, kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı, milyonlarca Müslüman’ın bir arada, hep birden ibadet edip Allah'a yönelmelerini, birbirleri ile tanışıp kaynaşmalarını, Müslümanların dertlerini görüşüp ortak çareler bulmalarını sağlar. Hac esnasında günlük giysilerinden soyunup ihrama giren Müslümanlar, ziyaret ve servetle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölüm ve haşri unutmamayı fiilen yaşar ve öğrenirler. İhramlı için konulan yasaklar kimseye, hatta haşerelere bile zarar vermeme, yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabretme melekesi kazandırır. Böylece Hac farizasını eda eden kimseler, Allah'a kulluk vazifelerini ifa etmiş oldukları gibi çevresindekilere yararlı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olurlar. Cemrelere taş atarak şeytanı, onun yolundan gidenleri ve her çeşit kötülüğü protesto ettiklerini gösterir ve Allah'ın gösterdiği yoldan gitmeye söz verirler.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4626769" data-title="Gazzeli çocuklardan Hac ritüeli " data-url="/video-galeri/dunya/gazzeli-cocuklardan-hac-ritueli-4626769" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Gazzeli çocuklardan Hac ritüeli </span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4627257" data-title="Kutsal topraklarda 17 can kaybı" data-url="/foto-galeri/dunya/kutsal-topraklarda-17-can-kaybi-4627257" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kutsal topraklarda 17 can kaybı</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4627381" data-title="Milyonlar Arafat'ta Vakfe için yola çıkıyor" data-url="/gundem/milyonlar-arafatta-vakfe-icin-yola-cikiyor-4627381" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Milyonlar Arafat'ta Vakfe için yola çıkıyor</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hac-teslimiyettir-kutsal-bir-yolculuk-4627382</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/6/14/00891577-paz6no8mdodhz8m73i7y4d.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 14 Jun 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kurban insanı iyileştirir: Psikolojiyi tedavi eder</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurban-insani-iyilestirir-psikolojiyi-tedavi-eder-4624630</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurban-insani-iyilestirir-psikolojiyi-tedavi-eder-4624630" rel="standout" />
      <description>Tüm ibadetler Allah içindir. Hiçbir ibadet psikolojik veya toplumsal yarar için yapılamaz. Bununla birlikte her ibadetin psikolojik ve sosyolojik faydaları da bulunur. Kurban, insanları Allah’a yaklaştırırken psikolojisini de tedavi eder.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İbrahim, bir oğlu olursa Allah yolunda onu kurban edeceğini adamıştı. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra oğulları olmuş, fakat o adağını unutmuştu. Rüyada, kendisini, oğlu İsmail’i kurban ediyor görünce, adağını hatırlamıştı. Konuyu oğlu İsmail’e açmış, oğlu da bu emre kusursuz bir teslimiyet göstermişti. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de Saffat Suresi 37. Ayette şöyle buyrulmaktadır:</p><p>“Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.”</p><p>Enam Suresi, 162. ayette buyrulduğu gibi, tüm ibadetler Allah içindir. Hiçbir ibadet psikolojik veya toplumsal yarar için yapılamaz. Bununla birlikte her ibadetin psikolojik ve sosyolojik faydaları da bulunur. Peki kurban ibadetinin psikolojik yararları nedir?</p><p><br></p><h2>ŞÜKRÜ VE FEDAKÂRLIĞI HATIRLATIR</h2><p>Kurban konusunda, Hz. İbrahim’in fedakârlığı, Hz. İsmail’in itaatkarlığı bizler için çıkarılacak en büyük derslerden biridir. Kurbanın hedefi de, şükrü ve fedakârlığı hatırlatmaktır. Adağını yerine getirmekte hiç tereddüt etmeyen babanın ve babasının dediğine itiraz etmeyen oğlunun teslimiyetleri insanlık için en büyük örneklerden birinin tezahürü oldu. Kurban, akraba ve komşular arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesini sağlar. Aidiyet ve kardeşlik duygularını destekler. Böylece psikolojik olarak sosyal bir destek sağlanır.</p><p><br></p><h2>KALPLERDEKİ PUTLAR KIRILIR</h2><p>Kurban eşrefi mahlûka takılmış en büyük madalyadır. Hz. İbrahim’in putları kırmasının ve teslimiyetinin nişanesidir. Kurbanın en büyük psikolojik etkisi nefsin ve kalbin arındırılmasıdır. Kurban manasına gelen, nesnek veya nusuk, gümüşü yabancı maddelerden arındırmak, yani rafine etmek manasına gelmektedir. İşte Kurban insanın kalbini sahte putlardan (Hz. İbrahim gibi) temizleyip arındırdığı için bu adı almıştır. Nusukun diğer anlamı, arındırılmış olan gümüşü kabına döküp şekillendirmektir. Demek ki, kurban insan şahsiyetini şekillendiren bir ibadettir. Bu şekillendirme ile kurban ibadeti, insanın iç aleminde bir denge meydana getirir. Bu denge Kur’an’da “muhbit” olarak ifade edilir. “Muhbit olanlara müjdele” (Hacc, 34)</p><p><br></p><h2>ALLAH’A YARAŞIR BİR KUL YAPAR</h2><p>Muhbitin diğer anlamları, mütevazi, saygılı ve düz bir yerde olan insanı ifade eder. İnsanları mütevaziliğe ve insanın iç alemindeki engebeli psikolojik dalgaları düzleştiren ibadete ise kurban denir. İnsanın kalbini sahte putlardan arındırıp şirki yok etmek için konan kurban ibadeti, insanı Allah’a yaraşır bir kul yapar. Ayrıca kurban keserken önemli olan insanın niyetidir. Gösterişten ve iş olsun diye arınmış olan ve sadece Allah rızasını umarak yapılan niyet takvanın kendisi olmaktadır. Zaten tüm ibadetlerde önemli olan, insanın bu temiz niyetidir.</p><p><br></p><h2>ALLAH’A YAKLAŞTIRIR</h2><p>“… İşte kurbanlıkları sizin emrinize bağladı ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir ederek yüceltesiniz. Resulüm, güzel ve yararlı iş üretenleri müjdele” (Hacc, 37).</p><p>Allah, insanların iç âlemini eğiterek onlara doğru yolu göstermiş olmanın şükrünü, kendisini yüceltmekte görür. Allah’ı yüceltmenin yollarından biri de kurban kesmektir. Onun için kurban, besmele, yani Allah’ın ismini anarak ve tekbir getirerek kesilmelidir. Pay edilip eşle dostla beraber ziyafet halinde tüketilen kurban etleri de eş dost arasındaki muhabbeti artırarak sosyolojik hayata sağlam bir etki bırakır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4624197" data-title="TSK Mehmetçik Vakfı'nın kurban bağış bedelleri belli oldu" data-url="/gundem/tsk-mehmetcik-vakfinin-kurban-bagis-bedelleri-belli-oldu-4624197" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">TSK Mehmetçik Vakfı'nın kurban bağış bedelleri belli oldu</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4621349" data-title="Mazlum coğrafyalarda kurban seferberliği  " data-url="/gundem/mazlum-cografyalarda-kurban-seferberligi-4621349" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Mazlum coğrafyalarda kurban seferberliği  </span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4623773" data-title="Bayramın kardeşlik ve paylaşma güzelliği 47 ülkeye taşınıyor" data-url="/gundem/bayramin-kardeslik-ve-paylasma-guzelligi-47-ulkeye-tasiniyor-4623773" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Bayramın kardeşlik ve paylaşma güzelliği 47 ülkeye taşınıyor</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kurban-insani-iyilestirir-psikolojiyi-tedavi-eder-4624630</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Zeynep Betül Erhun</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/5/31/50e4979f-xcm35n8to9hv9sk99latl.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 31 May 2024 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çin'in kasasındaki döviz rezervi 3,2 trilyon dolara çıktı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/ekonomi/cinin-kasasindaki-doviz-rezervi-32-trilyon-dolara-cikti-4592776</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/ekonomi/cinin-kasasindaki-doviz-rezervi-32-trilyon-dolara-cikti-4592776" rel="standout" />
      <description>Çin'in döviz rezerv varlıklarının Aralık 2023'te önceki aya göre yüzde 2,1 artış kaydederek 3,2 trilyon dolara yükseldi. </description>
      <category>Ekonomi</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çin Devlet Döviz Takas İdaresinden yapılan açıklamada, döviz rezervlerinin aralık sonunda, kasım ayına kıyasla 66,2 milyar dolar artarak 3 trilyon 238 milyar dolara çıktığı aktarıldı.</p><p><br></p><p><strong>Açıklamada, aralıkta büyük ekonomilerin para politikası tercihleri ve beklentilerin etkisiyle ABD doları endeksinin düştüğü, buna karşın küresel mali varlıkların değerinin genel olarak yükseldiği belirtildi.</strong></p><p><br></p><p>Döviz rezervlerindeki artışın, takas işlemleri ve varlık fiyatlarındaki değişimin bileşik etkisinden kaynaklandığı tespitine yer verilen açıklamada, Çin ekonomisinin toparlanma ivmesini sürdürdüğü, yüksek kaliteli kalkınmanın sağlam temelde ilerlediği, bunun döviz rezervlerinin genel istikrarını korumasına katkı sağlayacağı vurgulandı.</p><p><br></p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4592766" data-title="Ticaret Bakanlığı fahiş fiyat ve stokçuluğa geçit vermiyor: 602 milyon lira para cezası kesildi" data-url="/ekonomi/ticaret-bakanligi-fahis-fiyat-ve-stokculuga-gecit-vermiyor-602-milyon-lira-para-cezasi-kesildi-4592766" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Ticaret Bakanlığı fahiş fiyat ve stokçuluğa geçit vermiyor: 602 milyon lira para cezası kesildi</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4592753" data-title="323 metrelik Çin devi ilk seferini tamamladı: 5 binden fazla yolcu taşıyor" data-url="/foto-galeri/ekonomi/323-metrelik-cinin-ilk-yerli-uretim-kruvaziyeri-ilk-seferini-tamamladi-5-binden-fazla-yolcu-tasiyor-4592753" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">323 metrelik Çin devi ilk seferini tamamladı: 5 binden fazla yolcu taşıyor</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4592729" data-title="Togg Sedan 2024’te banttan inecek" data-url="/ekonomi/togg-sedan-2024te-banttan-inecek-4592729" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Togg Sedan 2024’te banttan inecek</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4592744" data-title="Kruvaziyerde yeni rota Türkiye" data-url="/ekonomi/kruvaziyerde-yeni-rota-turkiye-4592744" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kruvaziyerde yeni rota Türkiye</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/ekonomi/cinin-kasasindaki-doviz-rezervi-32-trilyon-dolara-cikti-4592776</link>
      <subcategory>Dünya Ekonomisi</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2024/1/8/4b3ea745-5jzfom7fgauzv0iz8z2xu8.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 09:40:37 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Asitanede vuslat gecesi: Tasavvuf kültürünün öncü ismi Ömer Tuğrul İnançer anıldı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/hayat/asitanede-vuslat-gecesi-tasavvuf-kulturunun-oncu-ismi-omer-tugrul-inancer-anildi-4558002</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/hayat/asitanede-vuslat-gecesi-tasavvuf-kulturunun-oncu-ismi-omer-tugrul-inancer-anildi-4558002" rel="standout" />
      <description>Son Halveti Pîri Nureddin Cerrâhi’nin 300 yıl önce İstanbul Karagümrük’te kurduğu dergâh, 21. Postnişîn araştırmacı, hukukçu, yazar Ömer Tuğrul İnançer’in vefatının 1. yıl dönümü için düzenlenen Tevhid (Birlik) Gecesi’nde yurt içinden ve dışından gelen postnişinler, hafızlar, ilim adamları ve sevenleriyle dolup taştı, yüzlerce yıllık Vuslat geleneği yeniden yaşandı.</description>
      <category>Hayat</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tuğrul İnançer’in hatimler, Mevlid-i Şerif, dualar ve ilahilerle anıldığı gecede sanatçı Ahmet Özhan, 22. Postnişin ve Türk Tasavvuf Müziğini ve Folklorünü Araştırma Yaşatma Vakfı Başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, merhum İnançer’in “Biz biriz. Ayrılıklar Allah’ın kudretini temâşâ içindir” sözlerini hatırlatarak “Ne ölen var ne kalan, ne gelen var ne giden. Ölüm diye bir şey yoktur, her şey muhteşem bir oluşum ve dönüşümden ibarettir” dedi. </p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2023/9/5/07b82d42-7zivhm4w9jmyvqbd13p96n.jpeg" data-card-width="800" data-card-height="1066" data-card-path="/piri/upload/3/2023/9/5/07b82d42-7zivhm4w9jmyvqbd13p96n.jpeg"></p><p>Geceye bestekâr ve mevlidhan Amir Ateş, Tasavvuf Musikisi sanatçıları Sami Savni Özer, Mehmet Kemiksiz, Ahmet Şahin, Ender Doğan, Habip Alparslan Tabak, Halil Necipoğlu, Suudi Arabistan’da ezan okuma yarışmasında Dünya Birincisi olan Muhsin Kara, Kurân okuma yarışmasında Dünya Birincisi olan Hafız Alpcan Çevik, İstanbul’daki selatîn camilerinde imam ve müezzin olarak görev yapan ünlü hafızlardan Aziz Hardal, Mustafa Çiçek, Yunus Balcıoğlu, Bekir Büyükbaş, Hadi Duran, Murat Taştekin ve İsmail Çimen ile merhum Tuğrul İnançer’in ilk Genel Müdürü olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı Tarihi Türk Musikisi Topluluğu sanatçıları katılarak Kur’an, Mevlid ve İlahi okudular. </p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2023/9/5/d9897523-d0krp36fux6e7gyquo3pa.jpeg" data-card-width="800" data-card-height="1067" data-card-path="/piri/upload/3/2023/9/5/d9897523-d0krp36fux6e7gyquo3pa.jpeg"></p><p>Tasavvuf ve İslam araştırmaları ile tanınan ilim adamlarından Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Mustafa Tahralı, Prof. Dr. İrfan Gündüz ve Prof.Dr. Ekrem Demirli de yüzlerce yıllık bir Tevhid geleneğinin günümüzde yaşatılmasına şahitlik ettiler.  Pir Nureddin Cerrahi Asitanesi’nde her Pazartesi akşamı Mesnevi dersi veren ve Mevlevi Ayini İcra eden Nezih Dede, Tevhid Gecesi dersinde merhum Ömer Tuğrul İnançer’in Mevlevîliğini ve Konya’da 50 yıl kesintisiz bir şekilde süren Şeb-i Arûs hizmetini anlattı. </p><p><img class="pho-card-image" contenteditable="false" src="https://image.piri.net/piri/upload/3/2023/9/5/e1145082-4hzs5ulei4vxop996mp2k.jpeg" data-card-width="1070" data-card-height="800" data-card-path="/piri/upload/3/2023/9/5/e1145082-4hzs5ulei4vxop996mp2k.jpeg"></p><p>İkindi sonrası Halveti-Cerrahi geleneğinden Akşam Usulü okunmasıyla başlayan gece, Asitâne odalarında ve bahçesinde hazırlanan sofralarda lokma edilmesi ardından hafızların ve ses sanatçılarının Mevlid, Kur’an ve İlahi okumaları ile devam etti. Pîr Nureddin Cerrahî Asitanesi’nin 22. Postnişîni olan Ahmet Özhan, davetli olarak katılan Kadiri, Rufai, Halveti, Nakşi, Bektaşi, Mevlevi postnişînleri diğer katılımcılarla birlikte Tevhid Zikri icra ettirdi.  Merhum İnançer için indirilen hatimler için dua ve geleneksel Cerrahi Gülbangi ve Ahmet Özhan’ın Tevhid anlayışı üzerine yaptığı sohbet ile gece sabaha karşı sona erdi. </p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/hayat/asitanede-vuslat-gecesi-tasavvuf-kulturunun-oncu-ismi-omer-tugrul-inancer-anildi-4558002</link>
      <subcategory>Aktüel</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/9/5/c856133a-p2hm3oxdvyt5e3s6kkw7.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 05 Sep 2023 15:43:03 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vârise vasiyet yoktur</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/varise-vasiyet-yoktur-4552123</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/varise-vasiyet-yoktur-4552123" rel="standout" />
      <description>İslâm’da miras, ferâiz denilen kesin hükümlerle düzenlenmiş, en ayrıntılı hukuk konusudur. Malların ancak üçte biri vârisler dışındakilere vasiyet edilebilir. Aksine bir uygulama fitneye yol açar. Bu yüzden Hz. Peygamber (sav), “Dikkat edin, vârise vasiyet yoktur” buyurmuştur. Doç. Dr. Hilal Özay yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslâm miras hukuku ya da ferâiz, ölenin geride bıraktığı mal ve hakların belli ölçülerle, belli mirasçılara verilmesini düzenleyen bir ilim. Bir başka deyişle ölünün geride bıraktığı mal ve haktan her vâris ve alacaklının hisse ve hakkının, fıkıh ve matematiğin bazı usul ve kaidelerinden istifade edilerek bilinmesini konu ediniyor. Miras taksimi dünyada farklı sistemlerle ele alınsa da İslam miras hukuku diğerlerinden çok daha özgün bir yapıya sahip. </p><p><br></p><h2>AYET, HADİS VE İCMAYLA SABİTTİR</h2><p>İslam miras hukukunun, diğer miras hukuklarından ayrılan kendine has özellikleri, temel prensipleri ve usûlü vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: </p><p>1. İslam miras hukukunun kaynağı beşeri değil ilahidir. Yani miras hükümleri beşeri değil ilahi irade ile oluşturulmuştur. Mirasla ilgili bütün ayrıntılar açıkça belirtildiği, kimlerin miras alacağı ve ne kadar alacağı kitap, sünnet, icma ve sahabe reyi ile tespit edildiği için, insanın yükü hafifletilmiş, işi kolaylaştırılmıştır. Ayrıca miras ile ilgili hükümlerin sabit olması insanlar arasında itiraz ve husumete de engel olmuştur. Kur’an’da hükümleri en net şekilde verilen hususlardan biridir. </p><p>Ayetlerde Allah Teâlâ, kızın, oğlun, annenin, babanın, karının, kocanın, anne bir kardeşlerin, anne baba bir ve baba bir kardeşlerin ve kabul edenlere göre dolaylı olarak akrabanın miras paylarını zikretmiştir. Fakat bu varislere tahsis ettiği hisselerin sebebini açıklamadığı gibi bu hisselerin farklı durumlarda değişmesinin sebebini de açıklamamıştır. Böyle olunca da her bir paylaşımın nedeninin aklen tam olarak anlaşılması zordur. Bu sebeple Peygamber Efendimiz ferâiz (miras) ilminin öğrenilmesini teşvik etmiş, ayetlerde geçen ifadeleri tefsir etmiş, uygulamayı göstermiştir. Ayrıca ayetlerde geçmeyen bazı hükümleri de düzenlemiştir. </p><p><br></p><h2>BİR ANDA DEĞİL TEDRİCİ OLARAK GELMİŞTİR</h2><p>2. Mirasla ilgili hükümler diğer hükümlerde olduğu gibi ayet ve hadislerle bir anda değil tedricî (yavaş yavaş) olarak düzenlenmiştir. Böyle olması insan tabiatına daha uygundur. Çünkü insan yaşadığı duruma alışıp bağlanır ve bu alışkanlıklarını bir anda terk etmesi de zor olur. Tedricî gelen emir itaati kolaylaştırır.</p><p>3. İslam miras hukukunda varislerin hisseleri kanun koyucu, yani Allah tarafından belirli rakamlarla bildirilmiştir. Ve bu rakamlar kati olup aksine bir delil olmadığı sürece başka bir manada kullanılamaz. Yani zaman ve şartlar değişse de bu miktarlarda değişim söz konusu olamaz. İslam alimleri, nassla belirlenen miktarların da bir hikmeti olduğunu, dolayısıyla bunlara muhalefet etmenin caiz olmayacağını belirtmişlerdir.</p><p><br></p><h2>SERVET GENİŞ BİR KESİME DAĞILIR</h2><p>4. İslâm miras hukukunda miras anne baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile (dar bir çerçeve) içinde değil daha geniş yakından uzağa doğru her dereceden pek çok akraba (anne, baba, dede, nine, çocuklar, torunlar, kardeşler, amcalar, halalar, vs.) arasında cereyan eder. Böylece servetin belli ellerde toplanmasına ve ondan belli kişilerin faydalanmasına engel olunmuş ve vârislerin sınırı genişletilerek daha çok kişinin mirastan istifade etmesi sağlanmıştır. Sonuç olarak da şahıs, aile ve toplumda servet dağılımında denge korunmuştur.</p><p>5. Mal sahibi hayattayken veya ölüm hastalığına yakalanmadan önce malı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisine sahiptir. Vârisine, başka birisine veya herhangi bir kuruma malının tamamına hibe edebilir, satabilir. Fakat mal sahibi, ölüm hastalığı anında veya ölümünden sonra geçerli olmak üzere malını istediğine ve istediği kadar veremez. Malının üçte ikisini varislerine bırakmak zorundadır. Kalan yani malın üçte birinde mal sahibinin tasarruf hakkı vardır. Buna da vasiyet denir. Bu miktar sabittir ve değiştirilemez.</p><p><br></p><h2>MALIN ÜÇTE BİRİNİ VASİYET EDEBİLİR</h2><p>6. İslam miras hukukunda varise vasiyet yapılamaz ancak varis dışında birilerine vasiyet geçerlidir. Yani mal sahibi varislerden biri lehine veya aleyhine bir tasarrufta bulunamaz. Çünkü varisin mirastan belli bir hissesi zaten mevcuttur. Varislerden birisi lehine vasiyette bulunmak vârisler arasında adaleti bozarak geçimsizliğe, düşmanlığa sebep olabilir. Bu yüzden Hz. Peygamber: “Dikkat ediniz, varise vasiyet yoktur” buyurmuştur.</p><p>7. Mirasın dağılması İslâm miras hukukunda keyfi değil hısımlık, nikah ve velâ (yakınlık) şeklinde sebeplere bağlanmıştır. Hayattayken var olan sorumlulukla ve yakınlıkla orantılı miras dağılımı yapılmıştır. Mirasçılığın belli sebeplere bağlanmasıyla varise de mal sahibine de inisiyatif tanınmayarak bir standart oluşturulmuştur.</p><p><br></p><h2>MİRASTAN MEN EDEMEZ</h2><p>8. Mal sahibi, varisinin miras almasına engel olamaz veya onu miras almaktan men edemez. Mirastan mahrumiyet sebepleri hukuki olarak bellidir. Böylece mal sahibinin keyfi davranıp varisleri mağdur etmesinin önüne geçilmiştir. </p><p>9. İslam miras hukukunda varisin mirası reddetme hakkı yoktur. Varis istemese de miras kalır. Mal varlığı varise kalırken borçları kalmaz. Yani varis mirası alsa da mal sahibinin borçlarından şahsen sorumlu değildir.</p><p><br></p><h2>VARİS HER HALÜKÂRDA MİRAS ALIR</h2><p>10. İslam miras hukukunda evlatlık alınan kimse evlat edinenin gerçek evladı ve mirasçısı olamaz. Ona bırakılan mal miras değil vasiyet olur, o da malın üçte birini aşamaz. İslâm miras hukukunda evlat edinme hukuki bir müessese olarak kabul edilmez. İslam’da yetim ve kimsesiz çocukların bakılıp büyütülmesi himaye edilmesi teşvik edilmekte mal ve mülklerini korumak emredilmekte ve bu konuda çeşitli önlemler alınmakla birlikte evlat edinilmesi uygun görülmemiştir. </p><p>11. Mal sahibinin en yakın ve onun ölümünden en çok etkilenen akrabaları; annesi, babası, eşi ve çocukları her halükarda mirastan hisse alır. Çünkü İslam miras hukukunda adalet ve ihtiyaç gözetilir. Miras dağılımında varisin daha yakın akraba olması, kadın ya da erkek olması (cinsiyete göre farklılık) dikkate alınarak hisseler belirlenmiştir. Mesela çocukların anne ve babadan daha fazla miras alması, öncelikle miras alan on iki kişilik gruptan sekiz tanesinin kadın olması, erkek ve kız evlat birlikte varis olduklarında erkeğin kızın hissesinin iki katını alması bunun en bariz örnekleridir.</p><p><br></p><h2>MALIN KULLANILMA SIRASI BELLİDİR</h2><p>12. İslam miras hukukunda vefat eden vârisin yerine çocuklarının anne ve babalarını temsilen miras almaları anlamına gelen halefiyet uygulaması yoktur. Yani babaları dedelerinden önce ölen torunlar, babalarından dolayı dedelerinden miras alamazlar. </p><p>13. İslam miras hukukunda kalan maldan öncelikle cenaze masrafları karşılanır, sonra varsa kalan borçlar ödenir, daha sonra vasiyet varsa o yerine getirilir en son miras taksimi yapılır. Miras taksimi yapılırken hazır bulunan mirastan payı olmayan yakınlar, yetimler ve yoksullara sadaka verilmesi ve gönüllerinin alınması da tavsiye edilmiştir.</p><p><br></p><h2>MAL SAHİBİNDE VE VARİSTE BULUNMASI GEREKEN ŞARTLAR</h2><p>14. İslâm miras hukukunda veraset yoluyla mirasın varise geçmesi için hem variste hem de mal sahibinde bulunması gereken şartlar vardır:</p><p>- Mal sahibinin ya gerçekten ya takdiren ya da hükmen ölmüş olması gerekir. Yaşayanın malı miras olamaz.</p><p>- Mal sahibi öldüğünde varisin ya gerçekten ya da takdiren hayatta olması gerekir.</p><p>- Mirasçılığa engel olan bir durumun bulunmaması gerekir. Mirasçılığa engel olan durumlar; öldürmek, kölelik, din ve ülke farklılığıdır. İnsanın kendisini de toplumu da kötü duruma düşürecek bu hallere engel olmak için mirastan mahrumiyet yaptırımı uygulanmıştır.</p><p>- Mirasçı olmayı gerektiren sebebin bulunması gerekir. Yani akrabalığın türü ve derecesi bilinmelidir. Mirasçılığa engel durumlarında mahrumiyet şahsidir. Engelden dolayı şahsın kendisi yok sayılır, yakınları mirastan mahrum olmaz.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4548619" data-title="Muharrem: Hem sevinç hem hüzün ayı" data-url="/islam-sanatlari/muharrem-hem-sevinc-hem-huzun-ayi-4548619" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Muharrem: Hem sevinç hem hüzün ayı</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4546857" data-title="‘Helâl’ fıtratı korur" data-url="/islam-sanatlari/helal-fitrati-korur-4546857" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">‘Helâl’ fıtratı korur</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4545149" data-title="Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar" data-url="/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/varise-vasiyet-yoktur-4552123</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/8/11/0e5e99b7-4pvz71ljahuscsfcgu9sp.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 11 Aug 2023 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Muharrem: Hem sevinç hem hüzün ayı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muharrem-hem-sevinc-hem-huzun-ayi-4548619</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muharrem-hem-sevinc-hem-huzun-ayi-4548619" rel="standout" />
      <description>Peygamberler tarihinde 10 önemli olayın gerçekleştiği ‘Aşure Günü’yle sembolleşmiş hicri yılın birinci ayı ‘muharrem’ için Peygamber Efendimiz (sav), “Allah’ın ayı” nitelemesinde bulunuyor. Müslümanları mateme boğan Kerbela faciası da bu ayda yaşandı. </description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kelime anlamı olarak “haram kılınan, yasaklanan; kutsal olan, saygı duyulan” anlamlarına gelen Muharrem, Hicri yılın ilk ayı, savaşmanın haram kabul edildiği dört aydan da biri. Hz. Peygamber (sav) tarafından Allah’ın ayı diye nitelendirilmesi ise Muharrem ayının faziletine, ilahî feyz ve bereketinin bolluğuna işarettir.</p><h2>HZ. ALİ’NİN ÖNERİSİYLE KARAR ALINDI</h2><p>Muharrem ayının bağlı bulunduğu Hicri takvim, Hz. Peygamber (sav) ve çevresindeki Müslümanların 622’de Mekke’den Medine’ye göç etmelerini başlangıç noktası olarak kabul eder. Hicri takvimin ve Muharrem ayının doğuşu ise şöyle olur: Hicetin 17. yılında Hz. Ömer’in iktidarı döneminde, dört halifenin sonuncusu olan Hz. Ali’nin, “Hicret edilen yılın Hicrî takvimin ilk yılı, Muharrem ayının ise Hicri takvimin ilk ayı olması” önerisiyle alınan karar sayesinde Hicri takvim kullanılmaya başlanır.</p><h2>ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE KUTLANIRDI</h2><p>Arap hükümdarları yeni yılın ilk gününe saygı gösterir ve tebrikleri kabul etmek üzere törenler düzenlerlerdi. Osmanlılar döneminde de Muharrem ayında devlet erkânı padişahın huzuruna çıkarak yeni yılı tebrik eder ve padişahtan “muharremiyye” denilen hediyeleri alırlar, kendileri de maiyetlerindeki kişilere muharremiyye verirlerdi. Ayrıca şairler tarafından yeni yıla ait manzumeler yazılırdı. Muharrem ayında bilhassa tekke ve camilerde okunan Kerbelâ Vak‘ası’na dair ilâhiler “muharremiyye” olarak adlandırılmıştır.  </p><h2>AYIN 10’UNDA NELER OLDU?</h2><p>Muharrem ayının en önemli günlerinden biri muhakkak onuncu gününe denk gelen ve ‘Aşure Günü’ günü olarak adlandırılan gündür. Hadis kitaplarında, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti olarak, o günde Allah’ın on peygamberine on farklı ikram ihsan etmesi şeklinde anlatılır. Hadislerde yer alan şekliyle bu ikramlar şunlardı:</p><p><strong>1</strong>- Allah, Aşure Günü’nde Hz. Musa’ya, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömecek bir mucize vermiştir.</p><p><strong>2</strong>- Hz. Nuh, gemisini Cûdi Dağı’nın üzerine Aşure Günü’nde demirlemiştir.</p><p><strong>3</strong>- Hz. Yunus, balığın karnından Aşure Günü kurtulmuştur.</p><p><strong>4</strong>- Hz. Âdem’in tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir.</p><p><strong>5</strong>- Hz. Yusuf, kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure Günü çıkarılmıştır.</p><p><strong>6</strong>- Hz. İsa, o gün dünyaya gelmiş ve o gün semaya yükseltilmiştir.</p><p><strong>7</strong>- Hz Davud’un tevbesi, Aşure Günü kabul edilmiştir.</p><p><strong>8</strong>- Hz İbrahim’in oğlu Hz. İsmail, Aşure Günü doğmuştur.</p><p><strong>9</strong>- Hz. Yakub’un, oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri Aşure Günü’nde görmeye başlamıştır.</p><p><strong>10</strong>- Hz. Eyyûb hastalığından Aşure Günü şifaya kavuşmuştur.</p><h2>RAMAZAN’DAN SONRA EN FAZİLETLİ AY</h2><p>Âşure Günü’nde akla gelen ilk ibadet ise oruç. Nitekim Hz. Peygamber Medine’ye gelince, Yahudilerin Aşure Günü’nde oruç tuttuklarını görmüş ve “Bu gün niçin oruç tutuyorsunuz?” diye sormuştu. “Bu, hayırlı bir gündür. Allah, o günde Benî İsrâil’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu.” dediklerinde Resûlullah da “Ben Musa’ya sizden daha layığım (yakınım).” buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını tavsiye etti. Hz. Peygamber’in Yahudilere muhalefet için ise ertesi sene Aşure orucunu Muharrem’in dokuzuncu günü de tutacağını söylemesi; bu orucun Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günlerinde tutulmasının daha doğru olacağına işaret eder.</p><h2>AŞURE GELENEĞİNİN ÖZEL BİR YERİ VAR</h2><p>Aşure Günü oruç tutmanın faziletine ilişkin sahih hadisler bulunmasına karşılık, o günde hububat karşımı bir aş olan aşureyi pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih habere rastlanmaz. Bununla birlikte aşure tatlısı, Müslüman Türklerin dinî halk geleneğinde önemli bir yer tutar. Muharrem’in onuncu günü yapımı başlayan aşure, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılmış ve sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşure aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, "aşure testisi" adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır.</p><h2>MUHARREM’İN ACISI: KERBELA</h2><p>Aşure Günü aynı zamanda hatırladıkça yüreklerimizi dağlayan büyük bir hüznün, Kerbelâ hadisesinin yaşandığı gündür. Peygamberimiz’in “Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım” buyurduğu ve “Cennet gençlerinin efendisi” olarak nitelediği sevgili torunu Hz. Hüseyin ve çoğu Ehl-i Beyt’ten olan 70’i aşkın Müslüman, bir Aşure Günü şimdi Irak sınırları içinde yer alan Kerbela’da katledilerek şehadet şerbetini içtiler. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleriyle, doğruluk adına samimi yürüyüşleriyle, bütün müminlerin gönüllerinde taht kurdular. Onlara bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında mahkûm edildi.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4546857" data-title="‘Helâl’ fıtratı korur" data-url="/islam-sanatlari/helal-fitrati-korur-4546857" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">‘Helâl’ fıtratı korur</span></span></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4545149" data-title="Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar" data-url="/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/muharrem-hem-sevinc-hem-huzun-ayi-4548619</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/7/28/7e6e1b0d-ule13bbmzx4bw6y1bk0ce.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 28 Jul 2023 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘Helâl’ fıtratı korur</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/helal-fitrati-korur-4546857</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/helal-fitrati-korur-4546857" rel="standout" />
      <description>Beslenmek tüm canlılar için ortak bir ihtiyaç. Özellikle Müslümanlar için bunun çok daha derin bir anlamı var. “Bedenin ve ahlâkın değişiminde en güçlü sebep yiyeceklerdir.” Dr. Muhlis Akar, helâl ve temiz gıdanın önemini yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p>* Hocam öncelikle helal ve haram gıda ayrımının neye göre yapıldığını, helal ve haram yiyeceklerin tespitinin nasıl yapıldığını anlatabilir misiniz?</p><p>Helal, dinen izin verilen ve serbest olanı, haram da dinen yasaklananı ifade eder. Diğer bir ifadeyle helal; yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de helal kıldığı, haram da Kur’an-ı Kerim’de haram kıldığıdır. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: “Yüce Allah birtakım farzlar kılmıştır, onları ihmal etmeyin. Birtakım hadler (sınırlar, hükümler) koymuştur, onları çiğnemeyin. Birtakım şeyleri haram kılmıştır, onlara el uzatmayın…”</p><p>Tükettiğimiz gıdalara gelince, hayvanî gıdalarla ilgili Kur’an-ı Kerim’de dört haram vardır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah size sadece murdar eti (meyte, leş), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı…” (Nahl-115)</p><p>Tabiatında iğrençlik ve vahşilik olan; kesici dişi ile avlanan yırtıcı hayvanlar ile pençesi ile avlanan yırtıcı kuşların haramlığı ise Hz. Peygamber’in sünneti ile sabittir. Zira Hz. Peygamber de Allah’ın verdiği yetkiye dayanarak haram ve helalleri açıklamıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar.” </p><p>İslam’da helal kabul edilen gıdalar insan fıtratına uygun, temiz ve faydalı gıdalardır. Haram gıdalar ise maddi ve manevi yönden insan üzerinde olumsuz etkileri olan gıdalardır. Zira Yüce Allah bazı gıdaları helal, bazılarını ise haram kılarken kullarına olan rahmetinin eserini göstermiş; onlara zararı olanları haram, faydası olanları ise helal kılmıştır. Bu nedenle genel anlamda tükettiklerimizin helal olması için gıdalar haram kılınmamış olmalı; maddeten ve manen temiz olmalı, içeriğinde dinen haram kılınan herhangi bir katkı maddesi bulunmamalı, insanın ruh ve beden yapısına zarar verecek zararlı bileşenlerden oluşmamalıdır. </p><p><br></p><h2>SAĞLIKLI NESİLLER YETİŞTİRMEK İÇİN</h2><p>* Bir Müslüman için helal ve temiz gıda tüketmenin önemi nedir?</p><p>Helal ve temiz gıda ile beslenmek bir Müslüman için büyük önem arz etmektedir. Zira helal kazanç ve helal gıda ile namaz, oruç, zekât, hac ve duaların kabulü arasında yakın ilişki vardır. Hz. Peygamber bu konuda ümmetini şöyle uyarmıştır: “Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları kabul eder… Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! diye dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!”</p><p>Fıtratı koruma, sağlıklı bir hayat yaşama ve sağlıklı nesiller yetiştirmede de helal ve temiz gıdanın önemli rolü vardır. Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetler, insanın yaratılıştan sahip olduğu manevi üstünlüğü, ruhi ve fiziki güzelliklerini koruyabilmesi için tabiatına uygun helal ve tayyib gıdalarla beslenmesinin önemine işaret etmektedir: “Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de bina yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır…” (Müminun-64.); “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.” (İsra-70.)</p><p><br></p><h2>HELAL BELGELİ ÜRÜNLER TERCİH EDİLMELİ</h2><p>* Katkılı ve şüpheli gıdalar her an, her yerde karşımıza çıkıyor. Müslümanlar günlük hayatlarında helal gıda için nelere dikkat etmeli? </p><p>Helal ve temiz gıdalarla beslenmek ilahi bir emirdir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara-172)</p><p>“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara-168)</p><p>Yüce Allah’ın bu emrini hakkıyla yerine getirebilmek için duyarlı olunmalı, hatta günümüzde üretilen sanayi tipi gıdaların içeriğini her yönüyle bilmek mümkün olmadığı için güvenilir kuruluşlarca verilen ve denetlenen helal belgeli ürünler tercih edilmelidir. </p><p>Ayrıca şüpheli gıdalar konusunda da uyanık olmalı, içeriğini ve bileşenlerini bilemediğimiz gıdalar konusunda dikkatli davranmalıyız. Hz. Peygamber bu konuda şu uyarıyı yapmıştır: “Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Şüpheli şeylerden sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli şeylerden sakınmayanlar ise gitgide harama dalarlar…”</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4545149" data-title="Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar" data-url="/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/helal-fitrati-korur-4546857</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/7/21/0b6a9d56-9grnmsyuxjf6r8mu4gydra.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 21 Jul 2023 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an dilinden ‘Tevhid’e savaş açan insanlar</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149" rel="standout" />
      <description>Kur’an, güç ve yeteneklerini kullanarak Tevhit inancına savaş açan tiplemeler üzerinden günümüz insanlarına nasihatler verir. Karun, parasını kötüye kullananlar için emsal olmuştur. Belam, ilmini kötüye kullandığı için önemli bir örnek, unutulmayacak bir darb-ı meseldir. Kötülüklerin orkestra şefi ise Sâmirî her asırdaki benzerleridir. Firavun da, yönetimini kötüye kullananlar için bir darb-ı meseldir. Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Osman Mutluel yazdı.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>1ZENGİNLİĞİN VERDİĞİ KİBİRLE ALLAH’A SAVAŞ AÇAN KİŞİ: KARUN</h2><p>Kur’an, estetik değerleri ortadan kaldıran insanların örneklerini verir. Bunlardan ilki Karun’dur. O, Hz. Musa’nın kavmi arasında yaşamış, zenginliği ile övünen, gösterişi seven, mağrur, zenginliği sayesinde insanlar arasında ihtişamla dolaşan bir kişidir. Karun’un bu tavrı insanların dikkatini çekmekte ve kendilerinin de bu denli varlıklı ve zengin olmalarını arzulamaktadırlar. Karun’un yaşadığı dönemde bazı akıllı insanların, kendisinin sahip olduğu servetle böbürlenmemesi gerektiği tavsiyesine karşı o, sahip olduğu serveti kendi emeği ve bilgisi ile oluşturduğunu iddia etmiş ve servetini Allah’a isyan ve inanan insanların zararı doğrultusunda kullanmıştır. Ayrıca Hz. Musa’nın tebliğ ettiği Tevhit inancını da reddetmiştir. Karun’u Allah’a inanmaktan ve itaat etmekten alıkoyan şey, sahip olduğu servet ve o servetin kendisine verdiği şımarıklıktır. Karun’un bu durumu bir yönü ile Allah’ın gönderdiği peygamberi sahip olduğu zenginliğine güvenerek reddetmek suretiyle Allah’ın gönderdiği Tevhit dinini ortadan kaldırmayı temel amaç edinmiş olması, Allah’a ve Peygamberi’ne başkaldırı olarak nitelendirilmiş ve haddini aştığı anda, diğer insanlara zenginliğin insana bir fayda vermediğini esas olanın Allah’a ve O’nun Resulü’ne itaat olduğunu anlatmak için helak edilmiştir. </p><p>“Karun, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helak etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz! Karun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi. Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkarcılar iflah olmazmış!” der oldular.” (Kasas /78-92). </p><p><br></p><h2>2DİNİ KULLANARAK İSYAN EDEN DİN ADAMI: BELAM</h2><p>Allah’ın gönderdiği estetik değerleri din adamı sıfatı ile bozmaya çalışan, Kur’an’da açıkça ismi zikredilmeksizin “Resulüm! Onlara şu kimsenin ibret verici haberini anlat: Biz ona ayetlerimizi vermiştik. Fakat o, gurura kapılarak, ayetlerimizden sıyrılıp çıktı. Böylece şeytan onu kandırıp peşine taktı. Sonunda yolunu yitirip azgın sapıklardan biri haline geldi. Eğer dileseydik, onu ayetlerimiz sayesinde yüceltirdik; fakat o dünyaya saplandı ve nefsinin isteklerine uydu. Onun hali, köpeğin haline benzer ki, üzerine varıp kovalasan da dilini çıkarır solur, kendi haline bıraksan da solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan bir toplumun hali böyledir. Sen kendilerine bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. (Araf, 7/175-176) ayetiyle anlatılan ve birçok müfessirin, Belam olduğunu ifade ettikleri kişi, duasının anında kabul edildiği, çevresi tarafından büyük hürmet ve saygı gösterilen, kendisine Hz. Musa’nın helaki için dua etmesi karşılığında büyük servet teklif edildiğinde kabul eden, din adamı sıfatı ile Allah’ın gönderdiği Tevhit inancını dünya menfaati karşılığında ortadan kaldırmaya çalışan insan tipidir. </p><p><br></p><h2>3SANATÇI KİMLİĞİYLE ALLAH’A SAVAŞ AÇAN İNSAN TİPİ: SâMİRÎ</h2><p>Diğer bir örnek, sanatçı sıfatı ile estetik değerleri bozmaya çalışan Sâmirî’dir. Hz. Musa’nın önderliğinde İsrailoğulları’nın Mısır’dan ayrılışından sonra, Allah’ın davetine uyarak Tur Dağı’na gittiğinde, Sâmirî’nin, İsrailoğulları’nın ziynet eşyalarından buzağı şeklinde bir put yaparak, bu buzağıya tapmaya ikna eden kişi olarak anlatılır. Bu olayı Allah’ın, Musa’ya kavminin Sâmirî tarafından saptırıldığını haber vermesi üzerine (Tâhâ, 20/85) Musa halkının yanına gelerek altın buzağıyı niçin ilah edindiklerini sormuş, onlar da bu olayın sorumlusunun Sâmirî olduğunu söylemişlerdir. “Bunun üzerine Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: ‘Bu sizin de Musa’nın da tanrısıdır, ama o unuttu’ dediler.” (Tâhâ, 20/87-88). Musa, Sâmirî’ye bunu niçin yaptığını sorduğunda Sâmirî’nin “O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.” (Tâhâ, 20/96) cevabını vermesi, sanatçıların bugün bile normal insanlardan farklı bakış açısına sahip oldukları iddiasının temelini oluşturur. Bu anlamda Sâmirî’nin ayette ifade edilen “Ben onların görmediklerini gördüm” ifadesi, sanatçı kimliğine sahip insanların, sanat adına, Allah’ın Tevhit inancını ifsat etmelerinin örneğini oluşturur.</p><p><br></p><h2>4İKTİDAR GÜCÜYLE ALLAH’A SAVAŞ AÇAN İNSAN TİPİ: FİRAVUN </h2><p>Kur’an’da Allah’ın gönderdiği estetik değerleri siyasetçi kimliği ile bozmaya çalışan insan tipine Firavun örnek gösterilir. Firavun, Kur’an’da anlatıldığı şekliyle, Hz. Musa’nın getirdiği dinin karşısında yer almış, Allah’a karşı büyüklük taslamış, böbürlenmiş ve hatta ilahlık iddiasında bulunacak ve Allah’a ulaşmak amacıyla kuleler yaptıracak kadar ileri gitmiş, kendi halkını küçümseyerek ezmiş ve köleleştirmiş bir yönetici olarak anlatılır. Firavun, bu davranışı ile siyasi olarak iktidarı ele geçirdiğinde, kendini ilahlaştırarak, Tevhit inancının güzelliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan insan tipine örnektir. Bu Kur’an’da, “Musa’yı, mucizelerimizle destekleyerek Firavun ve çevresine gönderdik. (Onlara) “Ben alemlerin Rabbi’nin elçisiyim” dedi. Onlara mucizelerimizi gösterince bunlara gülüverdiler. Oysa kendilerine gösterdiğimiz her mucize bir diğerinden daha büyüktü. Belki yanlış yoldan dönerler diye kendilerini felâketlerle sarstık. Bunun üzerine şöyle dediler: “Ey büyücü! Rabbi’nin seninle sözleşmesine uygun olarak bize dua et, artık biz doğru yola döneceğiz.” (Dua sebebiyle) onların başından felaketi uzaklaştırınca bir de bakıyorsun sözlerinden dönüveriyorlar. Firavun kavmine seslenerek şöyle dedi: “Ey milletim! Mısır’ın mülkiyeti benim değil mi? Şu ırmaklar ayaklarımın altında akmıyor mu? Bunları görmüyor musunuz? Ayrıca ben bu değersiz, neredeyse söylediğini anlatmaktan aciz adamdan daha iyi değil miyim? (O bir peygamber ise) kendisine altın bilezikler indirilse yahut dizi dizi melekler birlikte gelseler ya!” Firavun bu konuşmalarla halkının aklını çeldi, hemen ona boyun eğdiler; onlar zaten yoldan çıkmış bir topluluk idi. Bize karşı öfkelendirici davranışlarını sürdürünce onlara hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini suya gömdük. Onları, arkadan gelecek diğerlerinin geçmişi ve ibretlik örneği kıldık.” (Zuhruf 43/45-56) ayetlerinde anlatılır.</p><p>Sonuç olarak her ne kadar bu insanlar Allah’ın gönderdiği Tevhit inancına karşı savaş açsalar da, estetik açıdan ortaya çıkan bu dört olumsuz örneğin ortak yanı, hiçbirinin amaçlarına ulaşma imkanı bulamamış olmasıdır.</p><p><br></p><p><span class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3833952" data-title="Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğrencilerinin eserleri sergilendi" data-url="/islam-sanatlari/mus-alparslan-universitesi-islami-ilimler-fakultesi-ogrencilerinin-eserleri-sergilendi-3833952" contenteditable="false" style="background-color: black; font-size: 32px; color: white;"><span contenteditable="false">Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğrencilerinin eserleri sergilendi</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/kuran-dilinden-tevhide-savas-acan-insanlar-4545149</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/7/14/d87ec4d0-p39z4c4hfmc15qpz63r6zp.jpeg</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 14 Jul 2023 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğalgaz yardımı ne zaman yatacak?</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dogalgaz-yardimi-ne-zaman-yatacak-3868867</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dogalgaz-yardimi-ne-zaman-yatacak-3868867" rel="standout" />
      <description>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ihtiyaç sahiplerine verilen doğalgaz yardımı ile ilgili Cumhurbaşkanı Başkanı Erdoğan Kabine toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Kış dönemi ilk grup ödemesinin bu hafta gerçekleşeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ihtiyaç sahiplerine müjdeyi vermiş oldu. Doğal gaz desteği almak isteyen vatandaşlar, e-devlet üzerinden başvurusunu tamamlaması gerekiyor. Peki doğalgaz yardımı ne kadar? Nereden alınır? Başvuru şartları neler? İşte soruların cevapları.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">Kasım ayı Doğal Gaz Tüketim Desteği ödeme tarihi vatandaşların gündeminde yer alırken, beklenen açıklama geldi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nca başvurularını yapan hak sahipleri bu hafta ödemelerini alabilecekler.</p><h2>DOĞALGAZ YARDIMI NE KADAR?</h2><p class="">Doğal Gaz Tüketim Desteği'nin ısıl harita baz alınarak iki dönemlik belirlediklerini ve tutarın yıllık <strong>450 TL - 1.150 TL</strong> arasında değişeceğini hatırlatan Bakan Derya Yanık, "Doğalgaz Tüketim Desteğini hem faturalı hem de ön ödemeli sayaç kullanan hanelere vereceğiz.'' ifadelerini kullandı.</p><h2>DOĞALGAZ YARDIMI NEREDEN ALINIR?</h2><p class="">Yardımdan faydalanmak isteyenlerin e-devlet'ten yaptıkları başvuruları onaylandıktan sonra <strong>PTT</strong>'ye gidilerek faturaların ibraz edilmesi halinde ödemeler gerçekleştirilecek. Ön ödemeli sayaç kullanan vatandaşların ise destek miktarı kartlarına yansıtılacak.</p><h2>DOĞALGAZ YARDIMI BAŞVURU ŞARTLARI NELER?</h2><p class="">• Türk vatandaşı olması,</p><p class="">• E-Devlet kapısı üzerinden destek programına başvuruda bulunması,</p><p class="">• Doğal gaz arzı sağlanan ilçe/beldede ikamet ediyor olması,</p><p class="">• İkamet adresinde ön ödemeli ya da faturalı sayaca bağlı bir doğal gaz aboneliği bulunması</p><p class="">• Ödenecek faturasının mesken abone grubuna ait olması,</p><p class="">• Hakkında ilgili SYD Vakfınca hak sahipliği kararı verilmesi.</p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3867731" data-title="Doğalgaz faturası taksitle ödeniyor mu?" data-url="/ozgun/dogalgaz-faturasi-taksitle-odeniyor-mu-3867731" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Doğalgaz faturası taksitle ödeniyor mu?</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/dogalgaz-yardimi-ne-zaman-yatacak-3868867</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2022/11/08/11/01/resized_f552a-19e95e29doc49falgaz.jpg</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 08 Nov 2022 10:58:19 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mersin'de 30 PKK/KCK şüphelisinin yakalanmasına yönelik operasyon başlatıldı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mersinde-30-pkk-kck-suphelisinin-yakalanmasina-yonelik-operasyon-baslatildi-3860966</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mersinde-30-pkk-kck-suphelisinin-yakalanmasina-yonelik-operasyon-baslatildi-3860966" rel="standout" />
      <description>Mersin'de terör örgütü PKK/KCK soruşturması kapsamında, aralarında Mersin Büyükşehir Belediyesi personeli 18 kişinin de bulunduğu 30 şüphelinin yakalanmasına yönelik operasyon düzenlendi.</description>
      <category>Gündem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince, terör örgütünün eylem ve faaliyetlerinin deşifresine yönelik çalışma yapıldı.</p><p class="">Bu kapsamda, PKK/KCK'nın propagandasını yaptıkları ileri sürülen, aralarında Mersin Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı B.G. ve 17 belediye çalışanın da olduğu 30 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.</p><p class=""><strong>Kimlikleri ve adresleri tespit edilen şüphelilerin yakalanmasına yönelik özel harekat polislerinin de desteğiyle operasyon başlatıldı.</strong></p><p class="">Operasyonda B.G. ve bazı zanlılar gözaltına alındı.</p><p class="">Polisin zanlıları yakalamaya yönelik çalışması ve gözaltındaki şüphelilerin adreslerindeki aramalar sürüyor.</p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4115779" data-title="Galeri: Mersin'de terör operasyonu: Gözaltına alınanlar arasında büyükşehir belediyesi personelleri de var" data-url="/foto-galeri/gundem/mersinde-teror-operasyonu-gozaltina-alinanlar-arasinda-buyuksehir-belediyesi-personelleri-de-var-2070290" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Galeri: Mersin'de terör operasyonu: Gözaltına alınanlar arasında büyükşehir belediyesi personelleri de var</span></span></p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mersinde-30-pkk-kck-suphelisinin-yakalanmasina-yonelik-operasyon-baslatildi-3860966</link>
      <subcategory>Mersin</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2022/09/28/09/09/resized_bcc4f-0849_tur_picture_20220928_29006461_29006457.jpg</url>
      </image>
      <pubDate>Wed, 28 Sep 2022 09:07:24 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğrencilerinin eserleri sergilendi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mus-alparslan-universitesi-islami-ilimler-fakultesi-ogrencilerinin-eserleri-sergilendi-3833952</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mus-alparslan-universitesi-islami-ilimler-fakultesi-ogrencilerinin-eserleri-sergilendi-3833952" rel="standout" />
      <description>Muş Alparslan üniversitesi İslami İlimler Fakültesi fuaye alanında , İslam Sanatları ve Estetiği dersi kapsamında dönem sonu sergisi düzenlendi. Sergiye yaklaşık olarak 150 eserle katılan İslami ilimler öğrencilerinin eserleri sergilendi.</description>
      <category>Hayat</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">Her yıl farklı bir sanat dalıyla buluşan İslami ilimler öğrencileri bu yılda minyatür sanatıyla hemhal oldular. Genellikle yakın illerden gelen öğrenciler konu olarak bölgede veya kendi yöresinde anlatılan gerçek olaylar, hikâye, menkıbe, efsane ve mitolojik olayları eserlerinde betimlemeye çalışıldı. </p><p><img src="https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/06/10/11/24/resized_38026-c8f5d1a696.jpg" href="https://image.piri.net/resim//Resim/upload/2022/06/10/11/24/c8f5d1a696.jpg" alt="" agency="" author="" data-width="1024" data-height="768" class="pho-card-image" data-card-path="/resim/imagecrop/2022/06/10/11/24/resized_38026-c8f5d1a696.jpg" data-card-height="768" data-card-width="1024"></p><p class="">Bu çalışmanın sonunda öğrenciler, yörede olan fakat birçok kişi tarafından bilinmeyen hikâyeleri, gerçek olayları, menkıbeleri, efsaneleri ve mitolojik olayları gün yüzüne çıkarıldı.</p><h2>Minyatür çalışmalarının yanı sıra çeşitli eserlerde sergilendi </h2><p class="">Dersin hocası ve serginin küratörü Öğr.Gör. Selahattin Aslan tarafından önce hikâyeler belirlendi daha sonra hikâyelere uygun karakterler seçildi ve uygulamalar yapıldı. Hummalı bir çalışma sonucunda çizimleri minyatür tekniğinde yapılan eserler yoğun bir çalışma sonucunda dönem sonuna kadar hazır hale getirildi. Minyatür çalışmalarının yanı sıra erserler arasında hat, tezhip, ebru  çalışmaları da yer almaktadır.</p><p><img src="https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/06/10/11/23/resized_f423e-c8930282301ca4f016824cab80edd6948351384f.jfif" href="https://image.piri.net/resim//Resim/upload/2022/06/10/11/23/c8930282301ca4f016824cab80edd6948351384f.jfif" alt="" agency="" author="" data-width="1600" data-height="1080" class="pho-card-image" data-card-path="/resim/imagecrop/2022/06/10/11/23/resized_f423e-c8930282301ca4f016824cab80edd6948351384f.jfif" data-card-height="1080" data-card-width="1600"></p><p><span>Serginin açılışı Muş Alparslan Üniversitesi rektör Yardımcıları, Prof Dr. Yaşar Karadağ ve Prof Dr. Ulaş Çaydaş, İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof Dr. Murat  Serdar, Dekan Yardımcıları Doç Dr. Cahit Karaalp ve Dr. Öğr Üyesi Abdullah Arca, Gazeteci yazar Fahri Sarafığlu, Genel Sekreter Harun Demir, Genel Sekreter Yardımcıları Ferit Uslu ve Uğur Kaki,  üniversite hocaları ve öğrenciler tarafından yapıldı.</span></p><p><img src="https://image.piri.net/resim/imagecrop/2022/06/10/11/24/resized_57bd0-3cd032353a78a33bca984a9681166a38c30458be.jfif" href="https://image.piri.net/resim//Resim/upload/2022/06/10/11/24/3cd032353a78a33bca984a9681166a38c30458be.jfif" alt="" agency="" author="" data-width="1600" data-height="720" class="pho-card-image" data-card-path="/resim/imagecrop/2022/06/10/11/24/resized_57bd0-3cd032353a78a33bca984a9681166a38c30458be.jfif" data-card-height="720" data-card-width="1600"></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/mus-alparslan-universitesi-islami-ilimler-fakultesi-ogrencilerinin-eserleri-sergilendi-3833952</link>
      <subcategory>Kültür Sanat</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2022/06/10/11/28/resized_bd86d-3754a569d0513847a36a450e849c67cbb13124d5.jfif</url>
      </image>
      <pubDate>Fri, 10 Jun 2022 11:27:14 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: Bayram tatili 9 gün olacak</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/gundem/son-dakika-haberi-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-cumhurbaskanligi-kabinesi-sonrasi-ulusa-seslendi-kurban-bayrami-tatili-kac-gun-oldu-3662548</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/gundem/son-dakika-haberi-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-cumhurbaskanligi-kabinesi-sonrasi-ulusa-seslendi-kurban-bayrami-tatili-kac-gun-oldu-3662548" rel="standout" />
      <description>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısı sonrası ulusa seslendi. Erdoğan burada yaptığı açıklamada, "Bayram dolayısıyla köprü ve otoyollarda geçiş ücretsiz olacak. Cuma gecesi uygulama başlayacak." dedi. Erdoğan bayram tatiline ilişkin yaptığı açıklamada ise, "Pazartesi gününü idari tatil olarak belirleme kararı aldık.




Böylece vatandaşlarımızı fiilen 16 Temmuz cuma akşamından 26 Temmuz pazartesi sabahına kadar sürecek bir tatile kavuşmuş oluyor." ifadelerini kullandı.</description>
      <category>Gündem</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:</p><p class="">Yapılan aşı sayımız 59 milyona yaklaştı. Biz hem sağlık sistemimizin gücü ve aşılamalar ile iyi bir noktadayız. Bir kez daha tüm vatandaşlarımı bayrama kadar aşılarını yaptırmaya davet ediyorum. Aşılamada nispeten düşük kalan illerimiz sıkıntı yaşayabilirler.</p><p class="">Önümüzdeki dönemde aynı sıkıntılara düşmemek için tedbiri elden bırakmamalıyız. Bayram günlerini kurallara uyarak geçirmeliyiz.</p><p class="">Faaliyetlerini belirlenen kurallara göre normal düzene uyarak geçirenler, işletmeler başta olmak üzere kayıplarını telafi ediyor. Normalleşme ile birlikte üretim ve ihracatta bir yükseliş trendi başladı.</p><p class="">Gaziantep'te beş organize sanayi bölgesi dolduğu için altıncısı açılıyor. Meslek liselerini sanayi içinde açarak okul eğitimini birleştiriyoruz.</p><p class="">Türkiye'nin üzerinde kara bulutlar dolaştırmak için çalışanların umutsuzluk körükleme gayretlerinin beyhude olduğu açıklanan verilerle tekrar tekrar göreceğiz.</p><p class="">Türk ekonomisini sadece döviz kuru, faiz ve enflasyona hapsetmeye çalışanların büyüme temelli asıl fotoğrafı gözlerden kaçırma çabaları boşunadır. 2021'de ulaşacağımız büyüme rakamıyla hedefimize adım adım yaklaşacağız.</p><p class="">Önümüzdeki dönemde de ihtiyaç olması durumunda yardım desteklerini sürdürmekte karardayız.</p><p class="">Bugüne kadar pek çok önemli siyasi, sosyal, ekonomik ve son olarak sağlık krizinin üstesinden nasıl başarıyla geldiysek, ülkemizi hedeflerine başarıyla ulaştıracağız.</p><p class="">Oynanan her oyun yapılan her saldırı milletimizle kararlılığımızı pekiştirmiştir.</p><p class="">Ulaşım ülkemizin en önemli kalkınma altyapı yatırımlarının başında geliyor. Son 19 yılda toplamda 1 trilyon 104 milyar lirayı aşan yatırım gerçekleştirdik. Türkiye'yi lojistik güç yapmak için gece gündüz çalıştık.</p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4253619" data-title="Video: Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: Bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz" data-url="/video-galeri/gundem/cumhurbaskani-erdogan-duyurdu-bayramda-kopru-ve-otoyollar-ucretsiz-2221291" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Video: Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: Bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz</span></span></p><p class=""></p><h2>Bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz</h2><p class=""><strong>Bayram dolayısıyla köprü ve otoyollarda geçiş ücretsiz olacak. Cuma gecesi uygulama başlayacak.</strong></p><p class="">Niğde Otoyolu otomobillerde yüzde 20, minibüs-otobüs-kamyon yüzde 40 indirimli olacak.</p><p class="">Diyarbakır Cezaevi'ni bir kültür merkezine dönüştürme kararı aldık. Yüzlerce kamu yatırımı da kentte hizmete açtık.</p><p class="">Bir dönem ülkemizin ilk beş sanayi şehri arasında yer alan Diyarbakır'ın nasıl olup da geride kaldığını oradaki milletimizle paylaştık.</p><p class="">Terör örgütünün Kürt kardeşlerimizin çocuklarını nasıl kendilerinden kopardığını kendilerine hatırlattık. Sırf ülke ve bölge terör belasından kurtulsun diye başlatılsın diye çözüm sürecini örgütün nasıl baltaladığını anlattık.</p><p class="">Hamdolsun ülkemizin doğusu ile batısı arasında temel hizmetler bakımından hiçbir fark kalmamıştır.</p><p class="">Bölücü zihniyet geriledikçe, şehirlerimizin kalkınma ve büyüme heyecanı artıyor.</p><p class="">15 Temmuz'un beşinci yıl dönümü vesilesiyle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Türk milletinin yazdığı 15 Temmuz destanı, tarihi dersler çıkarılacak bir dönüm noktasıdır.</p><p class="">Her 15 Temmuz tarihi bizim için, ülkemize ve milletimize uzanan hain elleri kırdığımız bir hatırlama olacaktır.</p><p class="">Kurban Bayramı günü, 20 Temmuz'da KKTC'de olacağız. Tüm dünyaya KKTC'nin hak ve adalet arayışında en güçlü şekilde yanında olduğumuzun mesajını vereceğiz.</p><p class="">Bu yıl toplamda 5 milyon 50 bin hayvan kurban kesmek için hazır edilmiştir.</p><p class=""><strong>İstanbul Kadıköy'de bir kilise duvarının üzerine çıkılarak sergilenen saygısızlığı şu mübarek günlerde, birliğimize beraberliğimize yönelik bir provokasyon olarak görüyorum. Tüm vatandaşlarımızın din ve inançlarını korumak en başlı vazifemizdir. Bu konunun da sonuna kadar takipçisi olacağız. Böyle bir ahlaksızlığı, edepsizliği kabul etmemiz mümkün değildir.</strong></p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3662555" data-title="Kadıköy'deki kilise duvarında dansa Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan sert tepki: Bu edepsizliğin peşini bırakmayacağız" data-url="/gundem/kadikoydeki-kilise-duvarinda-dansa-cumhurbaskani-erdogandan-sert-tepki-bu-edepsizligin-pesini-birakmayacagiz-3662555" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Kadıköy'deki kilise duvarında dansa Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan sert tepki: Bu edepsizliğin peşini bırakmayacağız</span></span></p><h2>Bayram tatili 9 gün</h2><p class="">Bayram arifesi olan pazartesi yarım gün salıdan cumartesiye kadar ise tam gün tatildir. Pazartesi gününü idari tatil olarak belirleme kararı aldık.</p><p class=""><strong>Böylece vatandaşlarımızı fiilen 16 Temmuz cuma akşamından 26 Temmuz pazartesi sabahına kadar sürecek bir tatile kavuşmuş oluyor.</strong></p><p><br></p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4253621" data-title="Video: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayram tatili açıklaması: 16 Temmuz Cuma akşamı başlayıp 26 Temmuz Pazartesi bitecek" data-url="/video-galeri/gundem/cumhurbaskani-erdogandan-bayram-tatili-aciklamasi-16-temmuz-cuma-aksami-baslayip-26-temmuz-pazartesi-bitecek-2221292" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Video: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayram tatili açıklaması: 16 Temmuz Cuma akşamı başlayıp 26 Temmuz Pazartesi bitecek</span></span></p><p class=""></p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3662501" data-title="Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yalan siyasetine gençlerimizi alet ediyorlar" data-url="/gundem/cumhurbaskani-erdogan-yalan-siyasetine-genclerimizi-alet-ediyorlar-3662501" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yalan siyasetine gençlerimizi alet ediyorlar</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/gundem/son-dakika-haberi-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-cumhurbaskanligi-kabinesi-sonrasi-ulusa-seslendi-kurban-bayrami-tatili-kac-gun-oldu-3662548</link>
      <subcategory>Politika</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2021/07/12/07/52/resized_2498b-676db38c42735491.jpg</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 12 Jul 2021 19:10:54 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hattatların reisi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hattatlarin-reisi-3510145</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hattatlarin-reisi-3510145" rel="standout" />
      <description>Yeryüzünün dört bir yanındaki mabetlerde imzası bulunan 82 yaşındaki Hattat Hasan Çelebi’nin son büyük projeleri Büyük Çamlıca Camisi ile Malezya’daki Sri Sendayan Camisi oldu. Çelebi, gelecek yıl yayımlamayı planladığı Kur’an-ı Kerim’in de yazımını sürdürüyor.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">Dünyada Reis-ül Hattatin yani "Hattatların Reisi" kabul edilen, yeryüzünün dört bir yanındaki mabetlerde imzası bulunan, son büyük projeleri Büyük Çamlıca Camisi ile Malezya'daki Sri Sendayan Camisi'nin hatlarını kaleme alan 82 yaşındaki Hattat Hasan Çelebi, 40 yıl önce yazımına başladığı Kur'an-ı Kerim'i gelecek yıl yayımlamayı planlıyor. Hat sanatının yaşayan büyük ustası Hasan Çelebi, 24 yaşında başladığı hat sanatında kendisini geliştirmek için ustalardan dersler aldı.  </p><p><br></p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="4193844" data-title="Video: Hattat Hasan Çelebi Çamlıca Camii'nin hatlarını anlattı" data-url="/video-galeri/hayat/hattat-hasan-celebi-camlica-camiinin-hatlarini-anlatti-2192879" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Video: Hattat Hasan Çelebi Çamlıca Camii'nin hatlarını anlattı</span></span></p><h2>100'E YAKIN İCAZETLİ TALEBE YETİŞTİRDİ</h2><p class="">  </p><p><img src="https://image.piri.net/resim/imagecrop/2019/10/13/12/17/resized_1315d-9cf951f3mansetc.jpg" href="https://image.piri.net/resim/upload/2019/10/13/12/16/9cf951f3mansetc.jpg" alt="Hattat Hasan Çelebi'nin eseri" agency="" author="" data-width="1605.9999999999998" data-height="899.3599999999999" class="pho-card-image" data-card-path="/resim/imagecrop/2019/10/13/12/17/resized_1315d-9cf951f3mansetc.jpg" data-card-height="899.3599999999999" data-card-width="1605.9999999999998"></p><p class="">Hasan Çelebi’nin ustalığı, cami yazıları, özel hat koleksiyonu ve sergileri ile ülke sınırlarını aştı. Dünyanın farklı coğrafyalarında 100’e yakın icazetli talebesi bulunan Hasan Çelebi, Hamid Aytaç’tan sonra en çok öğrenci yetiştiren hat ustası oldu. Çelebi, "Hiçbir sanatkar, hayatının sonunda yaptıklarını yeterli görmemiştir. Benimkiler de öyle. Bazen soruyorlar; 'En iyi yaptığın eser?' Henüz yapmadım diyorum çünkü daha iyisini yapacağımı ümit ediyorum da onun için" dedi. </p><p><span contenteditable="false" class="pho-related-content-card" data-card-content-id="3467460" data-title="Hattat Hasan Çelebi: Günümüz hat sanatı ticarete dönük" data-url="/hayat/hattat-hasan-celebi-gunumuz-hat-sanati-ticarete-donuk-3467460" style="color: rgb(255, 255, 255); background-color: rgb(0, 0, 0); font-size: 32px;"><span contenteditable="false">Hattat Hasan Çelebi: Günümüz hat sanatı ticarete dönük</span></span></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/hattatlarin-reisi-3510145</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2019/10/13/12/17/resized_5965b-6d439cc3mansetc.jpg</url>
      </image>
      <pubDate>Sun, 13 Oct 2019 04:00:44 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IRCICA’da kardeşlik hattı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/ircicada-kardeslik-hatti-3467550</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/ircicada-kardeslik-hatti-3467550" rel="standout" />
      <description>İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nce (IRCICA) düzenlenen 11. Milletlerarası Hat Yarışması’nın ödülleri sahiplerini buldu.</description>
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="">IRCICA merkezinde düzenlenen törende konuşan Genel Direktör Prof. Dr. Halit Eren, yarışmanın kazananlar kadar kazanamayanları da motive ettiğini ve kendilerinin hat sanatını her zaman destekleyeceklerini söyledi. </p><p class="">  </p><p><img src="https://image.piri.net/resim/imagecrop/2019/04/22/02/58/resized_f8ae0-53fc2ff5haliteren.jpg" href="https://image.piri.net/resim/upload/2019/04/22/02/57/53fc2ff5haliteren.jpg" alt=" Halit Eren" agency="" author="" data-width="2118.2999999999997" data-height="1817.4399999999998" class="pho-card-image" data-card-path="/resim/imagecrop/2019/04/22/02/58/resized_f8ae0-53fc2ff5haliteren.jpg" data-card-height="1817.4399999999998" data-card-width="2118.2999999999997"></p><h2>30 NİSAN’A KADAR SERGİLENECEK</h2><p class="">Eren, “Celi Sülüs, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Sülüs-Nesih, Celi Talik, Talik, Celi Divani, Divani ve Kufi” dallarında 38 ülkeden 613 katılımcının 833 eseri arasından ödüle layık görülenleri açıkladı. Yarışmada “Celi Sülüs” dalında birincilik ödülü hiçbir esere verilmezken, ikinciliği Türkiye’den Menaf Nam, Endonezya’dan Teguh Prastio aldı. Prastio bu yıl, Zeytinburnu Belediyesi tarafından Albayrak Grubu sponsorluğunda düzenlenen Geleceğin Ustaları Geleneksel Sanatlar Yarışması’nda da birincilik ödülünün sahibi olmuştu. “Sülüs” yazı türünde, Türkiye’de yaşayan İranlı hattat Ahmet Ali Namazi birinciliği kazandı. </p><p class="">Hakan Arslan Nesih, “Hat” kategorisinde birinci, “Sülüs hat”ta ikinci, “Sülüs-Nesih” yazı türünde ise üçüncü olarak, 3 dalda ödül elde etti. “Muhakkak” yazı türünde Türkiye’den Meryem Nuruzihalilani, “Sülüs-Nesih” yazı türünde Mısır’dan Muhammed Gaber Elsayed Aboubella, “Talik” yazı türünde İran’dan Ehsan Ahmadi, “Divani” yazı türünde Endonezya’dan Nafang Permadi birinci oldu.  Kazanan eserler 30 Nisan’a kadar IRCICA’da görülebilir. </p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/islam-sanatlari/ircicada-kardeslik-hatti-3467550</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/resim/imagecrop/2019/04/22/03/00/resized_b072e-bed05dcfircica.jpg</url>
      </image>
      <pubDate>Mon, 22 Apr 2019 04:00:22 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEŞHUR HATTATLARLA İLGİLİ 13 ANEKTOD</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/bilgi/meshur-hattatlarla-ilgili-13-anektod-2759830</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/bilgi/meshur-hattatlarla-ilgili-13-anektod-2759830" rel="standout" />
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<h2> Sultan II. Beyazıt'ın Şeyh Hamdullah'tan talebi </h2><p class="">Şeyh Hamdullah, dayısı meşhur hattat Celaleddin Amasi'nin kızıyla evlenmiş, bir kızı ve kendisi gibi hattat olan Mustafa adlı bir oğlu olmuştur. Sultan II. Bayezid tahta çıkınca (886/1481) onun daveti üzerine ailesiyle birlikte İstanbul'a göçen Şeyh Hamdullah , sarayda katip ve hizmetlilere muallim olarak görevlendirilmiş, mushaf yazması için Harem dairesi civarında ve Edirne Sarayında bir meşkhane, arpalık olarakda Üsküdar'da iki köy kendisine tahsis edilmiştir. Bir köyün geliri de mührezenlerine verilmiştir. Şeyh Hamdullah en güzel eserlerini sarayda görevlendirildikten sonra vermeye başlamış; bundan sonra eserlerinin ketebesinde '' katibü's-sultan Bayezid Han" ünvanını kullanmıştır.</p><p class="">II. Bayezid ilim ve sanata, bilhassa hat sanatına gösterdiği büyük ilgi ve destekle Şeyh Hamdullah'ın etrafında yeni ufukların açılmasını sağlamıştır. Nitekim, '' Yakut el Müsna'simi'nin itina edip yazdıklarını görmemişsiz'' demiş, hazineden yedi adet Yakut yazısı çıkarıp Hamdullah Efendiye vererek, ''Bu tarzdan gayri bir vadi ihtira olunsaydı iyi olurdu'' diye tavsiyede bulunduktan sonra, Şeyh Hamdullah'ın kendi üslubunu ortaya koyduğu bütün kaynaklarda bulunmaktadır.</p><h2> Hafız Osman'ın Vav'ı </h2><p class="">Hafız Osman daha hayatta iken yazısı aranır, Bedestende yapılan arttırmalı satışlarda çok rağbet görür olmuştu. Hafız Osman yazısı yüksek fiyatlarla satın alınıyordu.</p><p class="">Rivayet ederler ki Hafız Osman bir gün Be­şiktaş'tan bir dolmuş kayığa binip Üsküdar'a ge­çiyormuş. Kayık Üsküdar iskelesine yaklaşınca müşteriler paralarını çıkarıp vermiye başlamışlar. Hafız Osman üstünü arayıp para bulamayınca ka­yıkçıya dönüp:</p><p class="">- Hemşeri, benim param yok.Sana bir vav vereyim olmaz mı? demiş</p><p class="">Kayıkçı homurdanmış:</p><p class="">- Paran yoktu da ne diye bindin kayığa? Senin yazacağın vav'ı ne yapayım ben?</p><p class="">- Satarsın!</p><p class="">Kayıkçı bakmış ki olacak gibi değil. İster istemez Hafız Osman'ın hemencecik yazdığı vav'ı almış cebine atmış.</p><p class="">Günün birinde kayıkçının yolu bedestene düşmüş. Bakmış ki kargacık burgacık bir takım yazıları, karalamaları mezat edip dururlar. Hatırlayıp cebinden vav'ı çıkarmış, tellala vermiş. Tellal ''Hafız Osman'ın Vav'ı" dedikçe vav da artıkça artmış. Kayıkçının eline hiç ummadığı bir para geçmiş.</p><p class="">Birgün Hafız Mustafa yine o kayıkçının dolmuşuna binmiş. Üsküdar'a geçiyormuş. İskeleye yanaşınca parayı uzatmış. Bu sefer kayıkçı:</p><p class="">- Para istemez hoca; sen yine bir vav yazıver bana, deyince Hafız Mustafa:</p><p class="">- Hemşeri o vav her zaman yazılmaz, sen al paranı demiş.</p><h2> Sami Efendi'nin Diş Kirası</h2><p class="">Şimdi de bir diş Kirasının, eski san'at yazılarımızın gelişmesine katkısına bahis açalım, Vak'anın kahramanları, her ikisi de hakiki bi­rer İstanbullu o hattat Sami Efendi (1838-1912) ile, vüzeradan Tevfik Pa şa'dır (1840-1917).</p><p class="">Sami Efendi, celi denilen iri yazıları devrinde en mükemmel üsluba eriştiren, son derece latifeci, hoş-sohbet ve mukallid bir üstad... Ayrıca tedkik olunmaya değer. Tevfik Paşa ise, mabeyn katipliği, Babıali'de mek­tupçuluk, amedcilik, sadaret müsteşarlığı, vezirlilik payesiyle orman ve madin nazırlığı, Şüra-yı Devlet reisliği, ayan azalığı gibi vazifelerde bulunan, dürüst bir devlet adamı...</p><p class="">Sami Efendi'nin sohbetlerinde bulunup onu dinlemekten son derecede zevk alan Tevfik Paşa'nın, bir defasında gülmekten kendini kaybedip otur­duğu sedirden aşağı kayarak yere düştüğünü, bizzat gören Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946) nakledermiş.</p><p class="">Hicri ı3ıo yılı Ramazan'ında (Mart-Nisan 1893) Tevfik Paşa'nın Çemberlitaş'taki konağında bir akşam iftar veriliyor. Teravih namazının edasından sonra, sohbet edilir ve nihayet davetliler birer, ikişer giderlerken</p><p class="">her birinin diş kirasını Paşa bizzat sunuyor. İftarda bulunan ve en sona kalan Sami Efendi de çıkarken Tevfik Paşa onu, "Eh, haydi selametle, devletle" sözleriyle uğurlayınca, aralarında şu muhavere geçer:</p><p class="">- İyi amma benim diş kiram nerede?</p><p class="">-Aman Samiciğim, diş kirası misafirler içindir; sen bu evin müntesibisin.</p><p class="">- Yok, ben de isterim...</p><p class="">- Yahu, sana göre bir şey kalmadı ki?</p><p class="">- Ben diş kiramı almadan, şuradan şuraya gitmem!</p><p class="">Bu söz üzerine Tevfik Paşa, bilhassa mühimsemez bir tavırla, "Yukarda bir murakkaa olacak, onu da bari sana vereyim." diyerek iki parmak kalınlı ğında, hattat İsmail Zühdi'nin (ö.ı8o6) bir sülüs-nesih murakkaasını getirip Sami Efendi'nin eline tutuşturur.</p><p class="">Meğer, Tevfik Paşa gündüzden Bayezid Camii avlusunda, Ramazan'a mahsus açılan sergiden bahsi geçen murakkaayı satın alıp Sami Efendi için hazırlamış; ancak onu biraz kızdırıp söyletmek niyetiyle. ortaya hemen çıka­rıp vermemiş... San'atında titizliğiyle bilinen bu hat üstadı, daha ilk kıt'ayı açar açmaz merak ve heyecandan zamanı unutur. Sağına, soluna ve önüne, o devrin aydınlatma vasıtaların ın en iyisi olan büyük gaz lambalarından birer tane koydurur. kıt'aları çevirmeye başlar.</p><p class="">Nihayet, uşağın:</p><p class="">- Efendi hazretleri, sahur vakti geldi, müsaade buyurunuz da beraber yiyelim, hitabıyla daldığı rüya aleminden çıkar. Sahurdan sonra da, murakkaa koltu­ğunda olarak Fatih'in Horhor semtindeki evine keyifle döner.</p><p class="">Hayatı boyunca elinden düşürmediği bu nadide eser, Sami Efendi'nin vefatından sonra Said Halim Paşa tarafından alınır. Ailesinin terekesi, Nisan ı962'de Alemdağ'ındaki Said Halim Paşa Çiftliği'nde satılırken, vatani vazife ile İstanbul haricinde bulunuyordum. Müzayedeye iştirak eden tanıdıklara. dönüşümde "İsmail Zühdi murakkaası"nı sordumsa da, bilene rastlamadım.</p><p class="">Bu hususta malumat sahibi olanların bize bildirmesi, bir meçhulün aydın­lanmasına yardım edecektir.</p><p class="">Anılan bu murakkaanın ehemmiyeti nedir? Kısaca bahsedeyim: Şeyh Hamdullah (ı429-1520) ve Hafız Osman'dan (1642-1698) sonra sülüs-nesih yazılarında yeni bir hamleyi İsmail Zühdi Efendi gerçekleştirdi. Fakat, onun kardeşi Mustafa Rakım Efendi (ı758 - 1826) ise, celi sülüs'ü Hafız Osman'ın en güzel sülüs harflerinden seçerek, mükemmel bir surette ortaya koymuş­tu ki, celi sülüs o devre kadar en az tekamül eden yazı nev'iydi. Sami Efendi, celi sülüsde daima Rakım vadisinde yazarken , eline geçen bu İsmail Zühdi murakkaasından sonra, ondan da seçmeler yaparak, adeta Rakım'daki nok­ sanları tamamlamıştır. Bundan dolayı, Sami Efendi'nin "Benim ı3ıo'dan sonraki yazılarım başka türlü olmuştur" diyerek etrafındakilere daima bahse konu murakkaanın san'at hayatına tesirini tekrarladığını ve bunu zaman zaman meraklılara gösterdiğini, üstadın talebesi olan ve bize bu hatırayı anlatan Necmeddin Okyay hocamız naklettiler</p><p class="">Böylece Tevfik Paşa'nın verdiği diş kirası, Sami Efendi'nin vefatına ka­dar (ı330/ı9ı2 ) geçen o sene içinde, üstadın san'at hayatındaki en mükem­mel eserlerini yazmasına vesile olmuştur.</p><h2> Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi'nin Yesarî M. Esad'ı Geri Çevirmesi </h2><p class="">Veliyyüddin Efendi kendisine ders vermek istemeyince nesta'liki Dedezade Seyyid Mehmed Efendi'den öğrenerek 1167'de (1754) Şeyhülislam Veliyyüddin, Katipzade Mehmed Refi' ve İsmail Refik Efendilerin de hazır bulunduğu bir merasimde icazet aldı. ( TSMK, Güzel Yazılar, nr. 324/95). Genç hattatın yazısındaki mükemmelliğin ve halini hayretle müşahede eden Veliyüddin Efendi '' Cenab-ı Hak, bu zatı bizim enf-i istikbarımızı kırmak içün göndermiştir'' demekten kendini alamamıştır.</p><h2> Sami Efendi hakkında Saray'a giden jurnal </h2><h2> Şevki Efendi'nin hediyesi </h2><h2> Hamid Aytaç'ın Halim Efendi'yi rüyasında görmesi </h2><h2> Hocasının hokkasını tutan padişah </h2><p class="">Şöhreti saraya kadar ulaşan Hafız Osman 1106'da II. Mustafa ve Şehzade Ahmed'e (III .) hüsn-i hat muallimi tayin edildi. Huzurda yapılan meşkte hacda gi­yilen ihrama benzer elbise giyer, Sultan II. Mustafa da üstadının hokkasını tutarak hürmet gösterirdi. Padişah güzel bir yazı yazmak istediği zaman önce Ha­fız Osman'a yazdırır, sonra onu kendileri meşkederlermiş. Zaman zaman hocasına hayranlığını ifade eden padişah, kendisine Diyarbekir veya Filibe man­sıbı ve kadılık payesi vererek maddi destek sağlamış­tır. Ayrıca sultanın isteği üzerine yazdığı ayet ve ha­disler, celf yazılar karşılığında in'am aldığı (BOA, M M D, nr. 2731, s. 275) bugüne ulaşan arşiv belgele­rinde kayıtlıdır. Bir gün ders esnasında II. Mustafa, "Artık Hafız Osman gibi hattat bir daha yetişmez" deyince, Hafız Osman, "Sultanımız gibi hocasının hokkasını tutan sultanlar geldikçe daha nice Hafız Osmanlar yetişir hünkarım" diyerek kabiliyetli genç­lerin ortaya çıkmasında ve yetişmesinde sarayın destek ve imkan vermesinin önemini vurgulamıştır.</p><h2> Hocasına Kurabiye Getiren Hattat </h2><p class="">Merhum Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Kök mecmualarında dört sayı devam eden “Zat-ı Sâmî’lerini ziyaret” isimli pek güzel bir yazı neşrederek hattat Sami Efendi hakkında duyduklarını nakletmiştir. Bu yazıdan anlaşıldığına göre büyük hat dehası Sami Efendi hoş meşrep, hafif ruhlu, nüktedan, velhasıl rind meşrep bir zattır. Çok defa güzel hikâyeler anlatarak etrafındakileri güldürür, ama kendisi hiç gülmez! Geceleri sokağa çıkmaz. Gece sohbetleri tertip eder ve misafirlere ikramı pek sever. Misafirler için bahçesinden bizzat meyve topladığı ve akşamüzerleri onlara süt ikram ettiği görülür. Sabah erken kalkar ve kendi hususi kahve takımı ile kahve pişirip iki bardak üst üste içer. Beş vakit namazını geçirmez, nafile namazlar kılar ve oruçlarını aksatmaz.</p><p class="">Talebelerine karşı hoşgörülüdür. Fakat bunu belli etmez. Onların şımarmalarına rızası yoktur. Daima nükteli konuşur, hazır cevap ve hoş sohbet bir insandır. Hakkında birçok şey anlatılan bu büyük hattat günlerden bir gün talebelerinden Necmeddin Efendi’nin kendisine un kurabiyesi getirdiğini görünce, kalın bir ses ile: “Bana bak, ben böyle şeylerden haz etmem!” diyerek paketi elinden almış içeri girmiş. Fakat bir türlü dönmemiş. Odaya girince: “Ben ömrümde böyle şey yemedim” demiş ve hemen sağ elini kırmızı para kesesine daldırıp, aldığı bir mecidiyeyi uzatmış ve:”Haftaya bana bu kurabiyeden getir!” demiş. Sonra Necmeddin Efendi, kurabiyeciye tarifle onun evine göndermiş. Pencerenin önünde “Alâ un kurabiyelerim var,” diye bağırınca Sami Efendi: “Sen Necmeddin’in kurabiyecisi misin?” diye sorup hepsini satın almış ve misafirlerine ikram etmiş.</p><p class="">AYRICA NOTLAR :</p><p class="">Merhum Süheyl Ünver “Zat-ı Sâmi’lerini Ziyaret” isimli yazısının son taraflarında büyük hattat Sâmi Efendi için şu tespitlerde bulunuyor.</p><p class="">Yanında oturanlara dikkat eder. Bir gün hattat Abdülkâdir Efendi gelir. Hemen kapı yanındaki sandalyeye diz çökerek oturur. Sami Efendi bu vaziyete tahammül edemeyerek: “Hoca! Bacaklarını sallandır, öyle bir yalı kazığında oturur gibi oturma. Sandalye bacaklar insin diye yapılmıştır” der.</p><p class="">Birisine kızmış ise, başını pencereden uzatıp, ona:”Ben evde yokum” dediği de olur.</p><p class="">Telebesini misafirler yanında tevbih ettiği de olurmuş. Beğenmezse söylenir. Ders günleri on kadar talebe olurmuş. Arada misafirler de gelir, hikâyeler söyler. Ekserisi Ömer Vasfi Efendi üzerine. Salı günleri Ömer gelsin diye dört gözle bekler. İkisi de şakacı.</p><p class="">Hattat Bâhir’e bir gün demiş ki: “Sen de bizim gibi ihtiyarlayacaksın, yazıyı yazarsın, canın sıkıldı mı bırakırsın. Bir müddet sonra hatanı kendin görürsün.”</p><p class="">Yazılarını iyi muhafaza etmeyip katlayana kızar.</p><p class="">Kemankeş Bâhir bir gün Sami Efendi’den bahsederken dedi ki: “Hangi taşın altından kaldırsan çıkar, o mucize idi, mutlaka hayır dua ederdi. Zira yazıda çok titiz davranmıştır. İhmal ve laubaliliği yoktu.</p><p class="">Çok mütevazi idi. Bazen yazdığını talebesine göstererek “Bir şey (yani bir hata) görüyorsanız söyleyin Allah aşkına” derdi.</p><h2> Kadıasker Mustafa İzzet Efendi'nin Saraydan Kaçışı </h2><p class="">İlim ve sanatı, kamil bir insan olma yolunda vasıta kılmış bir insan olan İzzet Efendi, etrafının iltifat, itibar ve alkışlarını kendisine sağlanan ikbal ve yüksek mevkileri, tasavvuf terbiyesinden aldığı prensiplerle arka plana atmayı bilmiş bahtiyarlardandır. Fakat zamanla saray hayatından iyice sıkılan İzzet Efendi, hacca gitmek için izin istedi. 1246'da (1830) müntesibi olduğu Nakşi şeyhlerinden Ali Efendi ile hacca gitti. Mekke'de bir müddet Mehmet Can Efendi'nin hizmetinde bulundu ve onun yanında seyrü sülükunu tamamladı. Dönüşte ilim muhitlerinden istifade maksadıyla Mısır'da kaldı.</p><h2> Kadıasker Mustafa İzzet Efendi'nin Padişah'a Yakalanması </h2><p class="">Bir Ramazan günü Beyazıt Camii'nde kametini dinleyen "II. Mahmud, kamet alan kimdir?" diye sordu. Bunun üzerine, ''Bir Özbek dervişidir'' diye arzettiler. Padişah, ''Mustafa Efendi'nin sesini tanımaz mıyım, beni mi kandırıyorsunuz?'' dedi. Kendisini terk ederek derviş kıyafetinde dolaşmasına son derece müteessir olan padişah, onun cezalandırılmasını istediyse de sonra affetti. Tekrar saraya alınan İzzet Efendi huzur fasıllarına bazan ney üflereyek bazan da sesiyle katıldı. II. Mahmud'un ölümünden sonra Eyüp Sultan Camii hatipliğine tayin edildi. 1264'te (1845) I. Abdülmecid'in ikinci imamı oldu.</p><h2> İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın Daire-i Umur-i Askeriyye Yazısını Kurtarması </h2><p><br></p><p class="">İb­nülemin, II. Abdülhamid' in tahtan indi­rilmesi üzerine Yıldız Sarayı evrakının tet­kik ve tasnifi ve birikmiş jurnallerin tas­fiyesi işine memur edildi (29 Kasım 191ı). Çalışmalara üç kişilik bir komisyon olarak başlanmışken üyelerden birinin çekilme­si ve yeni komisyonlar kurulması yolunda yapılan teşebbüslerin neticesiz kalması sonunda bu görev zamanla tamamen ona emanet edildi. Karmakarışık hale gelmiş 800 sandık dolusu evrakı büyük bir vukuf ve titizlikle elden geçirerek şimdiki adı Başbakanlık Osmanlı Arşivi olan Sadaret Haz'ine-i Evrak Dairesi'ne teslim etti ve her türlü araştırmaya hazır mükemmel bir arşiv teşkiline muvaffak oldu.Malzemesinin esasını ve en büyük kısmını mühim ve bakir arşivden alması bakımın­dan Osmanlı Devrinde Son Sadrıazam­ Jar'ın meydana gelmesinde buradaki çalışmasının önemli payı bulunmaktadır.</p><p class="">Rağbetsizlikten dolayı bir zamandan beri yok olmaya yüz tuttuğu­nu gördüğü hat sanatını yaşatma çarelerini düşünen İbnülemin, aynı zamanda tezhip ve klasik cilt sanatlarının da ihya­sı gayesiyle, memleketteki istidatları bu sanatlara özendirecek ve devlet desteğiyle eğitimini sağlayacak bir müessese olmak üzere Medresetü'l-hattatin'in kurulmasına ön ayak oldu.</p><h2> Elsiz Ayaksız Bir Hattat </h2><p class="">Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki G.Y.3 ı numaralı yazı albümünün içinde, sülüs-nesih hatlarıyla yazılmış bir kıt'a mevcuttur. Burada bulunan nadide eserler arasında, san'at değerine bakılmaksızın, anılan kıt'anın ayrı bir yeri olmak lazım gelir. Karşı sahifedeki resminde de görüleceği gibi, kıt'ayı Bidest ü bipa (elsiz ve ayaksız) Mehmed Efendi yazmıştır. Ayaksız olmak, yazmaya el­bette mani değildir amma, elleri bulunmayan bir kimse, kalemi iki bile­ği arasında tutarak nasıl yazar? Sonra, eski san'at yazılarımızın, şimdiki kalemlere hiç benzemeyen tarzda ağzı olan ve sık sık mürekkep hokkasına batırılarak kullanılabilen kamış kalemle yazıldığı. ayrıca, harflerin güzelliğini sağlayan incelik ve kalınlıkların, kalemin elde tutuluş şekline göre çıktığı da unutulmasın!</p><p class="">Her ne kadar, zamanımızda, ağzı veya ayak parmakları ile fırça tuta­rak resim yapanlar, hatta sergi açanlar işitiliyorsa da, bu hüner, kamış kale­mi, kaidelere bağlı kalarak dar bir çerçeve içinde bilekleriyle kullanmanın yanında, elbette daha kolaydır.</p><p class="">Şimdi biz, bu elsiz ve ayaksız hattat muammasını çözmek için geliniz hep birlikte tam üç yüzyıl öncesine gidelim.. .Yine aynı kütüphanede (H.1363, sahife, 147 a) mevcut Vekayinıime-i Abdi Paşa isimli yazma tarih kitabından ıı Receb ıo82 (14 Kasım 1671) gününün vukuatını okuyalım. Zamanının icabı. bir haylı ağır olan ifadeyi sadeleştirerek naklediyorum:</p><p class=""></p><p class="">"İnsanoglunu hayrete düşürecek ve ibretle seyredilecek kadar garib, nadir vakalardandır ki, iki eli bileklerinden ve iki ayağı bir şiddetli arıza sebebiy­le düşmüş; hasılı ne el kalmış, ne ayak... Böyle bir şahıs, geçimini temin için dilencilikten başka yol kalmadığına karar verince, doğum yeri olan Bolu'dan İstanbul'a gelerek "Suyolcu-... diye tanınan bir hattattan ders alıp. bir müddet bütün dikkatiyle çalışmaya devam eder. Elsiz olduğu halde. Allahın yar­dımıyla bu dereceye getirdiği yazabilme kudretini meydana koymak için. bir En'drn-ı Şerif yazıp, anılan ayın yirmi dördüncü gününde, bir vasıta ile, padişahımız (Sııltan IV Mehmed) hazretleri tarafından işitildiğinde, bahsedilen şahsı huzurlarına getirtti. Gözü önünde yazmasını emreylediği zaman, o elsiz ve ayaksız, hokka ve kalemini çıkartıp bir satır sülüs ve iki satır nesih yazarak görenleri hayret denizine düşürdü! Evvelce yazdığı En'am-ı Şerif'i de orada arzedip, padişahın lütfunun bolluğundan nasibini aldıktan başka, günde yirmi akça emekli maaşı verilerek, muradına erdirilip gönlü hoşnud edilmişti. Padişahın bu husustaki emrinin yazıldığı beratın üstüne, tuğra çekebilmem için evime geldiğinde, yalnız başımızayken halini görüp. ibret almak üzere. ben de ona yazı yazdırdım. Lakin yazış şeklini anlatmak imkansız! Hasıl-ı kelam, yazarken görülmedikçe, layıkıyla anlaşılmaz. Ama, kısacası bu ki, elsiz ve ayaksız halinde. iki bileğinin uçlarıyla hokkayı belinden çıkartıp, kalemi de iki bilek ucuyla kuvvetlice tutup , kağıdı önündeki yere koyarak, tuhaf bir tarz üzere, eli çabuk katipler gibi, korkusuz ve pervasız her ne isterse yazıp bitirir... Dilediğini işlemek kudretine sahip olan Allah-ı tesbih ederim".</p><p class="">Bıdest'in yazdığı eserlerin ne olduğu belli değildir. Büyük ansiklopedistimiz Müstakimzade Sadeddin Efendi de, iki yüz yıla yakın bir zaman önce yazdığı Tııhfe-i Hattatın adındaki değerli hat tarihi kaynağında, onun hiçbir yazısına rastlamadığını, Raşid Tarihi'ndeki malumatı gördüğü için ismini kaydettiğini dip notunda belirtiyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Bidest'in eser­leri, zamanın tahribkar eline pek fazla dayanamamış ve yok olmuştur.</p><p class="">Nasılsa kalan ve buraya örnek olarak alınan kıt'a, vaktiyle müdekkık üstadımız Necmeddin Okyay'ın eline geçmiş, sonra onun koleksiyonuyla birlikte Topkapı Sarayı Müzesi'ne intikal etmiştir.</p><p class="">Bu yazı, birinci sınıf eser olmaktan elbette uzaktır. Ancak, elsizliğine rağmen, değme el sahiblerine taş çıkartacak derecede başarılıdır. Hele üstte­ki sülüs satırda geçen "kaf-te" bitişik harfleri, Necmeddin Efendi'nin de be­lirttiği üzere, bir üstadın elinden çıkmışcasına mükemmeldir.</p><p class="">Yazı için en önemli iki uzvun birinden mahrum iken. istidadıyle bu kadar yazabilen Bolulu Bidest Mehmed Efendi'nin kabri de belli değildir. Devhatü'l-Küttab namındaki hattatlar tarihinde. Sultan 11. Süleyman devrin­de (1687-1691 arası) vefat ettiği kayıtlıdır.</p><p class="">Denilebilir ki, elinin olmayışı, ona, büyük mahrumiyetlerden sonra, gerçi yirmi akça gündelik ve padişahın ihsanını kazandırmıştır amma, hat san'atımıza muhakkak ki büyük üstad kaybettirmiştir.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/bilgi/meshur-hattatlarla-ilgili-13-anektod-2759830</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Yeni Şafak</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/9/20/293759bc-unz1j6tiwatiu804qpzl.png</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 20 Jul 2017 16:15:12 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HAT SANATINA BAŞLAYANLAR İÇİN 8 TEMEL BİLGİ</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/bilgi/hat-sanatina-baslayanlar-icin-8-temel-bilgi-2759809</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/bilgi/hat-sanatina-baslayanlar-icin-8-temel-bilgi-2759809" rel="standout" />
      <category>İslam Sanatları</category>
      <content:encoded><![CDATA[<h2> MEŞK USÛLÜ </h2><h2> KALEM AÇMA </h2><h2> MÜREKKEP HAZIRLAMA </h2><h2> RABBİ YESSİR MEŞKI </h2><h2> DERS, DÜZELTME, ÇIKARTMA </h2><h2> YAZI İĞNELEME ve KALIP ÇIKARMA </h2><h2> TASHİH </h2><h2> ESERLER NASIL OKUNUR </h2>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/bilgi/hat-sanatina-baslayanlar-icin-8-temel-bilgi-2759809</link>
      <subcategory>İslam Sanatları</subcategory>
      <editor>Yeni Şafak</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net/piri/upload/3/2023/9/20/293759bc-unz1j6tiwatiu804qpzl.png</url>
      </image>
      <pubDate>Thu, 20 Jul 2017 16:07:15 GMT+3</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>