<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="https://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Yeni Şafak</title>
    <link>https://www.yenisafak.com//yazarlar/bugun-yazanlar</link>
    <atom:link href="https://www.yenisafak.com/rss-feeds?contentType=column&amp;date=today" rel="self" type="application/rss+xml" />
    <description>Türkiye'nin Birikimi</description>
    <copyright>(c) 2026, Yeni Şafak</copyright>
    <lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</lastBuildDate>
    <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    <language>tr-TR</language>
    <image>
      <title>Yeni Şafak</title>
      <url>https://www.yenisafak.com/assetsNew/img/logorss.png</url>
      <link>https://www.yenisafak.com/</link>
    </image>
    <item>
      <title>Aynalar bakmayın yüzüme dik dik!</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/serdar-tuncer/aynalar-bakmayin-yuzume-dik-dik-4830861</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/serdar-tuncer/aynalar-bakmayin-yuzume-dik-dik-4830861" rel="standout" />
      <description>“Aynalara ayna yar Aynada bir ayna var Dile gelsin aynalar Sen değilsem kim benim?” Üç ayna var; biri camdan, diğeri hadise ve fikirden, bir diğeri ise bizzat insandan müteşekkil. Önü cam arkası sır olan hani şu bildiğimiz aynalarda kıyafetimizi düzeltir, saçımıza şekil verir, kendimizi beğenir yahut beğenilecek hale getirmeye uğraşırız. Herkes her gün bakar bu aynalara, hanımlar biraz daha fazla. Yaklaştıkça her bir şey daha detaylı görünür bu aynalarda. Beş metreden ceketinizin yakasını düzeltebilirsiniz</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335801850&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335801850&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>“Aynalara ayna yar</p><p>Aynada bir ayna var</p><p>Dile gelsin aynalar</p><p>Sen değilsem kim benim?”</p><p><br></p><p>Üç ayna var; biri camdan, diğeri hadise ve fikirden, bir diğeri ise bizzat insandan müteşekkil. </p><p>Önü cam arkası sır olan hani şu bildiğimiz aynalarda kıyafetimizi düzeltir, saçımıza şekil verir, kendimizi beğenir yahut beğenilecek hale getirmeye uğraşırız. Herkes her gün bakar bu aynalara, hanımlar biraz daha fazla. </p><p>Yaklaştıkça her bir şey daha detaylı görünür bu aynalarda. Beş metreden ceketinizin yakasını düzeltebilirsiniz ama gözünüzdeki çapağı fark etmek için dibine girmeniz gerekir aynanın. Bununda kâfi gelmeyeceği durumlar için büyüteçli aynaları icat etmişler, ekseriyetle otel banyolarında olur hani. Sanırım makyaj detayı için. </p><p>Hadise ve fikirden mürekkep aynaların herkes karşısına geçer ama bazı insanlar orada bir şeyler görür. Şimdiye, geleceğe ve hatta ötelere dair haber verir bu aynalar. Camdan değildir ama sırlıdır. Görmeyi bilene göstermeyeceği yoktur bu aynaların. Camdan aynalar gibidirler. Yaklaştıkça detaylardan haber verirler. Bir farkla. Duvardaki aynaya cismen yaklaşılır, bu aynalara zihin ve kalple. Tefekkür ve idrak derinleştikçe büyüteçli aynalara dönüşür ehâdis ve efkâr.</p><p>En çok nereye gidip geldiğiniz, en çok neyin sohbetini ettiğiniz, en çok neyi dert ettiğiniz bir aynadır mesela. Nerede vefat edeceğinizden, son nefeste aklınızda ne olacağından, dudağınızdan ne döküleceğinden haber verir size. Nasıl, demeyin hemen. İnsan en çok nereye gidip geliyorsa, neyin sohbetini ediyorsa emr-i hak muhtemelen öyle bir yerde ve dudağınızda o minval sözler varken gelecektir. Basit bir olasılık hesabının ayna suretli görünümü! </p><p>Aynaya baktıkları vakit, “Yâ Rabbi, yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzel eyle” diye dua eden Peygamberimiz buyurdular: “Yaşadığınız gibi ölürsünüz öldüğünüz gibi diriltilirsiniz!” Hadis-i şerifler bir aynadır. Zahid Efendi merhum ‘Ölmek istemediğiniz yerde bulunmayın evladım’ buyururlarmış. Tevekkeli değil. Atasözleri bile bir aynadır okumayı bilene. Bu bâbı izah sadedinde hatırlayalım: Su testisi su yolunda kırılır! Nasıl yaşadığınız, nasıl öleceğinizden haber veren bir aynadır!</p><p>Birisinin bir ayıbını gördüğünüz vakit nasıl davrandığınız, birisi size karşı bir hata yaptığında nasıl tepki verdiğiniz, sizden bir şey istendiğinde nasıl mukabele ettiğiniz; hepsi birer aynadır. Ulu divanda size nasıl davranılacağını şimdiden gösterir size. Burada ayıp örtenin orada ayıbını örterler, burada affedeni orada affederler, burada isteyeni geri çevirmeyene orada istediğini verirler. Kesin mi, diyeceksiniz. Hayır! Kesin değil ama kuvvetle muhtemel! Hem aynada gördüğünüz kesin siz misiniz? Kuvvetle muhtemel aynaya akseden suretinizdir, oysa siz akseden suretten bir başkasısınız. Bu da o hesap.</p><p>Havalar ısındı. Kapıdaki kediye, pencere kenarındaki kuşa, gölgesinde oturduğunuz ağaca nasıl muamele ettiğiniz de birer güzel aynadır. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz! Fehva bu! Bir kap su ve bir parça nezaketle göklerin merhametini celbeden bahtiyarlardan mısınız, ‘bana ne!’ deyip geçerek ebedî hayatını mahzun eden bedbahtlardan mı? Bu aynalarda bulunur cevabı. </p><p>Cep telefonlarınız bir aynadır! Hangi videoları en çok izliyorsanız ona benzer videoları önerir size. Durup dururken önünüze düşen sohbet videoları, Kur’an tilavetleri, nur yüzlü zevat-ı kiram, enfes ilahiler mi, yoksa? Yoksadan sonrasını yazmaya gönlüm elvermedi. Kimine kitaplar önerir yapay zeka destekli envai platform kimine alışverişin kırk tonu? Cep telefonunuzu bir ayna gibi elinize alıp kendinize sorun: Ben kimim? Şimdi telefonu bırakıp bir soru daha sorun kendinize: Kim benim? Sorulardan aynalar! Cevap mertçe verilebilirse görüntü ruhunuzun aksi değil bizzat kendisi olur.</p><p>Mürşid-i kâmil hazerâtı mir’ât-i musaffadır. En sevdiğim, en gerçek, en gizliden haber veren, en güzel, en esrarengiz aynalar işte bu hazerât-ı kiramdır. Kalplerini tasfiye etmişler, yare mekan yardan gayrısına haram kılmışlar, aşk ve muhabbetle saflaştırıp billuru kıskandıracak bir ayna eylemişlerdir. Bize kibrimizden, riyamızdan, ihlassızlığımızdan, dünyadan ve ukbadan geçemeyişimizden, terk edemeyişimizden, sadakate muhtaç oluşumuzdan, kalbimizin ağyara mekan oluşundan, nefsimizin perişan ahvalinden haber verirler.</p><p>Yaklaştıkça, gönüllerine girdikçe, halleriyle hallendikçe, yap dediklerini yapıp yapma dediklerinden uzak kaldıkça, huzurlarında huzur buldukça netleşir bu aynalardaki görüntü, büyüteçleri utandıracak kadar gizliden haber vermeye başlar. </p><p>Onları görmeyen ‘ben güzelim’ der dolanır, görünce ‘acaba ben çirkinlerden miyim’ endişesine düşer, gönüllerine girince ‘bendeki çirkinlik kimsede yok’ idrakine erer, sözlerini tutunca güzelle tanışır; pür, saf, kelimenin güzelliğini ifadeye takat yetiremeyeceği bir güzelliğe bürünür ama yine de ‘eller yahşi ben yaman / eller buğday ben saman’ şuurunun tahkikiyle daha güzele oradan da daha bir güzele yol yürürler.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/serdar-tuncer/aynalar-bakmayin-yuzume-dik-dik-4830861</link>
      <subcategory>Serdar Tuncer</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erzurum kime emanet? </title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmet-seker/erzurum-kime-emanet-4830855</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmet-seker/erzurum-kime-emanet-4830855" rel="standout" />
      <description>Alvarlı Efe Hazretleri hacca giderken Suriye’de bir Ermeni ile karşılaşır. O Ermeni, “Erzurum’u sizden alacağız” deyince nur yüzlü Efemiz tebessümle cevap verir: “Ben Erzurum’u öyle birine teslim edeceğim ki siz değil, yedi ceddiniz gelse alamazsınız” der ve bu uzun şiiri yazar. Erzurum kilidi mülk-i İslâm’ın Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum Erzurum derbend-i ehl-i İslâm’ın Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum * Nerede Erzurum’la ilgili bir toplantı, sazlı sözlü bir program yapılsa, Alvarlı Efe’nin bu eseri</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335801889&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335801889&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Alvarlı Efe Hazretleri hacca giderken Suriye’de bir Ermeni ile karşılaşır. O Ermeni, “Erzurum’u sizden alacağız” deyince nur yüzlü Efemiz tebessümle cevap verir: </p><p>“Ben Erzurum’u öyle birine teslim edeceğim ki siz değil, yedi ceddiniz gelse alamazsınız” der ve bu uzun şiiri yazar.</p><p>Erzurum kilidi mülk-i İslâm’ın </p><p>Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum </p><p>Erzurum derbend-i ehl-i İslâm’ın </p><p>Mevlâ’ya emanet olsun Erzurum</p><p>*</p><p>Nerede Erzurum’la ilgili bir toplantı, sazlı sözlü bir program yapılsa, Alvarlı Efe’nin bu eseri genellikle ilk başta okunur. </p><p>Aksi hâlde noksanlık hissedilir. İhmal etmenin pişmanlığı gelir yapışır hemen. Efe Hazretleri’nin duasına iştirak etmeyi unutmanın yürek burkan pişmanlığı kolay kolay terk etmez zihni. </p><p>İstanbul Yeşilköy’deki Erzurum Günleri programına katıldık ve sanatçılardan birkaç defa bu eseri dinledik. On defa daha dinlesek razıydık. Her seferinde yüreğimiz kanatlandı. </p><p>Birbirinden değerli sanatçılar, icra ettikleri muhteşem eserlerle fukara gönlümüzü gülşân eyledi. </p><p>*</p><p>İstanbul’da yarım milyona yakın Erzurumlu var. Bursa, Kocaeli, İzmir, Ankara, Tekirdağ ve diğer illerimizdeki Erzurumlular da düşünülürse, doğu illerimizdeki köylerin yıllar içinde ne sebeple küçüldüğü anlaşılır. </p><p>Bu soruna işaret eden şair Zekâi Aydın şiirlerini seslendirdi. Erzurum şivesiyle dinlemek ayrı bir keyif veriyor ama burada sununca, o kısmı noksan kalacak. </p><p>*</p><p>Sen bu İstanbul’a ne diye geldin/ Ezanın sesine aldanıp geldin/ Yalana dolana hep boyun eğdin/ Sen bu İstanbul’a ne diye geldin</p><p>Gözü yaşlı kaldın garip âşık sen/ Gurbet ellerinde dertleri çeken/ Dost ararsan dostlar olmuşlar diken/ Sen bu İstanbul’a ne diye geldin</p><p>Viran oldu bağın, bitti umudun/ Elin kapısında sen oldun yorgun/ Ağlarsın hâline ne oldu yurdun/ Sen bu İstanbul’a ne diye geldin</p><p>Gözlerinde yaşlar, boynun büküldü/ Bütün hayallerin yere döküldü/ Zekai der belin bence büküldü/ Sen bu İstanbul’a ne diye geldin</p><p><br></p><p><strong>TECRÜBE Mİ KONUŞUYOR?</strong></p><p>CHP Meclis grubunda “Hain Kemal” sloganları duvarları sallarken Özgür Bey üç beş defa “Arkadaşlar” diyerek vekilleri susturduktan sonra şöyle bir tanımda bulundu. </p><p>“Arkadaşlar, ‘ihanet’ yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur.” </p><p>Kitap gibi konuşan Özgür Bey’in bu sözünü duyanlardan biri merak edip sorsa, fena olmaz. </p><p>Soru: Emin misin? </p><p>Cevap: Evet. Kesinlikle.</p><p>Soru: Nereden biliyorsun? </p><p>*</p><p>Nasıl tepki göstereceği merak edilen Kemal Bey “Hain Kemal” sloganlarına ve Özgür Bey’in Konfüçyüs taklidi yapmasına şöyle karşılık verdi:  </p><p>“Bana, yetmiş sekiz yıllık ömrünü bu vatana adamış bu adama hain diye bağıranları duydum” deyince salonda protestolar başladı. </p><p>“Yuh… Yuh…” </p><p>El hareketiyle ve “Yok, yok, o yok” diyerek yuh çekenleri susturduktan sonra şöyle konuştu: </p><p>“Onlara o sloganları attıran kirli zihniyete tarih önünde sesleniyorum. Bu vatanda ihanet ile vatan kahramanlığı arasındaki çizgi, kılıçtan ince, kıldan ince, kılıçtan keskindir.” </p><p><br></p><p><strong>YENİ PARTİNİN İSMİ </strong></p><p>Eski Bakan Masum Türker, CHP’den ayrılmak isteyen grubun kuracağı partinin isminin “Cumhuriyetçi Demokrat Parti” veya “Demokrat Halk Partisi” olacağını söyledi. </p><p>Olabilir ama aslında daha güzel isimler düşünülebilir. Misalleri arz edelim. </p><p>Cumhuriyetçi İhanet Partisi</p><p>En Hakiki Halk Partisi</p><p>Kavga Sevenler Partisi</p><p>Bölünmezse Tadı Yok Partisi</p><p>Pavyonlardan Gelen Parti</p><p>Demokratik İrtikap Partisi</p><p>Daimi Muhalefet Partisi </p><p>Haydi Hayırlısı Partisi</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/mehmet-seker/erzurum-kime-emanet-4830855</link>
      <subcategory>Mehmet Şeker</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Trump Ankara’ya köprüleri atmaya mı geliyor?</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/yahya-bostan/trump-ankaraya-kopruleri-atmaya-mi-geliyor-4830852</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/yahya-bostan/trump-ankaraya-kopruleri-atmaya-mi-geliyor-4830852" rel="standout" />
      <description>Anlaşmaya ramak kalmıştı… İran’daki kriz, karşılıklı saldırılarla yeniden alevlendi. Ancak bu yeni bir durum. O da şudur: Bir. Bu savaşı başlatan, Trump’ı yönlendiren Netanyahu’ydu. Roller değişti. Trump, İsrail’i İran üzerinde bir sopa gibi kullanıyor. Müzakereler uzayınca İsrail’e Lübnan’da “yol verildi”. İki. Bu aynı zamanda İsrail Başbakanı’na verilen sus payıdır. Trump, büyük ölçüde mutabakata varılan anlaşmayı onaylamak için İsrail’in Lübnan’daki “işini” bitirmesini bekliyor (Bu “iş” ülkenin</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802000&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802000&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Anlaşmaya ramak kalmıştı… İran’daki kriz, karşılıklı saldırılarla yeniden alevlendi. Ancak bu yeni bir durum. O da şudur: Bir. Bu savaşı başlatan, Trump’ı yönlendiren Netanyahu’ydu. Roller değişti. Trump, İsrail’i İran üzerinde bir sopa gibi kullanıyor. Müzakereler uzayınca İsrail’e Lübnan’da “yol verildi”. İki. Bu aynı zamanda İsrail Başbakanı’na verilen sus payıdır. Trump, büyük ölçüde mutabakata varılan anlaşmayı onaylamak için İsrail’in Lübnan’daki “işini” bitirmesini bekliyor (Bu “iş” ülkenin güneyini Zehrani Nehri’ne kadar işgal etmek, böylece Lübnan-Suriye işgal bölgelerini örtüştürmektir.) Üç. Trump yine de bir sınır çiziyor. “Beyrut’u vurma” diyor. Çünkü Beyrut vurulunca masa örseleniyor. Dört. Çatışma İran-İsrail arasında seyrediyor. ABD saldırıya katılmıyor. İran’da başarısızlık Trump’a büyük bir maliyet getirdi. ABD Başkanı, gerilimin bu safhasında kendisini geri çekerek yeniden konumluyor (“Füzeleri attınız, artık yeter, masaya geri dönün” dedi.) Beş. İran da bu tabloyu gördü. Husiler, Babülmendeb’i sadece İsrail›in denizcilik faaliyetlerine kapattı. Altı. Trump, İsrail-İran arasındaki kontrollü çatışmayı yönetmeyi, hatta bu vesileyle bir anlaşma yapmadan krizden çıkmayı umuyor olabilir. Evdeki hesabın çarşıya her zaman uymadığını hala öğrenemediği anlaşılıyor. </p><p><br></p><p><strong>İRAN’I YENEMEDİ, NATO’YA GELİYOR</strong></p><p>Trump, Çin ziyareti öncesinde İran krizini bitirebilmiş olsaydı Şi Jinping’in karşısına daha güçlü oturabilirdi. Ancak başaramadı. Benzer şey önümüzdeki ay (7-8 Temmuz) Ankara’da gerçekleşecek tarihi NATO zirvesi için de geçerli. Trump uzun bir süredir NATO’dan duyduğu memnuniyetsizliği dile getiriyor. “ABD NATO’dan çıkacak mı” sorusuna yanıt aranıyor. Bu yüzden Ankara’daki zirveye katılıp katılmayacağı belirsizdi. İran’da eli zayıflayınca zirveye katılma kararı aldı. Bu kez “ABD Başkanı nikah bozmaya mı geliyor” tartışması yapılıyor.</p><p>Trump Ankara’da muhtemelen o bilindik eleştirilerini -belki de daha sert cümlelerle- tekrarlayacak. Ancak arka planda yapılan hazırlık toplantıları bize farklı bir durumu anlatıyor. ABD hegemonyasının yaşadığı küresel erozyon (Bilhassa Trump’ın İran savaşında müttefiklerine bağımlı olduğunu hatırlaması) ABD’nin gözünde de NATO’nun (ve lojistik altyapısının) önemini artırdı. Konuşmak için henüz erken ama… Avrupa ayağında ABD ağırlığının azaldığı, öte yandan NATO’nun belki de Çin denklemini hesaba katan “Küresel NATO” perspektifiyle yeniden yapılanacağı bir sürece giriyoruz (Zirveye Asya-Pasifik ülkeleri ile Körfez ülkelerinin katılımı bekleniyor.) </p><p><br></p><p><strong>AVRUPA AYAĞINDA ÖNEMLİ GELİŞMELER VAR</strong></p><p>Avrupalılar, “Güvenliğimizi NATO ile mi sağlayacağız yoksa başka bir savunma şemsiyesi mi oluşturacağız” diye tartışıyor. ABD, NATO’yu işaret ediyor. Almanya’nın önplana çıkmasını istiyor. Fransızlar bu durumdan rahatsız. Fransa Silahlı Kuvvetler Komutanı Mandon “Almanya’nın Amerikalılar için giderek Avrupa’nın referans noktası haline geldiğini, Fransa’nın beş yıl içinde geride kalabileceğini” söyledi. </p><p>Avrupa’nın NATO altyapısını çöpe atması imkansız. Ancak bu alternatif çalışma yapmayacakları anlamına gelmiyor. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya Avrupa’nın güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğine ilişkin tartışmalara liderlik yapıyor. Ukrayna, NATO üyesi olmadığı için Avrupa’nın Türkiye, İngiltere, Norveç gibi ülkeleri de kapsayacak bir savunma şemsiyesi geliştirmesi gerektiğini savunuyor. İlginçtir: İtalya da aynı şeyi savunuyor. Türkiye ile yapılan konuşmalardan Almanların da aynı fikirde olduğunu anlayabiliyoruz.</p><p><br></p><p><strong>NATO-AB YAKLAŞIMINI ÖRTÜŞTÜRME ÇABASI</strong></p><p>Avrupa’nın güvenlik formülasyonu ne olursa olsun, bir şekilde NATO ile konuşmak ve paslaşmak durumundalar (AB’nin, Balkanlardaki varlığını pekiştirmek için NATO üyesi Batı Balkan ülkeleriyle müzakere süreçlerini hızlandırma kararı bunun parçası.) NATO’nun varlığı ya da İngiltere, Türkiye gibi üyeler olmadan Ukrayna sorununu çözemeyeceklerini biliyorlar. ABD, Ukrayna’ya maddi yardımı kesti. Bu sorumluluğu son aylarda başta Almanya olmak üzere Avrupalı ülkeler üstleniyor. NATO’nun Ukrayna’ya 70 milyar Avro’luk bir askeri yardım paketini zirvede ele alacağı haberleri bu çerçeveye oturuyor. </p><p><br></p><p><strong>TÜRKİYE’NİN TEKLİFİ 5’TE 1 DAHA UCUZ</strong></p><p>Türkiye, NATO’nun Avrupa ayağında oluşan güç boşluğu ve yeniden yapılanma çabalarını görüyor. Adana’da kolordu kurma hamlesi, NATO komuta kademesinde Türk komutanların daha fazla sorumluluk üstlenmesi, NATO tatbikatlarındaki gövde gösterisi bunun tezahürü. Ancak aşağıda anlatacağım gelişme en az bunlar kadar, hatta daha kalıcı sonuç üretme potansiyeli taşır.  </p><p>Hürmüz krizi, savaş durumunda yakıt tedariğinin önemini ortaya koydu. NATO, askeri amaçlı yakıt tedariğini kısmen petrol boru hatları üzerinden, kısmen de deniz üzerinden sağlıyor. İran savaşı sonrasında NATO’nun petrol boru hatlarını geliştirme/yatırım kararı aldığı, bu yönde üyelerinden teklif istediği uluslararası basına yansıdı. Türkiye, NATO’ya Trakya’daki mevcut hatların geliştirilmesi, yakıt tedariğini Trakya-Bulgaristan-Romanya-Avrupa hattı üzerinden sağlaması için teklif sundu. Karşı teklif Yunanistan’dan geldi. Atina, NATO’nun yakıt tedariğini Dedeağaç üzerinden yapmasını istiyor. Ancak yapılan fizibilite çalışmaları Türk teklifinin Yunan teklifine oranla 5’te 1 oranda daha düşük maliyetli olduğunu söylüyor. Bu yüzden ibre Türkiye’den yana. Konu spesifik bir proje olduğu için liderler zirvesinde karara bağlanması beklenmiyor. Ancak zirvede bir çerçeve ortaya çıkabilir. “Proje gerçekleşirse; Türkiye, NATO’nun gözünde savunulması gereken öncelikli üye konumuna gelir” yorumunu şimdiden yapalım.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/yahya-bostan/trump-ankaraya-kopruleri-atmaya-mi-geliyor-4830852</link>
      <subcategory>Yahya Bostan</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İsrail yine inkâr etti!</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/abdullah-muradoglu/israil-yine-inkar-etti-4830850</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/abdullah-muradoglu/israil-yine-inkar-etti-4830850" rel="standout" />
      <description>Amerikan medyasında yer alan haberlere göre Pentagon İstihbaratı (DIA)  İsrail›in ABD’ye yönelik karşı istihbarat değerlendirmesini en yüksek seviye olan “kritik” düzeye yükseltti. Bu seviyenin ABD’nin düşman gördüğü bazı devletlerden bile daha yüksek olduğu belirtiliyor. NBC News ve New York Times’a konuşan kaynaklara göre İsrail Trump ve ekibinin İran’la müzakerelerle ilgili olarak kapalı kapılar ardında neler konuştuklarını öğrenmek için gizli dinleme faaliyetlerinde bulundu. Haberlerde üst düzey</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802111&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802111&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Amerikan medyasında yer alan haberlere göre Pentagon İstihbaratı (DIA)  İsrail›in ABD’ye yönelik karşı istihbarat değerlendirmesini en yüksek seviye olan “kritik” düzeye yükseltti. Bu seviyenin ABD’nin düşman gördüğü bazı devletlerden bile daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p><p>NBC News ve New York Times’a konuşan kaynaklara göre İsrail Trump ve ekibinin İran’la müzakerelerle ilgili olarak kapalı kapılar ardında neler konuştuklarını öğrenmek için gizli dinleme faaliyetlerinde bulundu. Haberlerde üst düzey bir yetkilinin İsrail’in istihbarat faaliyetlerini alışılmadık derecede “agresif” ve “kontrolsüz” olarak tanımladığı belirtiliyordu.</p><p>İsrail’in dinlemeye aldığı kişiler arasında Steve Witkoff, Elbridge Colby ve Michael Dimino gibi isimler yer alıyor. Witkoff, Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi. Colby, Politikadan Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı, Dimino ise Colby’nin Ortadoğu’dan sorumlu başyardımcısıdır.  </p><p>İsrail’in ABD Büyükelçiliğiyse İsrail’in Amerikan Hükümet yetkilileri hakkında istihbarat toplamadığını savundu. ABD Donanması’nda İstihbarat Analisti olan Jonathan Pollard 1980’lerde suçüstü yakalanmış ve 30 yıl hapis yatmıştı. “Pollard Vakası” Amerikan istihbarat tarihinin en büyük vakasıydı. İsrail uzun yıllar Pollard’ın “Mossad bağlantısı”nı inkâr etmişti.</p><p>İsrail’e bavullar dolusu gizli belge aktaran Pollard 2015’de şartlı tahliye edilmiş, Trump’ın ilk döneminin son ayında da İsrail’e gitmesine izin verilmişti. Siyonist milyarder Sheldon Adelson’ın özel jetiyle İsrail’e götürülen Pollard’ı havaalanında Netanyahu karşılaşmıştı. </p><p>İran’la müzakereler sürerken ifşa edilen yeni vaka İsrail’in ne kadar pervasız davrandığını gösteriyor.  Haberlerde Pentagon raporlarının İsrail’deki ABD subaylarının telefonlarında casus yazılımlar tespit edilmesinden sonra kaleme alındığı kaydediliyor. Rapor’da Colby ve Dimino’nun neden İsrail’in dinleme hedefi haline geldiğinin belirsiz olduğu ifade ediliyordu.</p><p>İsrail’in Colby ve Dimino’yu neden hedef aldığı bir sır değil. Trump’ın Colby ve Dimino’yu Pentagon’da kritik görevler için seçtiğinde Siyonistler ve Neoconlar bu iki isim aleyhinde şiddetli bir kampanya yürüttüler. Siyonist yayınlarda İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler’in Trump’ın Dimino’yu Pentagon’da üst düzey görevde getirmesinden endişe duydukları belirtiliyordu.</p><p>Siyonistlere göre Colby ve Dimino İsrail için “güvenilir isimler” arasında yer almıyorlar. Colby, ABD’nin askerî gücünün Asya-Pasifik’e odaklanması gerektiğini savunan bir stratejinin mimarı. Dimino da aynı görüşte olduğu için Colby’nin politika plânlama ekibinde yer almıştı.</p><p>Colby ve Dimino ABD savunması için “önceliklendirici” bir strateji savunuyorlar. Bu stratejide Avrupa ve Ortadoğu(ve İsrail)  ABD için öncelikli değil. Trump tarafından göreve getirilmeden önce kaleme aldığı makalelerde Dimino, ABD’nin Ortadoğu’da hayatî çıkarları bulunmadığını, bu yüzden de Irak, Suriye ve Körfez’deki askeri varlığının önemli ölçüde azaltılması gerektiğini savunuyordu. Her iki isim de “izolasyonist” dış politikanın savunucuları olarak görülüyordu. </p><p>Haziran 2025’te ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Michael Erik Kurilla ile Colby arasında yaşanan bir gerilim Amerikan medyasına yansımıştı. Haberlerde General Kurilla’nın İsrail’i daha fazla desteklemek amacıyla Asya-Pasifik’ten Ortadoğu’ya güç kaydırılması için girişimde bulunduğu, ancak bu girişimin Colby tarafından dirençle karşılaştığı belirtiliyordu. </p><p>Colby ve Dimino Orta Doğu’ya askerî müdahalelere şüpheyle yaklaşan “Önce Amerika” akımının bir parçası olarak da görülüyor. Siyonistler Colby ve Dimino’yu İran politikasında “güvercin” görüşleri savunmakla da itham ediyorlardı. İsrail’in Colby ve Dimino’yu izlemesi Pentagon’da üstlendikleri pozisyonlardan ve savundukları görüşlerden kaynaklanıyor tabii. Siyonistler ve Neoconlar nezdinde İsrail’i önceliklendirmeyen herkes potansiyel düşmandır.</p><p>Meslekten diplomat olmayan Yahudi-Amerikalı Steve Witkoff ise Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte İran’la müzakerelerde yer alıyor. Witkoff da Trump tarafından göreve getirildiğinde Siyonist yayınlarda hedef alınmıştı.  Bu yayınlarda Katar’la iş ilişkileri sebebiyle Witkoff’un riskli bir seçim olduğu belirtiliyordu. Witkoff, Trump’ın sır küpü olarak biliniyor.</p><p>Trump’ın “bir adım ileri- iki adım geri” niteliğindeki hamlelerinin müzakerelerin mahrem ayrıntılarına vakıf olan İsrail’in karşı hamlelerinden kaynaklandığı anlaşılıyor. İsrail sadece gizli dinleme yapmıyor, elde ettiği bu bilgileri müzakereleri akamete uğratmak için kullanıyor.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/abdullah-muradoglu/israil-yine-inkar-etti-4830850</link>
      <subcategory>Abdullah Muradoğlu</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kudüs’e “Vali” atayacak mıyız?
“Valilik” ne ki..
Tarih nasıl akacak ona bak sen!</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-karagul/kuduse-vali-atayacak-miyizvalilik-ne-kitarih-nasil-akacak-ona-bak-sen-4830844</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-karagul/kuduse-vali-atayacak-miyizvalilik-ne-kitarih-nasil-akacak-ona-bak-sen-4830844" rel="standout" />
      <description>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin; “İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu: Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et” mesajı bu coğrafyanın ülküsünü, kalbindeki hasreti, akli ve vicdani hedefi yansıtır. 1917’de “Kudüs’ün düşmesi”nin yol açtığı travma, Gazze’de yapılan soykırım ile bir kez daha canlandı. Emperyalizmin Osmanlı’yı dağıtıp ülkelerimizde talana başlamasına, milletlerimizi en aşağılık kıyımlara maruz bırakmasına yönelik öfke hiçbir zaman bitmedi. Hafızalarımızın yenilendiği</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802204&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802204&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin; “İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu: Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et” mesajı bu coğrafyanın ülküsünü, kalbindeki hasreti, akli ve vicdani hedefi yansıtır. </p><p>1917’de “Kudüs’ün düşmesi”nin yol açtığı travma, Gazze’de yapılan soykırım ile bir kez daha canlandı. Emperyalizmin Osmanlı’yı dağıtıp ülkelerimizde talana başlamasına, milletlerimizi en aşağılık kıyımlara maruz bırakmasına yönelik öfke hiçbir zaman bitmedi. Hafızalarımızın yenilendiği bu dönemlerde eski defterlerin tamamı masaya sürüldü. </p><p><br></p><p><strong>BİN YILIN GERİ DÖNÜŞÜ.KİMSE DURDURAMAZ!</strong></p><p>Coğrafyamızın paramparça edilişine, ardından gelen yüz yıl boyunca bir daha toparlanamamasına, kaos coğrafyası olarak sonsuz savaşlara ve işgallere mahkum edilmesine ve bunun hala devam ediyor oluşuna sessiz kalmamızı kimse beklemesin. </p><p>Tarih ve coğrafyanın yeniden inşa edilmeye çalışıldığı bu dönemde, bu ses çok daha yüksek sesle duyulacak, çok daha büyük iddialar sahne alacaktır. Çünkü tarih artık böyle akacak, bu fırtına hızla büyüyecek, bin yıllık siyasi genetiğin bu topraklarda ve denizlerde yeniden sahne olmasına kimse engel olamayacaktır. </p><p><br></p><p><strong>BU COĞRAFYA TSUNAMİSİ İSRAİL’İ BOĞAR İSRAİL “GELMEKTE OLANI” BİLİYOR!</strong></p><p>İsrail’in soykırımcı Savunma Bakanı Israel Katz’ın aniden tepki vererek; “Sen ve Erdoğan’ın hayalini kurduğunuz Osmanlı İmparatorluğu çöktü ve bir daha asla geri dönmeyecek” cümleleri bir paniğin ifadesidir. Bu millet, bu sözü onların ağzına tıkmasını bilecektir. </p><p>Katz ve İsrail yöneticiler, gelmekte olanı pekala biliyor. “20. Yüzyıl Garnizonu” olarak kurulan İsrail’in siyasi ömrünün bittiğini pekala biliyor. Bugün her ne kadar arkalarında olan Batılı dünyanın bile zaman içinde kendilerine koruyamayacağını çok iyi biliyor. </p><p>Osmanlı’dan daha büyük, daha geniş, daha güçlü bir ortaklıklar yapısının adım adım kurulduğunu hepsi görüyor. Coğrafyanın tamamına saldırmalarının sebebi, tehlikeyi bu saldırılarla geciktirme telaşıdır. </p><p>Güya kendilerince “önleyici saldırılar” yapıyorlar. Ama coğrafya tsunamisi onları boğacak kadar hızla büyüyor ve İsrail’in bunu durdurma gücü yok.</p><p><br></p><p><strong>İSRAİL’İN BÜYÜK HEDEFİ TÜRKİYE'DİR.</strong></p><p><strong>ÇÜNKÜ KORKUNUN KAYNAĞI BURASI.</strong></p><p>Geciktirmeyi başarsalar bile o “malum son”u engelleyemeyeceklerini pekala biliyorlar. Bu yüzden insanlığı imha etmeye dönük çılgınlıklara girişiyorlar. Bir şekilde insan ırkına ve “Tanrı”ya savaş ilan ediyorlar. </p><p>Bugünkü İsrail’in Yahudilikle hiçbir alakası, bağı yoktur. Tamamen Avrupa ve Doğu Avrupa’dan gelmiş olanların, Yahudiliği kullanarak Filistin’de ayakta tuttukları işgalleri, sömürge yönetimleri söz konusu. </p><p>İsrail’in nihai hedefi Türkiye’dir. Çünkü korku kaynağı burasıdır. Osmanlı’yı yıkan akıl onların aklıdır. Coğrafyayı parçalayan akıl onların aklıdır. </p><p>Cumhuriyet’le kurdukları ideolojik yakınlıkla Türkiye’yi onlarca yıl “düşman olamayacak” bir eksende tuttular. Ama o eksin dağıldı. Coğrafya tahakkümü dağıldı. Hafızaları silme projesi, Selçuklu-Osmanlı siyasi aklının geri dönüşüyle çöktü. İçeride ürüttükleri siyasi operasyonlara, yetiştirdikleri siyasi çevrelene karşı hangi akılla müdahale edildiğini biliyorlar. </p><p><br></p><p><strong>ARTIK “MÜDAHALE EDİLEMEZ”, “DURDURULAMAZ” TÜRKİYE VAR. </strong></p><p>Onlar tarih inşa etmenin, coğrafya formatlamanın siyasi genetiğinin kimlerde olduğunu çok iyi biliyorlar. Birinci Dünya Savaşı ve sonrası yaşananların bir rövanşının olacağını çok iyi biliyorlar. İsrail’in siyasi varlığını sona erdirecek aklın kimde ve nerede olduğunu çok biliyorlar. </p><p>28 Şubat darbesiyle dizayn etmeye çalıştıkları, ardından 15 Temmuz saldırısıyla ele geçirmeye çalıştıkları Türkiye’nin güç yükselişinin kendileri için nasıl bir tehlike büyüttüğünü biliyorlar. Artık “müdahale edilemez” hale gelen, Batı gücünün provoke edilmesiyle bile durdurulamaz hale gelen Türkiye’den korkuyorlar. </p><p><br></p><p><strong>RUM KESİMİ, YUNANİSTAN ŞİMDİ DE ARNAVUTLUK…</strong></p><p><strong>D. AKDENİZ’DEN ADRİYATİK’E SAVAŞ…</strong></p><p>Bu yüzden de Türkiye’yi yavaşlatmak için yaygın bir savaş başlattı. Libya’dan Sudan’a, Kızıldeniz’den Balkanlar’a, Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne hatta Karadeniz’e kadar her alanda Türkiye’ye saldırıyor. </p><p>Türkiye’nin komşuları ile askeri anlaşmalar yapıyor, sınırlarımızda onlarla tatbikatlar yapıyor, terör kartını büyük ölçüde kaybettikten sonra içeride siyasi terörizm girişimleri yapıyor, Türkiye’nin ortaklarını düşmana, ortak cepheye dönüştürmeye çalışıyor. </p><p>Bunun son örnekleri Rum Kesimi ve Yunanistan’dan sonra Arnavutluk oldu. Rum Kesimi İsrail askeri üssü oldu. Yunanistan’ı zehirledi ve cepheye sürdü. Doğu Akdeniz’den Ege ve Adriyatik’e kadar askeri bölgeler oluşturarak, Türkiye için bir Batı Cephesi oluşturmaya çalışıyor. </p><p><br></p><p><strong>İSRAİL ASKERİ VARLIĞI  ARNAVUTLUK’A TAŞINACAK!</strong></p><p>Arnavutluk’ta Edi Rama’nın “Sazan” Adası’nı Trump’ın damadı ve kızına vermesi bir turizm projesi değildir. İsrail telkinleri ile yapılmış, İsrail askeri varlığını Arnavutluk’a taşımanın ilk adımlarıdır. Arnavutluk halkı bunu farkettiği için günlerdir protesto gösterileri yapıyor, projeyi engellemeye çalışıyor. Engelleyecek de. </p><p>Edi Rama, siyasi protestoları “Arnavutluk ve İsrail’e karşı” başka ülkelerin provoke ettiğini söylüyor. Bu cümle bile her şeyi açıklamaya yeterli. Muhtemelen protestolar, Edi Rama’nın siyasi hayatını da bitirecek. </p><p><br></p><p><strong>YUNAN HALKI AYAĞA KALKMALI: İSRAİL ÜLKELERİNİ REHİN ALIYOR. İSRAİL İÇİN SAVAŞMAYI REDDEDİN!</strong></p><p>Benzer bir tepkinin Yunan halkından da gelmesi gerekir. Ülkeyi İsrail’e rehin veren, Yunanistan’ı Türkiye ile savaştırmaya ayarlı İsrail planlarını anlamaları, Yunanistan’ı mahvedecek böyle bir savaşı engellemenin yollarını bulmaları gerekiyor. Bunun bir İsrail-Türkiye savaşı olduğunu kavramaları gerekiyor. </p><p>Bu yöntemlerle Türkiye’yi ürkütmeleri mümkün değil. Yunan halkı, İsrail için savaşmayı reddetmeli. İsrail’in tetikçisi olmamalı. Buradan kazanabilecekleri hiçbir şey yok. Kaybedecekleri çok şey var. Peki ne diye İsrail için ülkelerini mahvedecekler? Bir an önce ayağa kalkıp, İsrail ile siyasi ve “ekonomik ortak” olan liderlerden hesap sorabilirler. </p><p>Arnavutluk’takine benzer bir durumun Yunanistan’da da ortaya çıkabileceğini tahmin ediyorum ve bu Ege’nin iki yakasının huzuru için son derece sağlıklı bir siyasi tavır olacaktır. Hiçbir millet, başka bir ülke için kendini imha etmez. Yunanistan da etmemeli. </p><p><br></p><p>Genel Sekreterlikten yapılan yazılı açıklamada, dünyada ve yakın coğrafyada yaşanan gelişmelerin yanı sıra çeşitlenen risk ve tehditlerin, devletin tüm faaliyetlerinde milli güvenlik mefhumuna ilişkin farkındalığın artırılması ihtiyacını belirginleştirdiği belirtildi.</p><p>Devlet mekanizmasının başarılı şekilde işlemesinde ve devletin imkan ve kapasitesinin milli güvenlik politikalarına etkin şekilde aktarılmasında yönetici kadroların büyük rol üstlendiği ve devlet hizmetinde olanların yetkinliklerinin mütemadiyen tahkiminin önem arz ettiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p><p>"Bu çerçevede, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın direktifleri ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından 'Milli Güvenlik Konferansları' icra edilmesi uygun bulunmuştur. Milli Güvenlik Konferansları marifetiyle, farklı disiplinlerden ve kurumlardan yöneticilerimizin kavram setlerinin zenginleştirilerek, milli güvenlik meselelerine ilişkin bilgilerinin derinleştirilmesi ve bakış açılarının genişletilmesi, kurumlarımız arasındaki eş güdüm, etkileşim ve farkındalığın daha da artırılması hedeflenmektedir."</p><p>Milli Güvenlik Konferanslarının açılışının yarın saat 14.00'te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın riyasetinde gerçekleştirileceği bildirilen açıklamada, izleyen süreçte Milli Güvenlik Konferansları serisine MGK Genel Sekreterliği'nde devam edileceği aktarıldı.</p><p>Açıklamada, konferanslar kapsamında bakanların, kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri ile alanında uzman akademisyenlerin konuşmacı olarak yer alacağı, görev ve sorumluluk alanlarına giren konuları milli güvenlik perspektifinden katılımcılara aktaracağı ifade edildi.</p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-karagul/kuduse-vali-atayacak-miyizvalilik-ne-kitarih-nasil-akacak-ona-bak-sen-4830844</link>
      <subcategory>İbrahim Karagül</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye tohum sektöründe İsrail algısı</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ihsan-aktas/turkiye-tohum-sektorunde-israil-algisi-4830840</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ihsan-aktas/turkiye-tohum-sektorunde-israil-algisi-4830840" rel="standout" />
      <description>Siyaset zemininde tartışılan bir konuya bir de komplo teorisyenleri eklenince toplum genelinde kalıcı bir algı oluşuyor ve bu algının değişmesi büyük emek ve çabaya ihtiyaç duyuyor. Yıllarca Türkiye İsrail’den tohum ithal ediyor söylemi Türk toplumunda genel kabule dönüşmüş durumda. GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 sayısı, Türkiye’de tohumculuk sektörüne yönelik toplumsal algı ile makro-ekonomik ve bilimsel gerçeklikler arasındaki derin asimetriyi ortaya koymaktadır. Bulgulara göre Türkiye’de</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802267&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802267&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Siyaset zemininde tartışılan bir konuya bir de komplo teorisyenleri eklenince toplum genelinde kalıcı bir algı oluşuyor ve bu algının değişmesi büyük emek ve çabaya ihtiyaç duyuyor. Yıllarca Türkiye İsrail’den tohum ithal ediyor söylemi Türk toplumunda genel kabule dönüşmüş durumda.</p><p>GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 sayısı, Türkiye’de tohumculuk sektörüne yönelik toplumsal algı ile makro-ekonomik ve bilimsel gerçeklikler arasındaki derin asimetriyi ortaya koymaktadır. </p><p>Bulgulara göre Türkiye’de tohum meselesi, teknik bir tarımsal üretim konusu olmaktan çıkarak tamamen algı temelli bir jeopolitik güvenlik ve gıda endişesi meselesine dönüşmüştür. Resmi veriler, Türkiye’nin sertifikalı tohum üretiminde 1.35 milyon ton seviyesine ulaştığını, dış ticarette 2025 yılı itibarıyla 158 milyon dolar dış ticaret fazlası ile net ihracatçı konumunda bulunduğunu göstermesine rağmen toplumun neredeyse %60’ı, Türkiye’de tohumların tamamen veya ağırlıklı olarak ithal edildiğini düşünmektedir.</p><p>Türkiye Raporu’nun bu ayki araştırmasının amaçlarından biri, tohum meselesi etrafında şekillenen toplumsal algıyı ortaya koymak ve oluşan tabloyu tarım sektörünün üretim, dış ticaret ve hukuki gerçeklikleri ışığında analiz etmektir.</p><p> Rapor, istatistiksel veri ile toplumsal algı arasındaki derinleşen uçurumu gözler önüne sererek meselenin salt bir ekonomik politika veya üretim kapasitesi sorunu olmadığını, çok boyutlu bir algı yönetimi ve stratejik iletişim sorunu hâline geldiği ortaya koymaktır.</p><p>Sonuçlara göre katılımcıların %48’i, Türkiye’deki tohumların İsrail’den geldiğini düşündüklerini belirtmiş, bu ülkeyi bölgesel tohum üretiminde açık ara birinci sıraya yerleştirmiştir. İsrail’i %20,6 ile Avrupa ülkeleri, %13,7 ile Çin ve %7,7 ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etmektedir. </p><p>Sosyo-demografik kırılımlara inildiğinde söz konusu İsrail algısının özellikle ileri yaş gruplarında kemikleştiği görülmektedir. 55-64 yaş grubunda bu oran %51,7’ye, 65 yaş ve üzeri grupta ise %55,7’ye kadar tırmanmaktadır. Bunun yanı sıra üst gelir gruplarında dahi Türkiye’nin tohum üretiminde İsrail’e bağımlı olduğu algısının gücünü koruması, bu inancın âdeta tarihsel ve jeopolitik kodlarla nesilden nesle aktarılan bir mite dönüştüğünü göstermektedir.</p><p><br></p><p><strong>“KISIR TOHUM” SÖYLEMİNİN TEKNİK GERÇEKLİĞİ</strong></p><p>Türkiye’de tohumculukla ilgili en derin bilgi kirliliğinin biyolojik terminoloji alanında yaşandığını ortaya koymaktadır. “Türkiye’de kullanılan tohumların kısır olduğu ve yeniden ekilemediği” yönündeki ifadeye katılımcıların 5 üzerinden 3,23 seviyesinde katıldığı ölçülmüştür Katılımcıların %37,8’i, “Ne katılıyorum ne katılmıyorum” seçeneğini tercih ederek bu teknik konuda net bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtirken “Katılıyorum” ve “Kesinlikle katılıyorum” cevaplarını tercih edenlerin toplam oranı %39,5’e ulaşmıştır. </p><p>Bu tablo, toplumun yaklaşık %40’lık bir kesiminin “kısır tohum” söylemini doğrudan kabul ettiğini, geriye kalan büyük kitlenin ise bu söylemi reddedecek bilimsel donanıma sahip olmadığını göstermektedir </p><p><br></p><p><strong>TOHUMCULUK SEKTÖRÜ YABANCILARIN ELİNDE Mİ? </strong></p><p>Tohumculuk sektörüne “yabancı firmaların hâkim olduğu” söylemi, rasyonel bir temele dayanmadığı gibi sektör, 2025 yılında rekor kırarak 1.350.627 ton sertifikalı tohum üretmiş ve 158 milyon dolar net dış ticaret fazlası vermiştir. Biyolojik çeşitliliğin korunması bağlamında da devletin gen bankalarında 122 bin 750 yerel tohum örneği koruma altına alınarak stratejik bir rezerv oluşturulmuştur. Ancak kamuoyunun büyük çoğunluğu, bu verilerin büyük bir bölümünden haberdar değildir. </p><p>Başta Tarım Bakanlığı olmak üzere ilgili devlet otoritelerinin bu bilgi kirliğini engelleyecek ve doğru bilgiyi kamuoyuna ulaştıracak sosyal faaliyetlerde bulunması, tohum alanında gösterilen başarı kadar önemli hâle gelmiştir. </p><p>Nitekim Türkiye tohumculuğunun temel sorunu, üretim eksikliğinden ziyade iletişim ve algı yönetimindeki sapma olduğu söylenebilir. Türkiye, tarımsal üretimin birinci evresinde yer alan tohumluk üretiminde %80-85’lik yerli payına ulaşarak gıda güvenliğinin en kritik aşamasını çözüme kavuşturmuş bir ülkedir. </p><p>Bir dönem siyaset saikiyle kullanılan söylemler, zaman içerisinde ön kabule dönüşüyor.  Toplun dimağında oluşan her bir yanlış fikir ihmal edilmeden doğru bilgiyle yer değiştirmelidir. Bu bağlamda yanlış bir algıyı düzeltmek çoğu zaman doğru bilgi yaymaktan daha zor olmaktadır.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/ihsan-aktas/turkiye-tohum-sektorunde-israil-algisi-4830840</link>
      <subcategory>İhsan Aktaş</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İstanbul hangi finansın merkezi?</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-dinc/istanbul-hangi-finansin-merkezi-4830833</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-dinc/istanbul-hangi-finansin-merkezi-4830833" rel="standout" />
      <description>Adı İstanbul Finans Merkezi olan bir hikâye kuruyoruz. Büyük, güçlü ve güzel bir hikâye. İlk on ekonomi hedefine doğru bizi kaldıracıyla daha hızlı taşıyabilecek bir hikâye. Fakat bu hikâyeyi kırılgan bir modernleşme üzerine mi kuracağız, yoksa hikâye kendi kendisini mi kuracak? İstanbul asırlardır finans merkezi. Köksüz bir iddia değil yani ortaya konan. Kapalıçarşı’nın temel fonksiyonlarından birisi finanstı tarih içinde. Bugün yapılan iş Fatih Sultan Mehmet’in 1461’de başladığı işin bir benzeri.</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802321&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802321&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Adı İstanbul Finans Merkezi olan bir hikâye kuruyoruz. Büyük, güçlü ve güzel bir hikâye. İlk on ekonomi hedefine doğru bizi kaldıracıyla daha hızlı taşıyabilecek bir hikâye.</p><p>Fakat bu hikâyeyi kırılgan bir modernleşme üzerine mi kuracağız, yoksa hikâye kendi kendisini mi kuracak?</p><p>İstanbul asırlardır finans merkezi. Köksüz bir iddia değil yani ortaya konan. Kapalıçarşı’nın temel fonksiyonlarından birisi finanstı tarih içinde. Bugün yapılan iş Fatih Sultan Mehmet’in 1461’de başladığı işin bir benzeri. Olması gerektiği halde devamı diyemiyorum çünkü Çarşı denklemin parçası değil. O yüzden benzeri.</p><p>Tamam madem denkleme katılması iradesi gösterilemiyor benzeri olsun. Ama en azından Çarşı’nın değerler sistemini İstanbul Finans Merkezinde devam ettiremez miyiz?</p><p>Gerçekten Türk modernleşmesinin önemli bir ayağı bankalardı. Bu başlıkta yapılan tartışmalarda bankaların rolüne hiç değinilmemiş olması bir eksikliktir.</p><p>Meslek standartları en başından beri Batı normlarındaydı. Dekorasyon ve mimari, art nouveavudan tutun da neorönesansına oradan da endüstriyel mimariye uzanan çizgide hep Batı standartlarında tutulmuştu. Az sayıda şube elitist bir hizmet üretiyordu. Bankaların şubeleri sosyete mahalinde bulunurdu ve mahallenin en sosyetesi erişim imkanına sahipti.</p><p>Sonra bu başlangıç tüm Türkiye’yi kuşattı. Bankaların hizmet ve imaj standardı Türkiye’de hizmetler sektörünün ve iş insanlarının standardı haline geldi.</p><p>Sanayi ve diğer sektörler modernleşmenin temsili rolünü oynayamadığından işgücü arzı dahi hizmetlere yöneldi. Bugünkü “eleman bulamıyoruz” serzenişinin gerekçelerinden birisi de budur.</p><p>Pop müziğin vesairenin Türk modernleşmesindeki rolünü belki çokları tartışabilir ama ben böyle bir pencere açmış olayım.</p><p>Nihayet bugüne geldik. Ama gördük ki bankalar artık modernleşmenin temsilcisi değil. Modernleşme sermaye piyasalarında temsilini buluyor. Finansal özgürlükle kendisini ifade ediyor.</p><p>Yalnız bankacılıktan sermaye piyasalarına taşınmak külfetli iştir. Kapasite gerekir. Bu tam başarılamadığından ülkede normlar, bakış açıları, mimari ve imaj organizasyonu o yüzden geri kaldı. Hatta bir dönem yatırımcı sayısı arttıktan sonra Türkiye’yi bankacılıktan sermaye piyasalarına taşımak en yüksek misyonu olan ekonomi yöneticileri rollerini anlayamayıp 8 milyon yatırımcı mı olur, diyerek zihniyetin geride kaldığını gösterdi.</p><p>İslami finansın Türkiye’yi bankacılıktan sermaye piyasalarına taşıyacak bir kolaylaştırıcı olduğunu ise hiç göremediler. Oysa İslami finansın iş modelleri bankacılık ile sermaye piyasaları arasında bir yere konumlanıyor. Ekonomi yönetiminin ise o taraklarda hiç bezleri yok. Çünkü yeni modernleşmenin Türkiye’nin kendi vizyonundan kendine has bir modernleşme olabileceği fikirleri yok. Batıyı takip etmek esas.</p><p>Ama gelin görün ki piyasada ilginç bir durum var. Tasarruf finans milyonu aşan sözleşme sayısıyla bir değişim olduğunu gösteriyor.</p><p>Bankalar reklam yüzü olarak Serenay Sarıkaya’yı kullanırken tasarruf finans daha halktan imajlara başvuruyor.</p><p>Tasarruf finansa modernleşme bağlamında o denli anlam yüklemiyorum. Çünkü tasarruf finans da varlığını bankacılık üzerinden Türkiye’ye aktarılan modernleşmeyle gerçekleştirdi. Fakat imajın bütünü değil de iş modeli özelinde konuyu ele alırsak eski modernleşmeden bir kopuşu da anlatıyor olmalı sektörün eğrilerinin yıldırım hızıyla yukarı gitmesi.</p><p>Bu kırılımın anlamı üzerine düşünmemiz gerekir.</p><p>Bugün dünyada finans merkezleri var. Ama bir İslami finans merkezi yok. İstanbul’u merkezlerden bir merkez olarak mı ele alacağız. Yoksa hikayesi kendi içinde yeni bir modernleşmemi başlatacağız. </p><p>Yazıda başvurduğum gözlemler bizi cevaba ulaştırabilir mi?</p><p>Bankaların mı sektörlerin teknoloji dönüşümünü gerçekleştirmesini bekleyip duracağız, yoksa İslami finansın işletmelerle kol kola girerek dönüşümü bir an evvel başlatmasını bekleyeceğiz?</p><p>Bankaları mı yerli bilimin finansmanı diye bir şey olduğuna ikna edeceğiz, yoksa İslami finansın bilimi, inovasyonu ve kalkınmayı sürüklemesi için önünü mü açacağız?</p><p>İstanbul finans merkezi ile ileri mi gideceğiz, yoksa geride mi duracağız?</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-dinc/istanbul-hangi-finansin-merkezi-4830833</link>
      <subcategory>Yusuf Dinç</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir lisenin değil, memleketin meselesi</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ali-saydam/bir-lisenin-degil-memleketin-meselesi-4830828</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ali-saydam/bir-lisenin-degil-memleketin-meselesi-4830828" rel="standout" />
      <description>Sonda söyleyeceğimi hemen başta ifade edeyim: İstanbul Erkek Lisesi (İEL) son sınıf öğrencilerinin diploma töreninde okul müdürünün konuşmasını kesmek için sırtlarını dönmelerini ve okul marşını söylemelerini tasvip etmek mümkün değildir… Ancak öğrencilerin neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışmak mümkündür… Onları anlamak ve ‘doğru’ya yönlendirmek düşer bizlere … Oldum olası yakamda 2 rozetle dolaşırım. Biri, ay ve yıldız. Diğeri ise, 1915 Çanakkale’de, Sakarya Oymağı’nda tamamı şehit düşen</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802369&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802369&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Sonda söyleyeceğimi hemen başta ifade edeyim: İstanbul Erkek Lisesi (İEL) son sınıf öğrencilerinin diploma töreninde okul müdürünün konuşmasını kesmek için sırtlarını dönmelerini ve okul marşını söylemelerini tasvip etmek mümkün değildir…</p><p>Ancak öğrencilerin neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışmak mümkündür… Onları anlamak ve ‘doğru’ya yönlendirmek düşer bizlere …</p><p> Oldum olası yakamda 2 rozetle dolaşırım. Biri, ay ve yıldız. Diğeri ise, 1915 Çanakkale’de, Sakarya Oymağı’nda tamamı şehit düşen öğrencilerinin anılarına ithafen hazırlanmış İEL rozeti.</p><p>Birinci Dünya Savaşı sırasında okulun bir bölümü hastane olarak kullanılmış ve o dönemde “hayatın, umudun rengi” kabul edilen sarıya boyanmış. Öğrencilerin şehit olduğu haberi okula ulaşınca da şehitlerin anısına pencere pervazları ve kapıları siyaha boyanmış. Okulun renkleri böylece sarı-siyah olarak benimsenmiş... </p><p> Toplumsal kimliğimi belirlemiş iki temel unsuru simgeler bu iki rozet. Bir de annem ve babam var tabii… Geleneğimizde olsa, onları simgeleyen unsurları da eklerdim yukarıdaki ikiliye…</p><p>Eğitimde gençlerin eşit şansa sahip olması fikri, vasatlığı savunmaya ve yetenek yönetiminden vazgeçmeye neden olmamalı. Bu yüzden İEL, Galatasaray, Kabataş, Pertevniyal, Vefa, Kadıköy Anadolu, Ankara Fen, Ankara ve İzmir Atatürk liseleri gibi bazılarından başlanarak ortaya konan Proje Okullar stratejisini canıgönülden desteklemiştik… “Geçmişini inkâr edene haramzade derlermiş”...  Bizim de geçmişimizde o Proje Okullarının köklerine rastlamak mümkündü…</p><p>Osmanlı’da idadî ve sultanî, modern ortaöğretimin iki farklı basamağını ifade ediyordu. İdadî, hazırlayıcı okul vasfındaydı. Sultanî ise, daha üst düzey ve seçkin ortaöğretim kurumlarıydı. Galatasaray Sultanîsi (1868) ilk örneklerindendi. Bunlar, daha uzun süreli eğitim veriyorlardı ve yabancı dil ağırlıklıydılar. Devlet yönetimi ve yüksek öğrenim için öğrenci yetiştirmeyi amaçlıyorlardı.</p><p>İstanbul Erkek Lisesi’nin kökleri 1884’te kurulan Numune-i Terakki Mektebi’ne dayanır. 1896’da Mekteb-i İdadî-i Mülkî statüsüne geçmiş, 1910 yılında İstanbul Sultanîsi adını almış, Cumhuriyet döneminde de adı İstanbul Erkek Lisesi olarak tescillenmiştir. </p><p>55 yıl boyunca yürürlükte kalan idadî ve sultanî sistemi Cumhuriyet’in ilk yılında tarih sahnesinden çekilse de, İstanbul Erkek Lisesi’nin mezun diplomalarında ve bazı eski belgelerinde uzun yıllar İstanbul Sultanîsi adı kullanılmaya devam edilmiş, okul kültüründe “sultanî ruhu” kavramı Cumhuriyet dönemine de taşınmıştır.</p><p>İşte o ruhtur ki, İstanbul Erkek Liselilerin Ortak Ruhi Şekillenmelerinde yerini sağlam bir şekilde koruya gelmiştir… Bizim okul, Alman kültürü ile zenginleştirilmiş, evrensel bilgi ile mücehhez, ancak millî kültür ve değerlerine sadık, münevver Türk yetiştirir, Alman BND (Federal İstihbarat Servisi) üyesi değil…</p><p>Tersi söz konusu olsaydı bu okul 3 başbakan (Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz, Ahmet Davutoğlu), 10’larca bakan, yüzlerce en üst düzeyde bürokrat, dünya ve ülkemiz ticaretine yön verecek düzeyde yetenekli iş ve sanat insanları (Asım Kocabıyık, Ahmet Kocabıyık, Murat Ülker, Ali Sabancı, Tuncay Özilhan, Bülent Eczacıbaşı -bir süre-, Rahmi Koç -bir süre-, Abdullah Kiğılı, Ümit Zaim, Münir Özkul, Sadri Alışık, Savaş Dinçel, Şerif Gören, Orhan Boran, Sait Faik Abasıyanık, Edip Cansever, Tarık Buğra, Ahmet Haşim, Nihal Atsız, Cahit Arf, Erol Evgin, Dr. Alaeddin Yavaşca) çıkarabilir miydi?..</p><p>İstanbul Erkek Lisesi’ne ve proje okulları uygulamasına, sadece İstanbul Erkek Liselilerin değil, başta hükûmet ve Millî Eğitim Bakanımız (bu konuda hassasiyetini biliyoruz) olmak üzere herkesin sahip çıkması, gençleri anlamaya çalışması bir memleket meselesidir…</p><p><strong>Krizlerin en koçu…</strong></p><p>Algılama Yönetimi’nin 11 Altın Kuralı’ndan 7’ncisi şudur: “Kendi krizine neden olmamalısın”. Dışarıdan gelen krizler; doğru stratejiyle, şeffaflıkla ve soğukkanlılıkla yönetilebilir. Ancak bir kurumun veya liderin, durup dururken, tamamen kendi gafları yüzünden yoktan var ettiği krizlerin faturası çok ağır olabiliyor.</p><p>İzmir Balçova’daki Amerikan Hastanesi’nin açılış töreninde, iş dünyasının duayen isimlerinden Rahmi Koç’un imza attığı hadise, “kendi krizini yaratma” vakasına örnek teşkil edecek cinstendi.</p><p>Rahmi Koç’un dilinden dökülen o ‘fıkra’, sadece zamanlama ve mekânla bağlantı bir hata değil, maalesef ‘kadın ve etnik kimlik’ gibi son derece hassas noktaları da içine alan bir algı felaketine dönüştürülüverdi.</p><p>Mizah, zekânın ve toplumsal empati yeteneğinin en rafine ürünü olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, bizde Laz, yurt dışında İskoç, İrlanda gibi çeşitli ülke insanlarıyla ilgili fıkralar hoşgörüyle karşılanır. En sevdiklerimden biri şöyledir: Uluslararası bir kongrede, bir Alman, bir Fransız, bir İtalyan ve bir Türk delege pisuvarın başında karşılaşmışlar. İşini bitirdiğinde uzun uzun elini yıkayan Alman, “Bizde ellerimizi disiplinli ve çok iyi şekilde yıkamamızı öğretirler” demiş. Fransız, “Bizde aslolan, temizlik ve estetiktir” buyurmuş. İtalyan hızlıca yıkamış ellerini ve “Bizde işlev önemlidir” diye katılmış ötekilere. Bizimki ise ellerini yıkamadan çıkmış tuvaletten ve demiş ki: “Bizde elimize işememeyi öğretirler”… Şimdi bu fıkrayı yazdım diye Alman, Fransız ve İtalyanların üzerime gelmeleri ve beni ırkçılıkla suçlamaları mı, gerekir?</p><p>Kuramsal açıdan, amatör ile profesyonel arasındaki temel farkı şöyle açıklamak mümkündür: “Birincisi içinden geldiği gibi davranır, ikincisi ise seçilmiş davranış sergiler.” Ancak 95 yaşındaki Rahmi Koç, seçilmiş davranış sergilemediği için böyle bir gafa düçar olsa da, ona onca yıldır ülkemize yaptığı büyük yatırımların adına müsamaha göstermek, içtenlikle özür dilemesi karşısında biraz daha anlayışlı davranmak şık olmaz mıydı?</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/ali-saydam/bir-lisenin-degil-memleketin-meselesi-4830828</link>
      <subcategory>Ali Saydam</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fıkrasına gülünmeyen adam</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismail-kilicarslan/fikrasina-gulunmeyen-adam-4830821</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismail-kilicarslan/fikrasina-gulunmeyen-adam-4830821" rel="standout" />
      <description>Olur öyle. İnsanız. Boş bulunuruz. Münasebetsiz, ucunun nereye gideceğini o an hesap edemediğimiz bir patavatsızlık, bir hata yapabiliriz. Sonra pişman olur, özür diler ve bağışlanma dileriz. Bu normal uzaydır ve hepimiz için geçerlidir. Çünkü hepimiz insanız. Hepimiz için geçerli olan Rahmi Koç için de geçerlidir elbette. O olağanüstü sevimsiz, ırkçı, cinsiyetçi fıkrayı anlattığı için pişman olmuş olabilir, özründe samimi olabilir, bağışlanma talebi hakiki olabilir. Buraya kadar tamamsak bir de</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802426&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802426&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Olur öyle. İnsanız. Boş bulunuruz. Münasebetsiz, ucunun nereye gideceğini o an hesap edemediğimiz bir patavatsızlık, bir hata yapabiliriz. Sonra pişman olur, özür diler ve bağışlanma dileriz. </p><p>Bu normal uzaydır ve hepimiz için geçerlidir. Çünkü hepimiz insanız. </p><p>Hepimiz için geçerli olan Rahmi Koç için de geçerlidir elbette. O olağanüstü sevimsiz, ırkçı, cinsiyetçi fıkrayı anlattığı için pişman olmuş olabilir, özründe samimi olabilir, bağışlanma talebi hakiki olabilir.</p><p>Buraya kadar tamamsak bir de “eee”si vardır bu meselenin. “Eee”si şudur. Bu hadsizliği, bu küstahlığı, bu ırkçılığı affetmek, o özrü kabul etmek zorunda değiliz hiçbirimiz. Ve bunun milyon insan nezdinde milyon farklı sebebi olabilir.</p><p>Ben mesela, o fıkra görüntüsünün üzerine şunu yazdım: “Yuh be. Anlatana lanet, gülene yazıklar olsun.” Rahmi Koç’un özrü bu fikrimi değiştirmedi. O fıkrayı hesapsız, kitapsız, önünü arkasını düşünmeden, yaşlılıkla, demansla anlattığına da ikna olmadım. </p><p>Bir parantez. Bu fıkra üzerinden Rahmi Koç’un eski eşiyle yaşadığı ve “Allah düşmanımıza bile vermesin” diye dua etmenin dışında hiçbir cümleyle karşılamamamız gereken özel durumunu şaka, hakaret, çirkinlik haline getirmeyi ahlaksızlık dışında bir tanımla tanımlayamıyorum. Kapadım parantezi.  </p><p>Diğer yandan Binali Yıldırım’ın “bizi” değil Rahmi Koç’u tutan kahkahası konusunda da çok yaralandım kendi adıma. Başbakanlık yapmış, AK Parti’de siyaset yürütmüş birinin, Tayyip Erdoğan’ın dağıtıp attığı (daha doğrusu dağıtıp atmaya çalıştığını her fırsatta belli ettiği) yerleşik sermaye vesayetine “baş selamı” vermesi, AK Parti siyasetinin biriktirdiği ya da biriktirmeye çalıştığı her şeyi yerle bir eder çünkü. “Turgut Özal’ı şortuyla karşılayan Aydın Doğan’ın tarih olduğu bir Türkiye” fikrini satın almanın adıdır zira AK Parti. Bu söylediğimi “romantik” bulacak AK Partililere de bir şey hatırlatmak isterim: Bunu “romantik” bulmak AK Parti’nin kendisini inkar manası taşır. </p><p>Unutuyordum az kalsın. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı sıfatı taşıyan Nihat Zeybekçi’nin Rahmi Koç’u bütünüyle temize çıkarmaya çabalayan cümlelerini ise “gülünmeyen fıkranın gülünmeyen devamı” olarak okudum. Acıklı bir temaşa idi. </p><p>Bunlar burada bir dursunlar. </p><p>“Olgu yoktur, sadece algı vardır” cümlesinin farkına varmamız gereken bir hadise oldu Rahmi Koç’un fıkrası meselesi. Olguyu algılaştırmak için olağanüstü bir çaba sarf edildi. Güya milliyetçi, ulusalcı trollerle yürütülen “bu fıkrada anlatılan kadın Kürt değil de Laz olsaydı, Arap olsaydı, Türk olsaydı aynı tepki verilecek miydi?” algısı bu algıların en fantastik olanıydı. “Ya tamam uzatmayın” yazan gazeteciler, “boş bulunmuş” algısı ve diğerleri ders olarak okutabilecek meselelerdi.</p><p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “kim olduğuna bakılmaksızın” diyerek Rahmi Koç’un yaptığı çirkinliğe yönelik olarak açtırdığı soruşturma ise hepimiz için “ümitlenmemiz gereken” bir andır. Her türlü tebrik ve takdirin üzerindedir bu tavır. </p><p>Bir de ibreti var işin. İbret şudur kendi adıma. Türkiye’nin sulh ve selameti Rahmi Koç’un anlattığı fıkraya gülmeyen insanların sayısına bağlıdır büyük oranda. Bu, böyledir.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/ismail-kilicarslan/fikrasina-gulunmeyen-adam-4830821</link>
      <subcategory>İsmail Kılıçarslan</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘Sakın gözlerini dikme gözünün önünde olan dünyaya’</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/sakin-gozlerini-dikme-gozunun-onunde-olan-dunyaya-4830818</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/sakin-gozlerini-dikme-gozunun-onunde-olan-dunyaya-4830818" rel="standout" />
      <description>İbn Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinden ‘göz ve görme’ye dair altını çizdiğimiz cümleleri bu yazımızda tamamlayalım. “…Yeryüzü üzerine yayılan güneş ışığı -ki o havaya yayılan güneş ışığındandır-, kendisini algılayan gözün ışığı olmadıkça, herhangi bir gerçekliğe sahip değildir. İki göz, yani güneş gözü ile kendisini idrak edenin gözü bir araya geldiğinde ise görülenler aydınlanır ve şöyle denilir: Kuşkusuz ki güneş onların üzerine yayılmıştır. Bu nedenle de engel olan bulutun varlığıyla bu aydınlanma</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802510&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802510&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>İbn Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinden ‘göz ve görme’ye dair altını çizdiğimiz cümleleri bu yazımızda tamamlayalım. </p><p>“…Yeryüzü üzerine yayılan güneş ışığı -ki o havaya yayılan güneş ışığındandır-, kendisini algılayan gözün ışığı olmadıkça, herhangi bir gerçekliğe sahip değildir. İki göz, yani güneş gözü ile kendisini idrak edenin gözü bir araya geldiğinde ise görülenler aydınlanır ve şöyle denilir: Kuşkusuz ki güneş onların üzerine yayılmıştır. Bu nedenle de engel olan bulutun varlığıyla bu aydınlanma ortadan kalkar. (…) </p><p>Bu son derece kapalı bir meseledir: Güneş göğün ortasında bulunduğu halde, yeryüzünde kendisini görecek herhangi bir canlının gözü olmasaydı, kesinlikle yeryüzüne yayılacak bir ışığı olmazdı. Çünkü her yaratılmışın ışığı, kendisiyle sınırlıdır ve onunla bir başkası aydınlanamaz. Öyleyse bizim gözlerimizin varlığı ile güneşin varlığı birlikte yayılan ışığı ortaya çıkartır. (…) </p><p>Renkler tek bir cisimde renkten renge girerler ve söz gelişi kırmızı veya yeşil olurlar. Cisme doğrudan veya meyilli bakışına göre, sana farklı duyuyla algılanan renklerde görünür. Bunları gözünle algılarsın fakat onların ne güneşte ne de bakılan cisimde bir hakikati yoktur. Bu durumu da inkâr edemezsin, Özellikle de bakılan cisim güneşte ise bu durumda hakikati olmayan aksine nispeti olan bir şeyi idrak etmiş olursun. İşte yeryüzüne yayılan ışık da böyledir. </p><p>Başka bir örnek ise peyderpey bulunduğu cisimlerin rengine giren bukalemundur. Bukalemun, süratle suret kabul eden bir şey olmadığı gibi cilalı bir cisim de değildir. Onun renk değişimi ise duyuyla algılanan bir şeydir. Bununla birlikte bu renklerin kendisine baktığın o cisimde ya da kendiliklerinde bir varlığının bulunmadığını da bilirsin. </p><p>Aynı şekilde âlem de Allah’ı yokluğu halinde idrak eder. Öyleyse âlem, kendisi yok iken, Allah’ı idrak eder. Allah ise ilahi iktidar kendisine nüfuz etsin diye âlemi var eder. Öyleyse dış varlık feyzi, yoklukları halinde Allah tarafından görülenler üzerine düşer. Yokluğu halinde âlemin Hak tarafından görülmesini dikkate alan olabilir. Bu, gerçek bir görmedir ve bundan kuşku duyulmaz. Âlem’ diye isimlendirilen şey budur. Hak ise daha önce görmez iken, daha sonra görmek özelliğiyle nitelenmez. Aksine Hak sürekli olarak âlemi görür. Öyleyse âlemin kadimliğini ileri sürenler, buradan dile getirmiştir. Âlemin kendisindeki ve kendisi nedeniyle olan varlığına bakıp da Hakkın kendisini görmesi esnasında bu halin âlem için olmadığını gören kimse ise âlemin hadisliğini dile getirir.” (FM 8/265-66)&nbsp;&nbsp;</p><p>“Görme bir hüküm müdür yoksa var olan bir mana mıdır? Acaba gören göz müdür yoksa -onun bir niteliği gibi- bir şey var mıdır?” (FM 11/41)</p><p>“Göz gayb âlemini görür / Vehimler ve fikirler seni perdelemesin / Gayb bilgilerini gözden elde edemeyen kimse / Onunla korunmuş perdelerin ardında ve ulaşılmazdır.” (FM 11/143)</p><p>“Görme yaratılmış bir şeydir, dolayısıyla miktara bağlıdır.” (FM 11/250)</p><p>“Yakîn, görmekten meydana gelir.” (FM 13/99)</p><p>“…Çalışmayla ulaşılan herhangi bir şeyde minnet ve ihsan yoktur. Talep çalışma, görme ve rüyet ise minnet ve ihsan ihsanla gerçekleşir ve dolayısıyla onun talebi mümkün değildir. Talep vasıtasıyla rüyetle ilgili bir şey gerçekleşirse, böyle bir durumda rüyet, gerçekte talepten meydana gelmiş bir rüyet değildir. Çünkü görülen hakkında görenin talebi, kendisine ait olduğu halde görmektir. Görülen ise ancak kendisine dair bilginin suretinde ona tecelli etmiştir. Böyle tecelli etmeseydi, kişi gördüğünü inkâr ederdi. Öyleyse Hak insana ancak talep ettiği durumdan (kendiliğinde bulunduğu hal üzere Hakk›ı bilmek) başka bir durumda (kendisi hakkındaki bilgisine göre) tecelli eder. Öyleyse görmek de bir ihsan ve lütuftur! Çünkü görme insanın talebine göre gerçekleşmemiştir. Bununla birlikte insan gördüğüyle talep ettiğini zanneder, hâlbuki gerçek öyle değildir!” (FM 14/39)</p><p>“Kalp göz ile gördüğü gibi, retinal gözler de basiretle görür.” (FM 15/61)</p><p>“Görmekten maksat, görülene dair bilgi elde etmektir.” (FM 15/140)</p><p>“Sakın gözlerini dikme gözünün önünde olan dünyaya / Onun bir değeri yok!” (FM 15/358)</p><p>“Her göz sahibinde görme hali eşit olsaydı, âlemde tartışma ve kavga ortaya çıkmazdı.” (FM 16/192)</p><p>“Görmenin sebebi idrak edilebilecek şekilde görülenin (görülme) istidadıdır. (…) Görünenin bize görünmesi yönüyle bir nispet olduğunu söylediğimizde, şöyle deriz: Görülen bizi görüyor olması bakımından var olan bir şeydir.” (FM 17/132)</p><p>“Marifetin yegâne kapısı. Görmektir. Hiçbir şey ondan açık değildir. Bununla beraber o görülenin değeri üzerindeki perdedir ki bunun bir sebebi vardır. O da ‘beznerlik’tir.” (FM 18/117) </p><p><br></p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/omer-lekesiz/sakin-gozlerini-dikme-gozunun-onunde-olan-dunyaya-4830818</link>
      <subcategory>Ömer Lekesiz</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Ustam ölmüş...”</title>
      <guid isPermaLink="true">https://www.yenisafak.com/yazarlar/fatma-barbarosoglu/ustam-olmus-4830817</guid>
      <atom:link href="https://www.yenisafak.com/yazarlar/fatma-barbarosoglu/ustam-olmus-4830817" rel="standout" />
      <description>Bayram tebriği için aramıştı. Onu tanıdığım günden beri daima her bayram yere düşmeyen bir vefa ile arar. Oysa üzerinde bir emeğim, birlikte uzunca yürünmüş bir yolumuz yok. Zamanın birinde, bir mekânda, yirmi otuz kişinin arasında birlikte birkaç adım attık. Diğerlerinden tek bir ses, tek bir seda kalmadı. Ama o her defasında her vesile ile arar. Otuzlu yaşlarında olmalı. Yolumuz onunla kesiştiğinde henüz lisans öğrencisi idi. Ödevlerinin dışında pek de roman okumamış bir lisan öğrencisi. O gruptakilerin</description>
      <category>Yazarlar</category>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span class="pho-card-embed" data-url="https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802582&amp;color=%23ff5500&amp;inverse=false&amp;auto_play=false&amp;show_user=true" data-embed-type="embed" contenteditable="false" data-html-content="&lt;iframe width=&quot;100%&quot; height=&quot;20&quot; scrolling=&quot;no&quot; frameborder=&quot;no&quot; allow=&quot;autoplay; encrypted-media&quot; src=&quot;https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/tracks/soundcloud%253Atracks%253A2335802582&amp;amp;color=%23ff5500&amp;amp;inverse=false&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_user=true&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;" style="color: rgb(128, 128, 128); background-color: black;"><span>https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac</span></span></p><p>Bayram tebriği için aramıştı. Onu tanıdığım günden beri daima her bayram yere düşmeyen bir vefa ile arar. Oysa üzerinde bir emeğim, birlikte uzunca yürünmüş bir yolumuz yok. Zamanın birinde, bir mekânda, yirmi otuz kişinin arasında birlikte birkaç adım attık. Diğerlerinden tek bir ses, tek bir seda kalmadı.</p><p>Ama o her defasında her vesile ile arar. Otuzlu yaşlarında olmalı. Yolumuz onunla kesiştiğinde henüz lisans öğrencisi idi. Ödevlerinin dışında pek de roman okumamış bir lisan öğrencisi. O gruptakilerin çoğu öyleydi. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi olanlar da dahil. Birkaç roman okuduk birlikte. Romanların sosyal dokusunu günümüze nasıl getirebileceğimizin izini birlikte sürdük, birkaç ay. Neslihan tavsiyelerimi titizlikle yerine getirdi. Tartışmalara katıldı, ufuk açıcı sorular sordu.</p><p>“Titizlik ahlakın başlangıcıdır.” İsmet Özel’in sözü müydü? Onca insan bayramlaşmayı unuturken, ihmal ederken, “Ben bayramlaşmıyorum” diye övünürken onun beni aramasına, hiç atlamadan aramasına bir mim koydum. Ve nihayet bu bayram aradığımı buldum. Bayramlaştık, her zaman olduğu gibi sohbetin deminden ikimizin payına da muhafazaya alınmış, muhafazaya alındığı yerde zamanı gümüş izlerle zenginleştirecek bir an düştü. Genişleyen, berraklaşan bir an. Her defasında böyle oluyor, o anlatıyor, ben ona “Bunları yazmalısın” diyorum. Ben anlatıyorum o bana “Hocam, inşallah bunu sizin kaleminizden de okuma imkânı buluruz” diyor.</p><p>Yine öyle oldu. Gelenek bozulmadı.</p><p>“Neslihan,” dedim “her bayram hatırımı sayıyorsun. Hiç atlamıyorsun. Senin de hatırını sayanlar çok olsun. Ben eskiden bayramları yetiştiremezdim. Şimdi ancak birkaç kişi kaldı. Ne vefalısın.”&nbsp;</p><p>Güldü, “Ben vefayı dedemde gördüm, kolayına kendime o sıfatı yakıştıramam, layık göremem” dedi. Dedesinin hikâyesini anlattı.</p><p>Demirci ustası dedesi her bayram bütün çocuklarını, torunlarını toplar, çırağı olduğu ustasının köyüne ziyarete gidermiş. “Ben çocuktum o zamanlar, onca yolu dedemin ustasının elini öpmek için gitmemizden hiç hoşlanmazdım. Şimdi bakıyorum da o yıllardan kulağımda kalan,&nbsp;demire dair ne çok&nbsp;bilgi olduğunu şaşırarak görüyorum.”</p><p>Neslihan anlattıkça anlattı. “Bunları muhakkak yazmalısın” dedim. “Siz yazın hocam” dedi.</p><p>“Ben nasıl yazayım?” dedim.</p><p>Sonra içimde,&nbsp;Neslihan’ın bana anlattıkları üzerinden sahneler belirdi. Muhayyilemde döndükçe döndü sahneler. Oya Baydar’ın ismini ve içeriğini çok sevdiğim bir kitabı var:&nbsp;Yetim Kalacak Küçük Şeyler.</p><p>Sanki Neslihan’ın dedesini, dedesinin ustasını, ustasının merhametli ve mükrim eşini yazmaz isem yetim kalışlarından mesul olacakmışım gibi hissettim.&nbsp;</p><p>Sonunda geçmişin izini yetimlikten kurtardık, Neslihan ile birlikte. Buyurun:</p><p>&nbsp;</p><p><strong>DEDEM VE USTASI.</strong></p><p>Bir Demirci Ustası Fevzi, dik yamaçların, sarp yokuşların hâkim olduğu Belevli köyünden bir yörük. Yörük olduklarını vurguluyorlar, ama dört asır önce yerleşmişler Belevli köyüne.</p><p>Köylünün köyünde olduğu asırlar. Kasabaya bile inmeden geçen zamanlar.</p><p>Elleriyle iş tutup ellerinin yaptığı her şeyi sevmişler. “Ellerine küsmeden yaşayanların” zamanı.&nbsp;</p><p>Demirci ustası adıyla anılacak olan Fevzi, köyün ağasının altı çoğundan biri. Üç erkeğin en küçüğü. Henüz oyun çocuğu çağında sokakta oynarken bir silah sesi duymuş küçük Fevzi. Koşarak evine gitmiş. Evin kapısı kalabalık. Yerde yatan biri. Sadece ayakları görünüyor kalabalığın içinde. Baba imajı hayatı boyunca yerde yatan bu ayaklar olacak kalacak Fevzi’nin zihin dünyasında. Babasını kim neden öldürmüştür? Alacak davası yüzünden çıkan kavgada kör kurşun gelip bulmuş Fevzi’nin babasını. Başkasının kavgası babasını alıp götürmüştür bu dünyadan.</p><p>Babanın ardından gelen yetim günler. Köyün imamı&nbsp;“Çocuklar telef olmasınlar, ilçe merkezinde bir kurs var oraya gönderelim. Başlarında ata yok, zanaat öğrensinler.” demiş, eşinin arkasından kimsesiz kalan kadına. Umudun yolu gösterilmiştir, imam tarafından. Çocukların annesi bu umuda sıkı sıkı tutunur.</p><p>Fevzi halazade ve amcazadeleri ile birlikte Belevi’den Çal’a, Sanat Enstitüsü’ne bağlı iki yıllık meslek edindirme kursuna gider. Temel beceriler edindikten sonra kursiyerler becerilerine göre marangozluk, terzilik, demircilik bölümlerinde eğitim almaya başlarlar.</p><p>Yıl 1950’ler, güçlü kuvvetli Belevili Fevzi demirciliğe seçilir.</p><p>Demircilik taliminden hiç hoşnut kalmamış Fevzi. Kara ellerini göstermiş, kir pas içindeki üstünü başını. “Bu pis bir iş, beni başka bir işe koy.”</p><p>Ustası çırağını demircilikten alâ iş olmadığına ikna etmiş: “Bak terziye, boynu bükülecek, eğilirken sararıp göçecek. Demirci adam öyle mi ya?! Hep çalışacaksın, vücudun dipdiri kalacak, güçlü kuvvatlı olacaksın.”&nbsp;&nbsp;</p><p>Kursun hocası, ailesini İstanbul’da bırakmış, yalnız yaşayan bir adam.</p><p>İlçede zanaat öğrenen kursiyerler ekmeğini ve yakacak odunlarını kendileri tedarik etmek zorunda. Köyden ilçeye eşeklerle gönderiyorlar, yakacak odunları, yiyecekleri yufkaları.</p><p>Nihayet kurs günleri bitiyor, zanaat öğrenme peşinde ilçeye gidenler ellerinde sertifikaları ile köye dönüyor. Köyde ufak tefek işler.</p><p>Günlerden bir gün Denizler’den (Denizli’nin bir ilçesi) bir adam çıka gelir&nbsp;köye. Elleri yabaca, bilekleri kalın. Bir demirci bir demirciyi bileklerinden tanır.</p><p>Orta yaşlarını henüz geçmiş bu adam “Fevzi,” demiş, “seni methettiler, merttir iyi iş yapar dediler. Bana çırak olur musun? Ben bir at arabası ustayım. Gel beraber çalışalım, ben sana sanatımı öğreteyim, sen de benim işimi gör.”</p><p>Yabancı bir adam hiç tanımadığı yeni yetmeyi niye çırak almak ister?&nbsp;</p><p>Yeni yetme çocuk hiç tanımadığı bir adamın peşine düşüp nasıl gider?</p><p>At arabası ustası adamın adı, Cemaleddin.</p><p>Usta ile çırak arasında bağ kuran, köyün imamı Mehmet Hoca. Mehmet Hoca İstanbul’da tahsil görmüş son Osmanlı mollalarından. Denizli’den üç talebe, Mehmet Hoca, Çivril’den Akif Efendi ve Cemaleddin Usta’nın babası Mahmud Efendi. Osmanlı’dan kalan son müderrisler,&nbsp;harf inkılabı devrinin müderrisleri, kitaplarını gömüp bir sarıklarıyla köylerinin yolunu tutmuşlar.&nbsp;</p><p>Köye gelen yabancı, köylü için yabancıdır, Mehmet Hoca için değil.</p><p>Köyden çıkıp ustanın evine böyle varılır. Ustanın beş çocuğu, üç çırağı vardır. Ustanın evinde yenilip içilir, ustanın evinde yatılıp kalkılır.</p><p>Bugünden geriye bakınca anlaşılmasını ne kadar zor. Çırak Fevzi anlatıyor: “Kabak aldım götürdüm Bahriye Ana’nın önüne, canım çektiydi herhalde, bükme (gözleme) etti, yedik.”</p><p>Ustanın karısı Bahriye Ana beş evladının üstüne çırakları da evladı biliyor. Her akşam terden, yağdan kararmış çırakların atletlerini de yıkıyor: “Bir anne gibi baktı bize.&nbsp;Yedirdi içirdi, güldü, güldürdü. Yağlı atletlerimizi bir leğende yıkadı.”</p><p>Bir gün, iki gün değil, aylarca yıkanıyor bu kirli yağlı atletler. İki yıla yakın bir süre Bahriye Annenin bilekleri hem doyurmaya hem yıkayıp paklamaya nasıl dayanıyor?</p><p>Meraklısı için not:</p><p>Başlık çocukluğumuzun “Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım” oyunundan.</p><p>Demirci Fevzi Usta’nın hikâyesine haftaya salı günü devam edeceğiz inşallah.</p>]]></content:encoded>
      <link>https://www.yenisafak.com/yazarlar/fatma-barbarosoglu/ustam-olmus-4830817</link>
      <subcategory>Fatma Barbarosoğlu</subcategory>
      <editor>Haber Merkezi</editor>
      <image>
        <url>https://img.piri.net</url>
      </image>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 04:00:00 GMT+3</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>