Yazarlar 90 yılında "Cumhuriyet"in anlamı

90. yılında "Cumhuriyet"in anlamı

Abdullah Muradoğlu
Abdullah Muradoğlu Gazete Yazarı
1923"ten bugüne tam doksan yıl geçmiş. Benim yaşımda biri için 90 yıl üç kuşak yapıyor. "Cumhuriyet" kurulduğunda dedem yirmili yaşlarındaymış. İki dünya savaşını(1914-1918 ve 1939-1945) gören dedem koca bir imparatorluğun tasfiyesine tanık olmuş. Hiç görmediğim ama adını taşıdığım dedem, Orta Anadolu"nun küçük bir şehrinde, halifeli bir imparatorluktan laik bir cumhuriyete geçişin bütün sancılarını yaşamıştı. "Tek Parti" rejimini (Ebedi Şef ve Milli Şef dönemlerini) atlattıktan sonra 1960"ta vefat eden dedem, galiba,"27 Mayıs" darbesini görmedi. "27 Mayıs" cumhuriyetin ilk askeri darbesiydi ve seçimle gelen bir Başbakan idam edilmişti. "27 Mayıs"tan sonra Türkiye iki darbe(12 Mart ve 12 Eylül), bir postmodern darbe(28 Şubat), ilaveten bir kaç darbe girişimine tanık oldu. Benim payıma düşen tanıklık ise "12 Mart", "12 Eylül" ve diğer darbe girişimleri oldu. "12 Mart" darbesinde küçük bir çocuktum ama 12 Eylül ve "28 Şubat"tan benim yaşımdaki pekçok insan gibi şahsen etkilendim. Cumhuriyetin 90. yılında, gelecek kuşaklarımızın artık darbeleri sadece tarih kitaplarında kalmış puslu yıllar olarak hatırlamalarını umuyorum.

Anadolu"da yaşanan bin yıllık tarih, milletimize belli bir İslami hayat tarzı kazandırdı. Bu bin yıllık tarih içerisinde iki büyük imparatorluk(Selçuklu ve Osmanlı), onlarca "Beylik" ve 90 yıllık bir "Cumhuriyet" var. Milletimiz çok büyük badireler atlatarak bugünlere kadar geldi. Türkiye"nin İslam coğrafyasında büyük bir itibara sahip olmasında hiç kuşkusuz milletimizin sade ve müsamahalı İslami hayat tarzı kadar tarih içerisinde kazandığı "dayanıklılık" büyük rol oynadı. Merhum Prof. Turan Güneş"in 1980"de kaleme aldığı "Araba devrilmeden önce" başlıklı kitabında belirttiği gibi, "Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti"nin Anadolu topraklarında bin yıldan beri oluşan toplumunun mirasçısı olarak insanlarının beraber yaşama iradesinin en yüksek düzeyde olduğu bir birlik teşkil etmektedir". Maalesef, yönetici elitler, cumhuriyetin "Cumhur" ile, yani "Millet" ile ilişkisini, bir ast-üst biçiminde, yanlış yönde yorumlayarak örselediler. Böylece "27 Mayıs"tan 2000"lere kadar, neredeyse her on yılda bir darbenin beklendiği, yanı sıra içerden ve dışardan "vesayet" altında tutulduğu görüntüsü veren tuhaf bir ülke olmuştuk.

Darbeler ve arkasından dayatılan anayasalar millete zorla ayar verildiği bir "Jakoben Cumhuriyet" tasarımının sonucuydu. Yönetici elitler, milleti "ast", kendilerini "üst" olarak gördükleri için siyaseti vesayet altına almışlardı. Meclisin duvarlarına kazılan "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" ibaresindeki "hakimiyet", uygulamada milleti değil, jakoben zihniyetin hakimiyetini yansıtıyordu. Türkiye son on yıldır siyaset üzerindeki vesayeti kaldırma mücadelesi verdi. Bunda başarılı da oldu ama daha çözmemiz gereken pek çok meselemiz var. On yıl önce sokaklarımzda "Ordu göreve" pankartları açılabiliyor idi. Şimdi kimse "darbe" sözü etmiyor, edemiyor. Artık bu ülkede her ne olacak ise, her ne değişecek ise yolu milletten, siyasetten geçiyor. Öte yandan Türkiye"mize dışardan yöneltilen vesayetçi baskılara karşı da dirençli olmamız gerekiyor. Kendi öz gücümüz ile dünya gerçeklikleri arasında dengeli bir ilişki kurarak geleceğe doğru emin adımlarla ilerleyebiliriz. Cumhuriyetin, 90. Yılında idrak etmemiz gereken yegane anlamı budur.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.