Yazarlar Cinsellik tüketiminde tıkanma

Cinsellik tüketiminde tıkanma

Ahmet Taşgetiren
Ahmet Taşgetiren Gazete Yazarı

Beyaz, Reha Muhtar''ın programında "Bir gün evleneceğim ama, bu camiadan değil" diyordu. Benzeri bir sözü, daha sonra, gene bu camia içinde yer alan bir bayan seslendirdi. O da "evlenecekti ama evleneceği insanın bu camiadan olmaması gerekiyor"du.

Bu, ilginç bir paradokstu. "Bu camia" içinde yaşıyorlardı ama o camiadan evlenmeyi, yani çocuklarını büyütecekleri yuvayı bu camiadan seçtikleri eşlerle kurmayı düşünmüyorlardı. Demek ki, erkek bunu söyleyen bayanla, bayan da bunu seslendiren erkekle evlenmeyecekti. Onlar bu camiayı kendi ölçülerine aykırı bulurken, bizzat kendileri "bu camia"dan sayılıp dışlanıyorlardı.

"Bu camia" televole programlarıyla evlere taşınan dünya idi. Mankenlerin, ses sanatçılarının, tiyatrocuların, şovmenlerin, standupçıların, play boyların, playgirl''lerin aktör ve aktrislerin dünyasıydı...

Demek bu dünyanın insanları da, tükettikleri ortamın ötesinde bir dünya arayışı içindeydiler.

Bu arada, bu dünyayı haber ve magazin programları olarak tüketen medyaya, "Kazanova sendromu" yansıdı. Bu, çok ve çeşitli ilişki arayışı idi. Müthiş bir kadın tüketimi söz konusu olmaktaydı. Bu camiayı oluşturan kadınların ve erkeklerin sözümona "aşk trafiği"ni değme muhabirin takip etme imkanı yoktu. Bir kadınla nikahlı, diğerinden nikahsız iki çocuğu olmuş, üçüncüsü ile gönül eğlendiriyor, başkalarını da kıskandırıyor... "Artık bu kadarı fazla değil miydi? Bu, olaya dahil olan kadınlar razı olsa bile kadın milletini aşağılamak anlamına gelmiyor muydu? Tamam serbest ilişki olsundu ama, kadının böylesine metalaştığı bir ortam da iğrendirici olmuyor muydu?" Evet, içerde bile aşırı tüketim mide bulandırmaya başlamıştı. Bir ölçü olmalı değil miydi? Adına "namus" kaygısı denemese bile, ahlaktan söz açılamasa bile, böylesine trafik karmaşası, sonunda bu camia içinde herkese bir "kırmızı nokta" koymuş olmuyor muydu? Ya bu aşk trafiği, sonunda, ısrarla koruma gayreti gösterdiğiniz "nikahlı dünya"nıza uzanırsa... Ya "erkek" olarak kullandığınız, tükettiğiniz ortamı, tıpkı "serbest aşklarınız" gibi nikahlı karılarınız da kullanmaya başlarsa... Ya "Kazanova sendromu"na yakalanmış bunca zıpır, "serbest alan" diye "namuslu kadınlar"ın mahrem dünyasına yönelmeye başlarsa... İşte onun ürküntüsü içinde, bu magazini tüketerek yaşayan medyada "bu kadarı da fazla değil mi?" soruları sorulmaya başlandı...

Ve bu ortama "Lolita" tartışması girdi. Bu, ergenlik çağı kız çocuklarının, cinsel obje haline getirilmesi hadisesiydi. Bu yönde filmler çekilmiş, cinsel boyut yoğun tartışmalara konu olmuştu. Çarpık dünya, 18 yaş sonrası genç kızlığı yeterince tüketmiş, onunla tatmin olmamaya başlamıştı. Pazara küçük yaşların masumiyet ve cinselliği sürülmeliydi. Güzellik yarışmaları bu işin kapısı durumundaydı. Güzellik yarışmaları, ne kadar görgü vs gibi kriterlerden söz etse de, nihai anlamda kadının bedenini derecelendiren bir statüydü. Ve şimdi podyumda, 18 yaşın altı arzı endam edecekti.

Bir tv kanalı tarafından düzenlenen bu yöndeki bir yarışma, ilginçtir, daha önce güzellik yarışmaları düzenlemiş yayın gruplarında bile tepki gördü. Anlaşılan, onlar açısından 18''inden sonra böyle yarışmalar düzenlemenin ve böyle yarışmalara çıkmanın bir mahzuru yoktu, yaş küçülünce "ar damarları" harekete geçmişti. Oysa, oradan başlayan işin buralara gelmesi kaçınılmazdı. Kadını bir cinsel meta olarak tüketmeye başladığınızda, nefsinizin nerede duracağını kestirmeniz mümkün değildi?

Bir haber okumuştum: Uzakdoğu''da fahişelerin yaş seviyesi düştü, gibi bir şeydi. Artık fuhuş yapılan otellerde 12 yaş sonrası fahişe çalıştırmak ilgi görüyormuş. Bölgeye gelen turistler, bu otelleri tercih ediyor, Batılı ülkelerden fahişe siparişi verilecekse, en küçük yaştakiler tercih ediliyormuş... Demek 12''ye göre 13, 13''e göre 14, 14''e göre 15 yaşındaki kadın (çocuk mu demeliydim yoksa?) "yaşlanmış" sayılıyordu..

Daha dün, güzellik kraliçesi yarışmaları düzenleyenler neden "Lolita" yarışmasına karşı çıktılar? Şaşırmadım desem yalan olur. Acaba o yaşta kızları vardı da, podyuma çıkarılanların kişiliğinde kendi çocuklarını mı gördüler? Kıskandılar mı yoksa? Yoksa gerçekten, "bu gidiş gidiş değil, bir kadın pazarı oluşuyor sonunda... kadın iğrenç biçimde istismar ediliyor. Ülke çocuklarının önüne, başarının, yıldızlaşmanın şartı olarak bedeni sergilemekten başka yol konmuyor... çocukların böylesine cinsel anafor içine atılması felaketle sonuçlanacak. Bir gün herkes kendisini ve çocuklarını bu yangının içinde bulur. Yapılan köle ticaretinden farksız bir şey. Beyaz kadın pazarlamasına zemin hazırlamak... Bir ölçü olmalı. Bir sorumluluk çizgisi olmalı...Hiç olmazsa çocuklar korunmalı bu anafordan..." gibi bir iç muhasebenin ürünü mü?

Baştan beri örneklediğimiz hadiseler, insanımızın derin bir kafa karışıklığı yaşadığını gösteriyor. Bir yandan hiçbir meşruiyyet sınırı bulunmayan cinselliği tüketiyor, bir yandan da, işin sonunda kendisini, eşini, ailesini, çocuklarını, vuracak bir silaha dönüşebileceği kaygısını taşıyor. Bir ayağı çamurun içinde, kafası çamursuz bir dünya düşlüyor.

Allah''ın Elçisi Hazreti Muhammed (s.a.), cinsel tutkularına mağlup olmaktan şikayet eden birisine "Aynı şeylerin senin annene, kız kardeşine, eşine yapılmasını ister miydin?" diye sormuştu... Bu aslında, insanın cinsellik boyutunda muhasebesini sıklıkla unuttuğu bir konuydu.

Şu anda dünya, bu alanda gerçekten bir zihni keşmekeşin içinde... Alvin Tofler, Üçüncü Dalga''da, bizden çok daha derin sarsılışların yaşandığı Amerika''da, bu cinsel anaforun aile içinde çok trajik hadiselere sebebiyet verdiğini yazar. Karısı, metresi, âşığı, çocukları vs... yanyana getiren bir utanmazlığın varıp dayanacağı nokta başka ne olabilir?

Acaba bu tartışmalardan gene de bir umut üretip, cinsel pörsümenin dibe vurduğu noktada insanoğlunun yeniden fıtri yönelişlere dönmesinin bekleneceğini söyleyebilir miyiz?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.