Yazarlar Simgesel başörtüsüzlük

Simgesel başörtüsüzlük

Ahmet Taşgetiren
Ahmet Taşgetiren Gazete Yazarı

Din Öğretimi Genel Müdürü Prof. Dr. Mualla Selçuk, 28 Şubat 1997''den beri devam eden sürecin uzantısı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu''na seçilen "ilk kadın üye." Ankara Üniv. İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Selçuk''un diğer vasfı, normal hayatında "başörtüsü takmıyor oluşu..."

Prof. Dr. Selçuk, kişiliğinde bir ilk''e daha imza atarak, Kurul''un önceki günkü toplantısına başlanırken gerçekleşen Kur''an tilâveti sırasında, "başına örtü almadı."

Olay, Hürriyet gazetesinde "Kadın üyeden başı açık dua" şeklinde manşet oldu. Gazete, spotlarda da olayı "radikal başlangıç" olarak niteledi. (Merak ediyorum, acaba Ertuğrul Özkök''ün eşi, diyelim Mevlânâ''nın türbesini ziyarette başına bir örtü almamakta mıdır?)

Anlaşılacağı gibi olay, herhangi bir bayanın kişisel hayatında "başını örtmemesi"nden ibaret bir "kişisel tercih" değil.

Başörtüsüne karşı bir "simgesel tavır" söz konusu.

Prof. Selçuk, bu simgesel tavrın taşıyıcısı rolünü oynuyor. Hürriyet de hadiseyi "simgesel" niteliği içinde gördüğü için manşetine alıyor ve "radikal başlangıç" diye niteliyor.

Olay, bir yerde "kişisel tavır" olarak bile yadırganıp, Din Öğretimi Genel Müdürü''nün, bir kamu görevlisi olarak, bir "halk geleneği"ne bile itibar etmemesi açısından eleştirilebilir. Bu ülkede din konusunda en sınırlı bilgiye sahip bayanlar bile, (normal hayatlarında tesettüre uymasalar dahi hiç kuşkusuz Kur''an''daki tesettür emrinin bir uzantısı olarak) Kur''an okunurken, bir türbeyi ziyaret ederken, Kâbe''yi tavaf ederken, kabir ziyaretlerinde bulunurken, saygı çerçevesinde başlarına, "simgesel" bir örtü alırlardı. Demek ki Sayın Selçuk, gene "simgesel" çerçevede başına örtü almamayı tercih ediyor. Bu da kendisinin halkın değerlerine saygı boyutunu ortaya koyuyor.

Bu geleneksel saygıyı bile göstermemesi, Sayın Selçuk''a yüklenen misyonla ilgili olmalı.

Misyon ne?

Din İşleri Yüksek Kurulu''nu köşeye sıkıştırmak...

Bu göreve getirilirken, ona bu misyonun yüklendiği düşünülebilir. Çünkü Din İşleri Yüksek Kurulu''nun "başörtüsü"nün Kur''an kaynaklı bir sorumluluk olduğuna dair çok net bir kararı var. Bu karar, öğrenciler ve kamu görevlileri tarafından, "başörtüsünün dini görev niteliği" hakkında açık bir delil olarak sunuldu.

O zaman ortaya bir çelişki çıktı. Kurul''un "başörtüsü dini bir görev" şeklindeki kararı bir yanda, Anayasa Mahkemesi''nin "başörtüsü özgürlüğü laikliğe aykırı" şeklindeki kararı öte yanda duruyordu. İkisi de devlet kurumuydu ve birisi din adına hüküm bildiriyordu, diğeri laiklik adına... Hangisi bağlayıcı olacaktı?

28 Şubat sürecinin gündeminde, Diyanet İşleri Başkanlığı''nı tanzim işi de vardı. Diyanet İşleri Başkanlığı, dini kurumları zaptu rapta alma dışında laik eksenli bir din yorumu da gerçekleştirmeliydi. Hele Din İşleri Yüksek Kurulu''ndan süreci zorlayacak biçimde "aykırı fetva"lar verilmemeliydi. MGK Genel Sekreterliği, tüm devlet kurumlarında olduğu gibi Diyanet üzerinde de etkili oldu.

Prof. Dr. Mualla Selçuk''un son "simgesel" davranışı, onun Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğinin, Kurul''un başörtüsü ile ilgili kararının değiştirilmesi yolunda atılmış bir adım olma ihtimalini akla getiriyor. Dolayısıyla, Din İşleri Yüksek Kurulu bir süre sonra başörtüsü konusunda ictihad yenilerse(!) şaşırmamak gerekiyor.

Bu olaydan yola çıkarak 28 Şubat mantığının bir "sürek avı" zihniyetiyle devam ettirildiğine dikkat çekmek gerekiyor.

Üstelik özellikle "başörtüsü" alanında bu sürek avının "gelenekler"i bile çiğneyip geçecek bir fütursuzluk içinde seyrettiği görülüyor.

Kur''an okunurken bile başörtmeme meydan okuyuculuğu...

Bayrak töreninde İstiklâl Marşı okunurken, öğrenci velilerine bile başlarını açtırma, ya da öğrenci velilerini tören alanından çıkartma pervasızlığı...

Bir yanda, ekonomik program için halk desteği arayışı, diğer yanda halkın duyguları üzerinde hoyratça gezinme ölçüsüzlüğü...

Burada, ihmal edilemez bir sistem körlüğü var. 28 Şubat''la başlayan sürecin ciddî bir sistem körlüğü noktasında gelip dayandığını, sistem analistlerinin görmesi zamanı gelmiştir.

Son olarak, şunu da söylemek gerekir ki, bu misyonu Sayın Selçuk''a taşıtmak, bizatihî ona haksızlık gibi görünmektedir. Hürriyet''teki fotoğrafını gördüm, iki eliyle diz üstüne doğru sıyrılan eteğini iki yandan bastırmaya çalışıyor görünüyordu. Anlaşılıyor ki fotoğrafçılara yanlış bir görüntü içinde yakalanmama arzusundaydı...

Bilmem "başörtüsüzlüğü"nun manşete çıkacağını biliyor muydu? Böylesine "simgeselleşmek" istiyor muydu? Bizce bu noktaya gelişi, "Din öğretimi" alanındaki "yenilik arayışları"nı da gölgeleyecektir. Sayın Selçuk hesabına üzülmemek elde değil.

Üzüntü verici bir başka gelişme ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı''nın, dün yapılan 39. kuruluş yıldönümü toplantısında, bilinen çizgide başörtüsü yasağını vurgulama gereği duymasıdır. Başkan''ın konuşmasına, "çağdaş özgürlük açılımları"nın gereğini vurgulayarak başlayıp, "özgürlük kısıtlamalarının demokrasiye aykırı olmaması ve temel hakların kullanımını engellememesi" gerektiğini vurguladıktan sonra, konuşmasını binlerce öğrencinin eğitim özgürlüğünün yokedilmesi ile sonuçlanan "başörtüsü yasağı"nı vurgulayarak bitirmesi, tam bir talihsizlik olmuştur. Bu, toplumsal barışı özendiren değil, çatışmacı çizgiyi derinleştiren bir tavırdır. Türkiye, er geç bu konuda ciddi bir özeleştiri yapacaktır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.