Yazarlar Kamu tasarrufu ve etkinliği

Kamu tasarrufu ve etkinliği

Ahmet Ulusoy
Ahmet Ulusoy Gazete Yazarı

Türkiye’de kaynakların (milli gelirin) önemli bir kısmını devlet kullanıyor. Devlet adına kullanımı yönlendiren ise siyasiler.

Dolayısıyla hem siyasilerin (özellikle bakanların) kullandığı kaynak miktarını azaltan, hem de etkin (verimli) kullanıma zorlayan bir sistemi (yapıyı) kurmadıktan sonra tasarruf ve etkinlik adına alacağınız kararlar boşa çıkabilir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ahmet Ulusoy : Kamu tasarrufu ve etkinliği
Haber Merkezi 24 Ağustos 2018, Cuma Yeni Şafak
Kamu tasarrufu ve etkinliği yazısının sesli anlatımı ve tüm Ahmet Ulusoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Yeni maliye bakanının kamu kaynağı kullanımında tasarrufa ve etkinliğe gidileceği beyanını bu bağlamda irdelemek gerekir.

*

Devlet denilen örgüt, en basit şekliyle, toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan en gelişmiş teşkilatlanma şekli.

Nedir Ortak (toplumsal) ihtiyaçlar?

Adalet, Savunma, İç Güvenlik, Bürokrasi v.s. Bu tür hizmetler maliye literatüründe tam kamusal mal olarak adlandırılır.

Tam kamusal mallar piyasada üretilmediğinden devlet denilen örgüt tarafından üretilir. Yani piyasadan ülkeyi dış tehdide karşı koruyacak bir savunma hizmeti satın alamazsınız.

*

Yine bazı malları hem piyasa hem de devlet üretebilir. Fakat bu tür malların dışsallıkları olduğundan piyasa tarafından yeterli düzeyde üretilemeyeceği endişesiyle devletin devreye girmesi gerekir. Dışsallıktan mal ve hizmetten doğrudan yararlanmayan 3. kişilere fayda sağlanması anlaşılmaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetlerinde olduğu gibi.

Eğitim gören kişi ilk planda kendine bir meslek bulma (yüksek ücret alma) şeklinde katkı sağlayabilir. Fakat mesleğini icra ederken toplumun diğer bireylerine de fayda sağlar. İşte buna dışsallık diyoruz.

O nedenle yarı kamusal mal dediğimiz eğitim ve sağlık gibi hizmetlerin üretilmesinde devletin daha eğitilmiş ve sağlıklı bir toplum oluşturabilme adına devreye girmesi gerekiyor.

*

Bir diğer mal çeşidi ise piyasanın üretilebileceği pür özel mallardır. Özelleştirme olgusu burada devreye giriyor.

Devlet, özel sektörün üretebileceği malları üretmesin, devletin bu tür kuruluşları varsa özel sektöre satsın (özelleştirsin) deniliyor. Çimento, kumaş, şeker, çay, tütün, demir-çelik fabrikaları v.s. özel sektöre devredilsin.

Bu düşüncenin altında özel sektörün daha kaliteli, verimli, ucuz üreteceği öngörüsü var. Piyasadaki rekabet olgusu kalite, fiyat, mal çeşitlemesi, tüketici tatmini noktasında yeni ufuklar açacaktır fikri hakim. Yani, rekabetçi piyasalarda kaynaklar piyasa mekanizması sayesinde pareto etkinlik içinde dağıtılacaktır.

Buna karşılık, Tekellerin özelleştirilmesi özel sektör tekeli oluşturacağı için sakıncalı. Örneğin, elektrik dağıtımının özelleştirilmesi sonrasında tüketiciler ciddi sorunlar yaşamakta ve muhatap bulamamaktalar.

Türkiye’de bazı özelleştirme uygulamaları sonrasında yaşanan sorunlar nedeniyle ciddi bir özelleştirme karşıtı kamuoyu oluştuğunu da belirtelim.

*

Türkiye gibi demokratik sistemlerde siyasiler halk adına karar vermek için parlamentoya seçilirler. Halk, parti programlarını-söylemlerini analiz ederek kendi beklentilerine uygun eğilimde olan siyasileri seçer.

Seçilen siyasiler ise seçmenlerin öncelikli toplumsal (ortak) ihtiyaçlarının karşılanması için gayret gösterirler (teorik olarak).

Kamu kaynaklarının etkin kullanımı için, modern demokrasilerin işleyişini güçlendiren içsel dinamikleri Türkiye’deki sistemin yapısına monte etmek gerekir öncelikle.

Halk katılımını sağlayan ve halkın isteklerinin bütün kamusal hizmet kararlarında dikkate alan bir yapı (seçilmişlerin bilinci) tesis edilmeli.

Diğer yandan halkın, demokratik denetim hakkının olduğu, ödediği her kuruş verginin hesabını sorabileceği, en üst düzeyden en alt düzeye kadar bütün kamu görevlilerinin kendine hizmet etmek için istihdam edildiği bilincine varması (seçmen bilinci) gerekiyor.

Yani yüksek demokrasi standardı yakalamanın koşulu, kalifiye (eğitilmiş) insanın ağırlıkta olduğu bir millet oluşturmaktan geçiyor.

*

Siyasilerin (tabii ki bürokratların da) hareket alanı kısıtlanmalı (kesin çizgilerle tanımlanmalı), kaynak kullanım mekanizmaları yozlaşmalara fırsat vermeyecek ve toplumsal hizmet talebiyle örtüşmeyi zorlayacak şekilde sistematize edilmeli.

Yasalarla, kurallarla ve toplumsal denetimle-tepkiyle siyasetin bir özveri-hizmet yeri olduğu imajı yerleştirilmeli.

Ancak bu sayede kamunun kaynak kullanımında tasarruf, yerindelik ve etkinlik sürdürülebilir bir temele oturtulabilir. Yoksa, bütçe gelir gider dengesi sadece rakamsal bir anlam ifade eder; kamu tasarrufu, etkinliği ve hizmet kalitesinden bahsedilemez.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.