Yazarlar Üniversite sanayi kopukluğu

Üniversite sanayi kopukluğu

Ahmet Ulusoy
Ahmet Ulusoy Gazete Yazarı

Üniversite-sanayi işbirliği zaman zaman gündeme getirilen çok önemli bir konudur.

Her defasında üst düzey yöneticiler işbirliğini en üst düzeye çıkaracakları yönünde kamuoyunu tatmine yönelik mesajlar verirler.

Fakat idealize edilen işbirliği uygulamada bir türlü gerçekleşmez.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ahmet Ulusoy : Üniversite sanayi kopukluğu
Haber Merkezi 04 Temmuz 2018, Çarşamba Yeni Şafak
Üniversite sanayi kopukluğu yazısının sesli anlatımı ve tüm Ahmet Ulusoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

**

Dünya’daki üniversitelerin akademik sıralamasına (AR-WU) göre ilk 500’e giren sadece 1 üniversiteye sahibiz (ilk 500’de ABD’nin 146, Çin’in 44, Almanya’nın 39, İngiltere’nin 38 ve Japonya’nın 19 üniversitesi var).

Yine piyasa değerine göre ilk 500’e giren bir firmamız bile yok (ABD 209 firmayla birinci, onu 37 firmayla Çin, 35 firmayla Japonya ve 32 firmayla İngiltere takip ediyor).

Gelişmiş ülkelerin ilk 500’de çok sayıda üniversitesi ve bununla bağlantılı marka değeri olan firmaları var.

Yani üniversiteleri ve sanayileri gelişmiş ülkeler bunu yapılan işbirliğine borçlular.

Ülkemizde bu ilişkinin kurulamaması, dünya çapında bir marka-firma ve üniversiteye sahip olmayışımızın çok açık yansıması.

**

Piyasayla üniversiteler arasında ciddi kopukluk söz konusu. Bunun en önemli nedeni eğitim sistemindeki yanlış yapılanmadır.

Yani üniversiteler öğrencilere okulu bitirmeden aldığı teorik derslerin piyasada uygulamasını yapacak bir sistemi inşa edememiştir.

Burada üniversite yönetimleri yanında işadamı ve sanayicilerin (piyasa aktörleri) de ciddi sorumluluk taşıdıklarını söyleyelim.

Öncelikle ülkenin geleceğini teslim edeceğimiz öğrencilere işyerlerini açmalılar.

Yine, devletin sadece iş dünyasının inisiyatifine bırakmadan, mevzuatla işletme büyüklüğüne göre stajyer öğrenci çalıştırma zorunluluğu getirmesi lazım.

Tabii ki, yapılan stajların niteliğini artırmak lazım.

**

Piyasayla uyumlu kalifiye elemanın yetiştirilmemesinde üniversite-sanayi kopukluğunun başlıca etken olduğunu anlamak gerekir.

Bunun için belirli dönemlerde işadamlarıyla üniversite yöneticileri bir araya gelmeli, öğrencilerin hangi alanlarda yetersiz oldukları tartışılarak eğitimleri bu açığı giderecek şekilde güncellenmeli.

Yine zaman zaman iş adamlarının derslere girmesi ve tecrübelerini aktarması öğrencileri girişimciliğe, araştırma yapmaya ve piyasada çalışma fikrine alıştıracaktır.

**

Olayın bir diğer yönü de sanayi üretiminde kalitenin ve verimliliğin artmasına bu işbirliğinin sağlayacağı katkıdır. Burada kısaca AR-GE dediğimiz araştırma geliştirme faaliyetleri devreye girmektedir.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri gibi bir takım kurumlar vasıtasıyla üniversite potansiyelini kullanarak yeni teknolojiler üretilmesi teşvik edilmektedir.

Gelinen noktada ileri teknoloji içeren, ciddi düzeyde ekonomik karşılık bulan bir ürün geliştirilememiştir.

Özel sektör de bu tür işbirliğine çok sıcak bakmamakta, Ar-Ge harcamalarını kayıp olarak görmekte, bu nedenle de inovatif, nitelikli ve rekabet gücünü artıracak bir ürüne sahip olamamaktadır.

Bu nedenle teknolojik ürün ithal edilerek üretim yapılmaktadır.

**

Burada üniversitelere yaptırılacak araştırma projelerinin çok önemli olduğunu belirtelim.

Üniversite hocalarının mesai dışında piyasada çalışmalarını (danışmanlık) teşvik etmek, piyasaya yaptığı işlerden alacağı ücretten döner sermaye kesintisi yapmamak lazım.

Piyasaya entegre olan bir öğretim üyesi teorik bilgileriyle pratiği birleştirerek doğrudan piyasayı bilen (piyasanın ihtiyaç duyduğu vasıfta) öğrencilerin yetişmesine de büyük katkı sağlayacaktır.

Stanford Üniversitesi kaynağından beslenen Silikon Vadisi’nde Stanford çalışanları ve mezunları 39900 şirket kurmuş, şirketlerde 5,4 milyon kişi çalışmakta ve 2,7 trilyon dolarlık ciro yapılmaktadır.

Bu muazzam gelişmelerin arkasında ana oyuncu olan üniversitelerin üretken bir zekaya sahip mezunlar vermesi yatmaktadır.

**

Üniversitelerimizi işsizlik fabrikaları konumundan beşeri sermaye stokuna ve sanayiye (ülke teknolojisine) ivme kazandıran bir yapıya dönüştürmek lazım.

Üniversite sanayi işbirliğinde anahtar rol üstlenen üniversitelerdir.

Bunun için de koltuğu ısıtan (koltuktan güç devşiren) değil; memleket derdi olan, gençliğe, sanayiye, bölgeye, ülkeye güç veren, çevresini zenginleştiren üniversiteler inşa edecek rektörlere ihtiyaç vardır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.